Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C.AKOR 2
“Bir insanı, bir çift gözü, bir sesi
seven insan kelimeleri hiç sevmez mi?”
A Canım - Mabel Matiz
Say Yes To Heaven - Lana Del Rey
İyi okumalar bal kuşlarım
bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Tesadüflere inanan bir insandım hatta tuhaf gelebilir ama tesadüfleri çoğu zaman severdim. Tıpkı şu anda olduğu gibi. Dün sahilde görmeyi beklediğim adam şimdi tam karşımdaydı ama bu sefer babamın yeni ortağının oğlu olarak.
“Bu kadar şaşıracağını düşünmemiştim.” dedi keyifli bir sesle Çınar Alp.
Onun bu dediğine gülerken bakışlarım karşımda duran tablodaydı. “Beni gerçekten şaşırttın, beklemiyordum, yani çok ani oldu.”
“Bende burada seni görünce şaşırdım aslında ama şaşkınlığım senin kadar uzun sürmedi,” omuzlarıni silkti. “Sanırım zaten içten içe seni burada görmeyi umuyordum.” demesini yine beklemiyordum.
Tekrardan ona döndüğümde bana gamzelerini göstererek güldüğünü gördüm. Çok güzel gamzeleri vardı hemde iki tarafında birden.
“Tesadüfleri seviyorum ve her ne kadar çok şaşırmış olsam da bende seni burada gördüğüme sevindim.”
“Neden?” diye sordu merakla.
Ellerimi önümde birleştirirken yanaklarımı ateş bastığını hissettim “Sanırım bende içten içe seni bir daha görmek istedim. Gerçi babamın yeni ortağının oğlu olarak görmeyi düşünmemiştim ama olsun.” dedim bütün dürüstlüğümle. Onu görmekten memnun olmuştum.
“Hala sorumu cevaplamadın?”
“Hangi sorunu?”
“Bu tablo hakkındaki fikrini sormuştum ya?” diye hatırlatma yaptığında tekrardan tabloya döndüm.
“Hayır, sanırım gerçekten buradaki tabloların çoğundan bir şey anlamadım. Bana daha çok sanki renkler düşmüş de öyle olmuş gibi görünüyor. Yine de her zaman sanata ve sanatçıya saygım var, benim ruhuma dokunmayan başkasınınkine dokunabilir.”
“Yine de bu burada sıkıldığın gerçeğini değiştirmiyor.”
Kıkırdadım bu dediğine istemsizce elim ağzımın üzerine kapandı “Haklısın bunlar bana göre çok aşırı.”
“Aynı fikirdeyiz. Ruhlardan pek anladığım söylenemez,” dedi ama içimde bunun aksini gösteren bir his vardı. “Hazan,” dediğinde ona döndüm.
“Efendim?”
“Şimdi buradan gitsek mi?” başta benimle dalga geçiyor sandım ama bir daha gözlerine baktığımda aslında ciddi olduğunu anladım.
“Sen ciddi misin?”
Cevabı oldukça netti “Sana ciddiyetsiz bir adam gibi mi geldim?” elini bana uzattı “E hadi gitmiyor muyuz?” onunla gitmek bir delilikti, bunun sonuçlarını kestiremiyordum ama yine de elini tuttum.
“Gidelim bakalım,” dediğimde yüzünde zafer gülümsemesi oluştu ardından elimdeki bardağı alıp garsonlardan birinin eline tutuşturdu. Beni peşinden çekerken hızlı adımlarla yürüyüp ona ayak uydurmaya çalışıyordum.
Benim neredeyse iki katım falan olduğu için onun iki adımı benim dört adımım demekti. Arka kapıya geldiğimizde elimi bıraktı ve kapıyı bana açıp elini geçmem için öne uzattı “Hanımlar önden,”
“Çok centilmensiniz beyefendi,” açtığı kapıdan dışarı çıktığımda oda arkamdan geldi. “Ee nereye gideceğiz?” diye sordum Çınar Alp’e dönerken.
Bana cevap vermezken ilerlemeye devam etti duvara yaslanmış bisikleti gördüğümde Çınar Alp bisikleti dayandığı yerden aldı ve bana döndü. “Bisiklet mi?” diye sordum.
“Şuan karizmam çizildi değil mi?” diye sordu bir elini ensesine götürürken. “O zengin bebeleri gibi değilim ama benimki de iyidir.” derken bisikletini gösteriyordu.
Şu an bayılabilsem bayılırdım.
İçimdeki kız o kadar heyecanlıydı ki kalp atışlarımı duyacak diye korktum. “Bence senin araban diğerlerinin arabasından daha iyi,” dedim ona doğru ilerlerken. “Ayrıca bisikletlerleri çok severim.”
“Sever misin gerçekten, yoksa şu an beni bozmamak için mi söylüyorsun bunu?”
Hafif bir kahkaha attığımda ona döndüm “Hayır gerçekten severim.”
Dudağının kenarı kıvrıldı hafifçe “E o zaman bin bakalım önüme.” dedi keyifle.
Küçük Hazan ayaklarını yere vurup heyecandan tepiniyordu aynısını yapmamak için kendimi dizginleyip bisikletin yanına geçtim. Bir an tereddüt ettiğimde Çınar Alp bunu hemen fark etti. “Bir sorun mu var?”
“Yani sorun değil de…” birden canım sıkılmıştı. “Ben biraz kiloluyum, bisikletin dengesini sağlayabilecek misin?” bu soruyu sorarken istemsizce sesim kısılmıştı.
Yüz ifadesi anında ciddileşirken kaşları çatıldı “Sana kilolu olduğunu kim söyledi?”
Omuz silktim “Hiç kimse,” diye yalan söyledim. “Yani zaten görüyors-”
“Görmüyorum,” dedi hemen. “Çünkü görülecek bir şey yok, kilolu değilsin.”
“Değil miyim?” diyerek onaylatma ihtiyacı duydum bir çocuk gibi.
Kafasını iki yana salladı “Değilsin.” yüz ifadesi yavaş yavaş yumuşamaya başladı “Şimdi bin bakalım önüme,” bu sefer bir şey söylemedim. Yüzümde minik bir tebessüm ile bana bisikletin önünde açtığı boşluğa yan bir şekilde oturup ayaklarımı yukarı kaldırdım.
Ellerimi onun direksiyonu kavrayan ellerinin üzerine koydum “Hazır mısın?” zaten dip dibe olduğumuz için nefesi enseme çarpıyordu “Hazırım.” dedim içimdeki heyecanı gizleyemeyrek.
Çınar Alp bisikleti sürmeye başladığında yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü. “Çınar Alp,”
“Hm,”
“Söylesene nerden çıktın sen?” diye sordum ona merakla.
“Evden çıkıp geldim,” dedi alayla.
“Ondan bahsetmiyorum,” bisiklet yokuş aşağı inerken biraz daha hızlandı ve elimde olmadan sırtımı onun göğsüne yasladım. “Yani karşıma nereden çıktın? Önce sahil şimdi de sergi? Hemde babamın yeni ortağının oğlu olarak.”
“Allah'ın işi ne yaparsın,” diye kaçamak cevap verdi.
“Hepsi tesadüf yani?”
“Yüzde yüz.” daha fazla üzerine gitmedim.
“Bana kendinden bahsetsene.”
“Önce sen bahset,” diyerek topu bana attı.
“Önce ben sordum ama!” dedim bir çocuk gibi inatlaşarak.
“Tamam, sen kazandın.” derken bisikleti daha yavaş sürmeye başlamıştı. “İsmimi biliyorsun zaten Çınar Alp. Babam genelde bana Alp der, arkadaşlarım ise Çınar. Yirmi üç yaşındayım. Bir kız kardeşim var ismi Nil. Doğma Trabzonlu, büyüme Antalya’lıyım.” bir süre düşündü “Burcumu bilmiyorum. Bu kadarım galiba.”
“Hm,” dedim düşünürken. “Ne okuyorsun?” diye sordum.
“Pilotaj.”
“Ayy pilot olacaksın o zaman.”
“Umarım,” derken bunu gerçekten istediğini hissetmiştim. “Şimdi sıra sende.”
Kaşlarımı çattım “Ama daha bir kaç şey daha soracaktım.”
“Sonra sorarsın, hem tekrardan görüşmek için bahane bulmuş oluruz.”
“Peki,” derin bir nefes aldım. “İsmim Hazan bunu biliyorsun zaten. Yirmi yaşındayım. Bir erkek kardeşim var adı Eren,” kıkırdadım “Gerçi bunu zaten biliyorsun dün yanında konuştum karakola gittim. Biraz deli bir çocuk ama kimseye zararı dokunmaz, yani çoğu zaman. Antalya’lıyım, doğma büyüme de buralıyım, işletme okuyorum ama bu konuda çok istekli olduğumu söyleyemeyeceğim. Babam kırılmasın diye bunu yapıyorum. Bir kedim var adı karamel ve evet isminin hakkını veriyor, onu mutlaka görmelisin! Resim yapmayı ve gitar çalmaya bayılırım! Özellikle gitar çalmaya bayılıyorum, bütün hayatım gitar, oğlumu çok seviyorum ve evet gitarıma cinsiyet verdim. Yani biraz saçma ama-” bir an durdum. Çok fazla konuşmuştum, kendimi o kadar kötü hissettim ki ne diyeceğimi bilemedim.
Hep böyle oluyordu işte bir kere konuşunca insanı bıktırana kadar bir şeyler anlatıyordum. Çoğu zaman insanlar bir zaman sonra sadece kafasını sallıyor dinliyormuş gibi yapıyordu. Bunu fark etmek daha çok canımı yaksa da sevdiğim şeyler hakkında konuşunca kendimi kaybediyordum.
“Niye sustun devam etsene, ne güzel anlatıyordun. Sesinin heyecanla çıkmasını sevdim.” dediğinde yanaklarımın alev aldı.
“Özür dilerim. Ben öyle kendimi kaptırdım ama çok fazla konuştum, sana konuşma fırsatı vermedim.” diye devam ettim. “Sadece sevdiğim şeyler hakkında konuşmayı seviyorum, kendimi kaptırdım. Özür dilerim.”
“Kendinden hakkında anlattıklarını sevdim.”
“İnsan kelimeleri sevebilir mi?” diye sordum birden.
“Bir insanı, bir çift gözü, bir sesi seven insan kelimeleri hiç sevmez mi?” sanki imkansız bir şey söylemişim gibi cevap vermişti, sanki böyle bir şey olmamasının imkanı yokmuş gibi. “Bence insan en çok kelimeleri sever, ben senin kelimelerini çok sevdim.”
Sana böyle diyor ama kendisinin kelimelerinin bir şiir gibi olduğundan haberi yok.
Sustum bu dediğine, söylediği sözlere karşı vereceğim tek cevap suskunluk oldu. Zaten böyle şiir gibi konuşan bir adama ne denirdi ki, sadece susulurdu. Bende sustum.
Bisiklet bir kafenin önünde durduğunda bisikletten inen ilk ben oldum. Çınar Alp bisikleti bir kenara koyduktan sonra kafenin kapısını benim için açtı. “Teşekkür ederim.”
“Etme,” dedi hemen “Ben bunu yapmam gerektiği için yapıyorum, bu bir istek değil, mecburiyet.”
Kalbim tekledi ama renk vermedim “Yine de teşekkür ederim.” dediğimde içeri girdim. Arkamdan gelirken kafasını iki yana sallayıp bana iflah olmazsın bakışı atıyordu. Masalardan birine oturduğumuzda yanımıza hemen garson kız geldi “Ne alırdınız?” diye sordu.
Bakışlarım ilk olarak Çınar Alp’e değdi “Ne istersin Hazan?” diye sordu bana.
Omuz silktim “Sen ne istersen, sana ayak uydururum.”
“Uydurursun.” diyerek onayladı beni “Ama ben senin ne istediğini sordum.” küçük Hazan o an dünyanın en mutlu çocuğu oldu. Kimse ona fikrini sormazdı ama bu kadar basit bir şeyde bile fikrinin sorulması onu ilk defa mutluluktan ağlatabilirdi.
Bu sefer bakışlarımı garson olan kıza döndü “Acaba en çok tercih edilen sıcak içecekleriniz nedir?” diye sordum.
“Şu dönemde kafemizin özel spesiyali olan üstü krem şanti kaplı sıcak çikolata.”
“O zaman ondan istiyorum.”
Çınar Alp hemen benim peşimden konuştu “O zaman bende hanfendinin istediği içecekten istiyorum.” o an sanki kalbimde binlerce kelebek uçuşuyormuş gibi hissettim. Hayatımda ilk defa biri bana uymuştu. Genzim sızladı buna istemsizce, o bir yabancıydı ama yine genzimi sızlatmıştı.
“Niye bana her an ağlayacakmış gibi bakıyorsun?” sesinden bile bundan hoşlanmadığını belli ediyordu.
Dudaklarımda buruk bir tebessüm oluşurken “Özür dilerim. Öyle bakmıyordum, yani fark etmedim. Öz-”
“Hayır,” dedi hemen bana “Bundan sonra benim yanımda özür dilemek yok.” sesi yumuşak ama netti.
Kaşlarım istemsizce havalandı “Yani bundan sonra bir daha karşılaşacağımıza eminsin?”
Omuz silkti “Emin değilim de, his diyelim.”
“His?”
“His.”
Kafamı salladım, dudaklarımı birbirine bastırırken bakışlarımı etrafa çevirdim. Tuhaf bir andı, önümüzde ahşap bir masa, iki ahşap sandalye vardı. Cam kenarında oturduğumuz için karşımızda hemen Antalya'nın sakin sokağı vardı. Kafe biraz minimalist, loş ışıklı ve huzur verici bir yerdi.
Dirseklerimi masaya koyup yüzümü avuçlarımın arasına aldım ve dışarıyı izlemeye devam etti. “Bana bakmamak için mi dışarıya bakıyorsun?”
Birden ellerimi yüzümden çekip ona döndüm “Hayır!” sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı. “Yani seninle alakalı değil! Hem kaçırıyorum ki! Kaçırıyor muyum?” birden durdum ve gözlerimi kısarak Çınar Alp’e baktım.
Yüzünde muzır bir sırıtış oldu “Şaka yapıyordum.” dedi.
“Gerçekten çok kötüsün,” dedim kaşlarımı çatıp “Yani birde senin yüzünden yanlışlıkla bağırdım.”
“Bir şey olmaz.” tabiki de gayet rahattı.
Tam bir şey söyleyecekken garson kızın sıcak çikolatalarımızı getirmesiyle sustum. Kıza teşekkür ettikten sonra tekrardan Çınar Alp’e döndüm. Bardağı tutan elinin titrediğini fark ettiğimde bakışları bana döndü ve hızla bardağı geri tabağına bırakıp ellerini masanın altına dizlerinin üzerine koydu.
Kendini kötü hissetmesin diye hemen bakışlarımı ellerinden çektim ve çikolata kahvesi gözlerine çevirdim. Gözleri bir içecek olsa bir an sıcak çikolata olur diye düşündüm. Onun gözleri de sıcacıktı insanın içini ısıtıyordu.
“Sormayı unuttum Antalya'da okuyorsun değil mi?” diye konuyu dağıttım.
Kafasını salladı “Antalya Bilim Üniversitesi.”
“Neden İstanbul değil?” sıcak çikolata kupasını avucumun içine alıp üşüyen ellerimin ısınmasını sağladım. “Yani İstanbul’da daha donanımlı okuyabilirsin. Daha çok imkanın olurdu hem,”
“Burayı seviyorum, burada beni tutan bir şeyler var.”
Onu burada tutan şeyi merak ettim ama sormayı kendime hak görmedim bu yüzden sessizce sıcak çikolatamı içtim. Kafamı tekrardan kaldırdığımda gördüğüm şey ile istemsizce kıkırdadım. “Çınar Alp,” dedim gülmeye devam ederken.
Bakışları hemen benimkiler ile buluştu “Ne oldu?” dediğine oda bana gülmüştü.
“Krem Şanti,” dedim yüzünü işaret ederek. Sıcak çikolatanın üzerindeki krem şanti dudaklarının üzerine bulaşmıştı. “Dudaklarının üzerine krem şanti var. Bıyık gibi olmuş.” yine kıkırdadım.
“Sen kendine bak,” diye uğraştı benimle.
Elimle dudağımın üzerindeki kremşantiyi aldıktan sonra parmağımı dudaklarıma götürdüm. Çınar Alp gözlerini dahi kırpmadan bana bakarken ben yine güldüm “Çınar Alp?”
“Hm?”
“Hala dudağının üzerinde krem şanti var.” bakışlarını benden çekip oda benim gibi baş parmağıyla kremşantiyi silip parmağını dudaklarına götürdü. “Annem bunu görse kafayı yerdi, bu yaptığım hanımefendilik kurallarına uymuyor.”
“Hanımefendilik kuralları tamamen saçmalık. Bunu yapan kişinin canı sıkıldığı kesin.” dedi.
Telefonuma gelen bildirimle beraber telefonumu çantamdan çıkardım.
Eren ; Eğer bir an önce eve gelmezsen annem evi başımıza yıkacak
Eren ; Çıldırmış durumda
Hazan ; Geliyorum.
Hazan ; Teşekkür ederim biriciğim.
Telefonumu geri çantama koyup Çınar Alp’e döndüm “Gitsek mi artık?”
Kafasını salladı “Olur gidelim.” dedikten sonra hesabı istedi. Çantamdan cüzdanımı çıkarırken “Sakın,” dedi hemen. “Koy cüzdanını yerine benden bunlar,”
“Olmaz öyle,”
“Seni buraya ben getirdim, ben ödeyeceğim.” daha fazla ısrar etmenin bir manası yoktu. Bir dahaki sefere de ben ona ısmarladım. Hesabı ödedikten sonra birlikte kalktık “Yağmur yağıyor,” dedim Çınar Alp’e dönerken.
“Sevmez misin yağmurları?”
“Severim. Sen?”
“Sevmem ama bugünlük senin için sevebilirim.” üzerindeki ceketi çıkarıp omuzlarıma koydu. “Islanınca hasta olursun bu en azından üşümene biraz da olsa engel olur.”
“İyi de bu sefer de sen üşüyeceksin. Yağmuru da sevmiyorsun.” sözlerimle bakışları değişti. Gözlerindeki ifadenin ne olduğunu çözemedim, bu bakış bana da yabancıydı.
“Hasta olursam bana çorba yapar mısın?” çoktan bisiklete binmiş benim için bisikletin önünde yer açmıştı.
“Nasıl yani?” dedim anlamayarak.
“Şimdi sana ceketimi verdim ya, ben daha çok ıslanacağım. Hasta olursa diyorum bana çorba yapmaya gelir misin?” diye sorduğunda bir an duraksadım. Onu bir kez daha görür müydüm? Tekrardan yollarımızın kesişmesi istiyor muydun? Ya da onunla tekrardan serin bir Antalya akşamında tekrardan sıcak çikolata içer miydik?
Kalbime hüzün çöktü nedensizce, düşünceli adımlarla ona doğru ilerlerken “Bin bakalım hadi önüme,” dedi yeniden. Gelirken neşe ile bindiğim bu bisiklete şimdi kalbimde buruk bir hüzünle tekrardan biniyordum.
Sen kimsin ve kalbime ne yapıyorsun?
Yağmur iyice şiddetini artırdı “Hasta olmama bu kadar üzüleceğini düşünmemiştim.” enseme vuran nefesiyle kendime geldim.
“Anlamadım?”
“Kara kara düşünüyorsun, sessizleştin birden. Eğer hasta olacağımı düşünüyorsan çorba yapmayı biliyorum.”
Dudaklarımda yeniden bir gülüş oluştu. “Onu düşünmüyordum ama yine de hasta olmanı istemem.”
“Ne düşünüyorsun?”
Kafamı gökyüzüne çevirdim, yağmur iyice şiddetlenmişti “Yağmur hızlandı,” diyerek konuyu geçiştirdim. Derin bir nefes aldım “Yağmur ile karışık toprak kokusunu alıyor musun?”
“Şuan aldığım tek koku saçlarının kokusu,” oldukça dürüst bir insandı ama böyle cümleler kurmayı, kadife gibi sesiyle şiir gibi konuşmayı hemen bırakmalıydı.
Yağan yağmura rağmen yanaklarımın yandığını hissettim. “Bu kötü bir şey mi?” diye sordum alayla.
“Evet,” dedi birden. “Yani hayır. Senin açından hayır benim açımdan evet. Saçlarının kokusu dikkatimi dağıtıyor. Şampuanın güzel kokuyor.”
Yanağımın içini dişledim utançtan “Teşekkür ederim.” diye mırıldandım.
“Sen hep böyle misin Hazan?”
“Nasılım Çınar Alp?”
“Hep ya teşekkür ediyor ya da özür diliyorsun.”
Omuz silktim. “Öyleyim galiba.” dedim. Birini kırma, düşüncesi bana çok kötü geliyordu. Birini incitmektense kendimi uçurumdan aşağı atmayı tercih ederdim. Biri bana iltifat edince teşekkür etmeden duramazdım, egoist biri gibi gözükmek istemezdim. Çünkü böyle biri değildim olduğumun dışında gözükmekten nefret ederdim.
“Ben biraz değişik biriyim, farklıyım.” diye devam ettim. “Sen nasıl birisin peki?” son dakikalarımızı da konuşarak geçirmek istiyordum.
“Düz,” dedi aynı dediği şekilde “Yani çok bir esprim yok.”
“Olsun, bir değişik bir düz iyi anlaşır.”
“Bu cümleden bir daha görüşeceğiz olarak algıladım. Düz bir adamım ama bunu anladım.” bunu söylerken fazlasıyla ciddiydi.
Onun bu tavrına güldüğümde onun da benimle beraber güldüğünü duydum. “Bana o kadar da düz biri gibi gözükmedin aslında.”
“Çünkü sen sensin. Bir başkası bu halimi görse beni tanıyamaz, düz bir adamım derken son derece ciddi ve dürüstüm.”
“İkna oldum şuan.” dediğimde bisiklet bizim evin önünde durmuştu. Bisikletten inip ceketi ona verecekken beni engelledi.
“Sende kalsın, bir daha görüşmek için sebebimiz olur.” gerçekten net ve düz bir adamdı. Söylemek istediği şeyi hiç lafı dolandırmadan söylüyordu. Yani en azından ilk izlenimi öyle almıştım.
“Peki.” elimi ona uzattım “Bugün için çok teşekkür ederim. Gerçekten benim için çok özel bir gün oldu, bugünü hayatım boyunca hiç unutmayacağım.”
Hiç beklemeden elimi sıktı, soğuk ellerim onun sıcak elleri ile buluştu. “Bu birlikte geçireceğimiz son günümüz değil. Bu tekrardan karşılaştığımız ve beraber vakit geçirdiğimiz ikinci gün ve son olmaması için çabalayacağım.”
Sözlerine gülümserken elimi elinden çektim ve elim anında üşüdü. Arkamı dönüp eve doğru ilerledim ve anahtarımı çantamdan çıkarıp kapıya taktım. Arkama son bir kez baktığımda Çınar Alp’in içeri girmemi beklediğini gördüm. Daha fazla ıslanıp üşümesin diye kapıyı açtım ve eve girdim.
Tabiki de karşımda ilk babamı görmeyi beklemiyordum. “Hazan?” ayakkabılarımı çıkarıp babama daha da yaklaştığımda benden bir açıklama bekliyor olacak ki sessizce konuşmamı bekledi.
“Yeni ortağının oğlu ile beraberdim. Tanıştın mı bilmiyorum-”
“Çınar.” dedi sözümü keserek.
“Aslında Çınar Alp,” diye düzelttim ama babamın bakışları değişince anında bundan pişman oldum. Aferin Hazan çünkü tek sorun ikinci isminin Alp olup olmamasıydı. “Yani aslında bizde beraber vakit geçirip birbirimizi tanımanın iyi olacağını düşündük.” konuştukça rezil oluyorsun. Panik yaptığımda ne diyeceğimi şaşırıyordum.
“Sergiden kaçman her ne kadar anneni deli etmiş olsa da yeni ortaklarımızın oğlu ile vakit geçirmen iyi bir şey. Yine de bunu bize haber verip yapabilirdin, senin için gerçekten endişelendik.” babamı uzun zaman sonra böyle anlayışlı görmek tuhaf hissettiriyordu.
“Kaçmamam rektiğini biliyorum ama size söylesem bunu asla onaylamazdınız. Annem orada olan sosyetenin ağzına laf vermemek için beni azarlardı. Sende sorun çıkmasını istemediğin için anneme katılırdın. Size anlatmadım çünkü beni gerçekten dinlemeyeceğinizi biliyordum.” konuşurken kelimelerimi o kadar dikkatli seçiyordum ki bir an sesim titreyecek diye korktum. “Yine de özür dilerim.”
Babam sadece bana baktı bir şey söyleyecek gibi oldu ancak sonra sustu, bir kaç saniye sonra tekrardan konuştu. “Fazla ıslanmışsın, odana çıkıp üstünü değiştir. Anneni bu seferlik ben idare ederim ama bunun tekrarı olmasını asla istemiyorum. Bizden habersiz böyle bir şey bir daha asla yapma.” eliyle kolumu sıvazladı “Ne olursa olsun biz senin anne babanız, sende bizim kızımızsın.”
Tek yaptığım kafamı sallamak oldu, adımlarım odama giderken önce odamın çaprazındaki odası olan Eren’in odasının kapısını çaldım ve içeri girdim. Eren’i masa başında uyurken görmek dudaklarımda küçük bir tebessüm oluşmasına sebep oldu.
Ses çıkarmamaya özen göstererek içeri girip yatağın üzerindeki mavi battaniyeyi alıp Eren’in omuzlarına örttüm. Eğilip saçlarından öptüm “Sen gerçekten başaracaksın Eren’im. Ablan her zaman, her kararında senin arkanda olacak. O yüzden denemekten sakın korkma, düşsen bile ablan seni kaldırmak için hep elini uzatacak.” geri çekilip odadan çıkmaya yeltendiğimde kapının ardından son bir kez kocaman olmuş ama benim gözümde her daim küçük olacak kardeşime baktım.
Onun mutlu olmasını, başarılı olmasını, hayallerini gerçekleştimesini o kadar çok istiyordum ki. Benim zamanında yapamadığım her şeyi yapsın, istediği hiçbir şey içinde kalmasın istiyordum. Bazen ona olan bu düşkünlüğümden bıkacak diye ödüm kopuyordu, bir gün benden bıktığını söylerse ne yapacağımı asla kestiremiyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı kapatıp kendi odama girdim, üzerimdeki ıslanmış ceketi omuzlarımdan çekip peteğin üzerine koydum. Sırf bir daha görüşme ihtimalimiz olsun diye bana ceketini vermişti. Sadece bir ihtimal için…
Bir anda hayatıma bodoslama giren bu adamı anlamakta zorluk çekiyordum, işin tuhaf kısmı ise bu durumdan rahatsız değildim. Onunla geçirdiğim vakitten keyif almıştım ama tekrarlanmasına izin verebilir miydim ?
Bilmiyordum şu an bildiğim tek şey onun bana iyi hissettirdiğiydi. gerçekten iyi hissettiriyordu. Ve bu kalbim için çok tehlikeli bir şeydi.
🎸
“Oha yani!” Semina’nın bağırışı kulağımı delerken dün Çınar Alp ile olanları anlattığıma çoktan pişman olmuştum. Bunun sebebi ise Semina’nın ses ayarının asla olmamasıydı. “Sana inanmıyorum Hazan! Ne demek dün çocukla görüştüm!” elini alnına koydu. “Hayır bu sorun değil sorun olan bunu bana bugün haber vermiş olman!”
“Semina biraz daha bağırmaya devam edersen gerçekten kulak zarlarım patlayacak,” dediğimde kampüsün içinden çıkıyorduk. “Ayrıca bütün kampüs duyacak az kaldı.”
“E nasıldı peki?” diye sordu heyecanla. “Nasıl hissettin? El ele tutuştunuz mu? Öpüştünüz mü?”
Gözlerim kocaman açılırken hayretle Semina’ya baktım “E yuh artık kızım. Alt tarafı kafeye gittik dedim. Öpüşme ne alaka?” kafamı iki yana salladım “Öpüşme falan yok sadece ceketini verdi,”
“Ne dedi peki verirken?”
“Üşümemem için verdi Semina. Ben geri vermek istemeyince de “kalsın bir daha görüşme bahanemiz olur” dedi.”
“Ayy bu çocuk senden hoşlanıyor o zaman!” ellerini birbirine çarptı “Bana kalsa aşık derdim ama-”
“E ama gerçekten yuh Semina, oldu olacak seninle nikah kıymak istiyormuş da de tam olsun.”
“Yani,” son harfi bilerek uzatarak söylemişti. Ters bir şekilde ona baktığımda ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı “Tamam şaka yaptım.” tekrardan koluma girdi. “Ciddi bir şekilde ne düşünüyorsun peki?”
Omuz silktim “Bilmiyorum ama bana kendimi iyi hissettirdi. Biliyorum o bir yabancı ve daha yeni tanışıyoruz ama yine de…” sıkıntılı bir nefes verdim. “Bilmiyorum Semina.”
Eliye kolumu sıvazlarken yanağıma derin bir öpücük kondurdu “Kendini kasma kuşum, akışına bırak.”
“Öyle diyorsun.”
“Tabi öyle diyorum kız! Şimdi işe gidiyor muyuz?” diye sordu. Haftada üç gün okul çıkışı beraber bir kafede part time çalışıyorduk ve bugün iş günüydü.
“Gidiyoruz.” dedim modumu yükselterek. Aynı anda telefonuma gelen bildirim ile beraber telefonuma döndüm.
Bilinmeyen Numara ; Selam Çınar Alp ben.
Bilinmeyen Numara ; Sen sormadan söyleyeyim, numaranı annenden aldım.
Bilinmeyen Numara ; Teknik olarak annen kendisi verdi ama bu sorun değil.
Bilinmeyen Numara ; Haberlerim var.
Bilinmeyen Numara ; Baharın ikinci ayında gerçekleşecek bağış gününün organizasyonunu beraber yapmak zorundayız.
Bilinmeyen Numara ; Sanırım bizimkilerin ceza anlayışı bu, gerçi bu benim için ödül oldu biraz ama yine de sana da uyar mı diye sormak istedim.
Hazan ; Seçim şansım var mı?
Bilinmeyen Numara ; Sanırım yok.
Tekrardan bir araya gelecektik. Bunu beni germemesi lazımdı ama gerilmiştim, bu iki ay neredeyse sürekli iletişim halinde olacağımız anlamına geliyordu. Tesadüfler bizi sevmeye başlamıştı.
VE BİR BÖLÜM SONUUU
Umarım onlara ısınabilmişsinizdir haftaya bölümde yeniden görüşelim
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Ilk o okuysumda yorum yazmayı unutmusummmm ama çok güzel bir bölümdü balimmmm
YanıtlaSilOyy teşekkür ederim okuyan gözlerine sağlıkkk
Sil