Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.11-KAYORA & KAYORS

 


İki aşık bir kalp,

biri sever diğeri ağlar.

Sanma sonsuza kadar sürer,

mutlu sonlar sadece masallarda olur.”


Gelir Miyim ? - Deniz Tekin

War Of Hearts - Ruelle 


İyi okumalar bal kuşlarım

bölüm sonu yorumlarda buluşalım






Mısırın içinde bir sürü kehanet ve efsane var ama o efsanelerin en akılda kalıcı ve insanın kalbinde dokunan olanı en acılı olanlarıydı. Belki de bu yüzden ona efsane deniyordu fazlasıyla acılı olduğu için, sonuçta acılı olan efsane her zaman en akılda kalıcı olandır. 


Bir efsaneye göre güneş batmak üzereyken, karanlık ve aydınlığın arasındaki o ince kızıl çizginin zamanında tamamen farklı iki bebek dünyaya gelmiş. Biri Inıs’in soyundanmış adına Kayora demişler, diğeri ise Anubis soyundanmış ona da Kayors demişler. 


Birbirlerinden o kadar farklılarmış ki birinin kalbi merhametle doluyken diğerinin kalbinde sadece zulüm varmış. Birinin kanı şifa iken diğerinin ki ölümmüş. Yaşları büyüdükçe kendilerinin farkına varmaya başlamışlar, Kayora ışığı ile her yeri aydınlatıp insanlara şifa olurken, Kayors tam tersi olmaya başlamış, kanıyla suçlu gördüklerine işkenceler eder kanıyla onların nefesini keser karanlığı her tarafı esiri altına alırmış.


Bir gün kader onları bir çölün ortasında birleştirmiş, Kayora kanlar içindeymiş ancak Kayors onun kanlı vücuduna rağmen ilk defa kalbinde bir şeyler kıpırdandığını hissetmiş hayır o an ilk defa bir kalbi olduğunu fark etmiş. Öyle ki ölüm denilen adam ilk defa bir insanı kurtarmış. 


İlk defa kanlar içinde bile olsa yarı baygın olan kısık gözlerine baktığında yaşadığını hissetmiş. O an o kadını kurtarırken aslında en büyük düşmanı olduğunu bilememiş. 


Kayors, Kayora gözünü açana kadar her gün onun başında beklemiş. Tam yirmi iki gün sonra Kayora gözlerini açtığında öğrenmiş düşmanı olduğunu. Kayora Vivus diye tanıtmış kendini o an Kayors ilk defa canının yandığını hissetmiş. Yirmi iki gün boyunca öldürmesi gereken kadının başında o yaşasın diye beklemişti. “Zayıfsın..” diye geçirdi içinden Kayors. “O kadar zayıfsın ki bir kadının gözlerine kandın.”  haklıydı da ilk defa hayatında bu kadar aciz davranıp merhamet etmişti. İlk ve tek merhameti sonu olacak kadın olduğunu bilmeden yapmıştı.


Kader onları bir araya getirmiş ama iki aşık olarak değil, birbirini öldürmek zorunda olan iki düşman olarak. Kayora hiç kötülük yapmam sanıyordu, tıpkı Kayors’u sevmeyeceğini düşündüğü gibi, taki sıcak bir çöl akşamı ikisinin de sonunu getirene kadar. 


O saatten sonra her şey yeniden kadere bağlıydı ya tarih tekerrür edecek ve tekrardan Mısır’ı yakacaktı ya da bu sefer tek bir kazanan olacak ama her iki tarafta yanacaktı….


🏺


Hayatımda hiç önemli biri olacağım ihtimalini vermezdim. Bunun için bir sürü sebep vardı ama en basiti kadınların aşağılandığı bir ülkede yaşıyor olmamdı. Ben ise sadece öylece biriydim, yaşamaya çalışan, ailesinin her daim yanında olan bir kadındım. 


Babasının savaşçı kızı, annesinin minik yıldızı, onun kardeşi ve Elena’nın ablasıydım. Babasının sürülmesine neden olan, annesinin ölümüne sebep olan, onun gitmesine engel olmayan, Elena’ya sahip çıkamayan o kadındım. 


Milena’ydım. 


Biraz dikenli, biraz yaralı, kimseye güvenmezdim sırtımı hep kendime yaslardım. Kimseye kolay kolay kendimi açmazdım hatta kimseye kendimi açmazdım. Bu saydıklarımın hepsi bendim ama şu an karşımda gördüğüm gerçeğin ta kendisi olabilir miydim? 


Milena Marad.

Mİlena Vivus.


Kanımda bir şey olabilir miydi?  Onca zaman gerçekliğini reddettiğim şey bir tokat gibi yüzüme çarpıyordu. Belki mutlu olmam gerekiyordu ama olamadım. Anneni kurtarabilirdin Milena. Yapamadım ben kimseyi koruyamadım, kimseyi kurtamadım, kendimi bile kurtaramadım, kalbimi koruyamadım. 


“Milena!” kulak çınlamalarımın arasında onun telaşlı sesini duydum. Olduğum yerden hareket etme gücünü bile kendimde bulamazken kafamı yukarı kaldırdığımda onu gördüm. 


“İyiyim,” dedim kuru bir sesle. “Burada aradığımız cevaplar var, sen heykeli buldun mu?”


“Sikmişim heykelini Milena dakikalardır sana sesleniyorum!” onun benim için telaşlanması kalbimi ezdi. Yapma diye yüzüne bağırmak istedim. Seni sırtından bıçakladım yapma, kanın akmıyor diye fark etmiyorsun yapma


“Burada bir kol falan vardır aşağı inebiliyorsa yukarı da çıkabilir. Ben onu bulup yukarı çıkarım sen heykeli bul fazla vaktimiz kalmadı,” 


Bir şey söyleyecek gibi oldu ama sonradan vazgeçip gittiğinde bende yukarı çıkmak için bir kol aradım. Sonunda bir kol bulduğumda olduğum yer yukarı doğru hareket etti ve işte yukarıdaydım


“Her şey yolunda mı?” diye soran Jamail’di 


Evet, heykeli bulduk sayılır,” dediğimde Mortis'in karşımda heykel ile durduğunu fark ettim. “Aldık,”


Acele edin adam kalkıyor, Aris onu daha fazla oyalayamaz,” dediğinde aynı anda hızla yürümeye başladık. Kapıdan çıkıp kitaplığı tekrardan kapattığımızda aynı hızla odadan çıktık. Mortis elindeki heykeli odadan aldığı çantaya koyarken aynı hızla merdivenlerden yukarı çıktık. 


“Adel hazır ol, çantayı erkekler tuvaletinden alacaksın,” dediğinde yan gözle ona baktım. “Benim kızlar tuvaletine girmem daha şüpheli olurdu.” 


Gözlerimi devirdim “Tabi karizman falan çizilir aman neye lazım,” ardından elindeki çantaya uzandım “Ama benim kızlar tuvaletine girmem şüpheli olmaz.” 


Bir an gözleri gözlerimde takılı kaldı. Bana güvenmediğini, bu yüzden tereddüt ettiğini biliyordum ve haklıydı da bana güvenmemeliydi ama yine de şu an ona bir şey yapmayacaktım. Sağol Milena. 


“Biraz daha öyle bakarsan bana hayran olduğunu düşüneceğim ver işte şu çantayı,” kaşları havaya kalktığında elim çantanın kulpunu tutum “Yemin ederim bunu canım pahasına koruyup Adel’e teslim edeceğim.” 


“Amacın ne?”


Omuz silktim “Sadece Adel’e kolaylık sağlamak. Yazık yani kız bir daha erkekler tuvaletine mi gitsin?”


“Şu an saçma tartışmanını bölüyorum ama adam odasına gidiyor, yani her ne kadar bundan keyif alıyor olsam da lütfen artık şu lanet çantayı buradan çıkarın,”  Damian'ın isyanıyla Mortis’in elindeki çantayı bana uzattı. 


İçimde saçma ve çocuksu bir neşe oluşurken “Pişman olmayacaksın Kralım,” dedim geçen gün arabada bana dediği sözleri hatırlayarak. Bir kral daima hazinesini saklar. 


Kralım mı?” kulaklıktan gelen sesler ile içimden küfür ettim. Mortis’in bakışları daha da keyifli bir hal alırken hızla arkamı döndüm ve kadınlar tuvaletine doğru yürümeye başladım. İçeri girdiğimde ellerini yıkayan Adel’i fark ettim. Üzerinde şapkalı bir pelerin vardı bu yüzden yüzü gözükmüyordu.


İçeride birkaç kişi daha olduğu gördüğümde çantayı yavaş bir şekilde lavabonun kenarına koydum. Bir kaç kişinin bakışı bana döndüğünde istemsizce gerildim. Beni tanımamaları için kör olmaları gerekirdi ve umarım körlerdir. 


“Bu o değil mi?” diyen sesini duydum birinin.


Harika! Al sana tanınma Milena. Artık herkes seni tanıyor ama aranan bir katil olarak.


“Evet kesinlikle o,”


Adel fark ettirmeden çantayı alıp lavabodan çıktığında bende ellerimi yıkayıp çıkmak için kapıya doğru ilerledim. “Direkt çıkıyoruz, herkes toplansın,”  dedi Mortis kulaklıktan.


Ortak bara vardığımda bir adamın benim olduğum tarafa doğru bakarak ilerlediğini fark ettim. Ya da arkadan birine de bakıyor da olabilirdi. lütfen ben olmayayım.


“Merhaba,” tam önümde durduğunda artık kesinlikle bana dediğini biliyordum.


Bakışlarım anında sertleşirken “Tanışıyor muyuz?” diye sordum düz bir sesle.


Karşımdaki takım elbiseli genç adam elini ensesine atıp hafifçe gülümsedi “Aslında tanışmıyoruz ama sizi tanımak isterim,” 


“Ben istemem,”  sözlerim ile beraber yüzündeki ifade sekteye uğradı.


“Anlıyorum ama bence tanışırsak anlaşabiliriz,” 


“Aslında acelem var, gitsem iyi olur.” yanından geçeceğim sırada kolumu tutmasıyla çatık kaşlarım onda döndü. Bakışlarımla beraber elini kolundan çektiğinde “Bakın-” onun sözünün yarım kalmasını sebep olan şey ise arkadan birinin onun omzundan tutup geri çekmesiydi. 


Hayır biri değil Mortis Badh. 


“O elini götüne sokarım!” adamın yüzüne yumruk attığında gözlerim kocaman açıldı.


“Ne yapıyorsun!” şaşkınlıkla ona doğru ilerlerken adamında ona vurduğunu gördüm. Haris adama kafa atmasıyla adam acıyla burnunu tuttu. Burnu kesin kırılmıştı.


“Gel benimle tanış! Gel ben tanışayım seninle, sen bir benim elini sık o parmaklarının hepsini teker teker koparayım,” adamın yakasından tutup yüzüne yumruk attı. “Sor bana adımı tanışalım! O elini nasıl kırıp götüne sokuyorum gör sonra!”


“Yeter!” diye en sonunda bağırıp Mortis'in kolunu tuttuğumda buz mavisi gözlerine rağmen içinde yanan alevler ile bana baktı. “Bırak adamı,” dediğimde adamın yüzüne bir kez daha yumruk atıp geri çekildi ve gömleğinin yakasını düzeltip dudağının kenarındaki kanı baş parmağıyla sildi.


Kendime erkekleri yakışıklı bulmayacağımın sözünü vermemiştim. O düşmanımdı ama şu anda bana fazlasıyla çekici ve yakışıklı geliyordu.


Bakışlarımı ondan çekip yüzü kan revan içinde olan adama döndüğümde “Sende bir daha bir kadın seninle tanışmak istemiyorsa ısrar etme!” dedim yüksek sesle.


“Gidiyoruz,” diyerek çıkışa doğru ilerlerken bende sinirle peşinden gittim.


“Kafayı mı yedin sen!” diye bağırdım dışarı çıktığımızda. “Ben halledebilirdim sen niye araya giriyorsun!” beni hiç umursamadan arabanın önünde durduğunda daha da sinirlendim “Adam neredeyse öldürecektin! Haddini ve yerini bil Haris! Bunu bir daha söylemeyeceğim!”


Ellerini cebine koyup bana doğru adımladığında boyuma yetişmek için başını bana doğru eğdi “Bilmedim diyelim ne yapacaksın?” 


Şiddet güzel bir şey değil Milena. 


“Ben bildiririm,” bu sefer ona meydan okurken. 


“Mutlaka bildir hatırım kalır,” alayla söylediği cümleler daha da sinirlenmem sebep oldu. “Çünkü ben asla haddimi bilmem. Yapımda yok, yani eğer bir daha böyle bir olay görürsem daha fazla tepki veririm elim kaşınıyor benim.”


Elimi kaldırıp yüzüne vuracağım sırada çevik bir hareketle elini cebinden çıkardı ve bileğimden tuttu “O bir kere olur gün yıldızı. Ayrıca bana gösterdiğin bu performansı diğer eril varlıklar içinde bekliyorum. Bunun bana özel olduğunu falan düşünmeye başlıyorum,”


“Sana her daim özel bir nefretim var,” 


“Herkes Krallardan her daim nefret eder,”


“Götümün kralı!” diye soludum sinirle. Bir daha bir şey söylemeden önce on kere düşün Milena dedi iç sesim. Sonun kadar haklıydı.


“Ay şimdi öpüşecekler!” duyduğum sesle hızla bileğimi Mortis'ten kurtarıp geriye çekildim. Damian sanki bir film çekiyormuşuz gibi bizi izlerken epey keyifliydi. Adel Damian'ın kafasına vurduğunda Damian yüzünü buruşturarak  elini ensesine götürdü “Salak mısın Damian sessiz olman gerekiyordu,”


“Bakıyorum da bayağı keyiflendiniz,” dedim imayla.


“Yani,” son harfini bilerek uzatmıştı.


“Damian.” ,Mortis’in uyarısıyla Damian eliyle gizli bir fermuar çekti. Gözlerimi devirip onlara doğru ilerlerken hepsine adeta ölümcül akışlar atıyordum. 


“Beni affet Mil, öpüşmenizi engellemek istemedim,” gözlerim fal taşı gibi açılırken ona doğru koştum. Ona vuracağımı anlamış olacak ki oda hemen koşmaya başladı. 


“Seni geberteceğim Dami!” diye bağırırken topuklu ayakkabılarım çoktan ayağımdan çıkmıştı. “Öpüşme diyor ya! Ben ne öpüşeceğim senin zargana abinle anca yüzüne yumruğumu geçiririm,”


“Özür dilerim,” derken kahkaha atıyordu. En sonunda nefes nefese kalıp yorulduğumda ellerimi dizlerime dayayıp öne eğildim.  Nefesimi toparladıktan sonra ekibin yanına döndüm. Herkes yüzünde pis bir sırıtış ile bana bakarken Damian'ın arkamdan geldiğini biliyordum. 


“Bu kadar sinirleneceğini düşünmemiştim,” dedi Omar bana takılırken. 


“Saçma saçma şeyler, öpecekmişim ne öpeyim ben bunu,” derken Mortis'i gösterdim. “Yüzüne yumruğumu geçiririm anca,” 


Bakışları bendeyken ayakkabılarımın da elinde olduğunu gördüm. Yüzünden bu durumdan keyif aldığını belli eden bir ifade vardı. “Hadi toparlanın gidiyoruz bugün yeterince ses çıkardık,” dedikten sonra ayakkabılarımı arka koltuğa koyarak şoför koltuğuna oturdu Mortis.


Herkes dağılmaya başlarken bende hiç sesimi çıkarmadan arabaya bindim. Ona olan sinirim hala geçmese de Damian sayesinde biraz da olsa azalmıştı. Gerçi konu Mortis olduğunda benim için öfkelenmek çok basit bir şeydi. 


Torpido gözünü açıp sigara aradım ancak yoktu tam o sırada önüme yakılan bir sigara uzatıldı. Kafamı Morti'e çevirdiğimde çatık kaşlarla elinden sigarayı aldım. Sigarayı dudaklarımın arasına götürüp derin bir nefes çektim “Küçükken en sevdiğim şey babamla beraber çello çalmaktı. Hatta bazen beni kendi orkestrasına götürür ve onu perdenin arkasından izlememe izin verirdi.” arabayı çalıştırırken ona döndüm “Hadi şimdi sıra sende,”  onun bu oyununa çabuk adapte olmuştum.


“Küçükken en sevdiğim renk kırmızıydı,” demesini beklemiyordum. Aslında sır olarak bunu söylemesini beklemiyordum ben daha büyük bir şey beklemiştim ama yine de bunu da kafamın bir köşesine not ettim. 


“Şimdi hangi renk?”


“Siyah, uzun zamandır her şey siyah,”  ne yaşadığını merak ediyordum, onun bu yolu nasıl seçtiğini buraya kadar nasıl geldiğini merak ediyordum. Onu bu yola iten şeyi merak ediyordum. 


“Orada ne gördüğümü sormayacak mısın?” diye sordum bu konudan rahatsız olduğum halde. Sonuçta eninde sonunda bir şeyler söylemem gerekecekti. 


“Zaten eninde sonunda anlatacaksın, eve dönmeyi bekliyordum ama şimdi de anlatabilirsin.” 


“Öğrendim, soyumu yani. Kayora ve Kayors, bu efsaneyi illaki biliyorsundur, onların heykellerini gördüm. Böyle bir şey mümkün olabilir mi bilmiyorum. Sonuçta hiçbir kaynakta onunların soyadları yok ama orada vardı, Kayora’nın soyadı netti hepsini okudum ve…” durup kendime biraz müsaade ettim Mortis’ de beni zorlayıp sıkıştırmadı ve devam etmemi bekledi. “Vivus yazıyordu, annemin soyadı. Vivus onun soyadı ve ben onun kanındanım. Kanımda gerçekten bir şifa var mı hala emin değilim ama Haris gördüm o efsaneyi biliyorum. İnanmak istemiyorum, efsaneler hep efsane olarak kalmalı sonuçta değil mi? Ama içimde bir yerlerde bunun gerçek olduğuna inanan bir tarafım var.” 


Sigarayı tekrardan dudaklarımın arasına koyup kafamı koltuğa yasladım, Mortis düşünceli bir şekilde beni dinlerken bir yandan da devam etmemi bekliyordu. “Bilmiyorum, kafam karışık. Ama eğer kanım şifaysa o zehri şifaya dönüştürebilir değil mi?”


“Hayır Milena bir zehri senin kanın bile şifaya dönüştüremez,”


“Neden?”


“Zaten tamamen karanlık olan bir şey tamamen aydınlık olamaz. Onu şifaya dönüştürebilsen bile zehirli bir kan ile buluştuğunda yeniden zehir olacak. Onun için tamamen saf olan bir şey olması lazım ki içine ışık yayabilsin,”


“Yani işe yaraması için en başından beri saf olması lazım.” 


“Öyle,” dedi Mortis ancak kafam daha çok karışmıştı. Benim kanım şifaydı ama sadece temiz olan şeylere karşı bir şeye ölüm bulaştığında benim kanım işe yaramıyordu. Şifa olması için tamamen saf olan bir aracıya ihtiyaç vardı.


“Peki kanımda bir şey olup olmadığını nasıl anlayacağız?” diye sordum. 


“Deneyeceğiz,” dedi düşünceli bir sesle. “Denemeden bilemeyiz.”


“Kral ve ailesi için asla kanımın tek bir damlasını bile vermem,”


Bakışlarından bir an anlamadığım bir bakış geçti ama çok kısaydı, belki yanlış bile görmüş olabilirdim. “Biliyorum ama belki farklı birine verebilirsin.”


“Kime?”


“Hasta birine,”


Kafamı salladım sadece. “Çok imkansız geliyor,” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle “Her şey o kadar imkansız geliyor ki… Ben bilmiyorum.”


“Bu seni korkutuyor mu?”


“Bilmiyorum.” dürüsttüm. Korkmalı mıydım? Kanımda şifa varsa bu iyi bir şey olmalıydı değil mi? Yani sonuçta herkese faydam olacaktı, kendim dışında herkese. Böyle bir sorumluluk almak istediğimden emin bile değildim, bunu ben seçmemiştim. “Nabi’ye üzülüyorum. Onun için, kardeşi için adaleti sağlamak istiyorum. Daha fazla masum kadın ya da çocuk ölsün istemiyorum. Masum olan kimse ölsün istemiyorum,”


“Devrim mi başlatmak istiyorsun Milena?” soruş şekli alaycı değildi aksine ciddi gibiydi. Sanki istiyorum desem benim yanımda olacaktı.


Omuz silktim “Sesini duyuramayanların sesi olmak istiyorum. Belki sorumluluk hissetmemem lazım, belki bu zamana kadar yaptığım gibi sadece yaşamaya çalışmak ve kardeşimi korumam lazım. Bilmiyorum Mortis, gerçekten bilmiyorum. Her gece yastığa başımı koyduğumda içimdeki ses beni bırakmıyor, belki değiştirebilirim.” elimi gelişi güzel salladım “Sana neden bunları anlatıyorsam gerçi, düşmanımsın sen benim. Sana güvenmiyorum bile sana neden anlatıyorum?” 


İçinde tutamıyorsun Milena. 

İtiraf et kendine ona ihanet ediyor olmana rağmen onunla beraber bu düzeni değiştirebileceğini düşünüyorsun. 


O benim için kolunu bile kıpırdatmazdı, yani sanırım. Bir yola çıkıyorsam tek çıkardım, hem kimse ona ihanet eden biriyle aynı yola çıkmak istemezdi ihanet ettiğimi öğrenecekti. Onu teslim edecektim, hem buradan gitme planları kuran biri için fazlasıyla saçma bir düşünceydi. Ben kimsenin kurtarıcısı değildim. Kimseye bir sorumluluğum yoktu ama neden içimde hala beni yoldan çıkarmak isteyen tarafım susmuyordu. 


“Çünkü bir kumar oynuyoruz Milena,” dedi Mortis dakikalar sonra “Sen bana bir sırrını verdin, kimsenin öğrenmesini istemediğin hatta kendine bile itiraf edemediğim bir sır verdin. Bende sana zamanı geldiğinde vereceğim. Şu an seninki kadar değerli bir sırrım yok.” 


“Bırak ona da ben karar vereyim,”  dedim ters bir şekilde. 


“Yani benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istiyorsun?” 


“Hayır, sadece ben kumar masasına kartlarım koyuyorsam senin de koymanı istiyorum.” araba durduğunda bana döndü “Heykel olayını yarın ekibe söyleriz bugün zor bir gündü,” bana bir sır vermeyeceğini anladığımda arabadan indim ve eve doğru ilerledim.


“Kendime yeni bir eve bakacağım.” dedim yeniden.


“Bu konu kapanmıştı Milena,”


“Hayır sen konuştun, ben onaylamadım.”


“Bu iş bitene kadar benimlesin beraber çalışıyoruz. Başka yerde olman tanınma riskini artırır.” itiraz etme istedim ama bu sadece işleri daha da yokuşa sürecekti. Birbirimize ihtiyacımız vardı, her ne kadar itiraf etmek istemesem bile. 


Mortis kapıyı açtığında hemen bana doğru koşan Vita ile gülümsedim. “Resmen bu kediler birdi iki oldu ayrıca çok kavga ediyorlar.” diye söylendi Omar. 


“Bir kere benim kızım çok uslu onun oğlu benim kızıma bulaşıyor,”


“Kedileriniz de aynı sizin gibi hiç anlaşamıyor,” dedi Aris. 


Onlara göz devirirken Vita’yı kucağıma aldım ve koltuğa yerleştim. O an ayaklarımın çıplak ya da kirli olmasını umursamadım, nasıl istiyorsam öyle davrandım. Kafamı koltuğun başlığına yaslarken birbiriyle uğraşan Aris ve Damian’ı izledim. Bir süre sonra Vita yanımdan ayrılınca iyice kavgayı dinlemeye başladım.


“Hala avokadolu yastığınla yatıyorsun!” diye çirkefleşti Aris.


“Şu an senin dolaptan benim cipismi kaçırmanın benim avokadolu yastığımla ne alakası var?” diye kendini savundu Damian. “Her konu dönüp dolaşıp nasıl benim avokadolu yastığıma varıyor anlamıyorum!” diye isyan etti.


“Çocuksun yani hala onu netleştirmek istedim. Cips için bir ayaklarını yere vurup ağlamadığın kaldı.”


“Oğlum ben onu kendime zor günler için zulalamıştm.”


“Alırız yenisini ne abarttın!” 


“Bok alırsın!”


“Çocuk gibisiniz gerçekten,” dedi Adel bıkkın bir sesle.


Koluma dokunan el ile irkilerek yanımda oturan Jasmi’ye döndüm, ne ara dibime geldiğini bile fark edememiştim. “İyi misin?” diye sordu her zamanki gibi insanın içini sıcacık yapan sesiyle. 


Hafifçe gülümseyip kafamı salladım “İyiyim, sen?”


“Bugün sorunsuz bitmesi beni daha çok rahatlattı.” 


“Beni de,”


“Kardeşinden bir haber var mı?” diye sorduğunda yeniden izlediğim video aklıma gelince içim sızladı.


“Henüz yok ama onu bulacağım, az kaldı.” aslında yine yalan söylüyordum az falan kalmamıştı, sadece olduğum yerde sayıp duruyordum.  Bir arpa yol bile alamamıştım ona ulaşmama izin vermiyorlardı, elim kolum bağlı beklemek en nefret ettiğim şeydi. Sanki zincir vurulmuş gibi hissediyordum, beni esir altına almışlar gibi hissediyordum. 


“O iyi ben buna eminim, hem belki inanmayacaksın ama bunu hissediyorum o iyi onu bulacağız,”


Elimi benim kolumun üzerine koyduğu elinin üzerine koyup elinin üstünü okşadım “Teşekkür ederim,”


“Dizime yatmak istersen yatabilirsin, hem Vita ve Mortem yukarıda seni rahatsız etmezler biraz huzurla uyuyabilirsin,” anlamamış bir şekilde ona baktığımda gözlerini kaçırdı “Geceleri inlemelerini duydum, belki biri senin yanında olursa daha iyi olur. Daha rahat uyursun,” 


“Gerek yok,” dedim hemen oturduğum yerden kalkarken. Hata yapmış ve yakalanmış bir çocuk gibi hissediyordum. “Teşekkür ederim ben iyiyim iyi geceler,” cevap vermesine bile izin vermeden yukarı çıktığımda herkesin bakışının bende olduğunu biliyordum ama bunu umursamayacak kadar telaşa düşmüş durumdaydım. 


Mortis’in odasına girip hızla kapıyı kapattığımda ne yapacağımı bilemez bir şekilde odanın ortasında durdum. Jasmi’nin dediğini kimsenin duymasını istemezdim, bazı geceler hala sanki boğazıma bir ip dolanmış gibi hissediyordum. Belki de saçlarımla alakalıydı, saçlarım açık yattığımdan boynuma dolanması bana o günü hatırlatıyordu. 


Belki de bilmiyordum ne yaparsam yapayım o günü unutamayacak gibi hissediyordum, her şeyi geride bırakıp gitmek istiyordum. Tek başıma herkesten uzaklaşmak istiyordum o zaman kimse bana ihanet etmezdi bende kimseye ihanet etmezdim. 


Kirli ayaklarım ile yatağa girmek istemediğim halının üzerine uzandım ve dizlerimi kendime çekip gözlerimi kapattım. Bir ara uykuya daldığımı hissettim ancak gözlerimi irkilerek açtığımda yerde değil yataktaydım. Yüzümün önüne gelen saçları geriye itip nefesimi düzene sokmaya çalıştım, yataktan çıkıp dolaptan bir kıyafet aldım ve banyoya girdim. 


Uzun sıcak bir duş aldıktan sonra üzerime kahverengi bir bol eşofman takımı giydim. Aynadaki bakışlarımı uzun sarı saçlarıma değdirirdim. Saçlarımı kesersem biraz da olsa acımı azaltabilirdim, bir kere artık boynuma dolanmazlardı. 


Dolapların içinden makası aldığımda önce ellerimle saçlarımı düzenledim saçımın bir tutamını tutup boynumun hizasında küt kestiğimde omzumdaki yüklerden kurtuluyormuş gibi hissettim. İki tarafı da eşit bir şekilde kestiğimde aynadaki kadın yine bendim sadece artık daha hafiftim. 


Saçlarımı yerden toplayıp banyodan çıktığımda karşımda Aris’i görmeyi beklemiyordum. Önce saçlarıma daha sonra yüzümdeki tebessüme baktı “Böyle daha ateşli durmuşsun,” dediğinde bunu art niyetle söylemediğini biliyordum. 


“Değişiklik iyi gelir diye düşündüm.”


“Geldi mi peki?”


Omzumu silktim hafifçe “Geldi galiba,” tekrardan odaya girdiğimde daha fazla uyuyamayacağımı anladığım için Haris’in kütüphanesine girdim. Mortis'in kahverengi koltukta uyuyordu vücudu tam olarak koltuğa sığmadığı için iki büklüm olmuştu. 


Benim yüzümden böyle rahatsız uyuması kendimi kötü hissetmeme neden oluyordu. Çalışma masanın koltuğuna oturduğumda masanın üzerindeki tarih kitabını sayfalarını karıştırmaya başladım. Kayora ve Kayors. Birbirlerini bitiren iki aşık. Efsaneler sadece birlikte yok olduklarını yazıyordu tam olarak nasıl öldüklerini anlatmıyordu. Belki de gerçekten bazı şeyler sadece efsane olarak kalmalıydı, deşilmemeliydi öylece kalmalıydı. 


Ne olursa olsun dedim kendi kendime Ne olursa olsun kalbini kaybetme, onu başkasına verme. 


Kitabi kenara koyup babamın günlüğünü açtım 


Karim Marad’ın Günlüğünden;


Bugün Milena evden ayrıldı. Aslında bunun bir gün olacağını biliyordum sadece bana haber vermesini ummuştum. Bana bile güvenmiyordu. Buna üzülmem gerekirdi ama bir yandan da onunla gurur duyuyordum, bu hayatta kimseye güvenemeyeceğini bilmesi gerekirdi. 


Bana söylemese bile nereye gideceğini az çok biliyordum ama geri gelecekti bunu da biliyordum. Çünkü burada Elena vardı, hiç kimse olmasa onun için gelecekti o Elena’ya asla kıyamaz. 


Milena’m, canım kızım…. Seni hiçbir zaman yaptıklarından dolayı yargılamadım kendi yolunu kendin çiz istedim ama geri dön. Benim yaşlı kalbim senden uzak kalmaya dayanamaz.


Dayanırdı. Bana yalan söylemeye dayanan kalbi bensizliğe de dayanırdı. Ona kızgın değildim ama kırgındım bana bir açıklama yapmaya bile layık görmediği için. 


“Niye uyumadın?” diyen uykuda dolayı boğuk sesini duyduğumda ona döndüm. Gözlerini ovuşturduktan sonra bana döndüğüne hala dudağındaki yaranın olduğu gibi durduğunu fark ettim. Temizlememişti, kimse de temizlemek için hamlede bulunmamıştı. 


Bakışlarını saçlarıma değdirdiğinde bakışı değişti “Aslında uyudum ama uyanınca duş aldığım için uykum kaçtı,” diye mırıldandım. “Hala yaranı temizlememişsin.” Sanane Milena.


“Gerek yok, umursadığım bir şey değil.”


“Umursaman gerekiyor.” 


Kendini kötü hissetmemelisin Milena senin yüzünden değil onun seçimi yüzünden oldu.


Kazağımın kollarını uzattığımda “Bence bundan sonra sen yatağında yat ben bu koltukta yatayım. Ben daha küçüğüm bu koltuğa rahat sığarım sen iki büklüm yatıyorsun.” dedim


Sanki beni anlamaya çalışıyormuş gibi kafasını yana yatırdığında yine saçlarıma baktı. Sadece öylece saçlarıma bakıp hiçbir şey söylememesi sinirimi bozuyordu. En azından bir şey söylese cevabım bile hazırdı ama sadece öylece baktığında kendimi rahatsız hissediyordum. 


“Ya bir şey söyle ya da saçıma bakmayı kes.” dedim en sonunda ters bir şekilde.


“Değişik olmuşsun ama hala aynısın.” 


“Bundan sonra hep böyle kullanırım hoşuma gitti.” yalan.


“Seviyorsan kullan,” koltuktan kalkıp masaya doğru ilerledi ve tam karşımda durduğunda boyuma yetişmek için kafasını aşağı eğdi “Ama benim fikrimce saçların uzun daha iyi, savurunca daha iyi oluyor.”


“O zaman kesinlikle hep kısa kullanacağım.” bir yalan daha bakışlarının yoğunluğu yüzünden bakışlarımı ondan çekip kitaba çevirdim. “Hiçbir kaynakta soy isimleri yazmıyor, o zaman birileri nasıl soyadlarını bilip böyle bir heykele soy isimlerini yazdı ki?” diyerek konuyu değiştirdim.  


“Fazla eski olmalılar, yakın zamanda yapıldığını düşünmüyorum.” dediğinde kafamı salladım bu gayet ikna ediciydi.


“Denemek istiyorum.” tekrardan ona döndüğümde “Kanımda gerçekten şifa var mı yok mu öğrenmek istiyorum. Sonucunda kimse zarar görmeyeceksin o zaman ben denemek istiyorum. O çocuğa yardım etmek istiyorum, kanımı alabilirsiniz.”


“Unutma sen bir denek değilsin, istemediğin hiçbir şey yapılmayacak.” sesinde güven vardı ama ben ona yine de güvenemiyordum. 


“Sadece çocuk için, kanımın tek bir damlası başka kimseye verilmeyecek. Bir anlamı yok sana güvenmiyorum ama yemin et.”


“Yemin ederim, senin istemediğin hiçbir şey yapmayacağım. Kanın sadece o çocuk için, yemin ederim.”


Yeniden bir kumar oynuyordum ve bu kumarın kazananı hikayenin sonunda öğrenecektim.


🏺



“Nasıl yani şimdi sen Kayora yani otomatik olarak Inus’un soyundan mısın?”  diye sordu Damian şaşkın bir şekilde. 


“Emin değilim o yüzden deneyeceğiz zaten.”


“Emin misin?” diye sordu Jamail.


“Denemekten başka çaremiz yok,” 


“O zaman gidiyoruz?” dedi sorar gibi Aris. 


“Gidiyoruz.” dedi Mortis.


Sabahtan beri herkes kesilen saçlarıma bakıyordu ama asla hiçbiri bir yorum yapmıyordu. “Gerçekten saçım o kadar kötü mü duruyor?” diye sordum alayla.


“Bence sana farklı bir hava katmış Mil,”


“Sana yakışmış,” dedi Adel.


Bu sefer farklı arabalar ile değil büyük bir arabayla tek gidiyorduk. “Kayora ve Kayors’un sonunu biliyor musun?” diye soran Jasmi’ydi lakin zaten bunu hiçbirimizin bilmediğini kendisi de biliyordu sadece konu dağılsın diye çabalıyordu. “Kayora aslında Kayors’un sonunu getirmek için kendini yaralamış aslında Kayors’un onu kurtaracağını bile bilmiyormuş sadece bir kumar oynamış ve onu kazanmış. Kayors, Kayora’yı kurtarmış, uyanana kadar her gün onun başında beklemiş sonrasında onun düşmanı olduğunu öğrenmiş ama artık her şey için çok geçmiş. Kayors ilk görüşte Kayora’ya aşık olmuş,”


“Had canım!” abartı tepki veren Damian olmuştu.


Jasmi ona göz devirip devam etti “Bunu kendine itiraf edemediği için hep planlarını ertelemiş ancak Kayora’nın planı tam istediği gibi gidiyormuş. Taki kalbini kalpsiz olduğu söylenen bir adama kaptırana kadar, Kayora ilk defa sanki onun yanında kendini özgür hissediyormuş. Onunla yan yana bütün dünyayı dize getirebileceğine inanıyormuş. Hayatının en güzel günlerini kendini sevildiğini hissettiren adamın yanında geçiriyormuş. Ama sonra bir gün Kayora  Kayors’u babasıyla konuşurken duymuş. Babasına en kısa zamanda kızdan kurtulacağım demiş. Kayora bunu duyunca bütün dünyası başına yıkılmış, kalbi paramparça olmuş ama bunu Kayors’a belli etmemiş,” hüzünlü bir nefes verdi. “O gece sevdiği adam için hazırlanmış ve odasında beklemiş. Kayors içeri girdiğinde bir terslik olduğunu anlamış ama Kayora ona müsade etmeden adamı kendisine çekip doya doya öpmüş, sadece ruhları değil bedenleri de bir olmuş. Kayora, Kayors uyurken yastığının altındaki hançeri çıkarmış ve Kayors’un kalbine saplamış sonra ise sevdiği adamın kanını içerek orada acı içinde can vermiş. Gelecek nesiller için soyadlarını saklamışlar ama belli ki soyadlarını bile birileri geçmişte onların anısı için bu heykelleri yapmış.”


“Kahroldum bu hikaye karşısında,” Aris elini kalbinin üzerine koyduğunda Omar kafasına bir şamar geçirdi. 


“Dalga geçme.”


“Her zamanki gibi erkeklere güven olmaz.” dedim arkaya dönerken.


“Ayıp oluyor Mil,”


“Kusura bakma Dami gerçekler can yakar.” yol boyunca birbirimiz ile dalga geçtikten sonra en sonunda bir kliniğin önünde durduğumuzda hepimiz yüzlerimizi peçe ile kapattık. “Burası fazla açık bir yer değil mi?” 


“Öyle,” diye onayladı beni Mortis. “Biri bize yardım edecek burada özel bir laboratuvar var oradaki bir tanıdık bana yardımcı olacak?”


“Neden böyle illegal bir işe girsin ki?” 


“Borç,”


Kafam sallayıp hastaneye doğru ilerlediğimde hep beraber asansöre bindik ve eksi üçüncü kata indik “Neden bir klinikte eksi üçüncü kat olur ki?” 


“Her şeyi sorgulamak senin için yorucu olmuyor mu?” diyen kişi Jamail’di. Son zamanlarda onunla konuştuğum zamanlar çok sınırlıydı. Ondan haz etmiyordum elimde değildi.


Asansör durduğunda derin bir nefes alıp asansörden çıktım ve ekibi takip ettim. Bir kapının önünden geçtiğimde camın karşısındaki küçük erkek çocuğu dikkatimi çekti ve adımlarım aninda durdu. Yüzünde bir hava maskesi, kolunda serum, yüzünde yorgun bir gülümsemeyle bana bakıyordu. 


Elini güçsüz bir şekilde kaldırıp bana doğru salladığında bende elimi kaldırıp ona elimi salladım. “Hastalığını bulamıyorlar.” dedi arkamdaki Mortis’in sesi. “Son beş aydır böyle, kanındaki bir şey onun organlarını etkiliyor, henüz küçük olduğu için bünyesi kaldıramıyor.”


“Ona yardım edebilir miyim sence?”


“Belki,” kafamı ona çevirdiğimde ne diyeceğimi veya ne yapacağımı bilmiyordum. İçimde amansız bir istek vardı ama korkuyordum. 


“Gidelim mi?” diye sordum ondan bir adım uzaklaştığımda.


“Gidelim,” önden ilerleyerek bana yolu gösterdiğinde onun yanında yürümeye başladım. Bir odaya girdiğimde gözlüklü bir adam bakışlarını bana çevirdi. Kahverengi gözleri, açık kahve saçları ve kaşında derin bir çizik vardı. Bana doğru yürüyüp tam karşımda durduğunda elini uzattı. “İsim kullanmamaya özen gösteririm o yüzden sadece elimi sıkan yeter, seninle tanışmak büyük bir şeref.” 


“Her şeyin gizli kalması çok önemli,” diye uyardı Haris.


Karşımdaki adam kafasını sallarken sandalyeye oturmam için eliyle gösterdi “Vakit kaybetmeye gerek yok,” koltuğa doğru ilerlediğimde doktor diğerlerine döndü. “Bence hepiniz çıksanız iyi olur, hasta mahremiyeti.” 


“Siz çıkın ben buradayım,” dedi Mortis.


“Merak etme anlaşmamızı unutmadım,” dedi karşımdaki gözlüklü adam. “Burada tamamen güvende.” 


“Sorun yok,” diyerek araya girdim. Hepsinin bakışındakii tereddütü bir an olsun hissetsem de sonra hepsi çıktı. Adam kolumu temizledikten sonra iğneyi damarıma soktu ve kan tüpe akmaya başladı. 


“Herkese yardım etmeye bu kadar meraklısın demek,” sözleri ile kaşlarımı çattım. 


“Ne demek şimdi bu?”


“Kanın bir hazine ve sen bunu insanlara yardım etmek için kullanıyorsun. Hiç korkmuyor musun birinin bunu tamamen kanıtlandıktan sonra seni yakalamak için neler yapacaklarından,” üçüncü tüpü çıkarıp dördüncü tüpü taktı. “Önce seni ve kanını kullanacaklar daha sonra da senden kurtulacaklar.”


Bu konuşma gittikçe beni rahatsız etmeye başlamıştı, beşinci tüpü taktığınde kaşlarımı çattım “Bence bu kadar yeter.” dedim net bir sesle. Bakışlarım camlara kaydığında camların buzlu olduğunu gördüm. Siktir bu işte bir terslik vardı. Bana tuzak mı kurmuşlardı?


Altıncı tüpü takacağı sırada “Yeter!” dedim daha yüksek sesle ve ayağımla göğsüne vurup geri çekilmesine neden oldum. Doktor inleyerek oturduğu sandalyeden geriye doğru düştüğünde aynı anda kapı sert bir şekilde açıldı. Kolumdaki tüpü ve iğneyi sökercesine çıkardığımda dudaklarımdan küçük bir inilti koptu. 


“Milena!” diye bağıran bu sefer Adel’di. Kolumdan aşağı ince ince kan sızarken Adel telaşla yanıma gelip koluma girdi.


“Ne oluyor?” 


“Tuzağa düştük binanın etrafı çevrildi!”  




Vee bölüm sonuuuu

Artık sırtımızdan vurulmaya alıştık diye umuyorum...

Bu bölüm biraz daha Milena’nın iç çatışmasını okudum ya bundan sonra daha güçlü olacak ya da daha da dibe batacak 🔥




Yorumlar

  1. Ağağağagagagaagag yine mükemmel bir bölüm daha iyisi olamaz dedikçe daha iyisini yazıyorsun yazarrr🤍

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa çok teşekkür ederim okuyan gözlerine sağlıkkkk

      Sil
    2. Askimmmmm seninle tanismak en güzel kararim oldu ama malesef artık konuşmuyoruz/konusamiyoruz ama ilerde iyi bir yazar olursan ki olacaksın bence kitaplarını acilen bastırmalısın ki insanlar daha çok okuyabilsin senden bir şeyler Basarilarinin devamını dilerim Guzelimmmm

      Sil
    3. Bebeğim benim yerim seni çok teşekkür ederim ve bana yazzz 🥹🫂

      Sil
  2. Yazarr yeni bölüm nirdeeee

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar