Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.10-MASKENİN ARDINDAKİ

 



“Aynaya baktığında gözlerini görüyorsun ama aslında

 sadece maskene bakıyorsun.

Maskenin yarısı kırık yarısı kusursuz. 

Küçük kızım aç gözlerini, düşür maskeni.

Bul piramitin derinliklerindekini…”


Princess of Persia - Faolan

La petite fille de lamer-Vangelis

Cigarettes out the Window- TV Girl  


Bu bölümde geçen bütün bilgiler tamamen şahsıma aittir.

İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım 🫶🏻




Ruhumun derinliklerinde bana işkence çektiren bir sızı var. Bu sızı çok uzun zamandır benimleydi sadece bazı zamanlar köşesine siniyor tekrardan daha ağır bir şekilde sızlayacağı zamanı bekliyordu. Bu sızı kendini ilk o gittiğinde göstermişti. İkinci sızı Ar’ın gittiği gündü, bir sonraki babam sürgün edildiğindeydi, bir sonraki annemin elimi tutarak ölmesiydi, bir sonraki kardeşimin elinde kanlı bıçakla eve gelmesiydi, daha sonra yine kardeşimin sağ olmama ihtimaliydi bu sızının sebebi. Şimde ise bu sızının sebebi daha farklıydı. 


Bu sefer bu sızının sebebi ihanetti, düşmanım olduğunu kendime ezberlettiğim adama karşı, sadece ona da değil onun bütün ailesine karşı edeceğim ihanetti ve şimdi ise o ihanet bana nefesimden bile yakındı.


“Sonunda tanışabildik Milena Marad,” dedi aynadan bana gözünü bile kırpmayarak bakan maskeli adam. Maskenin göz kısmında ise gözlükleri olduğu için gözlerini dahi göremiyordum ve emindim ki sesi de kendisi gibi gerçek sesi değildi. Oda sadece birilerine hizmet edip parayla çalışan bir kuklaydı. 


“Kısa tutalım,” dedim şeftali tonlarındaki ruju dudaklarımda gezdirirken. Buraya gelmeden önce bana buranın adresini verip bugün burada olacağımız söylemişti. Bunu nereden öğrendiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama yine de Mortis söyleyene kadar bilmiyormuş gibi yapmıştım. 


“Halbuki konuşmayı sevdiğini sanıyordum,” sesindeki değişikliğe rağmen keyfili olduğu çok belli oluyordu. 


Kendimi dizginlemeye çalışarak derin bir nefes aldım “Ne öğrenmek istiyor sahibin?” 


“Sen neler öğrendin?”


Aynadan kendi yeşil gözlerime baktığımda ilk günahımı işledim “Gümüş Tilki kartı bizde ama arkasında yazan bir ilacı arıyorduk ama bulduğumuz şey ilaç değil zehirmiş,” her kelime ağzımda acı bir tat bırakıyordu. “Buraya zehri ilaca döndürebilir miyiz diye öğrenmeye geldik,” 


“Başka?”


“Ne sanıyorsunuz acaba!” dedim dişlerimin arasında konuşurken. “Daha ekibin içine gireli sadece iki ay oldu iki ayda bütün her şeyi öğrenmemi beklemiyorsunuz herhalde!”


“Ekip hakkında bilgiler edindin mi? Zayıf noktaları neler? Ve bir sonraki hedefleri neresi?” beni duymazlıktan gelerek sorularını sorması kanımın alevlenmesine sebep oldu. 


“Bilmiyorum, onlarla henüz o kadar yakın bir bağ kurmadım.” yalan “ Zaten bana güvenmiyorlar ve hiçbir şeyi beni yanımda konuşmuyorlar. Operasyonlardan bile son anda haberim oluyor,” 


Bir adım daha bana yaklaştığında “Bir adım daha yaklaşırsan kimin köpeği olduğunu umursamadan yüzüne yumruğu yersin ve inan asla blöf geçmiyorum,” dedim tuğla gibi sert bir sesle. Adımları olduğu yerde dururken bu durumdan keyif aldığını az çok anlayabiliyordum ancak birkaç saniye daha durduktan sonra iyice dibime girdi. Nefesi enseme çarparken dişlerimi sıkmak zorunda kaldım. 


“Sen beni tehdit edecek bir konumda değilsin Milena ve unutma bize ne kadar çok şey getirirsen kardeşin o kadar güvende olur, tabiki saklambaç oynadığın o çocuklarda,” 


“Sen…”


“Sandığından daha uzun ellerim var Milena. Unutma herşey senin elinde, onların güvenli olması da toprağın içine girmesi de,,” dediğinde ters bir hareket yapmamam gerektiğini biliyordum, sadece geri çekilmesini bekleyip sonra da Haris’in yanına dönmeliydim ama bunu yapamadım. İçimdeki öfke daha da artarken kafamı geriye attım arkamdaki adam acıyla inleyip geri çekilirken rujumu çantama koydum.


“Seni de hakimini de, seçimlerini de sikerim! Benim size ihtiyacım olduğu kadar sizin de bana ihtiyacınız var bu yüzden sakın bir daha beni tehdit etmeye kalkma!” hiç vakit kaybetmeden lavabodan çıktığımda hızlı adımlarla Mortis'in yanına döndüm. 


Alev gibi bakışları üzerimde dururken tam karşısında durdum, o an etrafın loş olmasına şükür ettim çünkü eğer surat ifadem biraz bile sekteye uğramış olsaydı bunu kesinlikle fark ederdi.


“Gidelim mi?” dedim az öncekinin aksine sakin bir sesle. 


Bir şey söyleyecek gibi oldu ancak sonrasında bundan vazgeçip elini sırtıma yerleştirdi ve ilerlemem için sırtımdan hafif destek verdi. Onun yönlendirmesiyle ilerlemeye başladığımda dar merdivenlerden aşağı indik “Bu piramitlerin içinin hiç böyle olduğunu düşünmemiştim.” diye mırıldandım. 


“O zaman daha şaşıracağın bir sürü şey olacak,” en sonunda geniş ama alçak bir kapının önüne durduğumuzda Haris benim için kapıyı açtı önden ben girerken hemen arkamda ise o vardı. Bizim içeri girmemi ile beraber koltukta oturan adam ayağı kalktı. 


“Mortis görüşmeyli hala suratsızsın,” dediğinde yanına daha çok yaklaştığımız için yüzünü daha iyi seçebilmiştim ve ilk dikkatimi çeken şey yüzünün sol tarafında olan derin izi kalmış çizik şeklindeki yaralardı. Göz rengini oda loş ışıklı olduğu için seçemiyordum ama boyu oldukça uzundu. 


“Sende mizahından hiçbir şey kaybetmemişsin Ivan,” derken kollarını Ivan dediği adama doladı. Geriye çekildikten sonra Ivan bana döndü ve elini bana uzattı 


“Ve sen?” diye sordu. Hafif bir aksanı olsa da güzel bir türkçesi vardı


Elini sıkıp “Milena,” dedim. Elimi geri çektiğimde Mortis'e döndüm “Hayret bu sefer benden bahsetmemişsin. Malum ekibe girdiğimde herkes zaten beni tanıyordu,” ben koltuğa rahat bir şekilde oturduğumda Ivan’da keyiflenmiş görünüyordu. 


“Sevdim bu kızı,” dediğinde oda tam karşımdaki koltuğa oturdu. “Aslında seni tanıyorum, zaten tanımamak için kör olmam lazımdı. Her yerde boy boy kırmızı bülten afişleri var,” 


Mortis’de yanıma oturduğunda omuz silktim “Ne yapabilirim asla kurallara uymuyorum,” dedim alayla. Bunun benim canımı yaktığını kimseye göstermemeye yemin etmiştim. “Eee Mortis beni buraya hasretimden yataklara düştüğün için çağırmadın herhalde, dökül bakalım.” 


Mortis kendine bir içki doldurduktan sonra büyük bir yudum aldı ve geriye yaslandı “Yardıma ihtiyacım var. Bir zehri şifaya dönüştürmemiz lazım,” diye açıklamada bulundu. “Asteron daha önce hiç duymuş muydun?”


“Belki,” diyen sesi düşünceliydi.


“Çok güçlü bir zehir insanın aklını oynatacak kadar tehlikeli bir zehir ve onu şifaya dönüştürmemiz lazım,” 


“Bir zehiri panzehire çevirmek için önce içindekileri bilmemiz lazım. İçinde ne olduğunu bilmeden sana yardım edemem, ayrıca oğlum ben ölülere bakıyorum benim bu konuyla alakam ne?”


Mortis'in cevabı oldukça netti  “Arkadaşım olman,” 


“Maalesef.”


“Peki mesleğin ne?” diye sordum araya girerek. 


“Adlı Tıp Uzmanı,” dediğinde şaşırdım çünkü öyle bir vibe vermiyordu onu ilk gördüğümde iş adamı olduğunu falan sanmıştım. Aynen Milena yüzündeki o izi de yatırımcıları yaptı.


“Rusya’da durumlar nasıl?” diye sordu Mortis ve bunu öylesine sormadığını biliyordum.


“Buradan daha iyi,”  cevapları kısa ve netti. 


Bakışları bana döndüğünde istemsizce gerildim “Peki bundan sonra sen ne yapmayı düşünüyorsun? Sonsuza kadar bu lavuğun yanında mı durmayı düşünüyorsun? Seviyor musun onu?” her biri soruyu diğerinden daha beterdi.


“Hayır!” diye cevap verdim hızla. “Mortis'i sevmem imkansız o fazla sinir bozucu ayırca böyle şeylere vakit ayıramayacak kadar boka batmış durumdayım ve anlaşmamız bittiğinde yollarımız ayrılacak.” kelimeler ağzımdan çıkarken ona bakmıyordum sadece karşımdaki adama bakıyordum. “O zamana kadar ise her zamanki gibi savaşacağım,” 


“O zaman kesinlikle doğru seçimi yapmışsın Mortis,” dedi Ivan. “Kalpsiz bir kadın bulmuşsun tam senin için lazım olan kişi,”


Kalpsiz bir kadın.


Tam cevap vereceğim sırada onun sesi araya girdi “Kesinlikle bana lazım olan kişi, kalpsiz, ruhsuz bir kadın,” dediğinde içimde nedenini bilmediğim bir öfke oluştu. 


“Umarım hala burada olduğumu biliyorsunuzdur, söylediklerinizi duyabiliyorum ve bundan memnun değilim,” sesim bir kaya gibi sertti. Göğsüm sesimin aksine hızla inip kalkıyordu, içimdeki öfke gittikçe harlanıyordu sanki. Ivan oturduğu yerden kalktığında Mortis'e döndü “Bir kaç gün daha burdayım zehirin içindekileri öğrenebilirsem o zaman bir çözüm bulmaya çalışırım,” 


Mortis başını sallarken “Eyvallah,” dedi. 


Ivan bir şey söylemeden odadan çıktığında odada sadece ikimiz kalmıştık. Mortis şişenin dibini görene kadar içti ben ise bakışlarımı inatla ona değil karşımda diktim. Kalpsiz ve ruhsuz bir kadın. Oysa ne kadar yanıldıklarını bilmiyorlardı, bir kalbim vardı lakin kapısı sadece sevdiklerine açılmıştı. Bir ruhum vardı sadece onu bir tek kendime göstermiştim. Kimseye göstermiyorum, kimseye açmıyorum diye bu beni kalpsiz, ruhsuz bir kadın mı yapardı? 


Erkekler için kendinden asla şüphe etme.


Oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru ilerlediğimde arkadan Haris’in buzdan dağ gibi olan soğuk sesini duydum “Nereye gidiyorsun?” sorusunu duymazlıktan gelirken kapıyı açtım ve odadan çıktım. Geldiğimiz yönden geriye doğru yürüdüğümde arkamdan seslendiğini duydum ama dönüp bakmadım. Onun yüzünü dahi görmek istemiyordum onun ağzına bir yumruk geçirmediğim için pişmandım. 


Piramitin dışına çıktığımda nereye olduğunu bilmediğim bir yere doğru yürümeye başladım. Bir adım daha atıyordum ki kolumu tutan güçlü el durmama sebep oldu “Nereye gidiyorsun!” diyen sesi yüksekti. 


Kolumu tuttuğu için ona dönmek zorunda kalmıştım “Bana sesini yükseltme!” dedim ama şimdi bende onun gibi yüksek sesle konuşuyordum.


“Yükseltmiyorum!” dediğinde artık bağırıyordu. 


“Bağırma bana!”


“Bağırmıyorum zaten!” artık daha çok bağırıyordu. 


“Siktir git Mortis!” derken kolumu ondan kurtarmaya çalıştım. Kolumu tutuşu daha da sıkılaştı ama canımı yakmadı “Hemen kolumu bırak!” dedim dişlerimin arasında “Eve gitmek istiyorum.”


“Ev?” dedi sorar gibi alayla. Söyleyeceği şeyi tahmin ettiğimde hiç durmadım, elim havalandı ve sert bir şekilde yanağına indi. Avucumun içi acırken sinirden bütün vücudumun titremesine engel olamadım. Kolumu onun tutuşundan kurtardığımda “Bir kere,” dedim titreyen sesimi umursamadan. “Bir kere şaşırt beni Mortis, bir kere şerefsiz bir adam olmadığını düşünmeme sebep ol,” her seferinde beni zaaflarımdan vuramazdı, buna hakkı yoktu. 


Arabaya doğru ilerlediğimde onunla daha fazla konuşmadım, bu saatten sonra daha fazla o evin içinde kalmak istemiyordum. Gururumu ayaklarımın altına alamazdım, bir erkek için bunu asla yapmazdım. Arabanın kapısı sert bir şekilde açıldığında aynı sinirle Mortis şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında arabayı adeta deli gibi sürmeye başladı. “Arabayı düzgün kullan,” dedim sesimdeki gardı indirmeden. Beni dinlemeyip ani bir dönüş yaptığında kapının koluna tutunarak savrulmayı engelledim. “Ne oluyor!” dedim yüksek sesle. “Sırf seni sevmeyeceğimi söylediğim için mi bu sinrinin? Ne oldu egon mu zedelendi! O kadar aşağılık kompleksine girdin ki beni de küçük düşürmek istedin ve şimdi de bizi ölüme götüreceksin!” sesim gittikçe yükseliyor ama o hiç tepki vermiyordu. “Durdur şu arabayı ineceğim, kendini istersen git uçurumdan at ama ben yaşamak istiyorum.” 


Araba birden fren yaptığında öne savruldum ve son anda elimi kaputunun üzerine koydum. Yangın bakışlarım ona döndüğünde onunkilerin karşıda olduğunu gördüm. “Öyle demek istemedim,” diyen sesini duymamla bakışlarım durgunlaştı. “Sana ruhsuz, kalpsiz demek istemedim. Dedim ama bunu inanarak söylemedim, kırılmanı istemedim.”


“Söylemek istemedin ama söyledin,”  


“Seni kırdım, özür dilerim kırmak istemedim,” kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. Onun buz mavisi bakışları hala karşıdaydı. 


“Sen beni kıramazsın Mortis, sen beni sözlerinle kırabilecek birisi değilsin.” sözlerim yalandı, kırılmıştım sadece kırıklarımı saklamayı iyi biliyordum. “Bundan sonra da senin evinde kalmayacağım, kendime kalacak bir yer bulurum,” dediğimde hızla bana döndü.


“Bu tehlikeyi göze alamam. Gözümün önünde durman lazım her yerde aranıyorsun,” dedi sakin ama net bir sesle.


“Neden ben?” diye sordum kısık bir sesle. “Neden bir başkası değil de ben? Neden o değilde ben? Sana ne gibi bir faydam olacak?”


“Çünkü Milena yaşamayı seviyorsun. Yaşa diye sen yaşa diye,” 


Kafamı iki yana salladım “Öyle olmadığını biliyorum, bana cevaplar vermen gerek.”


“Herşey seninle alakalı değil ama sen herşeyin başı sensin Milena sen anahtarsın, sen bir hazinesin değerlisin ve bir kral her zaman hazinesini saklamak zorunda,”


“Sen bir kral değilsin, bende bir hazine değilim,”


“Kanın hazine bunu artık anlamış olman gerekiyor,” 


Kafamı hızla iki yana sallayıp bunu reddettim “Kanım normal kan,” diye direttim. “Bende herkes gibi normal bir insanım,”  torpido gözünü açıp içerisinden bir sigara ve çakmak çıkardım. Sigarayı dudaklarıma yerleştirip ucunu ateşlediğimde parmaklarımın arasına aldım ve Mortis'e uzattım. Önce yeşil gözlerime sonra ise elimdeki sigaraya baktı. Sigarayı elimden aldıktan sonra ben kendime bir tane daha yaktım ve derin bir nefes çektim. 


Camı sonuna kadar açıp kafamı koltuğa yasladım “Babamın gerçekten kim olduğunu bulmam lazım, kahin olduğunu öğrendim ama onu tanıyan birileri illaki vardır. O bize yardım edebilir, babam ne yapılması gerektiğini bilir,” duman usulca dudaklarımın arasından bir günah gibi süzüldüğünde Mortis'e bakmayı reddettim. 


Gözlerimden her ifadeyi saklamış olsamda nihayetinde bende insandım, zayıf anım olabilirdi, gardım bir anda düşebilirdi ve işte o zaman geldiğinde gözlerim kimseye değmemeliydi. 


“Gidecek misin?” diye sorarak aramızdaki sessizliği bozdu Haris. 


İlk başta neyi kastettiğini anlamasam da sonradan söylediğim şey aklıma geldi “Kardeşimi bulunca ve seninle işimiz bittiğinde, yani bütün bunların hepsi bittiğinde gideceğim. Bu ülkede bana bir gelecek göremiyorum artık, yaşayacağım bir hayat göremiyorum. Burayı seviyorum ama insanlarını değil, ülkeme aşığım ama yönetimine değil,” bakışlarımı Haris’e çevirdim “Burayı seviyorum ama kendimi daha çok seviyorum. Bütün çocukluğum burada ama ben o küçük kızın gerçekten mutlu olmasını daha çok istiyorum,” 


“Mutlu olacaksınız. Herşey bittiğinde sana yardım edeceğim, her şeyi geride bırakman için…” gözlerinde hırçın bir deniz, karanlığa gömülmüş bir buzul vardı. 


“Senden hiçbir şey istemiyorum sadece bir daha sakın beni zaaflarımdan vurmaya kalkma Haris. Ben bana yapılanları ölsem unutmam, ölsem unutturmam.” başımı tekrardan dışarı çevirdiğimde daha fazla bir şey söyleyecek gücü  kendimde bulamıyordum. Bu işin sonu nasıl olacaktı bilmiyordum ben sağ kalacak mıydım ya da bedenim sağ kalsa bile ruhum sağ kalacak mıydı bilmiyordum. Beni asıl korkutan da buydu, ne olacağını bilememek sonu görememek. Yaşanan ve yaşanacak her şeyin altında kalmaktan çok korkuyordum, güçsüz bir kadın değildim ama yine de herkes bir gün yıkılmaktan korkardı değil mi?


Göğsüme oturan acıyla beraber olduğum yerde iyice sindim şimdi sana bu kadar ihtiyacım varken neredesin? Göğüs kafesimin kemikleri bile bana batarken neredesin? 


Araba Haris’in geçen sefer beni getirdiği evin önünde durduğumda bu sefer gözlerimi hiçbir arama afişine dokundurmadan zaten kapısı açık olan binaya girdim. Asansörü kullanmak yerine yavaş ama uzun uzun merdivenleri tırmandım. Tam kapının önde durduğumda Haris’in benim arkamdan merdivenleri çıktığını fark ettim. Önüme geçip kapıyı açtığında önce içeri ben girdim, bu sefer çello salonun köşesinde duruyordu. Tekli koltuğa oturduğumda Haris’le konuşmak istemediğim için telefonumu elime aldım. 


Telefonun ekranına baktım bir süre sadece öylece ne yapacağımı bilemediğim bir şekilde açık duran ekrana baktım. Ekran kapanıp siyaha büründü sonra tekrardan açtım tekrardan gözlerim parlak ışık ile beraber yandı. Yaptığım şeyin ağırlığı daha çok üzerime bindi, ihanetin ilk adımını atmıştım. Bu saatten sonra bu yolun sonunu görmeden bu işi bırakamazdım. 


Hiçbir şey olmamış gibi davranmam gerekiyordu, her şey yolundaymış gibi maskemi takmam gerekiyordu. Maskenin ardındaki kadını kimse görmemeliydi. Kapının çalınmasıyla dikkatim dağıldı ve bakışlarımı telefondan çekip kapıya çevirdim. Mortis kapıyı açtığında içeri sarı bir kafa girdi “Selamlar basıldınız!” diyerek içeriye balıklama dalan Aris’ten başka bir şey değildi. 


Perde açıldı, birinci sahne oynanmaya başladı ve ben maskemi yüzüme yerleştirdim. “Lan sizin burada ne işiniz var?” diyen Mortis oldu.


Ardından hemen Damian’ı gördüm, kollarını Mortis’e doladı ancak Haris’in ona ters bir şekilde baktığını gördüğünde geri çekildi “Bizde seni çok özledik abi,” sesindeki neşesinden hiçbir şey kaybetmiyordu. Hiçbir şey olmamış gibi içeri girdi ve yumruğunu bana uzattı “Selam Mil,” 


Onun bu tavrına gülüp bende elimi onun gibi yumruk yaptım ve onunkiyle tokuşturdum “Hoşgeldiniz,” dediğimde Jamail kolunu kardeşine dolamış bir şekilde içeri girmişti “Burayı nasıl buldunuz buranın gizli olduğunu düşünmüştüm,”


“Bu konuda bir abi olarak Mortis’in kulağını çekeceğime dair seni temin edebilirim,” dedi Omar. 


“Siktir git Omar!”


“Çok ayıp insan abisine küfür eder mi?” dedi ayıplar bir şekilde. 


“Jasmi’nin size verdiği eşyaların gps leri sayesinde bulduk. Ne diyebilirim ki bu konuda çok yetenekli,” diye kardeşini övdü Jamail. Jasmi utangaç bir şekilde saçını kulağının arkasına iterken gözlerim bir kişiyi daha aradı ama onu bulamadı. 


“Adel nerede?” diye sordum.


“Biraz midesi bozuldu bu yüzden gelmek istemedi,” dedi Jasmi.


Kafamı sallayıp oturduğum yere iyice sindim.


“Siz neler öğrendiniz?”


“Kesin bir şey yok. Zehrin içindekileri bulup neler yapabileceğimize bakacağız ama asıl konumuz bu değil,” Mortis cebinden sigara paketini çıkarıp içinden bir dal çıkardı ve dudaklarının arasına yerleştirdi. “Şu an öncelik vereceğimiz şey yeni bir iş ama bu sefer her zamankinden bir tık daha zor,” sigarasının ucunu ateşledi. “Heykel avına çıkıyoruz, hemde bir piramitin içinde,” dediğinde artık ilgimi çekmişti. “Çok eski bir heykel hangi odada olduğunu ve neye benzediğini biliyoruz, yapmamız gereken tek şey onu oradan tek parça halinde yakalanmadan çıkarmak,” 


“Onu nasıl yapacağız?” diye sordu Damian.


“Herkes kendi görevini biliyor, Adel etrafta hayalet olacak, Jamail sen her zamanki yerindeki nişancısın, Aris dikkat dağıtmana ihtiyacımız var bu yüzden kendine güzel bir kumar masası bulsan iyi edersin. Jasmi sen güvenlik kameralarını devre dışı bırakacaksın ayrıca gerekirse kapıları açmana ihtiyacım var. Omar sen heykeli çalacağımız adamın masasında oturacaksın. Adam onu birine satacak ama o zaman kadar güvenlikli bir odada duracak bu yüzden adamı oyalaman lazım. Damian, kapı güvenliği sende. Bende Milena ile içeri gireceğim.”


Sigarasından derin bir nefes çekip üflediğinde cebinden telefonunu çıkardı, ardından ekranı bize çevirdi. Gözleri kapalı duran bir kadın vardı, saçları arkaya doğru dağılmıştı ayrıca vücuduna ve kollarına dolanan yılanlar olan bir heykeldi. Oldukça eski olmasına rağmen kenarlarındaki ve kadının saçlarındaki  altın işlemeler hala göz alıcı duruyordu. Altının aksinne karanlığı temsil eden kadının vücuduna dolanan siyah yılanlar heykele karamsar bir hava katıyordu. 


“Biraz acele etmiyor musun Mortis? Daha yeni Gümüş Tilki kartını çaldık ve ayrıca şu an uğraşmamız gereken başka bir konu var. Bugünde o piramite gittiniz yarın da orada görünmeniz ve oradan bir şeyler çalınması şüphe çekmemize sebep olur.” dedi Omar düşünceli bir sesle.


“Burada Jasmi devreye girecek o piramit kamerasının sistemine sızıp kimliklerimizi ve yüzlerimizi farklı kaydetmesi lazım,” 


“Bu kadar kısa sürede bu çok zor,”


“Ama imkansız değil,” kritik zamanlarda bu kadar sakin kalmayı nasıl başardığını bilmiyordum. En ufak şeye sinirlenen bir adam kriz anında çok sakin kalabiliyordu. “Yarın bu işi kesin başarmamız lazım, mazeret yok başka bir çözüm yok bu konu burada kapandı,” 


“O zaman şimdi işe mi koyulacağız?” diye sordu Damian ama sesinden bile şuan bunu istemediği kesindi. 


“Evet,”


“En azından biraz eğlenseydik,”


“Yeterince eğlendik Damian,” sesi asla itiraz kabul etmediğini belli ediyordu bu yüzden daha fazla kimse ısrar etmedi ama hepsinin tadının kaçtığını anlamıştım. 


“Neden onların fikrini önemsemiyorsun?” sorum ortamıza bir bomba gibi düştüğünde Mortis bakışlarını bana çevirmeden konuştu. “Lider olmak bunu gerektirir, zor zamanda kendi başına karar verip durumu yönetmen gerekir,”


“Kendini böyle avutman ne güzel,” dedim imalı bir sesle. Oturduğum yerden kalktığımda kapıya doğru ilerledim “Lider olmak bazende etrafındakileri dinlemeyi gerektirir benden sana bir tavsiye,”


“Senin fikirlerine ihtiyacım yok,” dedi düz bir sesle.


Onun bu dediğine sadece hafifçe gülümsedim ardından diğerlerine döndüm “E gitmiyor muyuz?”


“Sen gitmiyorsun,”


“Senin fikirlerine ihtiyacım yok,” tıpkı onun gibi konuştum. 


“Bence bugün ikinizde çok yoruldunuz bu yüzden biraz gerginsiniz. Hep beraber eve gidelim ve dinlenelim,” diye öneride bulunan Omar olmuştu. 


Omuz silkerken Mortis'e bakmamaya direndim çünkü hala yaşanalardan dolayı sinirliydim ve ona her baktığımda yüzüne attığım tokat aklıma geliyordu. Gelmemeliydi, bu tokatı çoktan hak etmişti ama zihnim beni dinlemiyordu. Kapıyı araladığım sırada büyük bir el kapının üzerine kapandı ve kapı aralandığı gibi kapandı. Kaşlarım çatılırken “Ne yapıyorsun?” diye sordum sakin bir sesle


“Hiçbir yere gitmiyorsun,”


“Sana sorduğumu hatırlamıyorum Mortis,”


“Milena,” dedi tane tane. “Gitmiyorsun, işimiz var ve gidemezsin.”


“Mortis,” dedim onun gibi “Gideceğim buna sen karar veremezsin,”


“Kardeşinden haber var,” dediğinde zaman benim için durdu. “Burada kalacaksın ve bende sana kardeşin hakkındaki haberi vereceğim,”


Ona bakmayı reddederken kalbim deli gibi atıyordu omzuna vurup geçerken “Şerefsizin tekisin!” dedim dişlerimin arasında ve onun odası olup olmadığını umursamadan yataklı olan tek odaya girdim. Ne öğrenmişti onun hakkında? Kötü bir şey miydi? Ne zamandır biliyordu? 


Sorular kafamın içinde tekrar ve tekrar dönerken odanın içinde bir ileri bir geri volta atıyordum. En sonunda kapının kapanma sesi geldiğinde odanın kapısı açıldı. “Ne öğrendin?” diye sordum hemen dibinde biterken. “O iyi mi?” 


“Önce sakinleş,” 


Korkudan titreyen ellerimi saçlarıma geçirdiğimde derin bir nefes almaya çalıştım. “Söyle,” dedim tekrardan ona dönerken. “Lütfen,” 


“Hiç sana ihanet edeceğinden korkmuyor musun? Onun sana sapladığı bıçağı gösterecek olmamdan korkmuyor musun?” bir adım bana doğru gelirken geriye gitme ihtiyacı duydum. “Göstereceğim şey onu değil seni yaralacak bile olsa hala görmek istiyor musun?” bir adım daha geldi ama bu sefer geri gitmedim.


Kaşlarımın arasındaki boşluk çoğalırken “Neden bahsediyorsun?” diye sordum. 


Cebinden telefonu çıkardı ve bir kaç bir şeye tıklayıp bana doğru çevirdiğinde elim istemsizce kalbime gitti. Bıçaklandığım geceye ait bir videoydu, Elena’ya sarılıyordum ona iyi olup olmadığını soruyordum, yüzünü avuçluyordum daha sonra o bıçağı bana saplıyordu. 


Geriye çekiliyordum ve Mortis beni tutuyordu ona gitmemiz için yalvarıyordum. Seslerin hepsi duyuluyordu ama duyulmasa bile sesler sanki zihnimde dolaşıyordu. Araba uzaklaştı daha sonra bir araba geldi Elena elindeki bıçak ile duran arabaya doğru ilerlerken arabadan inen kişi asıl kalbime bir hançer saplanmış gibi hissetmeme sebep oldu. 


Hakim.


O an beni ayakta tutan dizlerim değildi sadece umudumdu. “Yaptın mı?” diye soruyordu Hakim. 


Elena kafasını sallayıp elindeki bıçağı hakime uzatıyordu “Yaptım,” diyordu ama sesi çatallaşmıştı ağlamış gibiydi, hayır ağlamış gibi değil ağlamıştı. Onun ağladıktan sonraki sesini bile ezberlemiştim. “Şimdi ölecek değil mi?” 


“Şanslıysa evet şanslı değilse daha çok acı çekecek,”


Babama yaşattığı şeylerin on katını yaşasın istiyorum,” dedi Elena, benim Elena’m, benim minik yıldızım. 


“Merak etme Elena herşeyin bedelini ödeyecek,” hakim kollarını karşısındaki kıza doladığında video bitti.


Yalan, senin canını yakmak için oynanan bir oyun sadece Milena. 


“Bu videoyu nereden buldun?”


“Bu sabah bana gönderilmişti,”


“Sende akşama kadar hiçbir şey söylemedin?” 


“Vakit olmadı,”


Kafamı sallarken bir kaç adım geriye gitme ihtiyacı hissettim, sanki yer sallanıyordu. Keşke yer sallansaydı, keşke yer sallanıp yarılsaydı da ben içine girseydim diye düşündüm. “Elena değil,” dedim yere bakarken. “Yüzü tam belli bile değil, hem o olsa bile o kendinde değil gözlerinde gördüm o kendinde değildi. Evet belki de bana kızgındır çünkü ben babamın sürgün edilmesine sebep oldum. Benim yüzümden oldu ben biliyorum ama…” sustum daha fazla konuşamadım nefesim kesildi sanki. Elimi daha fazla kalbime bastırdığımda sırtım soğuk duvarla buluştu.


“Bilerek yaptılar, Elena yapmaz çünkü biliyorum,” 


“Milena,” 


Bana doğru gelen adımlarını hissettiğimde kafamı kaldırıp onun gözlerine baktım “Sen yaptın!” dedim yüksek sesle. “İntikam almak istiyorsun şu an o yüzden yaptın! Yoksa neden bu videoyu benim yerime sana göndersinler ki?” ona doğru adımlayıp göğsüne sert bir yumruk geçirdim. “Seni sevmem dediğim için yaptın, düşmanız dedim diye yaptın! Onunla gideceğim dedim, beni zincire vurmak için yaptın!” bir kez daha vurdum ardından durdum.


“Gerçeği biliyorsun,” dedi sakin bir sesle.


“Evet biliyorum, kardeşim değil o,” kafamı iki yana salladım “Sen yaptın,” gözlerine baktım, buz mavisi gözlerinde umudu aradım “Yapmadın,” dedim bu sefer kısık sesle. “Onlar yaptı, ondan vazgeçmemi istediler kardeşimden vazgeçmemi istediler.” elim kalbime gitti tekrardan ne yapacağımı bilemedim çaresizce onun bakışlarına tutundum. “Onlar pis oynar, o yüzden onlar yaptı benim kardeşim kin tutamaz benim kardeşim benden nefret etse dahi kin tutamaz,”


“Her ihtimali düşünmen gerekiyor, mantıklı düşünmelisin Milena. Duygularını kenara bırkman lazım Milena,”


“Kardeşimden ne olursa olsun vazgeçmem! Mantığını sikeyim Mortis, beni öldürmek istese bile ondan vazgeçmem! Sen beni anlayamazsın, senin kardeşin kaybolmadı!” dedim yüksek sesle.


Bir kaç adımda dibime bittiğinde bakışlarındaki küçük kıvılcımı fark ettim. “Haklısın benim kardeşim kaybolmadı! Benim kardeşim öylece öldü, dünyaya gözlerini açma fırsatı bile bulamadı bir mezarı bile olmadı!” sözleri zaten dolu olan gözlerimin akmasına sebep oldu. “Günahsızdı! Hiçbir suçu yoktu!” yüzü yüzüme bir santim kala durdu  “Onun bir mezarı bile olamadı!” 


“Özür dilerim,” dedim ama ne için dediğimi ben bile bilmiyordum. Bakışları anında durgunlaştığında gözlerimdeki yaşlar daha da şiddetlendi “Ben öyle demek istemedim, seni kardeşinden vurmak istemedim!” dudaklarımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. Duvarlarım bir bir çatlamaya başladı, maskem ıslandı ve her tarafıma bulaştı. 


“Sorun değil,” dedi bu sefer ama bu sadece kendimi daha kötü hissetmeme sebep oldu. 


“Zaafından vurmak istemedim, bana anlattın seni zaafından vurmak istemedim. Düşmanım olsan bile, karşımda olsan bile bunu yapmak gerçekten istemedim,” aslında yapmak istemediğim bir sürü şey olmuştu. Ona ihanet etmekte istememiştim, hayatımı kurtaran bana aile olmaya çalışan insanlara ihanet etmek istememiştim ama mecburiyet insana her şeyi yapmak zorunda bırakırdı. 


“Şimdi yapacağım şey sadece beş dakika sürecek ve o süre boyunca sakın konuşma. Sadece beş dakika, sonra unutacağız,” dedikten sonra bedenime dolanan kollarını hissettim. O kadar hızlı ve beklenmedikti yapabileceğim tek şey alnımı göğsüne yaslanmaktı.


“Mortis…”


“Beş dakika sonra Milena, beş dakika sonra konuşacağız,” o kadar uzun zamandır kimse bana içten gelerek sarılmamıştı ki bir an yabancıladım bu duyguyu. Ağlarken yalnız olmaya alışkındım, acı çekerken tek başıma olmaya alışkındım. Ben hep sadece kendimin olmasın alışkındım. 


Ve şimdi düşmanımın kollarında hıçkırıklara boğularak ağlamaktı. Sesimi kısmadım aksine haykırarak ağladım. Mortis'in büyük avucu sırtımda aşağı yukarı gidip gelirken sakinleşmeme yardımcı oldu.





Bir süre sonra beş dakika dolmuş olacak ki Haris kollarını gevşettiğinde bende kollarının arasından sıyrıldım ve aktığına emin olduğum makyajımı umursamadan gözlerimdeki yaşları sildim. “Bu bir daha asla olmasın,” dedim çatallaşmış sesimle.


“Ne bir daha asla olmasın?” sesindeki imayla gülümsedim. Söylediği gibiydi beş dakika, konuşmak yok, sonra unutacağız ve bu bir daha asla olmayacaktı.


“Bugün burada mı kalacağız?” 


“Geri dönsek iyi olur, oğlumu özledim.” kafamı sallayıp kapıya doğru ilerledim ancak bir an dönüp arkamı döndüm. “Mortis kardeşimi gerçekten bırakmayacağım,” 


“Biliyorum, bu yüzden anlaşmamız hala geçerli,”


“Anlaşmamız geçerli,” ve zamanla bu anlaşmanın şartları değişecekti. 


⚱️



Plan basitti. 


İçeriye girecek, heykelin olduğunu odayı bulacak ve heykeli alıp dikkat çekmeden oradan çıkacaktık. Yani en azından öyle olmalıydı. Şimdi ise piramitlere doğru yol alıyorduk. Diğerleri çoktan yerini almıştı bile tek eksik bizim içeriye girmemizdi.


Yol akıp giderken sessizliği bozan Mortis oldu “Seninle bir oyun oynayalım,” dedi dünden sonra ilk defa sessizliğini bozarken. Eve girdikten sonra hiç konuşmamıştık sabah uyandığımda akşama kadar onu görememiştim sonrasında ise elinin üzerinde bir tilki dövmesiyle geri dönmüştü.


“Ne oyunu?”


“Sır oyunu. Ben sana kendim hakkında bir sır vereceğim sende kendin hakkında bana bir sır vereceksin,” dediğinde bana değil yola bakıyordu.


Bakışlarımı dışarıdan çekip onun yan profiline çevirdim. “İyi de sana nasıl güveneyim ki?”


Dudağının kenarında tehlikeli bir kıvrım oluştu “İşin eğlencesi de zaten bu gün yıldızı,”


“Yani bir kumar oynuyoruz,” 


“Zeki kızsın,”


“O zaman önce sen başla,” dedim.


“Aslında varlıklı bir aileye sahibim, yani paraya ihtiyacım yok ama yine de bir şeyler çalıyorum,” dediğinde kaşlarım havaya kalktı. Onun hakkında yeni şeyler öğrenmek işime geldiği için kabul etmiştim ama yine de dikkatli olmam gerekiyordu onun söylediklerine tam anlamıyla güvenemezdim.


“Hobi gibi mi yani?” diye sordum merakla.


Göz ucuyla bana döndü “Bir sır Milena. Bir sıra karşılık bir sır,”


Hiç tereddüt etmeden giydiğim siyah yırtmaçlı eteği baldırıma kadar çektiğimde Haris’in şaşırdığını hissettim. Baldırıma yerleştirdiğim bıçağı çıkarıp aramızda havaya kaldırdım. 


“Her zaman babamın bana verdiği bu bıçağı yanımda taşıyorum. Hatta içeri girdiğimde bile bendeydi ama askerler fark etmedi.” Mortis'in bakışları aramızda tuttuğum bıçağa takıldı. Sapındaki gümüş işletmelerin içinde aynı benim gözlerim gibi küçük koyu yeşil taşlar vardı. Sarmaşığı andıran işlemelerin hepsi büyük yeşil bir yakutta birleşiyordu. Bu gümüş bıçak babamdan bana kalan tek şeydi. Gerisi bütün ev ile beraber yanmıştı.


“Oradan kaçma şansın vardı,” dediğinde çoktan yola dönmüştü. Sanki neden oradan kaçmadığımı anlamak istiyor gibiydi ama bu ona asla söyleyemeyeceğim bir sırdı. 


Bıçağı geri baldırıma bağlı olan ip ile sabitlerken araba yine dün geldiğimiz piramitlerin önünde durdu. Arabadan inip kabanıma iyice sarıldım ve kulağımdaki kulaklığı aktif hale getirdim. 


“Giriş yapmak üzereyiz Jasmi hazır mısın?”


Hazırım” tam piramitin önünde durduğumuzda Mortis elinin üzerindeki dövmeyi ekrana okuttu, bir kaç saniye sonra kapı açıldığında Haris’in koluna girdim. Burada sadece eğlenmeye gelen bir çift olarak görünmemiz gerekiyordu.


“Umarım elindeki o dövme kalıcı değildir,” konuşurken ona değil etrafa bakıyor bizimkileri görmeye çalışıyordum. 


“Niye beğenmedin mi?”


Umursamaz bir şekilde omuz silktim “Benlik bir şey yok sadece pek hoş durmuyor, yılan dövmen daha havalı,”


“Yani yılan dövmemi havalı buluyorsun?” sözleriyle bakışlarımı etraftan çekip Haris’e döndürdüm.


“Ne alakası var, banane senin dövmenden genel olarak dedim yani bakıp beğendiğimden değil,” 


“Şahin kafese girdi,” Omar’ın sesini duymamızla merdivenlere doğru yöneldik. Bu adam onunla aynı kumar masasında demekti.


“Adel aşağısı temiz mi?”


Temiz,”


“Jamail dışarıda herhangi bir hareketlilik var mı?”


Yok”


Merdivenlerden indiğimizde büyük bir koridor ile karşılaştık. “Jasmi ne taraftan gideceğiz?” diye sordum bir yandan da birileri geliyor mu diye kontrol ederken.


Merdivenlerdeki ve koridorlardaki kameraları tekrar oynatma yaptım. Düz gidin sonra ilk sağdan ikinci kapıdaki odaya gireceksiniz,” Jasmi'nin yönlendirdiği şekilde kapının önüne geldik. 


“Yüz tanıma şifresi var,” dedi Mortis. 


“Hadi ama bence kapıyı biraz zorlayabilirsin,” diyerek araya giren Adel'di. Dün hasta olmasına rağmen bugün gayet hızlı toparlamış gibiydi.


Haris bir şey söylemezken cebinden bir alet çıkardı ve tek seferde hiç zorlanmadan kapının arasına aleti sokup açtı. Alarm çalacak diye korkmuş olsam da hiç bir şey olmamıştı. Büyük ihtimalle Jasmi alarmları önceden kapatmıştı.


Odaya sessiz bir şekilde girerken Mortis'in kolundan ayrıldım “Sakın çıplak el ile hiçbir yere dokunma,” diye uyarıda bulundu Mortis


Ona gözlerimi devirirken elime bir mendil alıp raftaki kitapları karıştırmaya başladım. Kitapların içinde bir çıkıntı fark ettiğimde gözlerimi kısıp iyice o çıkıntıya yaklaştım. “Bu siktiğimin heykeli nerede!” diye kısık sesle küfür ettiğinde kafamı çevirmeden konuştum “Sanırım buldum, burada bir kapı var,” çıkıntılı olan kitabı çektiğimde kitaplık iki yana açıldı. 


Mortis bir çırpıda yanıma gelirken açılan kapıya doğru ilerledim burası büyük bir salona benziyordu, hayır salon değil daha farklı bir yerdi. Yerde anlayamadığım semboller vardı. Bir yuvarlak, yuvarlağın içinden geçen bir üçgen ve hepsinin içinden geçen yıldız şeklini almış kocaman bir işaret. 


Telefonumu çıkarıp sembolleri çekerken Mortis'e döndüm. “Buda ne böyle?”


“Bilmiyorum,” 


Biraz daha ileri yürüdüğümde bastığım şey ile önce küçük bir ses geldi ardından bastığım yer aşağı inmeye başladı. Gözlerim korkuyla açılırken Mortis'in bağırma sesini duydum “Milena!” hızla bana doğru koşarken elini bana uzattı ancak görmeye başladığım şey ile duraksadım “Milena elimi tut!” 


Bakışlarımı karşımdaki heykellerden ayıramıyordum. En sonunda aşağıya inmem durduğunda bedeninde eski mısır kıyafet oymaları olan biri kadın biri erkek heykelini tamamen görüyordum. 


İkisininde başında taçlar vardı ancak şekillerini tam olarak seçemesem de ihtişamlı bir şey olduğun söylemek mümkündü. Yüzleri tam olarak seçilmiyordu, kadının gözlerinde sanki bir kuşak varmış gibi oyulmuştu. Kuşağın üzerinde ise güneş simgesi vardı heykelin hemen altında yazılan tozlu kelimeleri okuyabiliyordum. Aydınlık geldiğinde karanlık sonsuza dek mahkum olacak”  kadın heykelin altında ise sadece bir isim yazıyordu. Kayora V. Son harflerini uzakta olduğum için okuyamıyordum. Hemen altında ise bir tarih yazıyordu 1880-1930


Adam heykelin altında yazanlar ise daha korkutucuydu Karanlık geldiğin ölüm sadece nihai son olacak,” altındaki adı farklıydı ancak soyadı gözükmüyordu tamamen silinmişti. Kayors İ. 1880-1930 Adamın gözleri de kuşak ile bağlıydı ancak onun kuşağının üzerinde siyah ay vardı. 


Bir kaç adım daha atıp kadın heykelin altındaki taşın kenarındaki tozları sildim ve silik yazıyı okumaya çalıştım. 


Vivus.

Annemin soyadı. 


Kayora Vivus.


Babam kulağıma fısıldadı “Soy, kandan gelir Milena. Atan kimse soyun ondan gelir,” 


Yazar notu; Burada gördüğünüz Kayora ve Kayors iki düşmandır birinin kanında şifa diğerinin kanında ise ölüm vardır. Kayora yaşam ve şifa verdiğine inanılan Isin'in soyundan Kayors ise ölüm tanrısı olan Anubis'in soyundan gelmiştir. Şimdilik kafanızdaki soru işaretlerinin birazını da olsa gidermek için bu açıklamayı yaptım. Detaylı açıklamayı ve hikayeyi diğer bölümde göreceksiniz. Bu bağlantılar tamamen benim kurduğum bir şey olup Isıs ve Anubis' dışındaki herşey hayal ürünü ve benim kurmamdır.


Veeee çok sevdiğim bir bölümün daha sonuna geldikkkk. Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuzzzz

Ben yazarken fazlasıyla yükseldim asıl her şey şimdi başlıyor diyebilirim. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Mortis hakkında ne düşünüyorsunuz?

Milena sizce bundan sonra he yapacak?

Sizce o videodaki Elena mıydı ve oysa amacı neydi?

Haftaya Pazar tekrardan bölümde görüşelimm


Soysal Medya hesaplarım

Ig/sesimiziduyuramadik

Tt/sesimiziduyuramadik

X/ruhunlasavass


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle







Yorumlar

  1. Siktirr ama çokkk iyiydi buuu en sevdiğim bölüm olacak galiba ve bu arada aris ile evlendim haberin olsun n

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayy okuyan gözlerine sağlık balımmm ve hayırlı olsun verdim gitti hggfhtut

      Sil
  2. Yeni bölüm yollarını gözlüyoremmm🫡

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar