Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.16-BİR ADIM MESAFE




“Sanki aramızda hep bir adım mesafe 

kalacakmış gibi hissediyorum,”


Lovesong - Adele

Dark Paradise - Lana Del Rey


İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım


Bir sarılmanın her şeye iyi geleceğini bana önceden söylemiş olsalardı muhtemelen onlara sadece gülüp geçerdim. Bir sarılma ne kadar insanın içine işleyip onu iyi edebilirdi ki? 


Çok iyi edebiliyormuş. Bir sarılma insanın içindeki acıları hafifletebiliyormuş ben bunu yeni öğrendim. Ben bunu şu an bir adamın kollarında öğrendim. Babamdan başkasının kolları bana yabancı gelir sanmıştım ama yanılmışım onun kolları bana bütün kollardan daha da tanıdık geliyordu.


Beş dakikanız doldu Milena.


Hafifçe boğazımı temizleyip konuştum “Mortis,” sesim hala ağladığım için çatlaktı. “Beş dakika doldu.” diye mırıldandım.


Kolları benimkilere daha sıkı dolandı “Hala on saniyemiz var,” sözleri ile beraber kalbimin atışı yükseldi. Saniyeleri mi sayıyordu? “Dokuz…Sekiz….Yedi…Altı…Beş…Dört…Üç…İki…Bir,” saymayı bitirdiğinde bana doladığı kollarını gevşetti ve bir adım geri çekildi.


Gözlerine bakarak bende bir adım geri çekildim. Unutmak benim cehennemimdi, hatırlamak iste işkencem. Aramızdaki o bir adıma kaydı gözlerim, aramızda bir adım vardı ama aynı zamanda aramızda bir adımdan fazlası vardı. Sanki kilometreler vardı, aşılmayan duvarlar, söylenemeyen sözler vardı.


Sanki aramızda hep bir adam mesafe kalacaktı. Aramızda hep kilometreler olacaktı.


“Unutacak mıyız?” diye sordum bir umut. O unutacağız derse benim için daha kolay olacaktı biliyordum.


“Unutmak mı istiyorsun?” diye sordu soruma karşılık.


Kaşlarımı çattım. “Soruma soru ile karşılık verme,” dedim yine eski aksiliğim ile.


“Sende soruma cevap ver,” dediğinde durdum bir süre, bakışlarım yumuşadı.


Yemini unutma.

Kural bir….

Sikerler kuralı.


“Önce sen cevap ver,” diye inat ettim.


Kafasını yana eğdi ve dudaklarına tehlikeli bir kıvrım oluştuğunda omuzlarını silkti “İkimizde birbirimizden cevap alamadığımıza göre bunu zamanla göreceğiz.” 


Zeki bir adamdı ve akıl oyunları oynamayı iyi biliyordu. Bende onun gibi omzumu silktim “Göreceğiz,” dedikten sonra umursamazca eve doğru ilerledim. Herkes çoktan odasına çekildiği için bende yukarı çıkıp Mortis’in odasına girdim. 


Kıyafetlerim Mortis’in dolabında olduğu için oraya ilerledim ve kıyafetlerimi aldım. Acilen kıyafetlerimi başka yere koymam gerekiyordu. Bütün kıyafetlerimin Mortis gibi kokması sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Üzerime siyah saten bir pijama takımı giydikten sonra banyoya doğru ilerledim. 


Yüzümdeki akan makyajı çıkardım ve banyodan çıktığımda yine karşımda Mortis vardı. Bir şey söylemeden yanından geçtim, Vita etraflarda gözükmüyordu bu yüzden evin içinde onu aramaya başladım. En sonunda bakmadığım tek yer Mortis’in odasındaki kütüphane olduğu için istemeye istemeye odaya girdim.


Mortis odada yoktu bu yüzden bence şanslı bile sayılırdım. Son zamanlarda hep yakındık ve bu yakınlık aklımı bulandırıyordu ancak artık inkar edemeyeceğim şey ise onlara ihanet etmek istemememdi. Artık gerçekten bunu yapmak istemiyordum bu yüzden planlarımda değişiklik yapma zamanım gelmişti.


Bunu yarın sabah düşünmek üzere rafa kaldırdım zira bugün kafamın içinde yeteri kadar şey vardı. Başka düşündüğüm şey ise Mortis’e abimden bahsetmenin verdiği pişmanlıktı. Aslında ona bunu anlatmamam gerektiğini biliyordum. Her ne kadar yakınlaşmaya başlasakta o hala düşmanımdı, biz asla yan yana değildik. 


Kütüphaneye girdiğimde gördüğüm manzara karşısında kalbim yumuşadı. Vita, Mortem’e adeta sarılmış bir şekilde uyuyordu. İkisi birleşip bir bütün haline gelmişti. “Bu kadar yakınaşacaklarını düşünmemiştim.” duyduğum ses olduğum yerde irkilmeme sebep oldu.


Mortis kafasını kitaplıkların arasından uzattığında elinde bir kitap tutuyordu. “Mortem normalde kimse ile anlaşamaz ama onunla iyi anlaşmışa benziyor.”


“Benim kızım ile herkes anlaşır,” dedim kendimi beğenmiş bir şekilde. 


Benim yanımda durduğunda oda benim gibi Vita ve Mortem’e bakıyordu. “Abin nasıl biriydi?” 


Bu soruyu sormasını beklediğim için hiçbir tepki vermedim. “Bunu sana söylememem gerekiyordu,” dedim pişmanlıkla. “Hatta kimseye söylememem gerekiyordu.”


“Milena,” dedi her zamankinden daha sert bir sesle. “Sandığından daha fazla şey biliyorum senin hakkında. Herşeyi gizlemeyi başaramıyorsun,”


Bakışlarım aniden ona döndü “Ne!?”


“Seni araştırmayıp öyle bir anda ekibe soktuğumu düşünmüyordun herhalde?”


Hayır tabiki düşünmüyordum. “Tabiki düşünmüyordum ama bunu bilmen imkansızdı. Babam abimi bizim soydan sildirmişti.”


“Ama doğum kayıtları hala duruyor. Bende şunu merak ettim bir adam neden oğlunu kendi soyundan sildirip kurtların önüne atar,”


Bunu biliyor olamazdı.


“Beni deniyorsun,” dedim hemen. “Bir şey bildiğin falan yok,” sözlerim ile bana döndü. Elindeki kitabı tek eliyle sıkıca kavrarken buz mavisi gözlerini benim yeşillerime dikti. 


“Babanın küçük yaşta abini Saray’a hizmet etmesi için gönderip kim olduğu bilinmesin diye yetim gösterdiğini ve onun sizin ailenizde hiç var olmadığını bilmediğimi mi sanıyorsun? Bunların hepsini biliyorum Milena.” her kelime de şaşkınlığım ve içimdeki endişe biraz daha artıyordu.”Abinin adı Aron Marad değil mi?” 


Biliyor! Biliyor!


“Sen…” dedim fısıltıyla “Kimsin sen?” bunu öylesine değil bana gerçek cevabı versin diye soruyordum. Bana gerçekleri vermeliydi. 


“Gördüğün adam.” dedi sakin bir sesle ama hayır benim karşımda gördüğüm farklı bir Mortis’ti. Bir tek oyun oynayan ben sanmıştım meğersem en büyük oyun bana oynanıyormuş. Ava giderken avlandın Milena. 


“Değilsin,” bir adım geri çekildim “Sen benim bu zamana kadar gördüğüm adam değilsin. Daha fazlasısın,” 


Biliyor! 

Biliyor!


Zihnimdeki ses susmadı, o kadar sesli bağırmaya başladı ki Mortis onu duyacak diye korktum. Bir adım daha geriledim bu sefer aramızda bir adımdan fazlası vardı. “Onu tanıyor musun?” diye sorabildim aramızdaki mesafe hala dururken.


“Tanımam bir şeyi değiştirir mi?”


“Evet!” diye sesimi yükselttim birden. Vita ve Mortem’in direkt ayaklandığını hissetim. 


“Niye bu kadar korkuyorsun gün yıldızı?” bana doğru bir adım daha attı “Seni korkutan ne?”


“Korkmuyorum,” dedim ama tamamen yalandı. Sadece abimi değil her şeyi bilme ihtimali beni yerle bir ediyordu, Elena’dan vazgeçmeye hazır değildim. “Başka ne biliyorsun?”


Omuz silktiğinde yüz ifadesi artık alaylı değil tamamen ciddiydi. “Bilmem gereken başka bir şey mi var?”


Çenemi dikleştirip bakışlarımı hemen düzelttim “Hayır.” bir şey söylemesine izin vermeden yanından geçtim ve koltuğa doğru ilerledim. “Git yatakta yat,” dedim ters bir sesle. Kahverengi koltuğun üzerindeki battaniyeyi üzerime alıp kafama kadar çektim ve koltukta cenin pozisyonu aldım. 


Bilmiyor Milena, bilmesine imkan yok. Bilseydi beni bu kadar yakınında tutmazdı, bilmiyor.


Korku sadece göğsümün içinde deği o artık her yerdeydi. O kadar yakındı ki nefesini adeta ensemde hissediyordum.


Adım seslerini duyduğumda Mortis’in çıktığını anladım ancak bir saniye sonra ben koltukta değil onun kollarındaydım. “Ne yapıyorsun?!” diye bağırdım hiddetle kucağında çırpınırken.


“Seni yatağıma taşıyorum,” sesi oldukça sakindi.


Ben ise daha da sinirledim ardından omzuna yumruğumu geçirdim. “Gerizekalı mısın!? Senin yatağında mı yatmak istedim sanki!?” ben çıldırmış bir şekilde onun kollarında çırpınırken o sakinliğini koruyup beni yatağın üzerine fırlattı. Evet tam anlamıyla beni sanki bir oyuncak bebekmişim gibi yatağın ortasına attı.


“Aptal!” dedim sinirim daha da katlanırken. Ters ters ona bakmayı sürdürdüm. “Hasta mısın sen!?”


“Daha yeni fark etmiş olman üzücü,” 


“Bir de dalga geçiyor ya!” hıncımı alamayıp yatağın üzerindeki yastığı alıp ona fırlattım, tabiki ıskaladım. “Senin yatağında falan yatmayacağım!” yataktan kalkarken Mortis yatağa ilerliyordu. 


“İlk defa yatmıyorsun sonuçta. Aşırı tepkilerini bırakman lazım,” dedi ardından yatağın bir tarafına yattı. 


“Birde sen burada mı yatacaksın?” diye sordum hayretle. Kesinlikle kafayı yemiş olmalıydı! Hayır tertemiz sıyırmıştı! Sinirlerim bozulmuş bir şekilde güldüm “Hayatta olmaz,”


“Dediğin gibi koltuk rahatsız, ayrıca başka oda da yok.”


“Ben koltukta yatarım.” dedim ayaklanmaya çalışırken. Mortis’in eli birden bileğimi kavradı. “Hadi ama benimle yan yana yatmak bu kadar mı kötü?” onu şu kısa zamanda biraz bile tanımamış olsaydım o zaman gerçekten alındığını düşünürdüm ama hayır kesinlikle sadece oyun yapıyordu.


“Evet,” dedim net bir sesle.


“Söz veriyorum seni uyurken asla rahatsız etmeyeceğim.” bu sefer sesi alaylı değil ciddiydi. Bir ona baktım birde kendi tarafıma baktım. Üzerimdeki battaniyeyi alıp aramıza bir sınır çizdim daha sonra yatağın benim olan tarafına düz bir şekilde uzandım. Ellerimi karnımın üzerine koyup gözlerimi tavana diktim.


“Abimi çok az tanıyorum,” dedim “Yani çok az hatıramda var ama kalbimde yeri çok büyük, en azından eskiden öyleydi. Bana hep minik yıldızım derdi, onu en son gördüğümde on yaşındaydım sonra gitti. Evde onun adını anmamız, onu aramamız, onunla ilgili herhangi bir şey söylememiz yasaktı. Öylece babam onu göndermişti, çok sonradan Saray olduğunu öğrendim. Benim nefret ederek büyüdüğüm o Saray’a göndermişti babam. Babam onun bir görevi var dedi. Dediğine göre onu içerideki bilgileri almak için göndermişti.” derin bir nefes alıp ellerimle oynamaya başladım. “Ama abimden hiç haber alamadı. Ya da aldı da bize söylemedi. Bana söylememesini anlıyorum aslında çünkü çok fevri bir kızdım halada öyleyim ama küçükken daha çok öyleydim. Ama annem….” ah annem! Bir adamı sevmenin onu bu kadar kahredeceğini asla bilemezdi, o adamın yokluğunun acısından öleceğini asla bilemezdi. 


“Annem çok üzüldü, yıllarca her gece abimden geri kalan tek parça kıyafete sarıldı. Ben abimi aramazdım ama yıllar sonra bugün kuralı çiğnedim,”


“Neden daha önce değil de şimdi?” diye sordu Mortis.


Kafamı ona doğru çevirdiğimde dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu “Çünkü aslında hiç orada olmadığını biliyordum, sadece orada olduğuna dair kendimi kandırdım. Kendimi kandırmak kabullenmekten daha kolay geldi. Ve artık kendimi kandırmak istemiyorum, bir savaş meydanında sadece canım ve kardeşi kaldı.” 


“Sen güçlü bir kadınsın,” 


“Zaten başka şansım da  yok,” güçlüyüm çünkü bundan başka şansım hiç olmadı. “Peki sen anlat? Annen nasıl biriydi?”


“Mükemmel.” dedi tek kelime ile. Mükemmel bir anne için söylenebilecek en iyi şeylerden biri. “Temiz bir kalbi vardı. Hiçbir zaman kalbinden kötülük geçmezdi. Bir keresinde bana “Bu ülkede iyi kalpli olmak cesaret ister” demişti. Haklıydı o çok cesur biriydi. Kendini bize adadı, ömrü yettiği kadar…” ömrü yettiği kadar. Ömrü çocuklarını büyütmeye yetememişti. Onun acısına kalbim sızladı.


Oda kafasını yana çevirdiğinde göz göz geldik. “İstersen elini verebilirsin,” dedim kısık sesle.


Şaşırdı bu dediğime kaşları havaya kalkarken “Hani sınırı geçmek yoktu,” dedi alayla.


Kaşlarımı çattım hemen “Yok zaten,” daha da keyiflendi tepkime “Senin için dedim yani….” konuştukça batırıyordum. “Her neyse boş ver.” kafamı tekrardan tavana çevirdim. Gözlerimi kapattım, uyuyamadım yana döndüm. Sonra diğer tarafıma döndüm. 


“Dönüp durma Milena,” dedi Mortis. Hızla tekrardan ona döndüğümde gözlerinin kapalı olduğunu gördüm.


“Uyuyamıyorum. Hep senin yüzünden,” bana cevap vermedi, onun yerine sadece dudağının kenarı kıvrıldı. Bir kaç saniye sonra elini benim olduğum tarafa uzattı. “İstersen elimi alabilirsin,” sesinden bu durumdan oldukça keyif aldığını belli oluyordu.


Elimle onun bana uzattığı eline vurdum “Çek elini!” 


Dudaklarından küçük bir kahkaha koptu. Çok fazla gülmüyordu belki ama gülüşü çok içten ve sıcaktı. Elini geri çektiğinde gözlerimi kapatıp onun yüzüne doğru döndüm


“Hala Kral’dan ve ailesinden nefret ediyor musun?” diye sorduğunu duydum.


Bu soruyu uzun zamandır sormamıştım o yüzden biraz düşündüm, hiç tanımadığım insanlara bu denli nefret duyabilir miyim diye. “Bilmiyorum,” dedim en sonunda. “Kral’dan hala nefret ediyorum ama sanırım bir babanın günahını çocuklarına yükleyemezsin,” aramızda bir süre sessizlik süregeldi. En sonunda uyku beni kollarına aldığında üzerime örtülen sıcak bir şeyin varlığını hissettim.



🏺



Uyandığımda yanım boştu ve doğruyu söylemek gerekirse biraz rahatlamıştım. Bacaklarımı yatakta sarkıttığımda bakışlarım aynadaki yansımama kaydı. Boynumdaki ip izi az da olsa hala oradaydı, bunun bir daha asla geçmeyeceğini biliyordum. 


Artık bu izin eskisi kadar canımı yakmadığını fark ettim, bu iz artık benim için sadece bana mücadelemi hatırlatacak güzel bir izdi. Oturduğum yerden kalkıp dolaba ilerledim ve altıma siyah dar bir kot üzerime ise siyah bir tişört geçirdim. 


Zaten Mısır’da havalar kışın bile o kadar soğuk olmazdı, yavaş yavaş bahara girdiğimiz için artık daha da sıcaktı. Banyodaki işlerimi de hallettikten sonra aşağı indim, “Günaydın,” diyerek kendi sandalyeme oturdum ve kahvaltımı yapmaya başladım.


“Nasılsın?” diye sordu Jasmi ilgiyle.


Bakışlarımı ona değdirmeden yemeğime devam ettim ve kafamı salladım “İyiyim.”


“Bugün yurda gideceğiz.” dedi Damian neşeli bir sesle. Hepsinin çocuklara karşı ayrı bir zaafı vardı ve bu hoşuma gidiyordu. 


“Peki,” kahvaltı boyunda daha fazla konuşulmadı. Sessizce kahvaltımızı yaptıktan sonra masayı toparladık ve evden çıktık. Yine her zamanki gibi farklı arabalarda gittik. Yurdun önünde durduğumuzda hiç beklemeden arabadan indim. 


Uyandığımdan bu yana Mortis ile oldukça az konuşmuştum, bunun sebebi biraz ondan uzak kalmak istememdi. Yanımda olup kafamı bulandırmasını istemiyordum bu yüzden ondan ne kadar uzak durursam o kadar iyi olacaktı. Yüzümüzde yine her zamanki gibi peçeler vardı.


Yurdun kapısında yine her zamanki genç çocuk bizi karşılamıştı. “Dün buraya getirilen kız,” dedim Mortis’e dönerek “onu görmek istiyorum. Beni ona götürür müsün?” 


Mortis kafasını sallayıp önümden ilerledi bende onu takip ettim revir yazan odanın önünde durduğumda bakışlarımı Mortis’ten kaçırdım. “Bekleme sen beni, ben kendim gelir sizi bulurum.” kapıyı açıp içeri girdim. Dün bulduğumuz kız orada öylece yatıyor boş bakışlar ile dışarıyı izliyordu. 


“Merhaba,” dedim temkinli adımlarla ona ilerlerken. Hala dışarıyı izlemeye devam ediyordu, ya beni duymamıştı ya duymazlıktan geliyordu. Biraz daha ilerledim ve yatağın dibinde durup koluna hafifçe dokundum, kız aniden irkilip bana döndü ancak bir kaç saniye sonra beni hatırlamış olacak ki bakışlarındaki panik yok oldu.


“Elena değil mi?” 


Kız kafasını salladı “Teşekkür ederim,” diye fısıldadı cılız bir sesle. 


Hafifçe tebessüm ettim “Gerek yok. Sen iyi misin?” 


Göz bebekleri anında titrerken kafasını iki yana salladı “Değilim, o gitmiyor,” elini şakağına götürdü “Burdan silemiyorum. Görüntüsü gitmiyor,” kolunu gösterdi “Dokunuşları, sesi gitmiyor.” gözlerinden birer damla yaş aktığında boşta olan elini sıktım. 


“Geçecek,” ona umut vermedim, bunun kesin bir şekilde olacağını söyledim. “Hepsi geçecek, sadece zamana ihtiyacın var. Sonra hepsi geçecek, çünkü sen güçlüsün. Şuan üzül, ağla, yıkıl ama sonra daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacaksın.”


“Ben gerçekten güçlü müyüm?”


“Öylesin.” kafamı yana eğdim “Ve unutma güneş her gün yeniden doğuyorsa hala umut var demektir,”


Elena kafasını salladı “Hala umut var,”


“Aferin,” elini bırakıp geri çekildim. “Sen şimdi dinlen ben daha sonra tekrardan gelmeye çalışacağım,”


Geri çekilirken kolumu tuttu “Seni tanıyorum,” dedi. “Sen osun idam edilirken kurtarılan ve kaçan kız. Milena. Çoğu kadın, genç kız ve çocuklar seni konuşuyor. Bir kahraman olduğunu düşünüyorlar ve şimdi neden böyle düşündüklerini daha iyi anlıyorum. Sen gerçekten bir kahramansın.”


“Kahraman değilim sadece yaşamaya ve bundan sonra yaşatmaya çalışan bir kadınım.” Elena kafasını sallayıp tekrardan cama döndü ben ise odadan çıkıp derin bir nefes aldım. “Savaşçı prenses!” bana doğru koşarak gelen Tamara’yı gördüğümde onu ne kadar çok özlediğimi fark ettim.


Olduğum yerde eğilip kollarımı iki yana açtığımda onu kollarımın arasına alıp sarıldım. “Tamara’m,” dedim ona sıkı sıkı sarılırken. Ellerim saçlarını okşamaya başladı geri çekilip yüzünü ellerimin arasında aldım ve ona gülümsedim. “Nasılsın?” 


“Çok iyi,” dedi otuz iki diş sırıtırken. “Ama seni çok özledim, beni bırakıp gittin sandım. Gelmeyince korktum.”

Onu daha erken görmeye gelmediğim için kendimi kötü hissettim. “Bende seni çok özledim. Söz veriyorum bundan sonra daha sık geleceğim.”


“Tüm kum  taneleri kadar mı özledin?” diye sordu tatlı tatlı.”Ben seni tüüüüüm kum taneleri kadar özledim.”


Kafamı salladım “Bende seni tüm kum taneleri kadar özledim.” 


Tüm kum taneleri kadar.


Buna o kadar mutlu oldu ki kocaman bir kahkaha attı ardından elimi tuttu “Hadi gel sana Nabi’yi göstereceğim! O artık daha iyi ve çok güzel resimler yapıyor!” küçük kızın sesi heyecandan içine sığmıyordu adeta. Çömeldiğim yerden kalkıp Tamara’nın beni peşinden sürüklemesine izin verdim. 


Bir odanın önünde durduğumuzda geçen sefer kanlar içinde gördüğüm kızın upuzun saçlarına baktım. Artık kan yoktu, tamamen duru bir şekilde arkası bize dönük resim çiziyordu. “Nabi biz geldik!” elimi bırakıp Nabi’ye doğru ilerledi Tamara. 


Nabi arkasını dönerken küçük kıza döndü ve ardından beni gördü. Kafasını saygıyla yere eğdiğinde ona doğru ilerledim ve elimi çenesinin altına yerleştirip kafasını yukarı kaldırmasını sağladım. “Başını eğme,” dedim net bir sesle.


“Ama sizin sayenizde hayattayım. Siz orada olmasanız bende burada olmayacaktım.” dedi Nabi mahcup bir şekilde.


“Bana siz demene gerek yok,” sesim sert değil ama netti. “Ve bir daha kimsenin önünde başını eğmeyeceğine dair senden söz istiyorum. Kim olursa olsun hayatını kimseye borçlu değilsin. Ben o gün seni orada buldum evet ama yaşamayı sen kendin seçtin,” 


“Teşekkür ederim,” 


“Etme” bu sefer bakışlarım arkada Nabi’nin yaptığını tablolara kaydı. Hepsi o kadar güzel ve inceydi ki gerçekten bu konuda çok yetenekliydi. Bakışlarım bir tabloda takılı kaldı, “Bu…” tabloya daha da yaklaştım


“Sizin gözleriniz,” dedi Nabi. 


“Vay canına!” dedi hayranlıkla Tamara. “Ne kadar güzel, aynı gerçek gibi,” ardından Nabi’ye döndü “Benim gözlerimi de çizer misin Nabi!?”


“Çizerim tabiki,” bir abla gibi onu kollarının arasına aldı.


“Yaşasın!” 


Hayran bakışlarımı tablodan çekip Nabi’ye döndüm. “Çok güzel çizmişsin, teşekkür ederim.”


Nabi sadece kafasını salladı “Tamara benimle bahçeye gelmek ister misin?” elimi Tamara’ya uzattım. “Nabi’de resmine devam etsin. Tamara hevesle kafasını sallayıp elimi tuttu. Onunla vakit geçirmek sanki Elena yanımaymş gibi hissetmeye başlamıştı.


“Yüzünü niye bana göstermiyorsun?” diye sordu Tamara merakla.


“Çünkü savaşçı kızları kimse tanımamalı,”


“Neden?”


“Sizi güvende tutmak için,”


“Anne gibi mi yani?” 


“Anlamadım?”


“Burada kimse annesinin yüzünü görmedi ama onlar güvende olmak için buradalar,” yaşın göre öyle güzel konuşuyordu ki şaşkınlıkla ona baktım. “Sende anne gibi bizi güvende mi tutuyorsun?”


Boğazımda büyük bir düğüm oluşurken ne diyeceğimi bilemedim. “Güneş ve yıldız gibi,” dedim “Düşün Ki güneş her zaman doğuyor ve ben seni izliyorum. Güneş batınca yıldızım ve seni yine izliyorum.”


“Bende güneş ve yıldız olabilir miyim!?” elimi çekiştirdi “Olabilir miyim?! Hı, olabilir miyim!?”


“Olabilirsin tabi ki,” bahçeye çıktığımızda olduğum yerde durup onunla aynı boya gelmek için eğildim. Burnundan küçük bir fiske aldım “Sen benim güneşim ve yıldızım olabilirsin,”


“Yaşasın!” olduğu yerde heyecanla zıplarken birden bahçeye koşmaya başladı “Bende artık güneş ve yıldızım!” dedi arkadaşlarına gururla. 


“Sen benden mi kaçıyorsun?” arkamda duyduğum sesle irkildim. Tam yanımda durduğunda omuzlarımız birbirine değiyordu.


“Niye kaçacakmışım ki?” dedim umursamazca.


“Kaçmıyorsun yani?”


“Kaçmıyorum.”  


“Bir çok insanın kahramanısın,” dediğinde ona döndüm. 


“Ama kardeşimi hala kurtaramadım, onu kurtaramadıktan sonra kahraman olmanın ne anlamı var ki?” sesimde bir yenilgi vardı. 


“Onu bulacağız ve kurtaracağız,” dedi kendinden emin bir sesle.


“Ya geç kalırsak? Ya onun için başlattığım bu savaşta onu kaybedersem?” bunun ihtimali bile o kadar canımı yakıyordu ki. Onsuz olma ihtimali canımı çok yakıyordu. Bana kaybetmeyeceğimi söylemesini istedim ama oda bunun kesin olmayacağını biliyordu bu yüzden sadece sustu.


İkimiz sadece sustu ama gerçekler, saklananlar hala aramızdaydı. 


🏺


“Onu bulduk,” diyerek yanımıza geldi Jamail. Bana babamın kahin olduğunu söyleyen Erez’in numarasını bulmuştuk. Tekrardan onun evine gitmemiz bize sadece vakit kaybettirecekti bu yüzden ona telefondan ulaşmıştık. 


Ona bazı şeyleri açık etmek riskli de olsa bunu yapmak zorundaydık. Onu aradığmızda telefon ilk çalışta açıldı “Evet bana kitabı gösterin,” dediğini yapıp önce kitabı daha sonrada kitabın içinde yazan ayini gösterdik. 


“Sence bu ayini nerede yapacaklar?” diye sordum merakla.


“Herhangi bir yer olabilir,” dedi Erez. “Asıl sorun bunu saf kan olmadan nasıl yapacakları. Safkanın kim olduğunu hala bilmediklerine eminim. Çünkü eğer bilselerdi çoktan sana ulaşmaya çalışırlardı.”


“Safkan olduğumu nereden biliyorsun? Ben böyle bir şey söylemedim?”


“Maya enerjileri iyi hisseder. Sende çok büyük bir ışık hissetti ve Maya asla hislerinde yanılmaz. O gün oradan ayrıldığında bunu zaten çoktan anlamıştım.”


“Niye bir şey söylemedin o zaman?” diye hemen öne atıldı Adel.


“Kadere engel olmamak için,” 


Bu söylediği şeyler tamamen saçmalıktı, bana daha önce söyleyip bütün bu zahmete girmeme engel olabilirdi ama yapmamıştı. “Yani ne diyorsun?” dedim sadede gelmesi için.


“Ya siz onları önce bulun ya da onlar sizi önce bulsun. Bunların hepsi bilge ve kahinlerden oluşan bir tarikat, bizim camiada bu çok konuşulur. Sırf bu konu yüzünden kahinler ikiye bölündü, inkar edenler ve itaat edenler. Bir taraf bunu dengeyi koruduğunu düşünüyor diğer taraf ise Tanrı’nın bir hata yaptığını ve onu düzeltmeleri gerektiğini düşünüyordu. Bu kitap o tarikatta olanlardan birine ait, onu kimden aldınız?”


“Bir kızdan, bana beni rüyasında gördüğünü ve geleceğimi bildiğini söyledi. Ama kız biz gittikten sonra öldü.”


“Bu demek oluyor ki ona ulaşmışlar ve size ulaşmaları da yakındır.” dedi Erez. “O kitabı iyi saklayın ve kesinlikle dikkat çekecek hareketler yapmayın. Ben tarikat üyeleri hakkında bilgi edinmeye çalışacağım.”


“Karşılığında ne istiyorsun?” diye sordu direkt Mortis. Bunu öylesine iyilik olarak yapmayacağını biliyordu.


“Özgürlük. Maya ile beraber bu ülkeden çıkış.”


“Anlaştık.” dedi Mortis hiç düşünmeden.


“Birde Milena….” dedi duraksayarak. “O karanlığın kim olduğunu bulmanız lazım.”


Kayors.

Lanetli kan.


Galiba çoktan bulduk bile,”  dedim kendimden emin bir şekilde. 


“O zaman onu yanınızda tutun,” son söylediği şey buydu ardından telefonu kapattı. 


“Kral’ın oğlunu bulmamız lazım,” dedim hemen ekibe dönerken. “Kesinlikle onun oğlu Kayors’un soyundan,” 


“Kesin olmayan hiçbir şeyin peşinden koşamayız,” dedi Omar. “Bunun bir kesinliği yok ayrıca bunu araştırdım Kral’ın kanındaki kanser hücreleri yüzünden hastaymış, hiçbir tedavi yanıt vermiyormuş bu ilaç belkide onun şifası olur ve ona karşı kullanabiliriz diye düşünmüştük. Ama artık biliyoruz ki Asteron şifaya dönüşmeyecek, onun dönüşmesi bir mücize olur,”  bu sözlerle içimdeki son umut da yok oldu. Yanılmıştım, defalarca kez olduğu gibi yine yanılmıştım. “Yani Kral ve onun ailesinde herhangi biri listemizden çıkıyor,” 


Kafamı salladım kabullenmiş bir şekilde “O zaman ne yapacağız? Ya Kayors’un soyundan olan kişi tarikat ile anlaşma yaparsa?”


“Yapmamasını ummaktan başka çaremiz yok,” dedi Adel.


“Şu Anki ilk önceliğimiz Milena’nın kardeşini kurtarmak.” dedi Mortis. “Birkaç güne tamamen planı gerçekleştirmeliyiz. Artık Adalet binasının bütün krokisi elimizde, gizli geçitlere kadar nerede ne var biliyoruz,”


“Peki oraya tam olarak nasıl gireceğiz?” diye benden önce sordu Aris.


“Doktor bize yardım edecek. Dört gün sonra Adalet binasında bir davet olacak ve bizde cömert bağışçılar olarak orada olacağız.”


“Neden Adalet binasında bir davet yapıyorlar ki?”


“Çünkü hakim her zaman güç gösterisi yapmayı sever. Bu daveti aslında hakimiyetin kendinde olduğunu göstermek için yapacak. Kral hasta olduğu için orada olmayacak ve bu ona daha fazla özgüven katacak. Hakim’in atladığı tek şey ise en çok aradığı kişilerin tam dibinde olacak olması.” 


“Gerçekten tam bir şeytansın,” dedim hayretle. 


“Bu iltifat için teşekkür ederim,” dedi keyifle.


“Plan ne peki?” 


“Daha sonra daha detaylı konuşacağız.” dediğinde üstelemedim. Bana güvenmeyen birinin planı erkenden anlatmasını bekleyemezdim zaten. Bunları aşalı o kadar çok olmuştu ki artık umursamadım bile.


Oturduğum yerden kalkıp dışarı çıktım tam o sırada telefonuma bir mesaj geldi. 


Bilinmeyen Numara ; Sana bir sürprizim var.


Bilinmeyen Numara ; Gece her zamanki buluşma yerine gel.


Öfke içimde bir dağ gibi tekrardan büyüdü, bu lanetten artık kurtulmak hayatımda istediğim tek şeydi. Akşama kadar dışarıda oturdum, oturduğum yerden kalkacak gücü bulamadım kendimde. Ruhumdaki zincirler o kadar sıkı gelmeye başlamıştı ki sanki nefes dahi alamıyordum.


İçten içe ölüyordum ama sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordum. Kendimi artık toparlayabilecek miydim ondan bile emin değildim. Bu savaştan geriye benden ne kalacaktı mesela? En azından hala nefes alabiliyor olacak mıydım? Öyle olmasını umdum.


Vakit geldiğinde oturduğum yerden kalktım ve kimse var mı diye etrafı kontrol ettim. Kimsenin beni takip etmediğinden emin olmak zorundaydım. Bu sefer risk alıp yüzümü bile kapatmazken sürekli arkamı kontrol etme isteği duydum. 


Her zamanki buluşma yerine geldiğimde kimse yoktu, birileri geliyor mu diye etrafa baktım ama hayır kimse beni yoktu. Köşede dikkatimi çeken beyaz bez parçasına uzandığımda içim huzursuzdu. Bezi açtığımda içinde gördüğüm şey dudaklarımdan tiz ama küçük bir çığlık çıkmasına sebep oldu. Bir tutam saç vardı, kardeşimin dalgalı kahve saçlarından bir tutam.


“Ya tarafını seç ya da kardeşinin parçalarını teker teker göndereyim.”


“Elena…” diye mırıldandım yüreğim yanarken. “Elena….Elena….” saçı burnuma götürüp kokladım. Bir annenin çocuğunun saçını sakladığı gibi kokladım. Onun saçlarını bir annenin sarmalaması gibi bağrıma bastım. “Ah Elena!” dizlerimdeki bütün güç çekilmişti. 


Acıyla dizlerimi üzerine çökerke bir ileri bir geri sallanıyordum “Canım, Elena’m.” saç tellerini o kadar sert göğsüme bastırdım ki canım acıdı. Gözlerimden birer damla yaş aktı daha sonra ise daha fazla akmaya devam etti. “Nasıl kıydılar? Senin saçlarına nasıl kıydılar?” kafamı iki yana salladım. Acı içindeydim, acı içinde kıvranıyordum. “Sen nasıl kıydın bize? Sen nasıl onların tarafına geçtin?”


Böyle bir acıya insan katlanabilir miydi? Bu kadar acıya kalp dayanır mıydı? 


“Sen nasıl yaptın?” kafamı duvarlara vurmak istedim. “Sen nasıl düşman safına geçtin?” Onlar sana hiç acır mı? Nasıl kandım?” çöktüğüm yerde iki büklüm oldum. Kendi acımda yanıp kavruldum, kül oldum. Ne kadar orada öylece durdum bilmiyorum. “Benim kıyamadığım saçlarına nasıl kıydılar?” kafamı soğuk betondan kaldırdığımda boş duvar ile karşılaştım. “Benim bebeğim sana nasıl kıydılar, canım kardeşim,” 


Saçların olduğu bezi katladım ve cebimde sıkıştırdım, gözyaşlarımı sildim düştüğüm yerden kalktım. Gözyaşlarıma yenileri eklenmesin diye avuç içlerimi gözlerime bastırdım. Kendime verdiğim yıkılma süresi bitmişti ve artık normale dönmem lazımdı. 


Aynı anda telefonuma iki mesaj geldi. Ellerimi gözlerimden çekip mesajlara baktım. Biri hakimin adamından diğeri ise Mortis’tendi.


Bilinmeyen Numara ; Seçim zamanı


Kendime düşünme süresi bile vermeden direkt mesajı yazdım.


Milena ; Dört gün sonraki davette orada olacağız.


Ardından hemen Mortis’in mesajına girdim. 


Çakma Kral ; Neredesin?


Milena ; Hava alıyordum. 


Milena ; Geliyorum.


Dönüş yolu boyunca kendimi toparlamaya çalıştım ve başarılı da oldum. Az önce yaşanan olayın tek bir izi bile yoktu. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Evin önüne geldiğimde Mortis’in beni kapıda beklediğini düşündüm ama orada değildi. Bu benim için kötü olmuştu çünkü anahtarım yoktu.


Telefonumu çıkarıp Mortis’i aradım. Telefonu mesgule attı. “Aptal herif!” diye yükseldim. Tam o anda açılan kapı ile bakışlarım kapıda bekleyen Mortis’e döndü. “Bende beni gerçekten bir an içeri almayacağını düşündüm.” dedim alayla ardından içeri girmek için bir adım attım ancak Mortis bir santim bile yerinden kıpırdamadığı için içeri girmem imkansızdı.


“Niye kapıda öyle dikiliyorsun?” diye sordum. Bana cevap vermezken bana bakmayı sürdürdü “Ne var?”


“Kiminleydin?” sorusu netti.


“Kimse,” dedim istifimi bozmadan ancak yine kapıdan çekilmedi. “Ne bu şimdi?”


“Sana bir soru sordum,”


“Ben cevapladım işte,” 


“Kiminleydin?”


Kollarımı göğsümde birleştirip bu sefer ben ona dik dik baktım “Belki gizli aşığım var,”


“Öyle biri yok,” dedi bana inanmadığını belli ederek. 


Tek kaşım havalandı “Nereden biliyorsun?” diyerek içine şüpheyi yerleştirdim. “Olamaz mı yani? Ben birini sevemez miyim?” 


“Sanmıyorum,” yine ifadesizdi. 


Gözlerimi devirdim ve bu ona yine sinir oldu. Onu umursamadan Mortis’i omzundan ittim ve o kendi isteği ile geri çekildi. Çünkü biliyordum ki ben ne kadar güçlü olursam olayım onun gibi iri yarı birini sadece iterek hareket ettirmem imkansızdı. 


Bu gece uyku gözüme girmeyecekti bu yüzden belki uyumama yardımcı olur diye annemin her zaman bizim için yaptığı çaydan demledim. Mortis’in bakışlarını sırtımda hissetsemde ona karşılık vermedim bazen herşeyi gözlerimden anlar diye korkuyordum.


Sadece o değil, bazen gerçekten herkes gözlerimden bazı şeyleri anlayacak diye korkuyordum. “Gerçekte kimsin sen Milena?” diyen sorusu beni tedirgin etti ama bunu ona belli etmedim. Demlediğim çaydan iki kupaya doldurdum ve birini ona uzatıp alayla gülümsedim.


“Milena,” dedim aynı tavırla “Genelde çok güzel biri olduğumu söylerler ve aslında buna katılıyorum.” elimle kendimi gösterdim “Benim gibi bir kadına çirkin demek Tanrı’ya hakaret olur sanırım.” bir kaç adımda tam onun karşısında duruyordum. 


Mortis’in boyu gerçekten bayağı uzundu, 1,70 falan olmama rağmen onun çenesine anca geliyordum. Elimdeki çayı ona uzattım “Uykuya yardımcı olur,” dedim elimdeki kupayı verirken ardından bir adım geri çekildim. “Peki sen gerçekte kimsin Mortis?” 


“Herkesin sahip olmak isteyeceği o adam,”


Kendini beğenmiş.


Çayımdan bir yudum alırken bakışları gözlerimde değil dudaklarımdaydı. “Yakında özgür olacağımı hissediyorum,” dedim. “Artık bir mahkum gibi yaşamayacağım.”


“Bir devrim başlatacağını söylüyordun?”


Kafamı salladım “Hala aynı fikirdeyim.”


“Sence devrim zaten başlı başına tutsaklık değil midir?”


“Her türlü mahkum olan bir kadının önünde sadece iki seçenek vardır. Ve ben o kadın olarak ikinci seçeneği seçiyorum. Özgürlüğün için tutsak olmak.” yaptığım çaydan bir yudum aldığında beni dikkatlice dinlediği belliydi.


“Peki ilk seçenek ne?”


“Kaderine razı gelmek.”  ben asla böyle bir kadın olmamıştım. Hep mücadele etmiştim ve kardeşimi bulduktan sonra özgürlüğüm için savaşmaya da hazırdım.


“Pek şenlik değilmiş o zaman,” 


Ona cevap vermek yerine çayımı içmeye devam ettim. “Bir şey soracağım, sen neden hiç üzerini çıkarmıyorsun? Sürekli tişörtlerin, geceleri bile çıkaramıyorsun.”


“Neyi sorguluyorsun?” sesi nedense bir anda sertleşmişti.


“Nasıl biri olduğunu, ne yapmaya çalıştığını, amacını ve tam olarak ne sakladığını?” diye üsteledim. 


Elindeki kupayı masaya bırakıp bana doğru yürüdü “Sende sakladıklarını söyleyecek misin?”


“Anlamadım?”


Güldü ama bu gülüşün keyiften değil sinirden olduğunu anlayabilmiştim. “Ben sana sakladıklarımı verdim diyelim, sen bana sakladıklarını söyleyebilecek misin peki?”


Gözlerimi kaçırmak yerine daha da dik dik baktım. “Herkesin kendisine saklaması gerekenler vardır Mortis. Belki de haklısın benimde sakladıklarım var ama sen,” işaret parmağımı göğsüne doğrulttum. “Sende bundan daha fazlası var, rahatsız edici bir şey ve bu gün geçtikçe benim sinirlerimi bozuyor.” 


“Aramızdaki çekimi inkar etmem için kör olmam gerekiyor ve inan bana kör değilim. Gayet herşeyin farkında bir kadınım ama şunu unutma ben bu kadar sırla beraber asla yaşayamam. Benim kurallarım herkesten farklıdır. Sana karşı teslim olmam, sana sırlarımı vermem ve biliyorum sende vermeyeceksin. Bu yüzden bence artık birbirimizden uzak duralım. Ne sen beni sorgula ne de ben seni sorgulayayım.” sözlerim aslında sadece kendimi ikna etmek içindi. Ondan uzak durmalıydım bu benim için çok açık bir şeydi.


“Emin ol o kadar çok sırla yaşıyorsun ki benimkiler bunun yanında hiç kalıyor. Sadece fark etmiyor olman o sırları yok saymaz.”


“Ne biliyorsun Mortis?”


Omuz silkti “Hiçbir şey,”


“O zaman anlaştığımızı umuyorum.”


“Anlaşmadık. Sen konuştun ben dinledim ve buna saygı duydum. Ancak bu onları kabul edeceğim anlamına gelmez. Sen benim yanımda olduğun sürece seni sorgulayacağım, sırlarını deşeceğim, kimlerle konuştuğunu öğreneceğim.” dedi inatla. Birden neden bu kadar inat ettiğini anlayamıyordum. Sadece tamam deyip geçse olmaz mıydı? Sürekli irdelenmesinin bir anlamı yoktu.


“Senin tarafında olmadığımı kaç kere söylemem gerekiyor?” yavaş yavaş sinirlerimin bozulduğunu hissetmeye başladım. Sanki yeterince şey yaşamamışım gibi birde Mortis’in ile uğraşmak zorunda kalıyordum.


Sadece Elena için 


“Önemli olan taraf değil kimin yanında olduğun,” yüzüme biraz daha yaklaştı. “Benim yanımdasın Milena önemli olan bu. Elbet bir gün sırlar ortaya çıkacak önemli olan geç kalmamak,” buz mavisi gözleri kısıldı. “Geç kalma gün yıldızı. Zaman acımasızdır.”


Bugün adınlar günü ve Akhet'in bölümünü bugün atmak benim için çok anlamlı. Akhet aslında tam olarak bir romantizm kitabı değil aslında tamamen bir kadın direnişi kitabı. Milena gibi kadınların kendi haklarını arayışını anlatan bir kitap bu yüzden çok duygusalım🥹🥹🥹


Bu kitabı aslında sadece kendim için değil hepimiz için yazıyorum. Bütün sesini duyuramayan kadınlarımız için yazıyorum.


Tek bir gün değil her gün bizim için.

Daha aydınlık ve özgür bir geleceğimiz olsun.

Milena’nın dediği gibi "Güneş hala doğuyor ve hala umut var"

Her zaman en iyisine🫶🏻🫂


Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar