Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C.AKOR 3
“Bir kahvenin kırk yıl hatrı olur derler,
seninle kırk yıldan fazlamız olsun istiyorum.”
Öyle Kolay Aşık Olmam - Can Ozan
Med Cezir - Ceza
Hem babaannemin kalp krizi hemde şehidimizden dolayı bölüm gecikti kusura bakmayın
Bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Hayatımız aldığımız kararlardan ibarettir, neyi seçersen onu yaşarsın ama ya seçemezsen? Hayatındaki hiçbir şeyi kontrol etme hakkın olmazsa? Peki o zaman gerçekten yaşamış sayılır mıydık? Bunun cevabından belki de hep kaçacaktım çünkü kendi içimde bunun cevabını verirsem, ben o cevabın altında ezileceğimi biliyordum.
“Hazan benim yerime beş dakika kasaya bakabilir misin?” duyduğum sesle düşüncelerden kurtulup sildiğim bardağı rafa koydum ve hem iş arkadaşım hemde kampüsteki sınıf arkadaşım olan Gökay’a döndüm. Açık kahve gözleri hafifçe tebessüm ettiği için kısılmıştı.
“Tabiki,” dedim sevecen bir şekilde ve kasanın önüne geçtim. Elini koluma koyup “Teşekkür ederim.” dediğinde kafamı salladım. Burada çalışmayı ben istemiştim ve bizimkileri çok zor ikna etmiştim. Semina’da beni yalnız bırakmamak için benimle beraber bu işe girmişti.
Kafe sahibi Aydan hanım çok anlayışlı ve sevecen biriydi ve bazen okul yüzünden geç kalsak dahi asla sorun etmiyordu. Tabiki sonsuza kadar burada çalışmayacaktım, sadece biraz para biriktirmem lazımdı kendi ayaklarımda durmayı öğrenmeliydim.
“Bir americano alabilir miyim?” kafamı ekrandan kaldırıp hemen sesinden tanıdığım adama döndüm.
“Çınar Alp?” dedim sorar gibi.
Kaşların havaya kaldırdı “Hazan?” dedi sahte bir şaşkınlıkla
“Burada ne işin var?”
Omuz silkti “Kahve almaya geldim,” dedi rahat bir şekilde ama niyeyse buna inanmakta güçlük çekiyordum
“Benim çalıştığım kafeye hemde?”
“Okul yolumun üzerindeydi. Burada olduğunu nereden bilebilirdim ki?” tamamen masum rolü oynamasına göz yumup siparişini ekrana girdim ve karton bardak çıkarıp üzerine ismini ve bir not bıraktım. “Bir kahvenin hiç kırk yıl hatırı olur mu?” ardından kahvesini yapıp ona uzattım. Parayı çıkaracağı zaman “Hayır, benden,” diyerek onu durdurdum.
“Olmaz öyle.”
“Olur, dün sen bana ısmarlamıştın. Bugünde ben ısmarlarım,” en sonunda bakışlarını kahvesine çevirdiğinde yazdığım notu gördü. Yine o insanın içini ısıtan gülümsemesi yerleşti yüzüne, gamzeleri belirginleşti. Kafasını kaldırıp bana döndüğünde bende ona gülümsedim. “Afiyet olsun,”
Kafasını salladıktan sonra arkasını döndü ve kafeden çıktı. “O Çınar mıydı?” diyerek hemen dibimde biten Semina oldu.
Yüzümde aptal bir sırıtış oluşurken kafamı salladım “Okula giderken kahve almaya gelmiş,”
“Hemde senin çalıştığın kafeye?” kolumdan tutup beni kendine çevirdi “Bak bakayım sen bana, Şuna bak nasıl sırıtıyor!” bakışlarım Semina’ya dönerken hızla yüzümdeki aptal sırıtışı sildim.
“Öylesine yani yoksa sırıtmıyorum. Ayrıca kafe okulunun üzeri,” diyerek hem kendimi hemde Semina’yı inandırmaya çalıştım ama tabiki de o bunu yemezdi.
Tek kaşını havaya kaldırırken buna inanıyor musun? der gibi bakıyordum. “Bu çocukta bir şeyler var,” dedi Semina. “Üç gündür sürekli karşına çıkmalar, beraber bahar şenlik organizasyonu falan yapmanız. Hazan bu çocuk sen-” sözünü hemen kestim “Deme öyle.” evet Çınar Alp ile vakit geçirmek çok güzeldi, kalbimin hızlı atmasına sebep oluyordu ama… “Sadece arkadaş olacağız. Ondan İyi bir arkadaş olur daha fazlası değil.” diyerek kendimi de inandırmaya çalıştım.
“Hazan’ım,” diyerek ellerimi tuttu.
Kafamı yana eğdim “Sorun olmamalı Semina,” dedim hafif buruk bir sesle. “Kendimi kandırmak istemiyorum, çünkü sadece arkadaş olacağız bundan ilerisi benim için sorun olur.” ben kelimelerim hepsini söylemedim, kendimi uzun uzun anlatmadım ama Semina beni anladı.
“Sorun yok, eğer olursa söyle güzelce pataklarız onu,” dediğinde güldüm.
“Olur.”
Kafeden çıkana kadar sürekli Çınar Alp’in yolu tekrardan buraya düşer mi diye düşündüm. Bunu düşündüğüm kendime çok fazla kızdım sonra yine düşündüm sonra yine kızdım. Sonunda saat beş olduğunda Semina ile beraber işten çıktık.
Kapıda yine görmeyi beklemediğim biri vardı “Çınar Alp?” bisikletiyle kenarda durmuş karşı kaldırımda biri ile konuşuyordu. İsmi dudaklarımdan döküldükten hemen sonra bakışları bana döndü ama bu sefer burada olmasının tesadüf olmadığını biliyordum ve bu bana hiç yardımcı olmuyordu.
“Oha ama artık!” diyen Semina olmuştu.
“Bu kadarı gerçekten oha!” diye mırıldandım.
Çınar Alp az önce konuştuğu genç adam ile beraber karşıdan karşıya geçip bize doğru ilerlediğinde nefesimi tuttum. Tam karşımda durduğunda benim bakışlarım yanındaki kişiye kaymıştı, Çınar Alp ile birbirlerini andırıyorlardı tek fark onun gözleri mavi ve yüz hatları daha keskindi.
Tekrardan Çınar Alp’e döndüm “Bu kadar tesadüf fazla galiba?” daha çok sorar gibiydim.
“Aslında bu sefer tesadüf değil bilerek geldim. Seni bekledim,”
Kaşlarım havaya kalktı “Beni mi bekledin?”
Kafasını salladı “Bahar şenliği için biraz konuşuruz diye düşündüm.” tabiki şenlik için başka ne olacaktı ki?
“Aslında yorgunum başka zaman konuşalım.” yanındaki adama baktım “Siz kimdiniz?”
“Ertekin,” dedi yumuşak ama düz bir sesl. “Çınar’ın kuzeniyim,” bakışları bir anda Semina’ya döndüğünde tanıdık bir bakış geçti gözlerinden.
Semina Ertekin denen çocuğa eline uzattı “Semina bende,” dedi ondan beklenecek bir sakinlik ile. Ertekin denen çocuk bakışlarını uzun uzun Semina’nın üzerinde tuttu ardından boğazını temizleyip kafasını salladı.
Elini sıkarken “Memnun oldum.” dedi.
“Hazan,” dedi Çınar Alp.
“Evet?”
“Eve kadar yürüsek mi?”
“Aslında-” reddedecekttim ki Semina araya girdi “Unuttum ben bir işim vardı yolum ters kalıyor, yalnız gitme Hazan Çınar sana eşlik etsin.” resmen çöpçatanlık yapıyordu.
Çınar Alp’in bakışları bana döndüğünde “Olur,” diye kabullendim bundan sonra reddetmek kabalık olurdu.
“Kardeşim sende benim bisikleti götürsün eve,” dedi Çınar Alp ancak Ertekin bundan memnun olamış olacak ki hemen kaşlarını çattı “Ulan ben niye götürüyorum!” diye itiraz etti.
Çınar Alp sert olduğunu düşündüğüm şekilde Ertekin sırtına vurdu ardından sırtını sıvazladı “Hadi kardeşim hadi,”
Ertekin’in ağzının içinden küfür mırıldandığını duydum ancak ne olduğunu anlayamadım. Semina yanağımı öpüp benden uzaklaştığında ondan bunun intikamını mutlaka almam gerektiğini kafama not ettim.
Yan yana yürümeye başladığımızda Çınar Alp cebinden sigarasını çıkardı ve bir dal bana uzattı. Normalde çok fazla sigara tüketen biri değildim sadece arada içtiğim için sigarasından bir dal aldım. Oda kendi dudaklarına bir dal sigara yerleştiğinde ikimizinde sigarasını yaktı.
“Çok fazla sigara içer misin?” diye sordu kendi sigarasının dumanını üflerken.
“Pek değil. Yılda toplasan on parmağımın sayısını geçmez. Pek sevmiyorum ama arada içiyorum.” dudaklarıma yasladığım sigara rujumdan dolayı kahrevengiye boyanmıştı. “Peki sen çok içer misin?”
“Fazlasıyla,” dedi dürüst bir sesle
Kafamı sallarken dudaklarımı birbirine bastırdım ardından daha fazla dayanamayarak “Sence bu kadar tesadüf fazla değil mi?” diye sordum içimdekileri saklamadan.
Ona değil karşıma bakıyordum “Belki de tesadüf olmasını istediğim içindir hep karşılaştırıyoruzdur. Belki de yollarımı hep sana çıkarıyorumdur.”
İçimde anlamdıramadığım bir duygu oluştu ama onu hemen kenara çektim. Önümde durmasın yoluma çıkmasındı. “Bende benden önce ailem gelir Çınar Alp,” dedim ama bunu neden söylemiştim bilmiyordum. Sigaram bitince onu söndürüp çöpe attım. Bir süre sessizlik hakim oldu aramızda ardından bu sessizliği o bozdu “Ben çiçeklerden pek anlamam sence şenlikte hangi çiçekleri almalıyız? Ya da nasıl bir konsept olmalı?”
Zaten kısa olan saçımı kulağımın arkasına ittim “Bilmem. Yani bahar için lalele, papatya, şakayık,” dedikten sonra ona döndüm o ise zaten bana bakıyordu. “Şakayık kesinlikle olsun, renkli renkli çok severim.”
“Olsun,” diye onayladı. “Açık bir mekan seçeriz, sen bu işlerden daha iyi anlarsın. Sen seç beraber bakmaya gideriz. Kokteyller için bildiğim çok iyi bir yer var orayla görüşürüm.” kafamı sallayıp onu onayladım.
“Bende yemekler için çok iyi bir şef biliyorum. Atıştırmalık ve sonrasında ana yemek için onlarla görüşürüm.” hava hafif serindi bu yüzden kot bol pantolon giydiğim için kendimi tebrik ettim.
“Saçların hep böyle kısa mıydı?” diye sorduğunda omzu omzuma değiyordu.
“Hayır on sekiz yaşından beri öyle kesiyorum.”
“Neden?”
Omuz silktim. Bu soruya cevap vermek istemedim ve o bunu anladı. Bütün hıncımı, stresimi, hayatımın bütün acısını saçlarımdan çıkardığımı tabiki de ona söyleyemezdim. “Hiç birini sevmekten korktun mu?”
“Hayır.”
“Bunu nasıl başarıyorsun peki? Onu kaybetmekten hiç mi korkmuyorsun? Hiç mi bir anda hayatından çıkar diye ödün kopmuyor?”
“Birini sevmekten korkmadığımı söyledim, onu kaybetmekten korkmadığımı değil. Birini sevmekten korkmak ve birini kaybetmekten kormak ile aynı şey değil.” kafamı çevirip ona baktım. “Sevdiğim birini kaybetmekten korkuyorum ama birini tamamen kaybediyorsam zaten onun değilimdir. İnsan sevdiğinden vazgeçemez.”
“Ya o vazgeçerse?” diye sordum istemsizce.
“O zaman gerçekten onu istememiştir.”
“Peki sen?” diye sordum istemsizce.
“Buna izin vermem. Sonuna kadar giderim, sınır tanımam.”
“Ne zaman vazgeçersin peki?”
“Artık ona iyi gelmediğimi, onun benden korktuğunu anladığım an,” yine netti. Bana karşı net olup her şeyi direkt söylüyordu.
Olduğum yerden durduğumda oda durdu “Çınar Alp,”
“Hım,” dedi onaylayan bir mırıltıyla.
“Ben sevmekten korkarım, hem sevmek hem kaybetmekten.” sözlerim ona değildi, ya da onaydı bilmiyordum. Bunları söylerken bir beklentim yoktu. “Bil istedim. Sen bana kendini açtın bende sana açıyorum.”
Uzun uzun gözlerime baktı, onun bana baktığı saniyelerde sanki her şey durmuş gibiydi. O kafasını salladığında bakışlarımı kaçıran ilk ben oldum. Yeniden yürümeye başladığımda oda bana ayak uydurdu, konuşmadık ama ara ara omuzlarımız birbirine değdi, gözlerimiz birbiriyle buluştu ilk kaçıran hep ben oldum.
“Keşke bisikletini vermeseydin,” diye mırıldandım.
“Vermese miydim?” diye sordu.
Dudağımı dişlerken kafamı iki yana salladım “Vermeseydin,”
“Binmek istemeyeceğini düşündüm o yüzden verdim. Böyle düşündüğünü bilseydim vermezdim.”
İstemsizce kaşlarımı çattım. “Niye binmek istemeyeyim ki?”
Cevabı yine oldukça dürüsttü “Çünkü beni gördüğüne memnun değil gibiydin. Benimle gelmek istemiyor gibiydin o yüzden bisikleti verdim. Benimle gelmek istemediğine göre bisikletime de binmek istemezsin diye düşündüm.”
“Hayır, hayır!” dedim hızla beni yanlış anlamasını istemediğim için. “Öyle değil. Sadece üç gündür sürekli karşıma çıkman tuhafıma gidiyor. Hayatımda bodoslama girdin, şaşırıyorum ve geriliyorum çünkü buna alışık değilim.” hepsini tek nefeste hızlı hızlı söylemiştim.
Cevap vermeyip sadece kafasını salladığında kendimi kötü hissettim “Çınar Alp,” dedim benimle konuşması için.
Bakışları bende değil yoldaydı “Hayır anlıyorum, sorun değil. Eğer rahatsız oluyorsan bana söylemen yeterli. Seni rahatsız etmek istememiştim. Özür dilerim.” dediğinde korktuğum şey başıma gelmişti. Beni yanlış anlamıştı, kendimi düzeltmek istedim ama evin önüne geldiğimizden konuşamadım.
“Bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim.” dedim hafifçe gülümserken. Benim gülüşümü gördüğünde onun da dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.
“Rica ederim.”
Ona sırtımı dönüp eve gireceğim sırada bir anda durdum ve omzumun üzerinden ona baktım. Ellerini ceplerinde koymuş yüzündeki tebessümü gizlemeden beni izliyordu. “Bir dahaki görüşmemiz planlı olsun,” dedikten sonra anahtarı kapıya soktum ve hızla açıp içeri girdim.
Bunun sadece öylece bir cümle olmadığını oda biliyordu aslında bu cümle ile ondan rahatsız olmadığımı söylemiştim. Aynı anda telefonuma bir mesaj düştü.
Çınar Alp ; Önümüzdeki hafta salı günü aynı kafenin önünde seni bekliyor olacağım.
Çınar Alp ; bu sefer planlı ;)
Yüzümde aptal bir sırıtış oluştu.
Hazan ; Program takvimime bakmam lazım, müsait olursam sana haber veririm.
Çınar Alp ; Sen nasıl istersin madam
“Abla niye öyle aptal aşıklar gibi sırıtıyorsun?” duyduğum ses ile olduğum yerde sıçradım. Bakışlarım karşımda elinde koca bir kase erik ile duran Eren’i görünce kaşlarım çatıldı.
“Ne terbiyesiz terbiyesiz konuşuyorsun!” diye kızdım. Yanına giderken kasedeki eriklerden birini alıp ağzıma attığımda kaseyi benden uzağa kendine daha çok çekti. “Ayıp be ayıp utan kendinden!”
“Bunlar beynimin çalışması için gerekli,” diye saçma bir bahane sundu.
“Alt tarafı erik Eren, zekanı erik ile ölçemene gerek yok.”
“Çok biliyorsun sen,” diye homurdandığında yanından geçerken ona en ters bakışımı attım.
“Ablalar her şeyi bilir,” dedim gururla. Tekrardan kucağında kendisine çektiği eriklere uzandığımda yine çekti. “Eren!” derken o daha ne olduğunu anlamadan kulağını tuttum.
“Abla ne yapıyorsun ya!” diye acıyla bağırırken kesinlikle drama quenlik yapıyordu çünkü kulağını o kadar da sert çekmiyordum. Elindeki kaseden birkaç tane daha erik aşırdıktan sonra kulağını bıraktım.
“Abla değil düşmansın,” dedi elindeki kase ile odasına doğru giderken. Onun bu dediğine sadece gülerken odama girdim. Elim kalbimin üzerine gitti istemsizce. Resmen beş gün sonra resmi olarak ilk kez randevuya çıkacaktık. Yani bence bu bir randevu sayılırdı.
Ona bunu sormalı mıydım bilmiyordum. Hem zaten nasıl soracaktım ki? Soramazdım bu yüzden salı gününe kadar aklımda binlerce senaryo kurmak daha mantıklıydı. Kesinlikle öyle yapacaktım.
Belki de onunla buluştuğumuzda çaktırmadan ağzından laf alabilirdim.
✈️
ÇINAR ALP SANCAR
Randevuya çıkmak.
İlk kez böyle bir şey yapacak olmak tedirgin olmama sebep oluyordu. Daha önce kimse ile randevulaşmamıştım. Yanlış bir söz söylersem ya da yanlış bir hareket yaparsam? Beni yanlış anlarsa ve onu kırarsam diye tedirginleştim.
Onun gözlerinin içinde bana karşı bır kırgınlık olursa nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Ah o hazan vakti gibi olan gözleri…Antalya’da bir gün batımını andırıyordu. Hafif serin ama içi ısıtan türden bir bakıştı onun hazan vakti gözleri.
Onu ilk fark ettiğim zaman ilk melodi gibi olan sesine sonra o hazan vakti gözlerine hayran olmuştum. Üç sene. Koca bir üç sene onu sadece yılın tek bir günü sahilde şarkı söylerken görüyordum. Aslında yine öyle yapmaya niyetliydim, sadece bir an içimde ona karşı susturamadığım bir ses vardı.
Git ve tanış dedi o ses bana. Kaybedecek kimsesi olmayan biri olarak bu sesi dinlemek benim için oldukça kolay oldu. Bana gülümsedi öyle bir güldü ki, bir an kalbim yerinden çıkacak sandım. Ondan önce kalbim hiç böyle hoyratça, deli gibi atmamıştı.
O öyle amansızca ve zamansız hayatıma girmişti ki, kurak olan topraklarımda anında çiçekler açmaya başlamıştı. Onu yılda bir kere bile görmek bana yetiyordu, onu o sahil dışında başka hiçbir yerde görmedim ama sesi sanki hep beynimin içinde dolanıyordu.
Hayatımdaki tek şansım ise bu üç yılın sonunda onun babamın yeni ortağının kızı olmasıydı. Hayatımda ilk defa babamın bana bir faydası dokunmuştu. Sadece bunun için, Hazan’ı hayatımın bir parçası haline getirdiği için bile ona kalan hayatımın hepsinde minnettar olabilirdim.
Ellerimin titremesi artık daha da şiddetlendiğinde dudaklarımın arasından küfür mırıldanıp anahtarı cebimden çıkarıp eve girdim. Kapıyı hızla kapattıktan sonra dolabı açtım ve içinden bir viski şişesi çıkarıp bardağa viski doldurdum.
Dolabın dibine çöküp bardaktan bir kaç yudum aldığımda kafamı dolaba yasladım. İşte belki de ne kadar onunla buluşursam buluşayım günün sonunda yine onu hak etmediğimi düşünecektim.
Hazan gibi saf ve masum bir ruhu benim gibi kirli ve paramparça bir ruh hak edemezdi. Annem olsaydı hallederdi, bana ne yapmam gerektiğini söylerdi. O bile seni bıraktı Çınar, katlanılmayacak bir adamsın.
Ben içmeye devam ettim, acılarım belki hafiflemedi ama beynim uyuştu. Bu yüzden tekrardan kendi kendime tekrarladım. Sen o kızı hak edemezsin. Sen Hazan’ı hak edemezsin.
Yine de onu hak etmek, ona layık olmak istiyordum.
🎸
“Yani şu an resmen randevuya gideceksiniz!” dedi heyecanla Semina odanın ortasında sevinçten volta atmaya başlarken. “Gerçi bu yüzyılda randevu mu kaldı artık? Neyse olsun,” kendini yatakta benim yanıma attı “Bebek adımları,” son harfi bilerek uzatmıştı.
“Aslında tam da randevu değil,” dedim utana sıkıla. “Yani bence değil,” durdum ve bir an düşündüm “belki olabilir ama emin değilim.”
“Ne demek emin değilim?” diye sorduğunda kafamı ona çevirdim.
“Sence o öyle mi görüyordur?”
“Bence çocuğun sadece bir seni nikah dairesine götürmediği kaldı,” gözlerimi abartılı bir şekilde devirdim. “Sen beni bırakta ben senin şu Çınar Alp’in kuzenine olan bakışlarını gördüm.”
“Yok be,” dedi ama inanmaz bir şekilde baktım. “Gerçekten hem tipim deği. Hemde birde karadenizli,”
Tek kaşımı havaya kaldırdım. “Karadenizli olduğunu nereden biliyorsun?”
“Tipinden anladım. Yani Karadenizli tipi var hemen Çınar’da Karadenizli değil miydi?” doğru noktaya parmak bastığını bakışlarımdan anlamış olacak ki parmaklarını şıklattı “Bak işte! Ondan yani,”
“Semina,” dedim inanmadığımı belli ederken.
“Önemli değil. Gerçekten önemli bir şey yok.” daha fazla üzerine gitmedim onun yerine kollarımı ona doladım. “Ben hep burdayım.” diye hatırlattım. “Hep olacağım. Hazır olduğunda bana anlat.”
“Teşekkürler.”
“Burdayım.” bunu hep söylerdim ama söz olsun diye değil gerçekten burada olacağım için söylerdim. Kelimeler bana göre çok önemliydi, kelimeler bana göre her şeydi. Kelimeler söylenmeliydi, zamanında söylenmeliydi ki sonradan pişman olunmasın.
“Kap gitarını beraber sahile gidelim,” diyerek yataktan zıpladığında Semina’ya buruk bir şekilde baktım. Dışarı çıkamayacağımı çünkü yasak olduğunu biliyordu. Babamdan izin almadan haftasonları dışarı çıkamazdım. Bu hiç söylenmemiş ama bilinen bir kuraldı.
Hayatını yaşa Hazan.
Yarının belki de yok, sadece hayatını yaşadı.
Yataktan kalıp kenarda duran mavi gitarımı aldım “Gece kaçamak yapmaya hazır mısın?” diye sordum gitarıma doğru. Babama dışarıya çıkacağıma dair kısa bir mesaj attıktan sonra beraber odadan çıktık. “Anne biz Semina ile sahile gidiyoruz! Babama mesaj attım!” cevap vermesini bekledim ama annem hiç sesini çıkartmadı. Büyük ihtimalle derneğin toplantılarından birindeydi bu yüzden daha fazla ses çıkarıp onu rahatsız etmedim.
Sadece bir kaç saat gidip gelecektim. Evden çıktığımızda sahile gidene kadar yolda güldük, koştuk ve nefes nefese sahile ulaştık. Ayakkabılarımı çıkarırken ayaklarımı hafif serin olan kumlara daldırdım “Ayakkabılarını arkada bırakmasaydın iyiydi!” diye bağırdı arkadan Semina.
Eşyalarını bir yere bırakma konusunda fazlasıyla titizdi bu yüzden asla eşyasını hiçbir yerde bırakmazdı. Benim ayakkabılarımı da alacağını bilmenin rahatlığı ile hiç arkama bakmadan ilerlemeye devam ettim. Bir kaç saat şarkı söyledik, dans ettik, kahkahalar ile güldük.
Eve döndüğümüzde -ki zaten evlerimiz yan yanaydı- birbirimize veda edip yarın tekrardan görüşmek için sözleştik. İçeri girdiğimde henüz yemek saati gelmediği için şanslıydım, babam oturma odasında oturmasına rağmen eve yeni gelmem ile alakalı hiçbir yorumda bulunmadı.
Buna memnun oldum bu yüzden sesimi çıkarmadan odama gittim. O an telefonuma bir mesaj düştü.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Bence bu bir randevu sayılır
İsmini geçen gün değiştirmiştim ve bu ona daha çok yakışmıştı. Attığı mesaj ile yüzümde yine aptal bir sırıtış oluştu.
Hazan ; O zaman randevu günü görüşürüz.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; O günden önce de görüşeceğimize eminim.
Hazan ; Nasıl yani?
Çınar Alp ( sesi güzel adam) ; Çalıştığın kafe okulumun önünde
Bir an ne cevap veremeyeceğimi bilmediğim için sadece aptal aptal ekrana sırıtarak baktım.
Hazan ; O zaman kahve için seni bekliyorum
Çınar Alp (sesi güzel adam) ; Orada olacağımdan emin olabilirsin.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir haftaya çarşamba tekrardan buluşalım
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

OF OF OF OF ÇOK GÜZELDİİİİ NİYE BİTTİ ŞİMDİİİ AĞLİYCAMMMM
YanıtlaSilOY OKUYAN GÖZLERİNE SAĞLIK TEŞEKKÜR EDERİM
Sil