Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.7-KUMDAN EV

 




“Kaburganın içindeki o sır,

bir gün seni yerle bir edecek 

küçük kızım.”


Egypt - Mohamed Saed

Dance For Me Wallis - Abel Korzeniowski

Yalnız Kuş - Göksel


İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalımmm



Bakışlarındaki nefret öyle büyüktü ki bir an ne yapacağını kestiremedim. Bana bağıracak hatta elini bile kaldıracağını düşündüm. “Sen sınır nedir bilmez misin Milena?” soruş şekli sakindi ancak sakin sesinin arkasındaki öfkeyi hissedebiliyordum. 


Yinede çenemi dikleştirip yüzlerimizin daha yakın olmasını sağladım “Doğamda yok,” dedim sorusuna karşılık olarak. Yüzüme daha çok eğilirken nefeslerimiz birbirine karışmaya başladı “Eğer şeytanla oynarsan kaybeden sen olursun,” söylediği her kelimede nefesi yüzüme çarpıyordu.

Bir şey söyleyeceğim sırada kapının çalınması ile beraber susmak zorunda kaldım ve oda geri çekildi. Kapıya doğru ilerlediğinde bende nefes almak için kendime zaman tanıdım. Haris elinde pizzayla geri dönüp pizzayı masanın üzerine bıraktı ve bana döndü.


“Bir daha sakın bana ait olan şeylere dokunayım deme Milena,” sesinin tonu ister istemez ürpermeme neden olmuştu.


“Belki de sen bana bir şeyleri daha açık ve fazla anlatırsan bende sana ait olan şeylere dokunmam Mortis,” geri adım atmayarak masanın etrafında yere çöktüm. Yaram sızladı ama bunu umursamadım. “Bana hiçbir şey anlatmayıp sonra da sana ait olan şeylere saygı duymamı bekleme. Bende cevaplar arıyorum.” dediğimde sakindim. Yorulduğumu hissediyordum bunu engellemek için yapacağım bir şey yoktu sadece başkalarına saldırmayı bırakmam gerekiyordu. Belki o zaman dinlenirdim.


Kanımde ne olduğunu bilmiyordum Mortis'in bana anlattığı tanrının kanından gelmediğimi biliyordum. Eğer kanım şifa olsaydı annemi de kurtarabilirdim ama benim kanımda şifa falan yoktu. Kanımda sadece benim yaşamamı sağlayacak basit bir kan vardı. 


Gerçeklerden kaçarsan yok olmayacaklar.


Bunu kabul etmek demek suçumu kabul etmek, vicdan azabının benim üzerime gelmesi ve beni altında ezmesini izin vermek demekti. Buna izin veremezdim. 


“Ye hadi,” pizzayı bana uzatırken ona şüpheli bir şekilde baktım. O gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama hemen sonra pizzayı kendi önüne çekip kapağını açtı ve bir dilim alıp buz mavisi gözlerini benimkilere kenetledi. Pizzadan bir ısırık aldığında bana bakarak çiğnedi, yutkunurken belirgin olan adem elmasının hareket edişi dikkatimi dağıttı. “Zehir yok şimdi yiyebilirsin,”


Anında kaşlarım çatıldı “Zehir olduğunu düşünmüyordum,” diye kendimi savundum.


“Yine de seni tatmin edeyim dedim. Ben ölmediğime göre sen yiyebilirsin,” dedi ama gerçekten içinde zehir olduğunu düşünmemiştim sadece bir an onun bana yemek uzatmasına şaşırmıştım. Az önce onun özel eşyalarını karıştırdığımı öğrenmişti ve ben olsam ona bir lokma dahi uzatmazdım. O ise bana pizzayı uzatmış hatta zehirli olduğunu düşündüğümü düşünüp benden önce yemişti.


“Bana bakma da ye,” dedi ters bir sesle.


Sessiz kalırken bende onun gibi pizzadan bir ısırık aldım “Sence gerçekten kanımda bir yaşam var mı?” 


Omzunu silkti ilgisizce “Kanını bilmem ama ruhunda yaşam olduğu kesin,” sesinin ilgisizliğine rağmen sözleri içime dokundu.


“O ne demek?” 


Yaşamayı seviyorsun Milena. Bu bile çoğu insanda yaşam isteği uyandırır,” tekrardan bana döndü “Neyseki bende sadece baş ağrısı yapıyorsun,”


Kaşlarımı çattım direkt “Ha ha çok komiksin,”  tekrardan yemeğime dönerken daha fazla konuşmadık. Yemek bittikten sonra banyoya gidip ilk yardım çantasını aldım ve klozetin üzerine oturup yaramı temizlemeye koyuldum. Gazlı bezi her yarama değdirdiğime eğildiğim için canım normalden daha fazla yanıyordu ama şu an bunu dert edecek durumda olmadığımı düşünüyordum. 


Uzun çabalar sonrası yarayı tamamen temizleyip sardım ve banyodan çıktım. Mortis ortalıklarda gözükmüyordu ve açıkcası bu benim işime gelirdi onun olmadığı zamanlar daha huzurlu hissediyordum. Hiç vakit kaybetmeden kendimi koltuğa bıraktığımda karşımda duran çelloyu izlemeye başladım. 


Babamın bu ilacı yapmasının arkasında bir sebep olmalıydı, beni bunca zaman saray ve krallığa karşı eğiten babam şimdi öylece onlara yardım ettiğini yazamaz beni buna inandıramazdı. Ona bunu sormalıydım ama yaşayıp yaşamadığından bile emin değildim. Sürgüne gönderildiği günden bu yana ondan tek bir haber bile alamamıştım. Ona dair en ufak bir bilgi bile benim içimi rahatlatırdı ama her zaman elimde bir hiç olmasına alışkındım.


Hala umut var Milena. 

Yaşıyorsun ve hala umut var.


Koltukta küçülebildiğim kadar küçüldüm bütün yaşadıklarımı unutmak istedim. Annem burdaydı ve kollarını bana dolamıştı, babam burdaydı saçlarımı okşuyordu, Elena burdaydı elimi tutuyordu ve son olarak o buradaydı,  kulağıma en sevdiğim şarkıyı mırıldanıyordu.


Gözlerimi kapattım ve herşey kayboldu geriye sadece karanlık ve benim ışığım kaldı.


🏺



Hayata yeniden bir kez daha gelseniz ilk olarak  ne yapardınız? 


Bunun birçok cevabı olabilirdi. Herkesin içindeki cevap ve düşünce farklı olurdu. Ben ne mi yapardım? Tekrardan güneşi tenimde hissetmek isterdim. Tıpkı şimdi yaptığım gibi yapardım, yüzümü güneşe çevirip tenimi yakmasına izin verirdim. Yüzümde oluşan gülümsemeyle beraber güneşin tenime işlediğini ve yeniden yaşadığımı hissediyordum.


Hava belki soğuktu ama güneş yine de oradaydı ve daima orada olacaktı, en karanlık günlerde, en aydınlık günlerde. Her zaman doğmaya devam edecekti ve işte sırf bunun için hala umut vardı çünkü güneş yeniden açmıştı. 


“Burada ne halt ediyorsun!” adeta sokağı inletip huzurumu kaçıran sesi duyduğumda bakışlarımı gökyüzünden çekip ona çevirdim. Sinirli adımlarla doğrudan üzerime yürüdüğünde ne kadar sinirli olduğunu alnında çıkan damardan anlayabiliyordum. 


Tam karşımda durduğunda ucunu kazağımın içine sakladığım bıçağı daha da sıkı kavradım. “Niye sanki evin yanmış gibi sinirle bağırıp yürüyorsun?” diye sordum sakin bir şekilde. Ama onun neden bu kadar sinirli olduğunu anlıyordum. Çünkü o banyodayken ona haber vermeden evden çıkmıştım beni görmediğinde nasıl delirdiğini görmek için yüzüne bakmaya gerek bile yoktu. Islak saçları alnına düşüyordu onları kurutma fırsatı bile bulamamıştı. 


“Hiç akıllanmayacaksın değil mi?”


“Sadece dışarı çıktım,” 


Burnundan sinirli bir nefes verirken bana biraz daha yaklaştı “Sadece dışarı çıktın öyle mi?” dudaklarının arasından neşesiz bir kahkaha kaçtı “Sen bir kaçaksın Milena! Bunun farkında mısın?” bana bir adım daha yaklaştı ve ben bıçağın kabzasını biraz daha sıkı kavradım. “Biri seni tanırsa ne olacağını biliyor musun? Seni o hücrene geri tıkacak sonra seni tekrardan o idam masasına oturtacaklar,” yüzüme eğildi “Ama bu sefer seni kurtaran biri olmayacak,” 


Sözleri içimdeki kanı daha da kaynatırken şu an yapmak istediğim tek şey elimdeki bıçağı onun kalbine saplamaktı ama bu dürtümü durdurdum. Kardeşimi kurtarmak için karşımdaki adama canlı bir şekilde ihtiyacım vardı. “Bitti mi?” diye sordum aynı rahatlıkla. 


“Bitmedi,” yüzünü yüzüme hizaladı. “Bundan sonra tek başınasın Milena, bundan sonra sana ne olursa olsun asla umrumda değil. Şımarık bir çocuk gibi davranmak istiyorsan öyle davranmaya devam et. Bundan sonra ne yapacaksan kendine yapacaksın, seni korumayacağım. Git sana ihanet eden babanı çağır o seni koruyup kollasın,” dediğinde bir an bile düşünmeden bıçağı sakladığım yerden çıkarıp onun boğazına dayadım.


“Sakın!” dedim dişlerimi sıkarak. “Sakın bir daha babam hakkında bir şey söyleme, sen ona ihanet ettiğini söyleyecek kadar temiz bir adam değilsin. Sen benim babamın tek bir tel saçı bile olamazsın,” bıçağı tenine biraz daha yaslarken o ifadesiz bir şekilde duruyordu. 


“Sen kimsin ki benim babam hakkında konuşabiliyorsun Mortis? Sınırını aşma, sınırı aşarsan sınırlarını yakarım,” öfkemin büyüklüğü ölçülemezdi. Karşımdaki adam benim zaaflarımı bana silah olarak kullanarak bir kez daha beni yaptığım her şeye, ona söylediğim her kelimeye beni pişman ediyordu. 


“Ne kadar ileri gidebilirsin?” diye sordu alayla. Onun boğazını kesmemden korkmuyordu hatta belki bunu yapamayacağımı düşünüyordu. Bıçağın ucunu biraz daha bastırıp teninden ince bir kan sızmasına neden oldum. 


“Tahmin edemeyeceğin kadar ileriye giderim. Öyle bir giderim ki başlangıçta ben olurum sonda,” beni durdurabilirdi ama teninde biraz daha derin bir kesik açmama izin verdi  “Ben seni ailenle vuracak kadar aşağılık bir kadın değilim ama sen bir kadını ailesiyle vuracak kadar aşağılık bir adamsın. İşte şimdi anlıyorsundur neden senin yanında değilde karşında olduğumu, neden düşman olduğumuzu,” 


“Düşmanım değilsin Milena. Karşımda olabilirsin, yanımda durmayabilirsin, beni yaralayabilirsin hatta bunları ben bile yapabilirim ama yine de düşmanım değilsin,” bıçağı tuttuğum elimin bileğini tuttu “Çünkü ben düşmanlarıma merhamet etmem, sen benim düşmanım olamayacak kadar masum bir kadınsın.” bileğimi çevik bir hareketle döndürüp beni etrafımda döndürdüğünde sırtım onun göğsüne çarptı. 


“Güneşi mi hissetmek istiyorsun?” diye sorduğunda sesi nefesi kulağımı yalıyordu. Göğsüm sinirle inip kalkarken onun bileğimi tutan eli gevşedi. “Güneş bile bir gün batar Milena,”


“Ama hep yine doğar,” dedim nefes nefese. “Senden beni anlamanı beklemiyorum sadece beni rahat bırak. Gölgeni, karanlığını üzerimden çek,” sözlerimin onu bir an duraksattığını fark ettim. Bileğimdeki eli biraz daha gevşediğinde beni tamamen serbest bıraktı. 


“Gidiyoruz arabaya bin,” emir vermesine her ne kadar sinir olsamda bu sefer bir şey söylemedim. Arabaya bindiğimde Haris hiç beklemeden gazı kökledi. “Bugün planı yapıp gece yola çıkacağız,” 


“Ekibe bunu nasıl açıklayacağız?”


“Ekibimden bir şey saklamam, bunların hepsini onlarda  öğrenecek. Kitabı yanıma aldım, onlara da bunu göstereceğiz,”


“En fazla iki güne o evde olmamız gerekiyor, yani biraz acele etmemiz gerekecek,” sözlerimle beraber araba daha da hızlandı. “Aslında arabadan bahsetmemiştim ama onu da hızlandırman iyi bir şey,” dedim alayla az önce hiç boğazına bıçak dayamamış gibi. 


Bana döndüğünde dudağının kenarında silik bir gülüş oluştu ancak benim bakışlarım onun boynuna takıldı. Boynundan ince bir kan sızıyordu, yara çok derin olmadığı için çoktan kan durmuştu bile ama yine de kendimi kötü hissettim. Sinir anında böyle bir şey yapmıştım ancak hayatımda daha önce kimseye zarar vermiştim, hak etmişti ama yinede… ben bu değildim. 


“Boğazın acıyor mu?” diye sordum umursamaz gözükmesini umduğum bir sesle.


Sen birine zarar verecek bir kadın değilsin Milena.


“Yaşayacağım merak etme,” dediğinde onunda sesindeki alay gözlerimi devirmeme sebep oldu.


“Tüh,” dedim yalandan bir üzüntüyle. Olayı alaya vurması işimi kolaylaştırmıştı, bu yüzden ona bir ara teşekkür ederdin yanı bence yine boğazına bıçak dayardım.


Araba evin önünde durduğunda beraber arabadan indik. Mortis evin kapısını açar açmaz herkesin bakışı bize döndü. Kahvaltı yapıyorlardı  birbirleriyle eğlendiklerini kapının önündeki seslerinden duymuştum. Bizi görünce hepsinin yüzlerinde oluşan gülümseme soldu ve ilk ayağa kalkıp üzerime yürüyen Adel ve Jamail oldu “Bunu sen mi yaptın?” diye sordu hiddetle.


O an elimdeki bıçağın varlığını tekrardan hissettim o kadar sıkı tutuyordum ki sanki benden bir parça olmuştu. Adel bana atılacakken Haris çevik bir hareketle onun kolunu tuttu “Önemli bir şey değil Adel,” dedi ona kardeşçe bir tavırla. 


Jamail Mortis'in bakışıyla dururken ayağa kalkan Damian olmuştu bakışları ve adımları sakindi. “Ne demek önemli değil resmen boğazını yaralamış!” diye bağırdı Adel. “Bunu yapmasına nasıl izin verdin?”


O an ona karşı gelmek yerine Damian’a odaklandım. Tam önümde durduğunda beni baştan aşağı süzdü “Sen iyi misin?” sorusu afallamama sebep oldu. İlk önce abisinin nasıl olduğunu sormak yerine benimkini soruyordu, bana nasıl olduğumu soruyordu. 


Vicdan azabı daha ağır basarken gözlerim doldu “Yarana bir şey mi oldu?” diye sorduğunda onun yüzüne haykırmak istedim. Senin benim için endişelenmeni hak etmiyorum!  Canım bu sefer daha çok yandı, içimde bir şeyler kırıldı.


“Ona ne olacak katil o! Şimdi de Mortis'i yaralamış,” Jamail’in sesi kulağıma geldiğinde bakışlarımı ona çevirdim. Her seferinden beni katil olmakla vurmasından artık bıkmıştım. Tamamen ona döndüğümde bakışlarında yine  nefreti yakaladım, bu dünya beni asla sevmemişti. Bu dünya benim gibi kendini savunan kadınları asla sevmemişti.


“Hak etti,” dedim dakikalar sonra ilk defa konuşarak. “Damarıma bastı, bunun olacağını bile bile üzerime yürüdü. Ve haklısın ne de olsa ben bir katilim, sağım solum belli olmaz o yüzden sen yine de benimle konuşurken dikkatt et damarıma basma Jamail,” elimdeki bıçağı yere fırlattığımda onların yanından sıyrılarak geçtim ve masaya oturdum


“Şimdi daha da önemli bir sorunumuz var,” ellerimi masada birleştirdim. “Karttaki işaretler aslında anlamsız değil, hepsinin birer anlamı var. Babamın günlüğünde o işaretleri gördüm ve sanırım o işaretlerin anlamlarını öğrenmek için nereye gitmemiz gerektiğini biliyorum,” bu sefer Mortis'e döndüm “Aslında Haris daha iyi biliyor, sonuçta onun kitabının arasında yazıyordu,” 


Mortis birkaç adımda benim yanımdaki kendi sandalyesine oturduğunda diğerleri de kendi yerlerin oturmuştu. “Oraya daha önce hiç gitmedim ama Nil Nehri’nin yakınında sadece bir kaç ev var. Oralarda bir tanesinin bir kahine ait olduğunu duymuştum yani oraya gideceğiz,”


“İyi de yılın bu zamanlarına çölde daha fazla kum fırtınası olduğunu biliyorsunuz. O eve gitmek için önce çölü aşmamız gerekecek,” dedi Jasmi düşünceli bir sesle. 


“Belirli bir yere kadar motorlarla gidebiliriz,” diye bir öneride bulundu Damian. “Ondan sonrasını ise yürüyecek halletmemiz gerekecek. Haritadan tam olarak nereye denk geldiğini önümüzdeki güzergahları öğrenirsek o zaman kestirme yollarını ve kalacak yerleri de bulabiliriz,”


“Bence gayet mantıklı,” 


“Mantıklı falan değil! Sence konumuz şu an bu boktan yer mi!” Jamail’in yakıcı bakışları bana döndü “Hem bizi tuzağa düşürüp düşürmeyeceğini ne bilelim? Belki her şeyi sen uyurdun?”


“Sen galiba bizi dinlemiyorsun süper zeka. Gideceğimiz yer Mortis'in kitabında yazıyor benimkinde değil, ayrıca şu güvensizlik kompleksini bırak. Şurada yapmaya çalıştığım tek şey bu işi bitirmek ve kardeşimi bulmak,”


“Kesin artık!” Mortis'in gür sesi bütün odada yankılandı. “Bir saat sonra son bir kez daha her şeyi kontrol edip rotayı belirliyoruz ve şafak sökmeden çıkacağız. Konu kapanmıştır,” 


“Milena’nın yarası var bu kadar uzun yola gidebilir mi?” diye soran Aris aslında bana değil Damian’a soruyordu. Damian’ın cevap vermesin izin vermeyerek ben araya girdim “Gidebilirim,” 


“Tehlikeli,” dedi bana karşılık Jasmi.


“Sorun değil, daha kötü günlerimde de devam etmişliğim var bu yüzden sorun değil,” sözlerim üstüne kimse karşı çıkmadığında yukarı çıktım ve banyoya girip uzun bir duş aldım. Her ne kadar yarama su değdirmemem gerekiyor olsa bile bunu umursamayacak kadar kendimi kirli hissediyordum. 


Üzerime bileklerime kadar gelen salaş kahverengi yırtmacı olan bir etek üzerine ise beyaz bir kazak giydikten sonra saçlarımı da kurutup banyodan çıktım ve Mortis'in odasına girdim. Artık bu benim için normal bir şeye dönüşmüştü bu yüzden kapıyı çalma gereği bile duymadım. 


Odanın kapısını açar açmaz küçük Leoparım bacağıma sarıldı eğilip onun başını okşarken gülümsedim “Hala isimsiz kaldın annecim ama merak etme sana bir isim bulacağım,” son olarak başının üstünü öptüm ve kütüphaneye doğru ilerledim. 


İçeri girer girmez Mortis’in çalışma masasında oturmuş benim onun çekmecesinde bulduğum kitabı okuduğunu fark ettim. Benim geldiğimi fark etti ama yine de kafasını kaldırmadı, bende defterimi alıp koltuğa geçerken dizelerimi kendime çektim. 


“Minik kedimi nereye bırakacağım?” diye sordum telaşla. “Onu burada tek başına bırakamam,” 


“Bakıyorumda hemen alışmaya başlamışsın,” dedi kafasını defterden kaldırmadan. 


Görmeyeceğini bildiğim halde omuz silktim “Kendini sevdiriyor,”


“Onu benimkinin yanına götürebilirim orada ona iyi bakacaktır,”


“Kim iyi bakacak? Güvenilir biri mi?”


Kafasını kitaptan kaldırıp bana döndü “Güvenilir olmasa kendi oğlumu niye bırakayım o zaman?” 


“Sadece sordum,” kalemimi elime alıp defterime anlamsız şekiller karalamaya başladığımda uzun zamandır yazmadığımı fark ettim. 


Milena Marad’ın zihninin derinlerinden;


Günlerin nasıl geçtiğini anlamıyor yaşadığım onca şeyi hala sindirmeye çalışıyordum. Son bir ayda öğrendiğim, yaşadığım ve gördüğüm şeyler çok fazla ağırdı ve bu ağırlıkta kendime bile itiraf etmekte zorlandığım şeylerden biri bu aileye alışmaya başlıyor oluşumdu.


Her ne kadar çoğu benden nefret ediyor gibi hissetsem ve bazılarıyla sürekli kavga etsem de yine de bunlara bile alışmaya başlamıştım. Jasmi’nin anne sıcaklığına da alışmıştım, Aris’in ilgisine, Damian’nın şakalarına ve evet bunlar sadece bir ayda olmuştu. 


Birde ona alışmıştım. Buz mavisi gözlerinin bana anlamadığım şekilde bakmasına, onun sakinliğine ama bazende bomba gibi patlamasına, hatta komik gelecek ama onun bu dengesizliğine bile alışmıştım. Haris benim için hala gizem olan bir adamdı, kapalı bir kutuydu öyle kapalıydı ki o kutunun ardındaki karanlığı gördüğüm anda bana saldırıyordu.


Bu konuda biraz birbirimize benziyorduk, belki de bu yüzden onu sürekli karşıma alıyordum. Yine de ortak yönlerimiz olsa bile farklı olduğumuzu görebiliyordum ve beni asıl korkutan buydu. Çünkü biliyordum ben yaksam oda beni yakardı. 


Ondan korkmuyordum kendimden korkuyordum, yapacaklarımdan ya da ona karşı yapamayacaklarımdan. Merhametimin beni yenmesinden korkuyordum.


“Benden ne kadar hoşlandığını mı yazıyorsun?” alaylı sesini duyduğumda bakışlarımı ona çevirdim. Eğlenmiş bir şekilde ona baktım.


“Hayır, seni nasıl öldüreceğim yazıyorum,” elimdeki defteri kaldırdım “Ve inan çok yaratıcı fikirlerim var,” 


“Ne kadar yaratıcı mesela?”


“Bilmem belki de sigaranın içine zehir koyar tekrardan sararım. Emin ol iyi sigara sararım, daha önce bu işi çok yaptım,” 


“Keşçi miydin?”


Cıkladım “Barmen,”  yazdığım defteri kapatıp masanın üzerine koydum. “Ama ara sıra isteyenlere özel bir karışım veriyordum. Onlar benimle flörtleşip daha sonrasında o zıkkımı almaktan zevk alıyorlardı, çünkü benim ait olduğum yerin o boktan bar olduğunu düşünüyorlardı. Birinin idam edileceğim gün öldüğünü duydum, yüksek dozdanmış çalışanlar öyle söyledi. Bense hala yaşıyorum, bunu herkese göstereceğim. Sonunda sadece ben kalacağım, tek ben çünkü bunu çoktan hak ettim,”  


“Her zaman böyle miydin?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım. “Nasıl?”


Omuz silkti “Böyle dişli, hırslı, sınır tanımayan, egolu,” 


Gururlu bir şekilde gülümsedim. “Evet, kendimi bildim bileli böyleyim. Bunu en iyi sen bilirsin Haris, savaş meydanında zayıflara yer yoktur,”


“Bir savaşta değiliz Milena,”


“Sana göre değiliz, ben ise bu savaşta doğdum sadece ben değil bütün kadınlar hatta annen bile Haris, o bile bu savaşın içinde doğdu.” kafamı yana eğdim. “Hepimiz yaşam savaşı veriyoruz, hayatta kalmak nefes almak için çabalıyoruz çünkü bu dünyada başka bir şansımız yok,” 


Ondan beni anlamasını beklemedim ama ben bir kitap karakteri ya da bir filmin başrolü olsam beni okuyan, beni izleyen kızlar, kadınlar anlardı. Çünkü bu hepimizin mücadelesiydi.


⏳️




“Planın üzerinden son bir kez geçiyoruz,” derken eliyle haritayı gösteriyordu. “İlk önce gece motorlarla gideceğiz Kaser oteline vardığımızda muhtemelen gün doğacak akşama kadar dikkat çekmeden orada duracağız, Bakın tekrardan üzerine basıyorum dikkat çekmeyeceğiz,” bakışları Aris’e kaydı. 


Aris ona bakıldığını fark ettiğinde “Ne!” dedi suçlu bir sesle.


“Geçen sefer gibi olmasın,” 


“Geçen sefer ne oldu ki?” diye sordum.


Aris “Hiç,” dedi ama Jamail hemen araya girdi “Senin yüzünden adam az kalsın götümüze kurşun sıkıyordu,”


“Yani adama ceketinin kötü olduğunu söylediysem ne olmuş? Ayrıca sadece bir tavsiyeydi, o kadar berbat bir ceketi giyipte güzel bir yorum beklemesi saçma olurdu. Birde fazlasıyla gergin biriydi, yorum kaldıramıyor olması benim suçum değil,” dediğinde istemsizce güldüm.


Omar’dan gelen cevap geç olmamıştı “Nesin sen moda profesörü falan mı?”


Aris bir şey diyeceği sırada Mortis araya girdi “Bırakın alayı asıl konumuza dönelim,” eliyle haritanın biraz sağına otelin olduğu yeri gösterdi. “Gece otelden çıkacağız ve,” bu sefer elini sola doğru çöle çevirdi “Çölü yürüyerek geçmek zorunda kalacağız. Motorlar kumda geçemez,”


“Arazi aracı bulamaz mıyız?” diye bir fikir sundum.


“Bulabiliriz ama daha çok dikkat çekmemize sebep olur, bu yüzden bir kaç saat yani eğer doğru hesapladıysak üç saat sonra Nil Nehri’ne varmış olacağız,” eliyle kırmızı ile yuvarlak içine alınmış alanı gösterdi “Kitapta bahsedilen ev bu civarda bir yerde olmalı,” 


“Onu nasıl bulacağız?” diye sordu Jasmi. Bu çok yerinde bir soruydu, oraya ulaşsak bile kumdan ev diye bahsedilen yerin nerede olduğunu nasıl bulacaktık.


“Onun bizi bulmasını umuyoruz,” dedi Omar.


“Ya bulmazsa?” Adel’in şüpheci bakışları bendeydi.


Gerçekten onları tuzağa düşüreceğime inanıyordu, onlara yan çizeceğimi düşünüyordu. Bu konuda haklıydı ama yanıldığı şey ise kendimi tehlikeye atacak bir hamlede bulunmazdım. Onların yanındayken kendimi ifşalamazdım, bu benim zararıma olurdu. 


“O zaman bir çaresine bakarız,” dedi Mortis. 

“Anlaşılmayan bir şey?” kimseden ses çıkmayınca “Güzel, bu iş bizim için çocuk oyuncağı. Unutmayın daha da zorlarını yaptık,” derken kendi ekibine güven veriyordu. Küçük Leoparım bugün Haris’in güvendiğ kişinin yanına gitmişti. Onu şimdiden özlemiş olsam da evde tek başına kalması iyi değildi ve bizimle de gelemezdi. 


Mortis haritayı topladığında herkes çantasını sırtına taktı benim ise çantam Mortis'teydi. “Senin için iki çanta taşımak zor olmayacak mı?” 


Bakışları bana döndü ciddi misin der gibi bakıyordu. “Bu iki çanta benim günlük ağırlığımın çeyreği bile değil,” dedi hava atar gibi.


“Aman iyi ki bir şey dedim hemen havalan,” yanından gözlerimi devirerek geçerken arkadan gelen sesini duydum “Bana gözlerini devirip durma,” dedi aksi bir şekilde. Buna gıcık olduğunu anladığımda bunu daha çok yapmaya aklıma not ettim.


Tekrardan ona dönüp gözlerimi devirdiğimde “Bana emir verip durma,” dedikten sonra tekrardan önüme döndüm. Sabahki sinirim tamamen geçmese bile bir nebze olsun azalmıştı. Kırılmadığımı söylesem kendime yalan söylemiş olurdum, kırılmıştım ama onun sözlerine değil ona o sözleri söylemesine sebep olan babama kırılmıştım.


Dışarı çıkmadan önce peçemi yüzümün yarısına kadar çekip yüzümü kapattım. Sabah olduğu için tanınmamam gerekiyordu oysa kendimi saklamaktan nefret ediyordum. 


Sadece bir süre Milena, sadece devran dönene kadar kendini saklayacaksın sonrası ise adını haykıracaksın.


Kendi kendimi telkin ettiğimde bunun olacağına gerçekten inanıyordum. Derin bir nefes aldığımda Haris’in motoruna yaklaştım. Elim nedensizce oradaki M.B. işlemesinin üzerinde gezdirdim, motoru onun gibiydi soğuk ve karanlık. 


Mortis'in varlığını yanımda hissettiğimde elimi hızla geri çektim o kendi kaskını takarken diğerini de bana uzattı. Kaskı elime alıp kafama geçirdiğimde onu beklemeden motorun arkasına oturdum. İyi ki giydiğim eteği çıkarıp yerine siyah kargo pantolon giymeyi akıl edebilmiştim. 


Mortis tam önüme oturduğunda bende ellerimi motorun altına yerleştirdim “Arabanın marifetlerini gördük, motorunun da marifetlerini görelim bakalım,” 


“Kızımı hafife alma,” kızım dediği şey kesinlikle motoruydu.


“Hafife almıyorum sadece kızının ne kadar ileriye gidebileceğini merak ediyorum. Bana kızının sonunu göster Haris,”


“Kızım hiçbir kadını kırmaz,” dediğinde bu motora binen kaçıncı kadın olduğumu düşündüm. Sonuçta onun gibi bir adamı herkes isterdi. Ben dışında herkes. Düşüncelerimi bölen şey onun sonuna kadar gazı köklemesiydi ve itiraf etmem gerekir ki bu kadarına şaşırmıştım. 


Nasıl bir motor bu kadar hızlı gidebilirdi ki? O kadar hızlıydı ki rüzgar tenime bir diken gibi batıyordu, kızarık olan gözleriminn daha da kızardığına emindim. Bu motoru satışa çıkarsaydı kesinlikle fazla satın alanı olurdu böyle bir canavarı herkes isterdi. 


“Kızımı beğendin mi?” sesli bir şekilde sormuştu çünkü rüzgar sesini kesiyordu. 


“Çok güzel,” dedim mest olmuş bir sesle.


O an yanımızda beliren Damian ile beraber aynı anda bakışları bir anlık birbirlerine değdi. Çok kısa bir andı ancak çoktan anlaşmış gibi gözüküyorlardı aynı anda ikisi de motorlarının ön tekerleğini kaldırırken birden ne olduğunu anlamayan ben Mortis'in beline koala gibi sarıldım.


Badh kardeşler kesinlikle sınır tanımıyordu, bir süre ön tekerle ilerlerken benim adeta nefesim kesilmişti. Sanki dilim tutulmuş gibi korkudan yaptığım tek şey Mortis'e sarılmaktı. İlk teker indiren Damian olmuştu ondan hemen sonra ise Haris indirmişti.


“Aptal mısın sen!” diye haykırdım ama rüzgar yüzünden sesimin boğuk çıktığına emindim. 


“Kızımın ne kadar ileri gidebileceğini merak ediyordun?” sesi imalıydı.


Motor kullanmasını umursamadan sırtına tek yumruğumu geçirdim “Diğer tarafa gitmek nasıl bir his merak etmiyordum seni beyinsiz!” benden hiç etkilenmedi hatta bu onu daha da keyiflendirmiş olacak ki kahkaha attı. Boğuk olmasına rağmen ilk defa onun kahkasını gerçekten duydum, kadifemsi bir sesti. Bir kez duyanın bir kez daha duymak istediği bir sesti.


Sana güldüğüne bile pişman olacak Milena. İşte o zaman bir daha asla gülmeyecek senden sadece daha çok nefret edecek.


Bu hissin adını biliyordum, bu hissin adı ihanetti. Çoktan bir kere kaburgalarımın arasından sızmıştı bile, bir kez içinize işlendiği zaman onu dışarı atamazsınız. Sadece gün yüzüne çıkacağı zamanı beklerdiniz ve bende o açığa çıktığında hala aynı kişi olmayı diliyordum. 


Ne kadar süre yol gittiğimizi artık anlayamadığımda gün doğmaya başlamıştı, bakışlarım piramitlerin arasından doğan güneşe çevrildi. Turuncu ile kırmızı arası bir rengi beni mest ediyordu. Motor sonunda durduğunda Mortis'in bahsettiği otele geldiğimizi anladım. Beyaz boyası sade dururken kenarlarındaki altın rengi işlemeler otelin dışına zariflik katıyordu.


“Benden bu kadar, hemen bara geçiyorum,” dedi yanımızdan geçerken Adel. 


“Sen gidiyorsan bende geliyorum güzelim,”


“Bana güzelim demeyi hemen kes,” dedi ancak Damian kolunu onun omzuna attığında ona kızmak yerine bedenini göğsüne yasladı. Belki de aşk böyle bir şey dedim içimden. Kaskı çıkarıp motordan indiğimde diğerleriyle beraber otele girdim. Yüzümdeki peçe hala duruyordu ama sanki bütün insanlar bana bakıyormuş gibi hissediyordum, sanki biri gözlerime bakarsa beni tanırmış gibiydim. Bu yüzden ilk defa kendime ağır geleceğini bile bile kimse beni tanımasın diye başımı yere eğdim.


Utan kendinden Milena,

Kendine bunu yaptığın için utan.

Ona karş olan sözünü tutamadığın için utan.

Babanın sana öğrettiklerini yok saydığın için utan.

Kardeşini koruyamadığın için utan.

Annenin mezarına bir daha gidemeyeceğin için utan

Bu sistemin sana yüzünü eğdirmesine izin verdiğin için utan.


Her adım daha da ağır gelmeye başladı öyleki kendimi bu duruma soktuğum için kendimden daha çok utandım. Şuan yerin dibine girsem muhtemelen daha az utanırdım. Tam bir adım daha atıyordum ki “Başını kaldır,” diyen sesi duydum. Bu sefer emreder gibi değil rica eder gibiydi, ya da bunu ben kafamda kuruyordum ikisinin arasındaki ayrımı yapamadım. 


Adımların durduğunda başımı kaldırıp ona baktım ve dolmuş gözlerim ilk defa birileri varken aktı. Dudağım büküldü ama o bunu peçe sayesinde göremedi. Bizimle beraber herkes durduğunda aralarında sadece bir an birbirlerine değdi ve aynı anda kafalarını salladılar. Ben daha ne olduğunun farkına bile varamadan dört erkek etrafımda durdu ve beni kimse görmesin diye bana kalkan oldular. Jasmi koluma girdiğinde ne yaptıklarını anladım.


Ben başımı eğmeyeyim diye bana kalkan olup beni kapatıyorlardı. 


Bana nefretle bakan Jamail bile bunu yapıyordu, böyle daha çok dikkat çektiğimizi fark etsem bile onlar bunu umursamadı. Odaya girene kadar böyle ilerlerdik ardından odanın önünde durduğumuzda onlara döndüm “Teşekkür ederim,” dedikten sonra kapıyı açıp içeri girdim. Gözlerimden yaşlar akmaya başlarken elim ağzıma gitti ve kapının önünde çöktüm.


Erkeklere güvenemezdim ve bunun farkındaydım ama yine de bugün ben başımı eğmeyeyim diye bana kalkan olan adamlara karşı içimde tuhaf bir his oluşmaya başlamıştı. Bu hissin adını bilmiyordum ya da korktuğum için kendimi kandırıyordum. Her iki yönde de mağlup olan bendim, kazanan olmak için kaç parçamı daha feda etmem gerekiyordu artık bilmiyordum. 


Gözyaşlarımı hızla silip kıyafetlerimle beraber kendimi yatağa attım. Yatakta yaramın izin verdiği kadar küçüldüm ve belimde duran bıçağa sarılıp gözlerimi kapattım. Uyku bana uğramadı ama ruhumun dinlenmesine sebep oldu, gözlerimi kapattığımda bütün düşüncelerim dinginleşt ağırlığı geçmeyen tek yer kalbimde ve paramparça olan gururumdu.


Kapı tıklatıldığında gel dedikten sonra oturduğum yerde dikleştiğims sırada kapıdan kafasını içeri sokan Jasmi’yi gördüm. “Şey her şey yolunda mı diye bakmaya geldim aslında,” içeri girdiğinde bana yaklaşmaya çekindiğini fark ettim.


“Gelebilirsin ve evet her şey yolunda,” yalan söylüyordum ve bu sıralar bu alışkanlık haline gelmişti. Yalan söylemeyi sevmiyordum ama yalan söylemek zorunda kalıyordum.


“Bugün olanlar-” 


“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum,” sesim net ve sertti. Aslında sert çıkmasını istememiştim tamamen kendiliğinden çıkmıştı. 


“Sadece iyi olmanı istiyorum,”


“İyiyim Jasmi,” elimi koluna koydum “Gerçekten iyiyim sadece-" omuz silktim “Boş ver,” 


“Arkanı döner misin?”


“Anlamadım,”


“Saçlarını taramak istiyorum o yüzden arkanı döner misin?” isteği garipti ama umursamadım çünkü bende ondan saçlarını okşamayı istemiştim. Bu yüzden karşı gelmeden sadece arkamı döndüm ve saçlarımı Jasmi’nin ellerine bıraktım. Narin elleri saçlarımın arasında gezinmeye başladı “Eskiden de en sevdiğim şey annemin saçlarıyla oynamaktı. Küçük bir çocukken de Jamail ile yapardım ama artık oda huysuzlanıyor.” kıkırdadı. “Aramızda kalsın ama bazen haklı olabilir onu biraz fazla darlıyorum,” 


“Annen..” devamında ne diyeceğimi bilemediğim için sustum. O bunu anladı ve saçlarımı üçe ayırdı “Annemi hiç tanımadım yanı Jamail ile hiç tanımadık. Bizi doğurduktan sonra sokağa bırakmış bizi bir kadın bulmuş, onu annemiz bildik hep. Belli bir yaştan sonra bunu bize söylediğinde hiçbir şey değişmedi çünkü bize bakan kadın oydu. Annemiz oydu…” kederli bir şekilde iç çekti. “O öldüğünde on beş yaşındaydık ondan sonra kendi başımızın çaresine baktık.”


“Peki Mortis’e nasıl katıldınız?”


“Bizi o buldu, bir yağmurlu gece de Jamail’i bir kavgadan kurtarmış sonrasında ise onun zaten var olan çetesine girme teklifi etmiş. Jamail’in hayatını ona borçluyum, o yüzden ikimizde hemen kabul ettik. Onu on altı yaşından beri tanıyorum,”


“Şu an kaç yaşındasın?”


Jasmi saçlarımı örmeyi bitirdiğinde geri çekildi, ben ise ona döndüm “Yirmi,” 


“Teşekkür ederim, benimle acılarını paylaştığın için,”  dediğimde bana karşılık olarak gülümsedi ve oturduğu yerden kalkıp odadan çıktı. Çıkmadan önce iyi geceler demeyi ihmal etmemişti. Elim onun ördüğü saçıma gittiğinde dudaklarımda belli belirsiz bir gülüş oluştu. Onun ördüğü saçımı görünce annem aklıma düştü, aynı annem gibi örmüştü.


Çok acı çekiyorsun,”  demiştim ona bir keresinde artık dayanamadığım bir zamanda. “Bu acı hiç bitmeyecek kendine niye bunu yapıyorsun?” diye ağlamıştım. Hastaneye gitmeyi reddetmişti, ondan hayatının aşkını alan bu sistemden yardım istemeyi reddetmişti.


“Bir kez onlara muhtaç olduğumu gösterirsem, beni içine çekerler,” demişti. “Bir kez onların merhametine kalırsam hep kalırım. Kendimi kaybedemem minik yıldızım, onlara gidersem sizi kaybederim,”  benii kaybetmemişti. Hatta gözlerini benim ellerimi tutarken vermişti ama ben onu kaybetmiştim. Tıpkı diğer herkes gibi..


Oturduğum yerden kalkıp kapıyı açtığımda karşımda Mortis'i görmeyi beklemiyordum. “Kapımda mı bekliyorsun?” diye sordum şaşkın bir şekilde. 


“Bara ineceğim gelecek misin diye soracaktım?”


Kaşlarım havalandı “Sen?” dedim inanamaz bir şekilde.


“Ne var yani ben soramaz mıyım?”


“Geleceğim,” dedim sadece. Yüzüme peçeyi tekrardan çekeceğim sırada eli elimin üzerine kapandı “Kapatma,” dedi..


Alayla “Sabah bana tanınacağım diye bağıran adam şimdi onca kalabalığın arasına yüzümü göstermemi mi istiyor?” elimi hemen elimden kurtardım “Kendinde misin sen Mortis?” bu sefer sesim daha sinirli çıkmıştı. Bu kadar dengesiz olmak zorunda  mıydı? 


“Sabah bağırmak istemedim,” dedi düz bir sesle. Hep böyle yapıyordu benim haklı olduğum her konuda hatalı olduğunu söylerken bana değersiz bir şey söylüyormuş gibi konuşuyordu. Bana kendimi değersiz hissettirmeye çalışıyordu ve ben buna müsaade etmeyecektim.


“Bence sen boş ver Mortis,” dedim içimdeki kırıklarla aslında ona kırılma hakkım yoktu. Ben onun hayatında kimseydim, o benim hayatımda kimseydi. “Bağırmak istemedin ama bağırdın geri alamazsın, zaten önemsemedim,” geri bir adım attım “Gelmekten vazgeçtim, yaram varken içmem iyi olmaz,” kapıyı kapatacağım sırada bir an durup ona döndüm “Ayrıca ben kanını akıttığım için pişman değilim. Kusura bakma artık sende,” kapıyı kapattığımda rahatlamış gibi değildim aksine daha da canım yanıyordu.


Ona değil kendime kızıyordum, ona düşmanım dedikten sonra çizgiyi aşıyordum. O çizgi asla aşmamalıydım çünkü ben bu kapının bu tarafındaydım o diğer tarafında. Hemde bu sadece mecazi anlamda değildi.



⏳️


Güneş hakkında söylediğim her şeyi geri alıyordum. Tam olarak iki buçuk saattir çölün ortasında yürüyorduk ve sıcaklıktan bayılmama çok az kalmıştı. Sabah otelden erken çıkmamıza rağmen yine de hava çok sıcaktı. Kendimi teselli ettiğim tek şey henüz kum fırtınası olmamış olmasıydı.


“Artık şuraya yatıcam!” diye isyan etti Damian.


“Bende yanına!” diyerek ona katıldı Aris.


“Beş yaşındaki çocuklar gibisiniz,” Omar onlara bıkkın bir ifadeyle bakmıştı ama kendisi tam yarım saat boyunca bu konu hakkında söylenmişti.


Hemen ardından Jamail’in alaylı sesi duyuldu “Diyene bak,” 


“Umarım konuştukça daha çok yorulduğunuzun farkındasınızdır,” bakışlarım ileride görünmeye başlayan evlere takıldı. Ancak gözüm sadece birine takıldı Nil Nehri’nin yakınındaki o kumdan evde bunun sadece bir tasvir olduğunu düşünmüştüm ama bu gerçekten de kum tepesi şeklinde bir evdi.


“Harbi kumdan evmiş,” diye şaşırdı Aris. 


Adımlarımızı daha da hızlandırırken tam evin önüne geldik. Heyecanla kalbim çarparken bir yanımda da korku vardı. Mortis önden gidip kapıyı çaldığında ses gelmedi, diğerleri ise camlardan baktı ancak kimse yoktu. “Sikeyim böyle işi!” tekmesini kapıya geçirdi. 


“İçeride kimse yok,” dedi hayal kırıklığı ile Adel.


Bakışlarım etrafta gezinmeye başladı “Şimdi ne yapaca-” sözüm yarıda bırakan ise başka bir sesti.


“Birine mi bakmıştınız?”




Ve bölüm sonuuuuuu İnşallah bölümü beğenmişsinizdirrr

Bu arada bundan sonra bölümleri bir tık daha uzun yaptığım için -ki bu bölümde diğerlerine göre uzundu- pazar günü 15.30' da gelecek bölümler. Beni bilirsiniz daha erken hazır olursa erken saatlerde atarım


Bölüm hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum sizce bundan sonra ne olacak?


Mortis ve Milena bir nebze olsun iyi anlaşabilecekler mi?

Bölüm ve kurgularım hakkında daha fazla bilgi almak için instagram hesabımı ve WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.


Çok seviliyorsunuzzzz






Yorumlar

  1. Gerçekten bu kız bir divaaa
    Sende onu yazarak divanın divası oluyorsunn
    Yine mükemmeldi eline sağlık yazarrrr

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar