Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A. 12-YAŞAMA UMUDU OLAN BİR ÇOCUK
“Yanımda olmana kanamam,
ezberlerimi bozamam,
istediğin kadar nefret et benden
senin aşığın olmam.”
Herkes Gide Mi? - Cem Adrian, Aylin Aslım
Autummm Moon - Eternal Eclipse
Flying - Amathema
Bu bölümde tetikleyici unsurlar
olabilir bunu dikkate alarak
okuyun lütfen ballarım
Bölüm sonu yorumlarda buluşalım ballarım
İyi okumalar bal kuşlarım
“Tuzağa düşürüldük!”
“Ne demek tuzağa düşürüldük?” diye dehşetle sorarken dengemi koruyamadığım için Adel’in kolunu sıkı sıkı tutuyordum.
“Doktor bizi satmış, dışarıda sivil adamlar ve keskin nişancılar var. Kaos istemiyorlar, sukünet bozulsun istemedikleri için bu işi sessiz halledecekler.” odadan dışarı çıktığımzda Adel durdu “Dışarı adımımızı attığımız an ya bizi deşecekler ya da uslu uslu gelelim diye nişancılarını üzerimize salıp ışık tutacaklar.
“Sizi de mi istiyorlar?”
“Bilmiyorum. Diğerleri dağıldı, ben seni getireceğimi söyledim o yüzden gittler. Mortis'i ne kadar zor ikna ettiğimi bilemezsin o yüzden lütfen başına bir şey gelmeden arkana bile bakmadan git. Aşağıda gizli bir otopark çıkışı var, her ihtimale karşı hazırdık zaten. Ben doktoru hallederken sende koridordan düz git sonra sağa sap, orada bir kapı var binanın altındaki otoparka açılıyor. Sadece düz yürüyeceksin tamam mı?” diye sorduğunda yapabildiğim tek şey kafamı sallamaktı.
Adel beni bırakıp odaya geri dönerken adımlarımı daha da hızlandırdım az önce hasta olduğunu gördüğüm çocuğun kapısının önünde durduğumda görmeyi beklediğim son şey kapının altından ayaklarıma kadar ilerleyen kandı. Kalbim şiddetli bir ağrıyla kasılırken hiç vakit kaybetmeden içeri girdim ve onun küçücük bedenini gördüm, kanlar içinde kalmış minik bedenini…
İçeri girip onun bedenine uzanacakken beni engelleyen şey arkadan boğazıma dolanan koldu. “Artık geberme vaktin geldi,” diyen sesini duydum ancak bilmediği bir şey varsa oda benim kolay kolay pes etmediğimdi. Nefesim kesilmeye başlarken bir an bile düşünmeden belimdeki babamın bıçağına uzanıp hiç beklemeden bacağına sapladım. Bıçağı geri çektiğimde adam acıyla inleyip bir eli boynumu serbest bıraktı ve dirseğimle karnına yumruk attım.
Hiç beklemedim diğer bacağına da sapladım bıçağı “Sen mi öldürdün?” diye sordum dişlerimin arasında.
“Zaten ölecekti,” diye acıyla inledi adam.
Kanım öyle bir nefretle damarlarımda dolaştı ki bıçağı daha derine batırdım “O masumdu, yaşayacaktı.” bıçağı geri çıkardım “Sen yaşamayı hak etmiyorsun!” bıçağım kalbini hedef aldı, kanları yüzüme bulaştı ve ben ikinci günahımı işledim; birinin canını aldım.
Bıçağı adamın kalbinden çıkarıp hızla yerde uzanan çocuğa döndüm. Belki de yaşıyordu, az da olsa nabzı atıyordu. Adel neredeydi? Bana yardım etmesi buraya gelmesi gerekiyordu. Kan akan yere bir elimi bastırırkenn diğer elimle de nabzını kontrol ettim. “Yaşayacaksın.” dedim kararlı bir sesle lakin asıl gerçeği kalbim biliyordu. O gitmişti.
Cebimdeki telefonun titrediğini hissettim ama umursamadım sadece çocuğu kucağıma alıp oturduğum yerden kalktım. “Seni yaşatmak istiyordum.” diye fısıldadım. “Yaşatacaktım seni. Özür dilerim, yaşatamadım.” genzim sızladı ama ağlamayı reddettim. Kolumu kaldıracak gücüm bile olmamasına rağmen nasıl yürümeye devam ettiğimi bile bilmiyordum. “Özür dilerim, özür dilerim.” bunu o kadar çok söyledim ki kalkıp beni bağışlamasını istedim.
“Benim yüzümden oldu, özür dilerim! Ne olur kalk ve affet beni!” diye adeta inlediğimde dudaklarımın arasında bir hıçkırık koptu ama ağlayamadım. İçime asla bitmeyecek bir acı yerleşmişti, canım öyle yanıyordu ki ölsem diye düşündüm. İlk defa ölsem diye düşündüm, belki o zaman acım hafiflerdi.
Bu ülke yaşamayı seven bir kadına ilk defa ölmeyi diletti.
Sonunda hastanenin otopark katına geldiğimde bütün ekibi arabanın önünde dikilirken gördüm. Ne konuştuklarını bilmiyordum ama Mortis’in sinirli olduğu hareketlerinden belliydi. Kafasını ilk çeviren de o oldu, bakışları önce bana daha sonra kucağımdaki bedene değdi.
Dayanmamış gibi gözlerini kapattığında onlara iyice yaklaştığım için çenesini sıktığını görebilmiştim. “O öldü,” dedim titreyen sesimle. “Kurtamadım ben onu, ben-” nefesim boğazımda gömüldü. “Neden onu benden önce bulup almadınız ki?” derken adeta isyan ediyordum. “Niye almadınız? O öldü, o…” kafamı eğdim ama ağlamadım. O öldü.
“İçeride kimsenin olmaması gerekiyordu Adel içerinin temiz olduğunu söylemişti.” diyen Damian'dı.
“Adel nerede?” diye sordum.
“Burdayım.” dediğinde ona dönme gereği bile duymadım. Bakışları kucağımdaki çocuğa takıldığında “Siktir!” dedi anında. “İçerisi temizdi, yani ben Milena’yı almaya gittiğimde temizdi.”
“Demek ki değilmiş,” dedi Mortis sert bir sesle.
“Mortis …”
“Bunun kimseye faydası yok, onu gömmek istiyorum.” dedim oysa bir adım atacak gücü bile kendimde bulamıyordum. Özür dilerim. “Buradan nasıl çıkacağız?”
“İyi ki bu piçin bizi satacağını anlamışım.” derken sesinde daha önce hiç anlamdıramadığım bir ifade vardı. Arkadaşı tarafından ihanete uğramıştı ama ona rağmen sesi sinirli olsa da davranışları sakindi. “Adel sen bu piçi bizim depoya götür. Damian ve Jamail sizde onunla gidin.” kimsenin sesi çıkmazken bana doğru ilerledi kucağımdaki küçük bedene uzanacakken bir adım geri çekildim.
“Vermem,” dedim net bir sesle “Ben gömeceğim onu sana vermem, kimseye vermem.” ısrar etmedi. Kolu bana destek vermek için belime sarıldığında direnmedim bütün algılarım kapanmıştı sanki hissizleşmiştim bir anda. Canım yanıyor ama acısını hissetmiyordum tam olarak ağrının kaynağını bulamıyordum.
Mortis siyah cipin arka kapısını açtığında tam orta koltuğa oturdum. Sağ tarafıma Jasmi sol tarafıma ise Aris oturduğunda Omar’da öne oturdu. Bakışlarımı kucağımdaki kanlı bedene çevirdim, kanaması yavaşlamıştı bilmiyorum belki de küçük bedenindeki kanı bitmişti. Acı çekerek ölmüştü, oysa umudu vardı beni gördüğünde içinde bir umut olduğun hissetmişti o umudu bende hissetmiştim.
Önüne gelen kan bulaşmış saçlarını geriye doğru tarayıp solgun yüzünü ortaya çıkardım. “Araba biraz sarsılacak o yüzden dikkatli olun ayrıca kafanızı da eğin.” diyen Mortis’ti.
Araba büyük bir hızla otoparktan çıktığımız anda ön cama iki kurşun girip arabanın camını tuzla buz etti.
“Sikeyim!” derken kafasını eğdiğini ve direksiyonu tek elle tuttuğunu fark ettim. Aynı anda Omar’da kafasını yere eğerken Haris görüşünün kısıtlı olmasına rağmen arabayı gayet iyi idare ediyor ve son hızla bulunduğumuz yerden uzaklaşıyorlardı.
Arka cam da kurşunlar ile parçalanmasıyla başımızı öne eğdik. Etrafta bir kaç kişi telaşla bakıyor ancak keskin nişancı olduğu için bir şey göremeyip hızla içeri giriyorlardı. Yeterince uzaklaştımızdan sonra Mortis kafasını kaldırdı ardından hepimiz dikleştik.
“Sikeceğim bunları!” hiddetle bir kaç kere direksiyona vurdu.
Sanki hepimiz lanetlenmiştik, kime güvensek sırtımızdan vuruyordu. Kimseye gözü kapalı güvenemiyorduk, kimsenin yanında güvendeymiş gibi hissedemiyorduk, hep tetikteydik. Her zaman bir elimizde bıçak vardı. Lanetlenmiştik ve Tanrı bizi böyle cezanlandırıyordu.
“Arkamızda biri araba var.,” dedi Omar.
Mortis arabayı daha da hızlandırdı ve trafiği umursamadan makas atarak arabaların hepsini bir bir solladı. “Mortis kafayı mı yedin lan öldüreceksin bizi!” diye bağırdı Omar.
“Yedim lan! Yedim kafayı! Bugün birileri ölüme gidecek ama ölüme gidecek olanlar biz değil onlar olacak.” ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlamadım ancan sonradan belinden çıkardığı silahı fark ettim. “Sessizlik istiyorlarsa biz ses yapacağız, tut direksiyonu.”
“Mortis!”
“Abi tut şu direksiyonu!” dediğinde bir an şaşırdım. Omar’a hiç abi demiyordu ve onun ilk defa abi deyişini duymuştum.
“Abini sikeyim Mortis!” desede yine de direksiyonu tuttu. Haris hiç beklemeden ön camı açıp vücudunun yarısını dışarı çıkardı ve ateş açmaya başladı. Karşı taraftan da ateş açıldığını duydum ama Mortis hiçbir korku belirtisi göstermeden sıkmaya devam ediyordu.
Mortis'in delirişi daha da kötüydü.
Normalde zaten aklı başında olduğunu söyleyemezdim ama şuan tamamen kontrolü kaybetmiş gibiydi. Gözü hiçbir şey görmüyor sadece başkalarına isabet etmesini bile umursadan bizi takip eden arabaya kurşunlar yağdırıyordu.
En sonunda silah sesi kesilip tekrardan arabanın içine girdiğinde saçlarını geriye doğru taradı. İyi ki yüzümüzde peçeler vardı yoksa çoktan boku giyip kimliklerimizi açık edebilirdik. “Lastiklerini patlattım artık bok bulurlar bizi,” sesi az öncekine nazaran sakindi ama içinde yanan ateşi tahmin edebiliyordum.
Sonunda izimizi kaybettirdiğimizde önce arabada değiştirip takip edilme olasılığımızı sıfıra indirdik. Kucağımdaki bedene o kadar sıkı sarılıyordum ki benden bir parça olmuş gibiydi. Ne kadar yol gittiğimizi bilmiyorum ama en sonunda boş bir arazinin önünde durduğumuzda kaşlarım çatıldı.
Onu bu kadar ıssız bir yere mi gömecektik?
“Burası çok ıssız,” dedim rahatsız olduğumu belli ederken.
“Bundan daha güvenli bir yer bulamayız Milena,” diyen Aris olmuştu. “Bu onun huzuru için, onu burada rahatsız edemeyecekler.”
Çaresizce kabul edip başımı salladım ve arabadan indim. Mortis elindeki kürekle boş araziyi kazmaya başladığında gözlerim donuktu genzim yanıyor ama gözlerimden bir damla yaş akmıyordu. Nasıl içim kan ağlarken gözümden bir damla yaş akmıyordu?
Jasmi’nin eli kolumu tutarken “Milena,” dedi ilerlemem için. Güçsüz adımlarım açılan küçük mezara doğru ilerledi “Özür dilerim,” diye fısıldadım sadece onun duyabileceğim bir sesle. Dudaklarıma alnına dokundu ardından onu açılan küçük çukura koydum.
Geri çekilirken adımlarım sersemledi ama Jasmi beni tuttu. Bir çocuğun ölümü bu kadar kolay olabilir mi diye düşündüm kendi kendime. Kendimi suçladım kendimden midem bulandı, benim çalıştığım kişilerin ona bunu yapması kendimden tiksinmeme sebep oldu. Ellerim kana bulanmıştı ama bulaşan kan bugün öldürdüğüm adam ait değildi, toprağın içine giren o çocuğa aitti.
Vicdan azabı öyle ağır geldi ki, öyle canımı yakıp beni kavurdu ki bütün dünyamın sarsıldığını hissettim. Avazım çıktığı kadar haykırmak kendi kafama sıkmak istedim. Yaşamak için çıktığım bu yolda canım çıksın istedim, belki o zaman rahatlardım. O zaman yaptığım her şeyin bedelini ödedim.
Zorundaydın Milena.
Hiçbir zorunluluk onu geri getirmiyordu. Benim yüzümden ölmüştü, onu yaşatacağım derken ölümü olmuştum. Ona bunu yapan adamlara bilgi vermiştim, onların işlerini yapıp bana aile olmaya çalışan insanlara ihanet etmiştim. Belki beni hiç kabul etmeyeceklerdi ama yine de ihaneti kimse hak etmezdi. Mortis hak etti diyerek kendimi avuttum ama diğerleri hak etmemişti. Jasmi’nin bana bir kötülüğü olmamıştı, Damian benim hayatımı kurtarmıştı.
Bedeni tamamen toprak ile kaplandı başındaki tahtaya ise YAŞAMA UMUDU OLAN BİR ÇOCUK yazdım, çünkü onunla hiç konuşmasam bile umudu olduğunu gözlerinden anlamıştım. Mezarında bir çiçek bile yoktu sadece bir avuç toprak vardı.
Sen yaşama umudu olan bir çocuğu öldürdün Milena.
Dönüş yolu çok uzun gelmeye başladı ellerimdeki kanlara bakarken nefesim daralıyor midem daha da çalkalanıyordu. Jasmi bir şeyler söyledi duymadım, kulaklarım çınladı. Birileri arabadan indi kapı açıldığında koluma dokunan el ile transtan çıkmış gibi irkildim ve onun gözleriyle karşılaştım. “Geldik,” kafamı sallayıp arabadan indim ama burası ekiple kaldığımız ev değil, onun eviydi.
Her zaman sorgulardım ama bu sefer sorgulamadım eve girene kadar konuşmadım. Eve girdiğimizde Haris “Banyoya gir ben sana kıyafet getiririm.” dedi yine bir şey söylemedim.
Adımlarım banyoya doğru gitti ancak banyonun içine girer girmez duşa değil klotezin dibine çöktüm ve midemde olan her şeyi çıkardım. Kanlı ellerim soğuk fayansın üzerindeyken kendimi kaybetmiştim, kustukça ağlıyor, ağladıkça daha fazla öğürüryordum. Kapının açılmasıyla geri çekilip sifonu çektim ama oturduğum yerde kalkamadım.
Özür dilerim, yaşatamadım. Özür dilerim katillerin ile işbirliği yaptım. Özür dilerim, o kadar özür dilerim ki… Ölmek istiyorum, seni kurtaramadım. Masum bir çocuğun ölümüne sebep oldum ölmek istiyorum.
Omzuma dokunan büyük elini hissettiğimde hızla dokunuşundan kurtuldum “Beni yalnız bırak!” dedim yüksek sesle. “Defol git bana acıma!” neden ona kızıyordum bilmiyordum. Belki de onun da en az benim kadar suçlu olduğunu düşünüyordum. Oda benim kadar suçluydu, o çocuğu alabilirdi onu kurtarabilirdik.
“Kalk elini yüzünü yıkayalım,” dedi benim aksine sakin bir sesle.
Başımı kaldırıp yaşlı gözlerle ona baktım “Senden yardım istemedim. Senden yardım istemiyorum! Git, düşmanımsın sen benim, git! Bu zamana kadar bana acımasız sözler söyleyip beni zaafımdan vuran bir adamın yardımını istemiyorum!”
“Sana fikrini sormadım, kalk elini yüzünü yıkayalım. Her yerin kan içinde.”
Sinirlerim o kadar bozulmuştu ki güldüm bu dediğine “Sence bu kan tenimden çıksa ruhumdan çıkacak. Canım çıksa yine ruhumda kalır,” dedim. “Onu kurtarabilirdin ama yapmadın! Sanki arkadaşının bizi satıp tuzak kurduğu yetmemiş gibi birde o masum çocuk canından oldu!” kanlı ellerimi uzattım “Bak bu ellerimle öldürdüm o adamı, onu öldüren adamı bir saniye bile düşünmeden kalbine sapladım bıçağımı! Artık gerçekten bir katilim!”
“Milena!” diye bağırdı beni kendime getirmek için. Kollarımdan tutup yüzünü yüzümün hizasına getirdi. “Kendine gel! O öldü senin elinde değildi, senin suçun değildi! Bilemezdin, bilemezdik.” bakışları bir an yumuşar gibi oldu. “O itin ihanet edebileceği ihtimali hep vardı ve oldu. Unutma kimse dostumuz değil!”
“Nasıl bu kadar ruhsuz olabiliyorsun ya! O kadar mı kalbin taşlaştı! İhanete uğradın sen ya o kadar mı umrunda değil? Bir çocuk öldü o kadar mı üzülmüyorsun?” bir isyandı sözlerim.
“Ben kimseye güvenmem Milena, İhanete uğramam için birine güvenmem lazım,” kafasını iki yana salladı “Ben kimseye güvenmem. Ayrıca masum bir çocuğun ölmesini elbette istemiyorum senin gözünde canavar falan mıyım?”
“Sen kötü olan her şeyin vücut bulmuş halisin.”
Bu dediğime duygusuzca güldü “Bana kötü diyorsun ama daha hiçbir şey görmedin Milena. Sana hiçbir şey yapmadım.”
Yaptın, beni sözlerinle vurdun.
Beni yanında durmaya mecbur bırakıyorsun.
“Aksine yaşa diye uğraştım, kırdım, seni zaaffından vurdum, seni yanımda kalmaya mecbur ettim. Bunların hepsini yaptım, ben iyi bir adam değilim hatta kafanda kurduğun adamdan bile daha kötüyüm. Sana güvenmiyorum, bana güvenmiyorsun. Ama her şeye rağmen ben sana düşmanım demedim, demeyeceğim,”
Diyeceksin.
İhanet ettim, etmeye devam ediyorum.
“Diyeceksin Mortis. Herkesin affetmediği bir şey vardır. Bir gün affedilmeyecek bir şey yaptığımda düşmanız diyeceksin.”
Elleri yüzüme gelen saçlarımı geriye attı “İhanet,” dedi ağır ağır. “Affedemeyeceğim tek şey ihanet, bu da sana en büyük sırrım olsun.”
Beni affetmeyecek. dedim içimden. Umursamama lazımdı, ondan nefret ediyordum ama aynı zamanda içimdeki bir taraf ona karşı farklıydı. İstemeyeceğim kadar farklı o tarafımı söküp atmak sonra da yakmak istedim ama yapamadım.
Yüzümü tutuşundan kurtarmak için geri çekilmeye çalıştım ama buna müsade etmeyerek yüzümü daha sıkı kavradı. Sanki geriye çekildiğimde dengemi kuramayacağımı biliyor gibiydi ama artık düşmek umrumda değildi zaten yeteri kadar darbe almıştım bundan sonra düşmek zerre umrumda değildi.
“Bırak beni,” sesim bir fısıltıdan ibaretti. “Git Mortis, bırak beni.”
“Bırakırsam düşüp bayılacaksın,”
“Düşeyim.” dedim net bir sesle. “Ben düşmeye alışkınım, düşerken yalnız olmaya alışkınım o yüzden bırak. Çünkü ben hep yalnız olacağım şimdi bana yardım ediyorsun sanma, bu yardım değil. Acıyorsun ama buna izin vermeyeceğim.”
Buz mavisi gözlerinin öfkeyle büyüdüğünü gördüm. “Saçma saçma konuşma, burada seni tutuyorum çünkü öyle istiyorum. Seni tutmak istediğim için tutuyorum.” gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve tekrardan açtığında gözlerinin odağı yine bendim “Seni sadece bir kere tutmadım Milena bir kere ve onda da saçlarını kestin,” bunu acı çeker gibi söylemişti. Bunun için kendini mi suçluyordu? İlk defa bir konuda kendini suçluyordu, ya da bana öyle geliyordu. “Bir daha buna izin vermeyeceğim.”
“Beni tutma!” diye inledim. “Git Haris, ben hep tekim anlamıyor musun? Hiçbir zaman sizden biri olmayacağım, bir ailenin parçası olamayacağım. Siz yedi kişi birsiniz ben ise hep tekim! Ben hep tekim, her zaman öyle olacağım! O yüzden beni bırak!” kanlı ellerim beni bırakması için onun yüzümü avuçlayan ellerinin üzerine kapandı. “Bırak düşeceksem düşeyim! Ben yalnız olmaya alışkınım, ben bunu her gece kendime tekrar edip ezberledim bana ezberlerimi bozdurma!” Yaşlar öyle şiddetle yanaklarımdan akıyordu ki canım çıkacaktı sanki, canım çıksa daha az yanardı canım.
“Şuan bunu hak etmiyorum, bir çocuğun ölümü oldum! Katilim ben, bırak beni ben kendi acımda boğulayım!” bakışlarındaki ifadeyi çözmedim.
“Senin suçun değildi, kendini suçlamayı bırak. Kendini suçlamak sana bir şey kazandırmayacak. Kendine gel artık.”
Kalan son gücümle “Senden nefret ediyorum! Git artık git!” diye yalvardım adeta.
“Nefret çok büyük bir duygu Milena.” ancak nefesi yüzüme çarptığında alnının alnıma yaslı olduğunu fark ettim. “Nefret çok büyük bir duygu, o kadar nefret etme kaldıramazsın.”
“Git.”
“Kaldıramazsın.” diye tekrarladı.
“Git.” diye tekrarladım.
Bıraksın istedim beni, yalnızlığıma ortak olmasın istedim. Beni önemsemesin istedim ki canı ona ihanet ettiğimi öğrenince daha fazla yanmasın. Bir çocuğun kanı bulaştı ellerime ona her dokunduğumda bende bunu görmesin isterdim.
Bir gün dedi iç sesim bana. Merhametinin, saf kalbinin senin en büyük yenilgin olacağını biliyordum.
“Kalk hadi üzerindeki kanları temizleyelim.” dediğinde kolumdan tutup çoktan beni ayağı kaldırmıştı bile. Yaşlı gözlerim onunkilere döndüğünde o an artık gitmeyeceğini anladım.
Baba bir kere güvensem olmaz mı?
Kalbime dur diyemiyorum.
Ona güvenmek isteyen kalbim dur diyemiyorum.
Ona tutunmak isteyen ruhuma dur diyemiyorum.
"Mortis..."
“Boşuna nefesini tüketme bugün gitmeyeceğim.”
Bugün gitmeyecek ama yarın aynı adam olacak.
Yarın Milena sende aynı kadın olacaksın ama bugün insan olmaya hakkın var.
“Beş dakikan var mı?” diye sordum ilk defa zayıflığı ben göstererek. O an tek bir dakika bana yetermiş gibi hissettim. “Sonra unutacağız.” bu birbirimize oynadığımız bir oyundu.
Cevap olarak beni göğsüne çektiğinde ona sarılmadın sadece alnımı göğsüne yasladım. Ona sarılacak gücü kendimden bir türlü bulamıyordum bu yüzden ikinci defa yine o bana sarıldı bende alnımı onun göğsüne yasladım.
İçimden saniyeleri saydım “1,2,3,4…” beşinci dakikayı saydığımda geri çekilen ben oldum ama bir an geriye doğru sendelediğimde Haris koluma uzandı. “İyiyim,” dedim çatallaşmış sesimle. “Gerisini kendim halledebilirim,” bana olan bakışını gördüğümde kaşlarımı çattım “Senin yanında soyunmayacağım Mortis, bunu bekliyorsun çok beklersin,” dedim normale dönerek.
Normale dönüp ona diklenmem hoşuma gitmiş olacak ki dudaklarının kenarı kıvrıldı “Bunu davet olarak algıladım.”
“Bence sen yüzüne sağlam bir tokat yemek istiyorsun,”
“Rüyanda, anca rüyanda.” dedikten sonra arkasını dönüp banyoda çıktı. Kapıyı arkasından kapattığında anca benim için getirdiği kıyafetleri görebilmiştim.
Üzerimdeki kanlı kıyafetleri çıkartıp duşa girdiğimde suyu en sıcak ayarak aldım. Su tenime değer değmez kırmızıya boyanıp ayaklarımın dibine düştüğünde kendimi rahatlamış hissetmedim, aksine artık kendimden daha çok nefret ediyordum.
Daha fazla onlar için çalışamazdım, daha fazla bu ihanet oyununa devam etmek istemiyordum, daha fazla çocuğun kanı elime bulaşsın istemiyordum. Yorulmuştum, artık yorgundum ve daha fazla devam etmek istemiyordum.
Saçlarımı üçten fazla şampuanladım, vücudumu kızarana kadar lifledim üzerime sinen kan çıksın diye derimi sökmek istedim. Duşta ne kadar kaldığımı bilmiyorum ama çıktığımda daha iyi hissetmedim. Haris’in verdiği kıyafetler onun kendi kıyafetleriydi. Eşofman çok büyük geleceği için sadece verdiği boxerı ve bana elbise gibi olan siyah kazağı giydim.
Banyodan çıktığımda burnuma gelen yemek kokusuyla beraber direkt olarak oturma odasına girdim. Zaten amerikan mutfak olduğu için hemen yemek yapan Haris’i gördüm. Bu şaşırtıcıydı çünkü o yemek yapyordu ve gerçekten bu konuda yetenekli olduğunu anlamam için sadece kokusu almam bile yetmişti.
Ben ikili masaya otururken Mortis iki tabak çıkardı ve yaptığı makarna ve eti koydu. Normalde sevdiğim şeyler olmasına rağmen yaşananlardan sonra bu bile midemi bulandırıyordu. “Ellerine sağlık ama yemeyeceğim.”
Karşıma oturduğunda tabağı iyice önüme ittirdi “Ye,” dedi sadece.
“Midem bulanıyor,”
“Ye,” dedi tekrardan.
Yeniden sinir bozucu olmaya başlamıştı “Bende taş kalpli düşmanım nerede diyordum,” diye homurdandım.
“Taş kalpli biri düşmanına yemek yapmaz, onu aç bırakır.”
Tek kaşım havaya kalktı “Hani düşmanın değildim?”
“Değilsin.” o yemeğini yemeğe başlarken bende istemeye istemeye çatalımı makarnaya batırdım ve ağzım attım. Domates soslu makarna ağzımın içinde müthiş bir tat bırakırken farkında olmadan gözlerimi kapattım.
“Beğenmiş gibisin,” gözlerimi açıp ona baktığımda “Fena değilsin,” dedim ama kesinlikle yalan söylüyordum.
Dudağının kenarı kıvrılırken yemeğini yemeye devam ettim ancak bir süre sonra sanki yemek değil taş yiyormuş gibi hissetmeye başladım ve tabağımı yarım bıraktım. “Boynunu kim yaptı?” diye sorduğunda ona döndüm. Oda benim gibi tabağını yarım bırakmıştı ve bakışları boynuma takılmıştı.
“Öldü.” dedim sadece. Ben öldürdüm.
“Biraz daha ye,”
“Yedim daha fazla yiyemem.”
“Savaşta yas tutamazsın Milena. Artık gideni geri getiremeyiz, o gitti onun için ne kadar yaş dökersen dök, ne kadar aç kalırsan kal geri gelmeyecek.”
“Hani savaşta değildik?”
“Artık öyleyiz. Bugün savaşın ilk kurşunu atıldı,”
“Ve o kurşun masum bir çocuğa isabet etti.” tırnaklarımı avucumun içine batırdım. “İstiyorum.”
“Ne istiyorsun?”
“Devrim başlatmak, bu sefer karşında değilim ama tam olarak yanında da yürümeyeceğim. Bu sefer kendi bildiğim yoldan yürüyeceğim. Benimle olmak istemeyebilirsin ama ben kararımdan dönmeyeceğim. Önce kardeşimi bulacağım, her şeyi gün yüzüne çıkaracağım. Sonra bir devrim başlatacağım.” dedim kararlı bir sesle.
Mortis bana uzun uzun baktıktan sonra dudağının kenarı kıvrıldı “Bir Kral her zaman hazinesinin yanında olur.” dediğinde yanımda olacağın anladım.
“Sen çok kaptırdın kendini bu Kral işine.” dedim alayla.
“Bilemezsin Milena, belki şah da benimdir mat da.”
🏺
Ev.
Bana hem tanıdık hem yabancı gelen o kelime.
İki harf tek hece.
Karşımda gördüğüm evin benim evim olmadığını daha kapıdan ilk girdiğim an biliyordum. Burası benim evim değildi, hiç olmayacaktı bunu da biliyordum. Ev neresiydi onu bile bilmiyordum ben evsiz kalmıştım, camı kırık çatısı olmayan bir evim bile yoktu.
Bu hayat sana bir dört duvarı bile çok gördü.
Yemek yedikten sonra ekibin kaldığı eve geri dönmüştük ve artık neredeyse gece yarısı olmak üzereydi. Mortis kapıyı çaldığında kapı anında açıldı, karşımızda telaşlı gözlerler bize bakan Jasmi vardı. Hiç beklemeden kollarını Mortis’in boynuna doladığında bir kere daha onların gerçekten bir aile olduğunu anladım.
Onlar bir ekipten fazlasıydı onlar birer aileydi ve ben bu ailenin her zaman ihanet eden yabancısı olacaktım. Haris kollarını Jasmi’ye sararken ben onların yanından geçip içeri girdim.
“Milena,” diyerek telaşla bana kollarını dolayan Aris ile donakaldım. Sıcaklığı beni sararken küçüklüğüm yine saklandığı yerden çıktı. Sen olsan olmaz mı? Sen Ar olsan olmaz mı?
Bende onun gibi kollarımı onun boynuna dolarken gözlerimi kapattım, bir sevgili gibi değil bir kardeş, bir arkadaş gibi sarıldı bana. Bir sevgili değil, ihanet eden biri olarak sarıldım ona. Vicdan azabım beni boğdu, beni öldürdü, beni yok etti.
“İyiyim,” diyebildim dakikalar sonra geri çekilirken. Yeşil gözleri gözlerime şüphe ile baktığında “Gerçekten iyiyim,” dedim onu rahatlatmak için. Bana inandı mı bilmiyorum ama daha fazla üstelemedi, yukarıdan aşağı gelen Vita’yı gördüğümde yere eğilip ona kollarımı açtım.
Hiç vakit kaybetmeden üzerime çıktığında yere oturmak zorunda kaldım. Herkesin bakışlarını üzerimde hissediyordum ama dönüp bakmak istemedim. Kendim itiraf etmek istemesem de içten içe onlara kırılmıştım, beni bu kadar kolay bırakabildikleri için onlara kırılmıştım.
Çünkü biliyordum içeri de olan ben değil onların arasından biri olsaydı o zaman hiç beklemeden hepsi içeri girer onu alırdı ama konu ben olunca olmamıştı, bunu beklemem saçma olurdu. Yine de içimde bir yer kırılmıştı, fazla değildi ama oradaydı.
“Sen beni mi özledin kızım?” başının üstümü öptümm dolan gözlerimi silmek için onun bedenini kullandım. Yüzümü onun tüylerine gömdüm ve bir süre öyle kaldım. Bir kaç dakika sonra Vita’yı bırakıp oturduğum yerden kalktığımda nereye oturacağımı bilemedim.
Kaybolmuştum zaten bir kere, yerim neresi bilmiyordum. “Aç mısın?” diye sordu Jasmi. Aç mısınız demedi aç mısın dedi. Mortis'e sordu beni es geçti.
“Değiliz.” dedi Mortis Jasmi’nin aksine çoğul konuşarak.
Koltuğa doğru ilerlediğimde Omar’ın sesini duydum “Sizi çok merak ettik.” dedi.
“Bizi mi yoksa sadece Mortis'i mi?” diye sordum alayla.
“Tabiki de ikinizide Mil,”
“Kusura bakma Dami buna inanmakta güçlük çekiyorum, ne de olsa ben zaten aileden değilim. Ben burada geçiciyim.”
“O ne demek öyle?”
“Siz birsiniz ben tekim demek.” kazağı avuçlarımın içine aldığımda bir süre bakışlarım boşluğa takıldı.
“Ne bekliyorsun?” diyen Jamail olmuştu. “Daha aramıza gireli bir kaç ay oldu sana hemen güveneceğimizi falan mı düşünüyorsun?” ruhsuz bir şekilde güldü. “Bunun olmayacağını zaten biliyordun.”
“Jamail.” diye uyaran Jasmi olmuştu.
“Niye onu susturuyorsun Jasmi?” dedi Adel. “O haklı ne yani şimdi de bize kendini mi acındıracaksın? Üzgünüm ama sana güvenmediğimizi biliyorsun.”
“Bana güvenmediğinizi zaten biliyorum.” dedim net bir sesle. “Ben aileden değilim biliyorum hatırlatma için teşekkür ederim. Yine de o hastanede benim için olmasa bile o çocuk için gelseydiniz.” sözlerim bir bıçak misali aramıza düştü.
“Bilemezdik o an senden bile şüphe etmiştik.” dedi Jasmi ardından duraksadı “Milena-”
“Benden şüphe ettiniz.” diye tekrarladım. Onlar için buydum ve haklılardı.
“Milena,”
“Hayır Aris kapatalım konuyu.” kazağın kenarını daha sıkı kavradım. “Umrumda değil, bana ister güvenmeyin ister beni arkada bırakın. Umrumda değil. Zaten bu iş bitince gideceğim, bütün bu şeyler bitince gideceğim.”
“Ne demek gideceksin?” onun sesini ilk defa böyle sert duruyordum. Damian genelde hep yumuşak ses ile konuşurdu.
“Niye şaşırdın ki? Unutma ben sizden değilim o yüzden tabiki gideceğim.” bakışlarımı bilerek kimseye değdirmiyordum. Bakışlarım hep etrafta ya da yerdeydi, bu bir alışkanlıktı belki de bilmiyorum. “Neyse ne peki bundan sonra ne yapıyoruz?”
“Doktor depoda ben biraz hırpaladım onu ama yani bence hala konuşacak durumda.” dedi Jamail.
“Kanımda bir şey olup olmadığını hala bilmiyoruz,” bu konu artık canımı sıkmaya başlamıştı, sürekli bir belirsizliğin içinde olmaktan bıkmıştım. Kafama takılıp beni rahatsız eden diğer şey ise Elena'nın kanında bir şey olmasıydı. Hakim öğrendiyse oda tehlikelidir.
“Bu konuda tam olarak deneyimli sayılmam ama sanırım bunu bende test edebilirim,”
“Nasıl?”
“Nakil,”
“Tek ihtiyacım olan bir laboratuvar, belki bizim hastanede onu yapabilirim.” diye açıkladı Damian.
Gözlerim kocaman açıldı “Sizin hastaneniz mi var?”
“Kimsesiz çocuklara yardım etmek için küçük bir hastanemiz var,” dedi Omar.
“Açık olmak gerekirse her gün biraz daha şaşırtıyorsunuz beni,” sesimdeki şaşkınlığı gizlememiştim. “Bir gün orayı da görmek isterim.”
Omar kafasını salladı sadece “O zaman biz gidip şu hastane de küçük bir laboratuvar açabilir miyiz ona bakalım,” dediğinde Mortis sadece kafasıyla onayladı ardından oturduğu yerden kalkıp bana baktı “Gidelim,” dediğinde bende oturduğum yerden kalkıp onun peşinden ilerledim. Telefonuma düşen bildirim ile beraber bir adım arkasında kalırken mesajı açtım.
Bilinmeyen Numara ; Vakit geldi.
Bilinmeyen Numara ; Bir sonraki görüşme yerini sana konum atacağım.
Bilinmeyen Numara ; Gece iki de buluşalım.
Telefonumdan saate baktığımda saatin 00.00 olduğunu gördüm, iki saat içinde buradan sıvışmam lazımdı.
Milena ; Tamam.
🏺
MORTİS BADH
Arkamda ilerleyen sessiz adımları kulaklarıma dolarken depo kapısının önünde durdum ve onun gelmesini bekledim. Bir adım arkamda ilerliyor telefonunda biriyle mesajlaşıyordu. Tam yanımda durduğunda telefonunu kapattı ancak bana değil kapıya bakıyordu, bugün onun için zor bir gündü belki de tanıştığımızdan, hatta onu izlemeye başladığım günden bu yana onu ilk defa bu kadar yıkılmış görüyordum.
Kırıklarını göstermek istemiyordu ama ben görüyordum ve onun kırılmasından, kendini çaresiz hissetmesinden nefret ediyordum. “Merak ediyorum buranın daha kaç bilmediğim odası var,” dedi alayla karışık bir şekilde Milena.
“Aslında burası önceden yoktu biz sonradan ekledik. Yani daha fazla oda yok,” dedim ona ardından elim kapıya doğru gitti ama bir an durdum ve ona döndüm. Milena ona baktığımı anlamış gibi hemen mücevher yeşili gözlerini benim buz dağı gözlerime çevirdi. “İçeride göreceklerin-” devam etmeme izin vermeden sözümü kesti “Küçük bir çocuk değilim Mortis,” dedi net bir sesle. “Ne göreceksem kaldırabilirim,”
Bana her seferinde ne olura olsun meydan okuması hoşuma gidiyordu. Dudağımın kenarında tehlikeli bir kıvrım oluştuğunda bakışlarımı ondan çektim ve kapıyı açtım. Doktorun yüzü kan revan içindeydi, kafası öne düşmüş elleri arkadan bağlanmıştı.
Bu piç bugün bir çocuğun ölümüne neden olmuştu.
İçeriye girerken göz ucuyla Milena’nın tepksine baktığımda bakışlarında sadece öfke olduğunu gördüm. Tekrardan doktora döndüm ve ona doğru adımlarken gömleğimin kollarını yukarıya doğru kıvırdım. Doktorun öne düşmüş kafasını saçlarını tutarak sertçe geriye çektiğimde acıyla inledi.
“Çok yanlış kişiyle oynadın Doktor,” dedim tehlikeli bir ses ile. “Çok yanlış kişiye ihanet ettin. Ben bana ihanet edenlere ne yaparım biliyor musun?”
“Lütfen,” diye yalvardı kısık sesle. “O kadar zaman için beni bağışla.”
“O zaman sen ihanet ettiğin gün son buldu doktor.” içimeki öfke harlandı damalarımda dolaştı. İhanet, en büyük lanetimdi ve bu yüzden kimseye sırtımı dönmezdim. “Bir isim?” dedim sakin bir sesle. “Bana bir isim ver. Kime çalışıyorsun?”
“Yapma Mortis!” saçlarını bırakıp yüzüne sert bir yumruk geçirdim.
Ardından tekrardan saçlarını tutup kafasını geriye çektim “İsim!” diye bağırdım.
“Yapamam beni öldürürler,”
Alayla güldüm “Sen bana ihanet ettikten sonra yaşayacağını mı düşünüyorsun?” saçlarını daha fazla geriye çektim “Ya bana şimdi söyle ölümün acısız olsun ya da sana acı çektirene kadar işkence eder ve öyle istediğim şeyi alırım.” yüzümü yüzüne yaklaştırdım. “Yaparım doktor, beni tanıyorsun,” ağlamaya başladığında belimde olan bıçağı çıkarıp yüzüne yasladım.
Yüzünde ince bir çizgi çizip çenesine doğru ilerlerken acıyla haykırdı “Tamam!” diye haykırdı en sonunda. Bıçağım tam çenesinde durduğunda konuşmaya başladı “Hakimin bir adamı istedi!”
“İsim!”
“Bilmiyorum!”
Bıçağı biraz daha sert bir şekilde yüzüne bastırdığımda acıyla haykırdı “İsim ver!”
“Evin!” dedi hızla “Evin Ray!”
Siktir! Hemde kocaman bir siktir!
Bıçağı yüzünden çekip doktorun yakasını bıraktım ve geri çekildikten sonra arkamı döndüm, Milena adeta transa girmiş gibi gözünü bile kırpmadan doktora bakıyordu. Bakışlarındaki hayal kırıklığı içimdeki öfkeyi artırıyordu, Onun bu bakışlarına sebep olan herkesi öldürecektim.
Bir an sadece kısa bir an bana baktı ardından doktora doğru adımlayıp yakasından tuttu. Onu engellemek için herhangi bir hamlede bulunmadım. “Yalan söylüyorsun!” diye haykırdı doktora. Bugün o kadar çok bağırmıştı ki sesi kısılıyordu. “O öldü yalan söylüyorsun!”
“Yemin ederim yalan söylemiyorum,” dedi doktor ama o piçe bende güvenmiyordum. “Oydu Evin Ray!”
“Öldü o,” bunu daha kısık sesle söylese de ben duymuştum. Doktorun yakasından ayrılıp bana doğru döndüğünde “Öldürdüm onu,” diye yalan söyledi. O öldürmemişti bunu biliyordum, aslında uzun zamandır herşeyi biliyordum. “Yaşamıyor,” dedi tekrardan.
“Araştıracağım,” dedim sadece Milena’ya bakarken.
Gardını indirmedi aksine bakışları daha da keskinleşti “Hepsi oyun,” dedi birden. “Her şey.” bana doğru adımladı “Kafayı yememi kendimden şüphe etmemi istiyorlar.”
“Araştıracağım,” dedim tekrardan. Bir şeyler sakladığını biliyordum, bu kapıya adımı attığı ilk andan beri onda bir tuhaflık vardı.
Zorlukla yutkundu bana doğru bir adım daha attı, ne yaptığını anlamak için gözlerimi kısarken o sadece tam karşıma geçti. Bakışları bir an dudaklarım kaydı daha sonrasında tekrardan gözlerime çevrildi eli elimdeki bıçağa uzandı ama bıçağı bırakmadım. “Ölmeyi hak ediyor.”
“Şimdi değil, işimize yarayacak.”
“Canın cehenneme Mortis!” diye sesini yükseltti “Onun işimize yaraması umrumda değil! Ölmesini istiyorum,”
“Bağırma artık,” dedim düz bir sesle. “Sesin kısılıyor, iyice yok olacak.”
Tek yumruğunu göğsüme geçirdi, onun için çok sert benim içinse hafif bir yumruktu. “Canın cehenneme!” dedi tekrardan.
“Merak etme şuan zaten cehennemdeyim.” ama seni bu cehennemden sağ çıkaracağım. Ben asla cenneti hak eden biri olmamıştım. İyi bir adam olamayacak kadar fazla can almış günah, işlemiştim. Açıkcası iyi adam olmak gibi bir derdim yoktu çünkü dünya berbat bir yerdi ben dünyadan bile berbat haldeydim.
Karşımdaki kadının ateş gibi bakan gözlerine baktım, bundan sonra bütün canları onun için alacaktım. Bu da kendime itiraf ettiğim en büyük günahım oldu.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Biraz olaylı biraz da içsel bir bölüm oldu. Baş bölümler olduğu için daha çok durağan, içsel ve ilişkileri okuyorsunuz ama elimden geldiğince hepsini eşit yapmaya çalışıyorum
Sesini duyurmaya
çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Bence benim olmayan mentalimj çökertmeye çalışıyorsun yazar ne dersin? Yine mükkemmeldi 🤍🥹
YanıtlaSilYazarken bende aynı durumdaydım 🤧🤧🤧 Okuyan gözlerine sağlıkkk
SilBu aradaaaaaaa cambazın ilk bölümü hanemize hayırlı uğurlu olsunnnn🥳🥳🥳
YanıtlaSilAyyy evettttt teşekkür ederimmmmmm 🥹🥹🫂🫂
SilBölümm nirdee🤨🤨
YanıtlaSilPazar günü geliyor balımmm
Sil