Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.8-KADERİN YAZGISI
“Kader Yazgısı bir kere yazılır.
Gözlerini kapatırsın kulaklarını tıkarsın,
koşabildiğin kadar hızlı koşarsın ama ondan
asla kaçamazsın.”
Wahdon - Fairuz
Za Milena J - Moriarty
Dawn Of Faith - Eternal Eclipse
“Birine mi bakıyorsunuz?” sesindeki hafif keyifli, hafif alaylı ses zaten onu aradığımız bildiğini gösteriyordu. Ona doğru döndüğümde yaşlı bir adam beklerken daha genç bir adamla karşılaşmak bana da sürpriz olmuştu. Kahverengi gözleri alayla parlıyordu. Bir kaç adım atıp tam karşımdaki genç adamın karşısına geçtim, onun yüzüde aynı benim gibi peçeliydi bu yüzden sadece gözlerini görebiliyordum.
“Seni arıyoruz,” dedim kendinden emin bir sesle. “Bize yardım edebileceğin umuyordum,”
“Bir kaçağa mı?”
Kaşlarım havalandığında bunu nasıl bildiğini sorguladım. “Sen…” devamını getiremedim.
“Asıl saklaman gereken şey yüzün değil, önce o mücevher gibi gözüken yeşil gözlerini saklamalısın,” sözleri adeta dilimin tutulmasına sebep olmuştu.
“Şey bölmek istemem ama fırtına bence kapıda bu yüzden içeri de flörtleşmeye devam etseniz,” diyerek araya giren Aris olmuştu.
Bakışlarımı karşımdaki adamdan çektiğimde arkamı döndüm “Ee bizi misafir etmeyecek misin?” sorum karşısından gülüşünü duydum. Yanımdan geçip kapıyı bizim için açtığında bakışlarım anlık Mortis'e dokundu, bakışları kapıyı açan genç adamı öldürecek gibi bakıyordu. Bakışlarımı ondan koparıp içeri doğru yürüdüğümde herkes arkadan geliyordu.
Kapıdan içeri girer girmez burnumu baharat ve bitki kokuları doldurdu. Gözlerim etrafta dolaşırken ahşap raflarda çeşitli bitkiler olduğunu gördüm. Genç adam peçesini çıkarmadan tezgahın arkasına geçtiğinde konuşmaya başladı. “E bakalım sizi buraya ne attı?”
“Aslında biz daha yaşlı birini arıyorduk,” dedi Jamail. “Buranın asıl sahibi sen misin?
“Buranın sahibi olan amcam birkaç yıl önce vefat etti ama size yardımcı olabilirim,”
“Bir kitap yüzünden buraya geldik, babamın alfabesini çözmemizde bize yardım edebilir misin?”
“Bir çok alfabe biliyorum ama onu görmeden bilemem,”
Çantamdan çıkardığım günlüğü ona gösterdim, iyi ki Gümüş Tilki kartında yazan şekilleri günlüğe çizmeyi akıl etmiştim. Günlüğü karşımdaki adamın önüne koyduğumda bakışları şekillerde gezdi, kaşları anında çatılırken birden bana döndü. “Bunu nerden buldun?”
“Ne demek nerden buldum, babamın alfabesi bu,” dediğimde kafasını iki yana salladı. “Bunu sadece iyi kahinler bilir, amcam onlardan biriydi. Bu kahinlerin alfabesi ve bunu sadece onlar ve onların öğrencileri bilir,”
“Babam bir kahin değildi,” dedim hızla. “O sadece sıradan çelyoster bir adamdı. Fazla yazardı, hisleri kuvvetliydi ama kesinlikle bir kahin değildi,”
“Baban hiç elindeki çizgilere ya da çayının dibindeki ota baktığı ve sana anlatmadığı bir şeyler oldu mu?” sorusu içimin burulmasına neden oldu. Çünkü babam bunu hep yapardı, her yaş günümde avucuma bakar kaşlarını çatardı sonra ise öperdi ama bunu sadece alışkanlık olduğu için yapıyordu. Ayrıca hepimizin çayının otuna bakar hikayeler uydurup bize anlatırdı. Sadece eğlendiğimiz ve güldüğümüz hikayelerdi.
Kaderin yazısından kaçamazsın demişti bir keresinde annem. Ona kader yazgısının ne olduğunu sorduğumda bana “O öyle bir yazgıdır ki minik yıldızım onu silmek imkansızdır. Bir kere yazılır ve bir daha asla silinmez, değiştirilmez, ona karşı gelinmez. Sen ne kadar direnirsen diren, ne kadar görmezden gelirsen gel ondan kaçamazsın.” o zaman anlayamadığım şey şimdi karşımdaydı. Gitmek istiyor kulaklarımı kapatmak istiyordum ama bu imkansızdı her şey tam karşımdaydı.
“Ben anlamıyorum,”
“Baban bir kahinmiş,” dedi vakit kaybetmeden. “Tuhaf olan ise Marad soyadında bir kahin hiç duymadım,” düşünceli bir şekilde tekrardan günlüğe döndü. “Size yardım edeceğim,” dedikten sonra raflardan bir kitap aldı ve aynı yerine geçti.
O deftere bakarken ben ise duyduklarımın ağırlığını yaşıyordum. Babam bir kahinse o zaman neden bizden bunu saklamışt? İlacı da bu sayede mi yapmıştı? Amacı neydi?
Üzerime çöken ağırlıkla beraber masanın kenarına tutunma ihtiyacı duydum. Anlık gözlerimi kapatıp açtığında başımın döndüğünü hissettim. Bu kalp ağrısı seni öldürmez ama sana çok acı çektirir. “Piramit,” derken günlüğe döndüm. “A harfi,” eli bu sefer diğer şekle geçti “Yılana saplanmış kılıç, S. Ortasından kan akan beyaz gül, T. İçinde inci olan istiridye, E. Kanlı bıçak, R. Aslan, O. Eşit kollu terazi, N.” bakışlarını kaldırıp bana döndü “Asteron,”
Asteron.
“Peki bu ilaç nasıl yapılıyor?” diye sordum hemen.
“İlaç mı?” dedi şaşkınlıkla. “Bunun bir ilaç olduğunu mu düşünüyorsun gerçekten,” kafasını iki yana salladı “Bu bir zehir, hemde çok fazla acı çektiren bir zehir,”
“Zehir mi?” Damian’ın sesi şaşkınlıka aramıza düştü.
Bakışlarım Mortis'e döndü bu kart yanlış Gümüş Tilki kartıydı. Gümüş Tilki kartınde şifa olurdu ama bundaki şifa değil ölüm vardı. Vlad denen adam boşuna ölmüştü, hepsi bir oyundu hakim önüme bir oyuncu göndermişti ve ben o filme inanarak izlemiştim.
“Erez!” içeriden gelen tiz sesle beraber irkildim. Perdenin arkasında çıkan kız hiç vakit kaybetmeden karşımda duran adamın yanına gitmişti ki bakışları bizi görünce dudaklarındaki gülümseme soldu. Bal rengi gözleri bende durduğunda bana doğru yaklaştı.
“Maya sana beni beklemeni söylemiştim!” diyen sesi geldiğimizden beri ilk defa sertti. Maya denen kız bana doğru biraz daha yaklaştığında kafasını yana eğdi.
Bir süre bakışları benim gözlerimde oyalandıktan sonra “Elini bana gösterir misin?” dedi. Sorusu bir adım geri çekilmeme sebep olurken Mortis'de bana doğru bir adım atmıştı. Bana zarar vermeyeceğini gözlerinden anlamıştım ama yine de gerilmeden edemedim.
“Hayır,” diyen sesim netken az önce isminin Maya olduğunu öğrendiğim kızdan uzaklaşıp masanın üzerinden günlüğü aldım.
“Karanlık geliyor,” sesi bir fısıltı gibi çıkmıştı. “Karanlık çok yakınında,” bakışları Haris’e kaydı. “Karanlık seni içine çekecek,” tekrardan bana döndü “O karanlığın içini aydınlatman lazım yoksa seni bitirecek. O karanlığa kapıldığında üç seçeneğin var; Ya o karanlığın esiri olacaksın, ya o karanlığı esir edeceksin, ya da birbirinize karışıp Mısır’ın kıyameti olacaksınız. Seçimini iyi yap ama unutma Kaderin yazgısını bozamazsın”
“Bence gitme vaktimiz geldi,” diyerek beni kolumdan çekti Omar. “Gidelim Milena,” ona karşı gelmeden yürümeye başladığımda kafam her zamankinden daha karışıktı.
“Oda neydi öyle?” dedi Adel dışarı çıktığımızda.
“Bir kahin,” dedim zorlukla. “O kız bir kahindi,”
“Fazlasıyla korkutucu bir kahin,” diyerek beni düzeltti Damian.
“Saçmaladı,” kolumu Omar’dan çektim. “Artık eve dönme zamanı bence bugün fazlasıyla tuhaf insan gördüm,” dedi Damian.
Bana doğru yaklaştığında kolunu omzuma attı, bu hareketini yadırgasam da bu sefer takmadım. Kafam yeterince doluydu, bu yüzden birde onunla uğraşmak istemiyordum. “Beni de kurtarırsın değil mi Mil?”
Kaşlarımı çattım “Mil mi?”
“Kusucam Damian,” diyerek yanımızda tünedi Aris. “Mil ne oğlum? İstersen bizde sana Dam diyelim,”
Bu dediğine gülerken Damian’ın kolunu omzumdan attım. “Bence bir süre gözüme gözükme iğrenç bir kısaltmaydı,”
“Gayet güzeldi,” diye ısrar ettiğinde hepimiz aynı anda “Değildi!” dedik.
“Kesinlikle zevksizsiniz,”
🏺
Düşüncelerimin içinden çıkmak artık eve dönüş yolunda benim için daha da imkansız geliyordu. Zihnimin içindeki zehirli sarmaşık etrafımı öyle bir sarmıştı ki arada nefes alamadığımı hissedip kendime gelmeye çalışıyordum.
Kafamda bir sürü cevapsız soru vardı ve işin kötüsü sorularımı cevaplayacak kimse de yoktu. İki gün süren yolculuğun ardından nihayet eve vardığımızda rahat bir nefes aldım ve doğrudan mutfaktaki dolaptan kendime bir şarap şişesi aldım. “Yaran henüz iyileşmedi sarışın o yüzden bence şimdi içmenin sırası değil,” diye uyarı verdi Damian.
Haklı olduğunu bilmeme rağmen yinede “Farklı bir sigaran var mı?” diye sordum ona.
“Milena…”
“Mortis'in ki gerçekten çok ağır,” dedim yüzümü buruşturarak. İtiraz edecek gibi oldu ancak sonradan vazgeçmiş olacak ki elini cebine attı ve çıkardığı sigara paketini bana uzattı.
“Teşekkürler,” diyerek yanından geçtiğimde direkt olarak yukarı çıktım ve Mortis'in odasına girdim. Peçemi, üzerimdeki ceketi ve kazağımı çıkardıktan sonra tam aynanın karşısına oturup sırtımı yatağın bazasına yasladım ardından aynadan kendi gözlerime baktım.
Zehrin etkisi geçtiği için artık gözlerimin rengi daha belirgindi. Boğazımdaki ip izi de geçti sayılırdı.
Kendine bak Milena, şu haline bak dedi iç sesim ve haklıydı da. Ne ara etrafım bu kadar ihanetlere, sırtımda yer kalmayacak şekilde bıçaklarla dolmuştu bilmiyordum.
Hiçbir zaman kolay bir hayat yaşamamıştım ama yinede ailemle olduğum küçük dünyamda mutluydum. Onlar olduğu zaman hayatta sanki herşey yolundaymış gibi hissediyordum.
Şimdi ise yapayalnızdım. Annem yoktu, babam yoktu -gerçi artık babam benim tanıdığım adam mıydı ondan bile emin değildim- kardeşim yoktu birde o yoktu. O hayatımda yokmuş gibi davranmak belki de en zoruydu çünkü vardı ama yoktu öyle olması gerekiyordu.
Şarap şişesini açıp kafama diktiğimde içimdeki acı azalmadı ya da kafamdaki düşünceler susmadı. Tek bir hamle ile üzerimdeki kazağı çıkarıp kenara fırlattım. Cebimdeki telefonumu çıkarıp ezbere bildiğim tek numarayı tuşladığımda telefon çaldı. Açmayacağını biliyordum ama belki açar umuduyla bekledim. Çalma sesi bir süre sonra sesli mesaja döndüğünde nefesimi tuttum.
Dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdirdikten sonra derin bir nefes aldım “Hey, seni aramamam gerekiyor biliyorum ama herşey sarpa sardı. Öğrenmemem gereken bir çok şey öğrendim ve…” gözlerim dolduğunda bir süre sustum gözyaşlarımın akmasına izin vermedim. “Yoruldum. Sana ihtiyacım var, eğer bunu dinlersen ya da şuan beni duyuyorsan bana ulaş. Sana ihtiyacım var, bununla artık tek başıma başa çıkamıyorum, kafamın içinde dönen soruların cevabını bulamamak beni korkutuyor,” burnumu çektim ve devamını getirmeden sesli mesajı sildim.
Tabikide ona bunu gönderemedim bu tehlikeliydi. Onu aramam bile benim için bir kumardı ve ben bunu bile bile yine de aptallık edip aramıştım.
Şarabı tekrardan kafama diktiğimde alkolün iyice kanıma karıştığını hissediyordum. Damian’ın bana verdiği sigara paketini açıp içinden bir dal sigara aldım ve dudaklarımın arasına yerleştirdim. Çakmak aramak için etrafıma baktığımda Çakmak yoktu. “Harika şuan bir senin yokluğun eksikti!” burnumun direği tekrardan sızlarken kafamı geriye yatağa yasladım ve gözlerimi kapattım.
Bu kalp sancısı seni gerçekten bitirecek.
Karşımda yanan çakmağın sesini duyduğumda hızla gözlerimi açtım ve onun bakışlarıyla karşılaştım. Dudaklarının arasındaki sigarayı yaktığında önce dudaklarımın arasındaki sigarayı aldı daha sonrasında bana yaklaştı ve dudaklarındaki sigarayı almam için bekledi.
“Seninkini sevmediğimi söylemiştim,” sesim alkolden olsa gerek daha da çocuksu çıkmıştı.
“Bu farklı,” dedi hala dudaklarının arasındaki sigara varken.
İtiraz etmeden dudaklarındaki sigarayı aldığımda geri çekildi ve oda tam karşıma oturup sırtını aynalı olan dolaba yasladı. Ben onun verdiği sigaradan bir duman çektiğimde yanımda duran şarap şişesine uzandı. “Dikkat et huyum geçmesin sana,” dedim alayla.
Sözlerimi umursamadan şarap şişesinden koca bir yudum aldığında adem elması daha da belirginleşti. Ona o kadar dikkatli bakma Milena. Şişeyi bana geriye uzattığında “Benimkide sana geçer,” dedi rahatlıkla.
Şişenin dibini görene ve sigaram bitene kadar daha fazla konuşmadım. En sonunda yeşil gözlerim yine bakmaktan kaçındındığım buz mavisi gözlere değdiğinde onun zaten bana baktığını fark ettim. “Vita ne zaman gelecek?” diye sordum birden.
“Vita mı?” sorusuyla ancak minik Leoparıma Vita dediğimi fark ettim. Aslında belirlediğim bir şey değildi bir anda ağzımdan çıkıvermişti.
Dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdirdim “Leoparım,”
“Ona ne zaman bu ismi verdin?”
“Aslında vermedim bir anda ağzımdan çıktı,”
“Vita ne demek biliyor musun peki?” diye sorduğunda merakımı uyandırdığı için oturduğum yerde daha da dikleştim. “Yaşam demek.”
Benim gibi yaralı ama yaşamayı seven demek.
“Bence tam onluk bir isim, ayağı daha iyi oldu ama en son hala biraz topallıyordu. Sence bir daha eskisi gibi yürüyebilecek mi?” benim yanımda olduğu süreç boyunca bir kaç kez geceleri acıdan inlediğine şahit olmuştum ve bu daha çok canımı yakmıştı. Nasıl bir cani böyle güzel bir yaratığa zarar verebilirdi aklım almıyordu.
“Eskisi gibi olmasa da yürüyecek. Jasmi yaranın fazla derin olduğunu söylemişti,” sözleriyle beraber içim acıdı.
Yaranın o kadar derin olmadığını ve onun için çok hasar kalmayacağını düşünmüştüm. Geceleri acıdan miyavlarken bunun sadece anlık acı olduğunu sanmıştım. Oysa onun yarası daha derindeymiş, ne kadar zaman geçerse geçsin hem bedeninde hemde ruhunda taşıyacak bir yaraymış.
“Şimdi ne yapacağız?” diye sordum çaresizce. Yapacak birşey kalmamıştı, herşeyin bir yalan olduğunu öğrenmiştik ve şimdi iyice boka batmış durumdaydık.
“Kart doğru, o yüzden asıl bulmamız gereken şey o zehiri nasıl şifaya dönüştüreceğimiz,” kaşlarım çatıldığında devam etmesi için bekledim. “Kartı sistemde onaylattım bir yanlış ya da sahtesi söz konusu değil, birkaç tanıdıkla görüşüp onlara soracağım belki onlar bu zehri nasıl şifaya dönüştürüleceğini biliyordur.”
“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” kısık gözlerim ona daha dikkatli kenetlendi. “Bir zehir nasıl şifaya dönüşecek?”
“Bir canlıyı zehirleyen bir şey illaki bir zamanlar şifa olmuştur,” dilini dudaklarının üzerinde gezdirdi. “İnsanlar gibi düşün sana zehir olan bir insan illaki bir gün şifa olmuştur. Sadece neresine bakacağını biliyorsundur. Çünkü onun içini biliyorsundur.”
Aynı bir şiir gibi konuşuyordu ve bu sinir bozucuydu
“Bende geleceğim,” dedim bir süre sonra.
“Bakarız,” dedi rahat bir tavırla.
“Geleceğim,”
“Bakarız dedim Milena,”
“Bende sana geleceğim dedim,” o inat ediyorsa bende inat edebilirdim. Bir şey söyleyecekken ondan önce konuştum. “Bakarız demeye devam ettiğin sürece seninle sabaha kadar bunu tartışabilirim, ya da-”
“Ya da yarın seni burada bırakıp giderim,” dedi sözümü keserek. Gözlerimi daha da kısıp yaslandığım yerden ayrıldım ve dizlerimin üzerinde durduğumda çenemi dikleştirdim. “Bende senin peşinden gelirim, beni yanına almana gerek yok sonunda yine geleceğim. Ya seninle ya da senden gizli,”
“Yarın yardım ettiğimiz kız çocuklarının okuması için açtığımız okula gideceğiz,” sözleri ile anında bakışlarım yumuşadı. “Bazı kimsesiz erkek çocukları da var. Onları bu dünyanın biraz dışında tutmaya çalışıyoruz, bu arada oradaki erkek çocukları…” ne diyeceğini bilmeyerek sustu ama ben anladım. Erkeklere karşı olan tavrımdan dolayı onlara aksi davranmamamı istiyordu.
“Çocuklarla bir sorunum yok,” dedim dürüst olarak. “Onların bir suçu yok,” karşımdaki adam kafasını sallarken bu gece bana farklı bir yönünü de gösterdiğini fark ettim. Oturduğum yerden doğrulmaya çalıştığımda bir an dengemi kaybeder gibi olduğum için dolaba tutunmaya çalıştım ama elim boşluğu avuçladı.
Mortis sanki benimle beraber şarap içmemiş gibi büyük bir çeviklikle elini belime doladı ve düşmemi engelledi. “İçtikten sonra daha yavaş kalkmalısın dies stella (gün yıldızı),”
“Bana ne yapmam gerektiğini söyleyen insanlardan nefret ediyorum,” geri çekildiğimde odanın çıkışına yöneldim ancak kapının önünde durdum. Nereye gidecektim ki? Kapıya neden geldiğimi bile bilmiyordum ki, şu an ne yapmam gerekiyor ondan da emin değildim, bu yüzden önce dizlerimin üzerine yavaşça oturdum sonra ise yere sırt üstü uzandım.
Üzerimde sadece sütyenimin olduğunu o an sırtıma batan halının tüylerinden fark etmiştim. Oysa Mortis'in gözlerinin hiç bedenimde gezdiğini hissetmemiştim. Belki bakmamıştı belki de ben onun bakışlarını fark edemeyecek kadar sarhoştum.
Bakışlarım bir süre tavanda oyalandı “Sende mi burada kalacaksın?” sesim titremesin diye büyük bir çaba vermiştim ve bu çabamda da başarılı olmuştum.
“Hayır, aşağıda kalacağım,” sesi düşündüğümden daha yakın gelmişti.
Derin bir nefes aldım “O zaman şimdi gitsene,” diyerek onu kendi odasından kovdum.
“Buranın benim odam olduğunun farkındasın değil mi?” sesi alaylaydı.
Elbette burasının onun odası olduğunun farkındaydım ama o varken ağlayamazdım, o burada durup bana bakarken ağlayamazdım. “Şuan ben kalıyorum,” dedim umursamaz bir sesle. “Git Mortis bugünkü sen kotamı doldurdum,”
“O zaman şansına küs bir süre daha burada olacağım. Ben ne zaman istersem o zaman giderim,” her zamanki gibi baş belası adamdı işte. Bir kez olsun anlayış gösterip incelik etmiyordu sadece duvardı, bomboş bir evin buz tutmuş duygusuz duvarları gibiydi.
“Siktir git Mortis, gerçekten çekilmezsin,” gözlerimi devirip uzandığım yerden kalktığımda bütün üzüntüm yerini sinir bozuntusuna bırakmıştı. Yorganı adeta yırtarcasına açtığımda aynı hırsla içine girdim ve sırtımı ona dönüp yüzümü yastığa gömdüm. “Yarın hemen benim kızımı bana getirsen iyi edersin,”
Sıkıntılı bir şekilde nefes verdiğini duydum “Emredersin,” artık onunda sinirlerinin bozulduğunu anladığımda dudaklarımda minik bir gülüş oluştu. “Keyiflen bakalım sen, bakalım keyfin ne kadar sürecek,”
“Sen defolup gidersen çok daha uzun süre keyifli olabilirim,”
“Sen bana göz devirmeyi bırakırsan neden olmasın,” tekrardan göz devirdim. “Hala göz deviriyorsun,” dediğinde yattığım yerden kafamı kaldırdım ve ona döndüm “Sen…”
“Yaptığın her şeyi görüyorum Milena, hemde bunun için yanında olmama bile gerek yok,”
Bok yok!
“Göreceğiz,” diyerek ona meydan okudum hatta yetmedi bir çocuk gibi dilimi çıkardım. Anında pişman olsam da Mortis'in bakışlarındaki şaşkınlığa şahit oldum. Ben bile kendimden böyle bir şey beklemiyorkan onun şaşırmasını yadırgamadım. Kafamı tekrardan yastığa bastırıp gözlerimi kapattım lakin uyuyamadım en sonunda gözlerimi açtığımda tekrardan kafamı kaldırdım ve ona döndüm.
Hala aynı yerinde oturuyordu bir adım bile kıpırdamamıştı ve o burada olduğu için uyuyamıyordum çünkü onun burada olduğunu biliyordum bu sinirimi bozuyordu. Ona dair her şey sinirimi bozuyordu, yok saymam gerekirken onu öldürmekle ona merhamet etmek arasındaki kırmızı çizginin ortasında öylece dolaşıyordum. Ne zaman dengemi kaybedip diğer tarafa kayacağımı bilmiyordum.
“Bence artık git,” dedim en sonunda. Açıkça onu istemediğimi belli ediyordum ama o hiç oralı olmuyordu.
“Uyu Milena, uyuduğunda gideceğim,”
“Sen varken uyuyamam,” sözlerim ile beraber oturduğu yerden kalktı, ben onun odadan çıkacağını düşünürken Mortis hiç istifini bozmadan kütüphaneye girdi “Şimdi uyuyabilirsin, hemen kapının ardında olacağım,” dedikten sonra kütüphanesinin kapısını kapattı.
Gerçekten tam bir baş belasıydı.
Umursama Milena, o senin hayatında bu kadar önemli biri değil. Gözlerimi kapatıp yorganı kafama çektikten sonra gözlerimi kapattım. Karanlıktan irkilerek çıktığımda gözlerim anında açıldı, bir süre öylece tavana bakıp kendime gelmeye çalıştım.
Yataktan çıktıktan sonra üzerime sarı bir yün kazak geçirdim ve müthiş bir baş ağrısıyla odadan çıkıp banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçaladım ve banyodan çıkıp aşağı indim. Henüz erken olduğu için büyük ihtimalle herkes uyuyordu.
Mutfağa geçmeden önce koltukta avokadolu bir yastığa sarılıp üstü çıplak bir şekilde yatan Damian’ı görünce şaşırdım. Uyurken normalden daha çocuksu duruyordu, çoğunlukla çocuk ruhlu biri olduğu için göründüğünden daha çocuksu duruyordu.
“Günaydın,” arkamda duyduğum fısıltı ile elimi kalbimin üzerine koydum. Arkamı döndüğümde ada tezgaha yaslanmış Aris’i gördüm. Üzerinde beyaz sıfır kollu sporcu atleti altında ise gri eşofmanı vardı.
“Ödümü kopardın,” dedim aksi bir sesle.
“Kusura bakma,” derken tezgaha ilerledi ve ketıla su koydu. “Kahveye ihtiyacın var gibi duruyor,”
Yüzümü buruşturdum “Ben kahve içmem,”
Ar olsa bilirdi, o benim kahve değil annemin yaptığı çayı sevdiğimi bilirdi.
“Sallama çay yapayım,”
Kafamı salladım “Olur,” bar taburelerinden birine oturdum ve Aris’i izledim. “Sana geçen bahsetmiştim ya Ar diye,” dedim bunu neden ona anlattığımı bile bilmezken. Aris kendine bir kahve bana da sallama çay yaptıktan sonra devam etmem için karşıma oturdu. “Onu sana benzetiyorum çünkü gözlerin aynı onunkiler gibi açık yeşil, onun gözlerini ilk gördüğümde böyle bir göz rengine insanın nasıl sahip olabileceğini düşünmüştüm,”
“Kendi gözlerini görmemişsin gibi,” diyerek dalga geçti.
Omuz silktim “Çocukluk aklı işte. O benim en sevdiğim oyun arkadaşımdı” tek oyun arkadaşım da oydu. “Onunla bazı huylarınız da benziyor, mesela oda senin gibi eve girerken hep sağ ayağı ile giriyordu. Dikkatimi çekti sende öyle giriyorsun, yemek yerken her zamankinden daha sessizsin,” bu benzerlikleri saymak içimi daha çok acıttı. “Bunlar Ar ın hareketleri ama ben Aris’i de merak ediyorum. Geçmişini mesela,”
“Burada uyuyorum iki saattir cır cır kafamda konuşuyorsunuz hiç uyuyana saygı kalmamış,” diye sızlanarak uyuyan Damian konuşmamızı böldü.
Başımı onun olduğu yere çevirdiğimde çoktan kalkmış elinde duran avokadolu yastıkla bize kötü bakışlar attığını gördüm.
“Sen niye burada uyudun ki?” diye sordum çayımdan bir yudum alırken.
“Bugün canım biraz koltukta uyumak istedi,” sesi hala uyandırıldığı için aksi olan bir çocuk gibiydi.
“Hadi ordan be! Omar beni odadan fırlattı demiyor da,”
“Abim beni odadan atabilir mi Aris?” ilk defa Omar’a abi dediğini duyuyordum.
“Atabilir,”
Kahve gözlerini devirdi “Ama atmadı,” oturduğu yerden kalkıp merdivenlere yöneldi “Ben uyumaya gidiyorum malum cır cır konuşuyorsunuz. Uyutmadınız yani, nerede edep nerede ahlak.” söylene söylene yukarı giderken arkasından sadece güldüm.
Tekrardan Aris’e döndüğümde konunun dağıldığını anladım. Büyük ihtimalle daha fazla bu konu hakkında konuşmayacaktık bu yüzden daha fazla üstüne gitmedim.
Güneş doğana kadar Aris ile sessizce orada oturduk en sonunda diğerleri de kalktıktan sonra kahvaltı yaptık. Evden çıkmadan önce çocukları görmeye gideceğimiz için içimi bir heyecan kapladı.
Mortis ekibine dönüp “Bugün arabayla gideceğiz, farklı bir yoldan gidip dikkat çekmeyelim,” herkes kafasını sallarken bu sefer sadece ben değil herkes yüzünü peçeyle kapatmıştı.
Büyük bir onlarda çıkacak bir terslikte yakalanmamak için yüzlerini kapatıyorlardı. Bu sefer Haris’in her zamanki arabasından farklı bir arabaya bindiğimizde “Niye diğer arabanla gitmiyoruz?” diye sordum merakla.
“Fazla dikkat çeker,” dediğinde haklıydı.
Arabanın kapısını açtım ve içeri girdim “Dikkat çekmeyi sevdiğini sanıyordum,”
Kafasını sallayıp “Seviyorum,” diye onayladı beni. “Ama çocukları tehlikeye atma riskine giremem,”
Dudaklarına bir sigara yerleştirip yaktığında bana uzattı “Sigaranı sevmiyorum Mortis, biliyorsun bu yüzden verme,”
“Bu farklı,” dedi tıpkı dünki gibi. Bakışlarım ona dönerken tek kaşımı kaldırdım. “Sen sigaranı mı değiştirdin?” diye sordum allak bullak bir sesle.
“Artık daha hafif içmeye başladım,”
“Yani sigaranı değiştirdin?”
Bakışları anlık bana kaydı daha sonra tekrardan yola döndü “Değiştirdim,”
Genzimde bir şey sızlarken onun benim için sigarasını değiştirme ihtimali bile bende ağlama isteği uyandırdı. “Niye değiştirdin ki?” diye üsteledim.
“Ne öğrenmek istiyorsun Milena?”
“Hiç, sadece neden benim sevmediğim sigaranı değiştirdiğini sordum. Bana hafif olandan alabilirsin ya da almana bile gerek yoktu senin yanında içmesem de olurdu,”
“İki iş sevmem, sevmiyorsun bu yüzden bu sefer ben sana uydum.” direksiyonu tek eliyle kavrayıp hızlı bir manevrayla döndü ve sigarayı tekrardan uzattı. “Bir dahaki sefere sende bana uyarsın,”
Onu yan profilinden gözlerimi ayıramazken elindeki sigaraya uzandım ama içimde hala ağlama isteği vardı. Ben onun sigarasını sevmiyorum diye sigarasını değiştirmişti. Beni kandırmaya çalıştığı için böyle yaptığını düşünüyordum ama bakışları ve ses tonu samimiydi.
Belki de sandığın kadar kötü biri değildir Milena.
Ama öyleydi, her seferinde beni haksız duruma düşürmeye çalışıyor benim sözlerimi umursamıyordu. İyi bir kalbi olabilirdi ama bana kendimi kötü hissettiriyorsa o zaman iyi biri olmasının bir önemi yoktu. Çünkü benim için önce ben gelirdim sonra ise diğer detaylar.
Sigarayı dudaklarımın arasına aldığımda derin bir nefes aldım ve bakışlarımı akıp giden yola çevirdim. Sigaranın dumanı dudaklarımın arasından usulca sızarken konuşma isteği duydum “Sana asla uyacak bir kadın olmadığımı biliyorsun Mortis,” dedim dakikalar sonra.
“Ülkeyi bu hale getiren hayat seni bir adama uydurmaz mı sanıyorsun?” sesinde eğlenceden çok keder vardı sanki. Bir yandan ona meydan okumamı seviyor diğer yandan da ona uyma ihtimalim onun canını sıkıyor gibiydi.
“Bunu zaman gösterecek ama emin ol sonuna kadar savaşacağım,”
“Senin hakkında emin olduğum tek şey zaten bu,” dedi.
Yol akıp giderken ikimizde daha fazla konuşmadık onun yerine sessizce yolu izledik. Çok geçmeden büyük bir malikanenin önünde durduğumuzda bakışlarım ihtişamlı malikaneye takıldı. “Burası çok açık bir yer değil mi?” diye sorduğumda Mortis tek eliyle direksiyonu çevirerek arabayı tek hamlede kenara park etti.
Kapıyı açıp arabadan indiğimde oda benimle beraber indi “Açık bir yer ama önemli olan kısmı da bu zaten. Açık bir yer olduğu için kimse şüphe duymaz, burası özel bir mülk olduğu için sorgulamazlar,”
“Çocuklar hiç dışarı çıkmıyor mu?” bunun düşüncesi bile kalbimin sıkışmasına sebep oldu.
“Çıkıyor ama sadece arka bahçeye ön bahçeye çıkmaları onların açısından da tehlikeli olur ve onlarda bunu biliyor. Gerçekten fazlasıyla zeki çocuklar, onlara buraya çıkmayı asla yasaklamadım ama onlar tehlikeli olduğunu bildikleri için buraya asla çıkıp kendilerini göstermiyorlar. Büyükler de küçüklere aynı şeyi aşılıyor,”
“Peki burada onlara eğitimi kim veriyor,”
“Gönüllü olan bazı kişiler geliyor.” diye açıkladığında kafamı salladım ve büyük demir kapıdan içeriye girdik. Diğerleri henüz gelmemişti ama onları beklemek içinde durmamıştım. Kapıda herhangi bir koruma ya da güvenlik yoktu dışarıdan gören birinin normal bir ev olduğunu sanacak bir şekilde duruyordu.
Malikanenin kapısının önünde durduğumuzda Haris kapıyı çaldı. Kapı açılana kadar içim öyle düğümlendi ki bir an direkt kapının açılmasını beklemeden koşup buradan uzaklaşmak istedim. Kapı açıldığında karşımıza genç bir adam çıktı muhtemelen aynı yaşlardaydık.
Mortis'i gördüğünde “Hoşgeldiniz,” dedi sadece. Bu kadar resmi olmasını beklemediğim için bir an afalladım ama bozuntuya vermemeye çalıştım. Mortis başını sallayıp içeri adım attığında bende onun peşinden içeri girdim “Kızlar nasıl?”
“İyi efendim sadece Nabi bu aralar pek iyi değil,” dediğinde Mortis olduğu yerde durdu ve adama döndü “Ne demek iyi değil?”
“Son zamanlarda yemek yemesi çok azaldı ve arkadaşları halininde pek iyi olmadığını söylüyor,”
“Şimdi dersteler mi?”
“Evet efendim,”
“Çıktıklarında bana bilgi ver,”
“Emredersiniz efendim,”
Adam yanımızdan geçip gittiğinde adımlarım gittikçe yavaşlamaya başladı, en sonunda durduğumda Mortisis bunu fark etmiş olacak ki oda durdu. Bakışları bana odaklandığında bir kaç adım geri gittim “Vazgeçiyor musun?”
Kafamı iki yana salladım “Hayır, sadece…” devamını getiremeyip sustum. Neden çekindiğimi anladı ama bilerek dile getirmemi istedi “Peçem var ama beni tanırlar mı? ”
Bana doğru bir adım geldi “Büyük ihtimalle tanımazlar ama tanırlarsa da sorun değil. Bunların hepsi çocuk,” dedi ama nedenini kendiside çok iyi biliyordu.
Korkuyorsun Milena belkide ilk defa ölesiye korkuyorsun. Çünkü biliyorsun ki eğer onlar seni tanırlar ve senden korkarlarsa o zaman bütün inancın kırılacak.
“Ya beni tanır ve benden korkarlarsa?” sesimdeki gerginlik giderek arttı “Bütün Mısır benim bir katil ve idam kaçağı olduğumu biliyor, ya o çocuklar beni tanıyıp benden korkarsa Mortis?” birr kaç adım daha geriye çekildim oda daha çok geldi “Çocukların korktuğu biri olmak istemiyorum,” kafamı iki yana salladım “Öyle biri olamam,”
Bir kaç adımda dibimde bittiğinde beni çevik bir hareketle duvara yasladı “Olmayacaksın,” dedi keskin bir sesle.
“Olacağım,” dedim içimde ilk defa daha ağır basan bir umutsuzlukla.
“Olmayacaksın Milena. Unutma benim her sözüm bir yemindir ve ben sana olmayacaksın dediysem olmayacaksın. Onlar sana hayranlıkla bakacak, bu mücevher gözlerine hayranlıkla bakacaklar,” elimi elinin arasına aldığında bu sefer ona karşı koymadım “Bu elini tuttuklarında gururlanacaklar,” diğer elimi saçlarıma gitti “Saçlarına dokunduklarında deli olacaklar, sesini duyduklarında içleri umut dolacak,” kafasını hafifçe yana eğerken gözlerime daha derin baktı. Ben ise sanki sözleriyle büyülenmiştim, şuan onu itmem gerekirdi biliyordum hatta tokadı yüzüne geçirmem lazımdı ama bunların hiçbirini yapmadım sadece öylece yüzüne baktım. “Kollarını sana doladıklarında bir annenin sıcaklığını hissedecekler,”
“Bunlar sadece içi boş kelimeler Mortis,” dedim bütün sözlerinin üzerine. “Bunların olacağını bilemezsin, kaderimdeki yazgının ne olduğunu bilemezsin.” elini elimden çektiğimde onu kendimden uzaklaştırmak için göğsünden ittirdim o da bun ayak uydurdu ve geri çekildi. “Onların benden korkmasını engelleyemezsin.”
“Senden korkmayacaklar Milena,”
“Onların yanına gideceğim ama biliyorum Mortis bunu en iyi ben biliyorum,” omuzlarımı indirip kaldırdım “Kaderin yazgısını değiştiremezsin , olması gereken şeylerin olmasını engelleyemezsin,” ne kadar isterse istesin bunu yapamazdı. O bir tanrı ya da bir ilah değildi, oda benim gibi etten kemikten bir insandı, süper güçleri olsa- ki yoktu- yine de kader nasıl yazıldıysa öyle ilerlerdi. O çocukların beni tanımaması için dua ettim.
Çünkü Kaderin yazgısı sen ölene kadar alnında yapışıp kalırdı.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarım.
En sevdiğiniz karakter hangisi?
Sizce diğer bölümde neler olacak?
Zehri şifaya dönüştürebilecekler mi?
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Ayyyyyy yerim seni damiii
YanıtlaSilMilena nın çok güçlü olduğunu yine anladımm
Eline sağlık yazarrr🤍
Çok teşekkür ederim balımmm okuyan gözlerine sağlıkkk 🫶🏻🥹
SilYazarr bölüm ne zaman gelirr??
SilBir yarım saate gelir balım
Sil