Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.17-VİCDAN MAHKEMESİ




“Vicdan mahkemesinde suçlu çıktın 

Artık hep enkazsın.”


Prelude for 2 Cellos - Rafael Krux

History Of Violence - Moriarty


Öncelikle bölümü bir hafta gecikmeli attığım için kusura bakmayın sınavlarım vardı ama şimdi yine buradayız


İyi okumalar bal kuşlarım


Sırlar…En büyük düşmanımız ve en iyi dostumuz. Bizim en mükemmel ve en kirli varlığımız. Mortis’in haklı olduğunun farkındaydım. Geç kalındığında sırlarınız sizin celladınız olabilirdi ama ben yine de kardeşim için bunu da göze almayı seçtim. Eğer bu sır benim, kalbimin sonu olacaksa sorun değildi, sadece Elena’mın iyi olmasını istiyordum. 


Yüzlerimiz arasında çok fazla bir mesafe yoktu geri adım atan taraf olmayı sevmezdim bu yüzden hiç geri adım atmadan yüzüne bakmaya devam ettim. Buz mavisi bakışları sanki içimi görüyormuş gibi beni yakan bir şekilde bakıyordu. Arkamızdan gelen öksürme sesi ile bakışlarım hemen merdivenlerin başına çevrildi. 


Jasmi üzerinde ayıcıklı bir pijama ile merdivenin başında bize bakıyordu. El mecbur geri çekilmek zorunda kaldım. “Uyumamış mıydın?” diye sordum sanki az önce bizi Mortis ile dip dibe görmemiş gibi. 


“Susadım,” dedi ama utandığı belliydi. “Şey ben bölmek istememiştim as-” demesine müsade etmeyip hemen konuştum. “Bir şey bölmedin, biz zaten öyle şey yapmıyorduk,” ardından sustum “Yani öyle bir şey değil,” Mortis’e döndüm. 


Dudaklarını birbirine bastırmış çırpınmamdan keyif alıyordu. Pisliğin tekiydi! 


“Hayır hayır anladım,” dedi merdivenlerden inerken. 


Kafamı salladım “Ben ya-” sözümü tamamlama engel olan şey Mortis’in beni kolumdan aşağı çekmesiydi. Elimdeki bardak gürültüyle yere düşüp parçalandı. “Eğilin!” diye bağırdığı anda kulağımı silah sesleri doldurdu 


Ben ellerimi başımın üzerine kapatırken Mortis’in üzerime eğildiğini fark ettim. “Jasmi!” dedim endişeyle. Bakışlarım onu ararken Mortis’in onu da kolunun altına çektiğini fark ettim ve içim rahatladı. Masanın üzerindeki sürahi büyük bir şiddetle patlarken cam parçalarını elimin üzerinde hissettim.


“Mortis!” dedim beni duyması için yüksek sesle. Kendini bize siper edip kendini açık hedef haline getiriyordu. 


“Sakın kafanızı kaldırmayın!” dedikten sonra kollarını üzerimizden çekti. Elini ada tezgahın altına geçirdi ve daha önce hiç fark etmediğim ama hep orada olduğunu anladığım küçük boşluğu açtı. Gözlerimin önüne bir silah zulası serildiğinde şaşırmaya fırsatım bile olmadı.


Mortis tabancalardan birini bana diğerini Jasmi’ye uzattı. “Sakın kafanızı çıkarmayın, gerekirse kendinizi korursunuz!” cevap vermemize bile izin vermeden yine tezgahın içindeki bölmeden iki taramalı çıkardı. şarolerini boynuna geçirip oturduğu yerden kalktı ve çarpraz atış yapıp koltuğun arkasına geçti.


“Sikeceğim oğlum sizin belanızı!” diye bağırdı Mortis hiddetle.


Bakışlarımı ondan çekip Jasmi’ye döndüm ve onu kolundan tutup iyice kendime çektim. Şu an dua ettiğim tek şey Vita ve Mortem’in aşağı inmemesiydi. Onlara bir şey olmasına dayanamazdım. Jasmu kafasını çıkarıp ateşlediğinde direkt olarak kolunu tutup onu geri çektim.


“Jasmi geri çekil!” 


“Mortis tek başına uzun süre baş edemez! Diğerleri de şu an aşağı inemeyecekler!” dediğinde tekrardan kafasını çıkardı. 


Silah kullanmam berbattı ve şu an hiçbir mermiyi de boşuna harcamak istemiyordum. “Jasmi yaralanacaksın! Geri çekil!” aynı anda Jasmi’nin dudaklarında tiz bir çığlık çıktı. Acıyla geri çekilirken silah tutan eli ile diğer kolunu tutuyordu. “Vuruldun!” dedim korkuyla.


“Mortis!” diye bağırdığım. Koltuğun arkasında olduğu için onu göremiyordum. Tekrardan Jasmi’ye döndüm ve koluna baktım çok fazla kan akıyordu ama sıyırmıştı. “Sıyırmış,” dedim onu sakinleştirmek için. Üzerimdeki tişörtü çıkarıp ortadan ikiye yırttım. “Bunu koluna bağlayacağım, kan akışını durdursun,” haber bile vermeden kumaş parçasını koluna sıkı bir şekilde bağladığımda dudaklarından acılı bir çığlık duyuldu.


“Özür dilerim,” 


“Jasmi!” diye bağırdığını duydum Jamail’in. 


“O iyi!” diye karşılık veren bendim. 


“Mortis!” diye bağırdım onu göremediğim anda. Ses vermediğinde daha daha da endişelendim, vurulmuş olma ihtimalinden korktum. Jasmi’ye döndüm. “Mortis'e bakmak için karşıya geçmem lazım sakın hareket etme,” ada tezgahtaki bölmeden bir  tabanca daha aldım. 


“Milena çok tehlikeli!”


“Zor durumda olabilir,” dediğim ona mantıklı gelmiş olacak ki itiraz etmeden sadece kafasını salladı. “Çapraz ateş açacağım, git.” dedi. 


“Emin misin?”


“Üçe kadar say,”


“Bir, iki, üç!” dedikten sonra bir saniye beklemedim. Aynı anda tabancayla ateş ederken bir yandan da eğilimiş bir şekilde karşıya geçiyordum. Her şey o kadar anlık oldu ki kalbim sanki aksiyondan duracaktı. Sonunda Mortis’in olduğu koltuğun arkasına geçtiğimde onu sırtı dönük bir şekilde diğer taraftan ateş ettiğini gördüm.


Elim hızla onun omzunu bulduğunda onunda eli hızlı ve sert bir şekilde bileğimi kavradı. Anlık olarak tutuşundan bileğim kırılacak gibi hissetsemde benim olduğumu anladığında aynı hızla elimi bıraktı. “Ne halt ediyorsun burada!?” diye bağırdı.


Baştan aşağı onu süzdüm ve karnının kenarındaki ıslaklığı gördüğümde daha da telaşlandım. “Vuruldun mu?” 


“Sıyırdı,” dedi sadece. “Sana olduğun yerden ayrılma dedim,”


“Sana bağırdığımda cevap verseydin o zaman,” dedim ona karşılık aksi bir sesle. 


“Bu kadar silah sesinde seni duymadığım için özür dilerim,” dedi alayla. Nasıl böyle bir durumda bile sinir bozucu olabiliyordu bilmiyordum ama bu seferlik görmezlikten geldim. Silah sesleri kesildiğinde kafamı hafifçe dışarı çıkardım, etrafta kimse gözükmüyordu.


“Galiba artık kimse yok,” geriye çekilip Mortis’e döndüm. “Ne yapacağız? Sen vuruldun, Jasmi kolundan vuruldu,”


“Eğer gitmemiş olsalardı silah sesini kesmezlerdi, arka kapıdan çıkacağız,” konuşurken ara ara duraksıyor derin bir nefes alıyordu. Bana tekrardan döndüğünde bakışları üzerime değdi, daha yeni karşısında sütyenle olduğumu fark etmiş gibiydi. “Üstün nerede?” diye sordu bakışlarını vücudum çekip gözlerime dikerken.


“Jasmi’nin koluna tampon yapmak için çıkardım,” kaşlarım çatıldı “Ayrıca konumuz bu değil, vuruldun!” 


“Kim vuruldu?” diğerleri hızla yanımıza gelmişti.


Oturduğum yerden kalkıp Omar’a döndüm “Jasmi kolundan vuruldu tampon yaptım. Mortis’te vurulmuş, yarası ne durumda bilmiyorum.”


Damian önce Jasmi’nin önünde eğilirken Jamail’in telaşlı bakışlarının onun üzerinde olduğunu gördüm “Ben iyiyim,” dedi Jasmi. “Mortis’e bakın,” dediğinde ben tekrardan olduğum yere çöktüm ve Mortis’in yarasını incelemek için tişörtünü yukarı sıyırdım. “Çok kanaman var,” dedim sağ tarafındaki sıyrığa bakarken


“Tişörtü çıkarmama yardım et,” dedi ama daha çok rica eder gibiydi.


“Ne!” dedim dehşete düşmüş bir şekilde “Yaralısın bilmem farkında mısın? Hareket etme,” sözlerimle beraber bir şey demeye fırsat olmadan Damian abisinin önünde diz çöktü. 


O gelince bir adım geri çekildim “Sıyırmış ama bir an önce dikiş atılması gerekiyor ayrıca hemen buradan gitmeliyiz,” Damian Mortis’in koluna girip kalkmasına yardım ettiğinde bende oturduğum yerden kalktım. 


“Adel sen doktoru çıkar arka kapıdan çıkacağız,” dedi Omar net bir sesle. “Jamail sen Jasmi’yi al bizim araba ile gidin, Aris sen Vita ve Mortem’i al, bizde Mortis’in arabasında gideceğiz.”


Herkes aynı anda Omar’ın dediklerini onayladı. “Damian tişörtümü çıkar,” dedi Mortis.


En sonunda sinirle ona döndüm “Niye bu kadar taktın buna!?” diye patladım.


“Titriyorsun!” dedi aynı benim gibi.


“Sanane!” dedim ama o söyleyene kadar titrediğimi fark etmemiştim bile. Damian tek hamlede üzerindeki ceketi çıkarıp bana uzattı.


“Al Mil,” dedi dostça. Minnetle ona bakıp elindeki ceketi alıp üzerime giydim ve önünü kapattım. Bana büyük olduğunu umursadım bile. Arka kapıya doğru ilerlediğimizde adımlarımız hızlıydı, Mortis’in yürürken zorlandığını ve canının yandığını sıktığı dişlerinden anlayabiliyordum. 


Arabaya ulaştığımızda biz Mortis’le arka koltuğa oturduğumuzda Omar ve Damian öne geçmişti. Damian’ın elime tutuşturduğu kana bulanmış bez parçasını Mortis’in yarasına bastırıyordum. “Bu yara seni öldürmeyecek, bunu biliyorum,” diye mırıldandım sadece onun duyabileceği bir sesle. “Ama bence yine de bir daha vurulma, bu bıçak yarasından daha da acıtır,”


“Ne o?” dedi alayla. “Endişelendin mi?”


Yarasına daha sert bastırdığımda dudaklarından kısık bi inilti çıktı “Hayır, sadece kendime başka bir düşman bulmak ile uğraşamam. Sen en sevdiğim düşmanımsın,” 


Buz mavisi bana döndüğünde bakışları altında boğazım anında kurudu “Düşman değiliz güzelim, düşman olmayacağız. Karşımda değilsin,” sözleri sadece laftan ibaret değildi bu yüzden bakışlarını kaçıran taraf ben oldum.


Kendini kandırmaya devam et, çünkü bende öyle yapıyorum




🏺




Yoldan yaralar için gerekli malzemeleri aldıktan sonra Mortis’in apartmanına gittik. Damian Mortis’in büyük ısrarları sonucunda ilk Jasmi’nin koluna bakmak için oturma odasına geçtiğinde bende Mortis’in kolundan tutmuş onu yatağına yatırmıştım.


Kanaması neredeyse durmuştu ama canının hala çok yandığına emindim. “Tişörtünü keseyim mi?” diye sordum temkinli bir sesle. “Damian’ın işini kolaylaştırmış oluruz,” dediğimde kafasını iki yana salladı.


“Gerek yok,” dedi net bir sesle.


Bir şey söylemek yerine sırtımı duvara yasladım ve ayakta durup ona bakmaya devam ettim. Benim üzerimde bir şey yokken tişörtünü çıkarma konusunda bu kadar ısrarcıyken şimdi çıkarmak istememesine anlam veremiyordum. 


“Hala çok acıyor mu?”


“İlk defa vurulmuyorum Milena,” dedi yarı alayla. “Bu sadece bir sıyrık,”


“Biliyorum,” 


“Niye yanıma gelmiyorsun?”


Yanına gitmemi mi istiyordu?


Kaşlarımı çattım “Gerek yok, böyle iyiyim,”


“Hala titriyorsun,” 


“Adrenalinden, ilk defa böyle bir olay yaşadım.” ağzımdan çıkanlar doğru muydu bunu ben bile bilmiyordum. Damian odaya girdiğinde bana döndü “Mil seni dışarı alabilir miyim?” sesi her zamanki gibiydi.


“Niye, kan tutmuyor beni,”


“Ellerin kan içinde sen git elini yıka,” diyerek araya girdi Mortis. O söyleyene kadar bunu fark etmemiştim ama şimdi ellerimdeki kesikler sızlıyordu.


“Sonra yıkarım,”


“Milena,” dedi tane tane. “Odadan çık,” sesi netti. Elim sadece bahaneydi. Beni istemediğini belli ediyor, beni kovuyordu. İstenmediğin yerde kalacak biri değildim bu yüzden bir şey söylemeden odadan çıktım ve banyoya girdim. Kanlı ellerimi lavaboya yaslayıp aynadan kendime baktım.


Boynumda ne ara bulaştığını bilmediğim kan lekesi, koyu yeşillerim soluktu. Saçlarım dağılmış birbirine girmişti. Suyu açıp ellerimi buz gibi suyun altında tuttum. Elimi sertçe oyalayıp Mortis’in ve Jasmi’nin kanlarını elimden tamamen arındırdım. O sırada araya benim kanlarımda karıştı ve yaralar daha fazla kanayıp sızladı.


Yüzümü yıkadıktan sonra boynumdaki kan izlerini de sildim ardından banyodan çıktım. Bir süre banyo kapısının önünde durduğumda cebimdeki telefonum titreşti. Telefonu çıkarıp mesaja girdim.


Bilinmeyen Numara; Bizimle çalışmaya devam ettiğini söylediğine göre bir kaç saate önemli bir bilgi ile gelmeni öneririm.


Kendime ve onlara lanetler okuduktan sonra telefonumu cebimde koydum o sırada Damian Mortis’in odasından çıktı. “Mil?” dedi bana şefkatle. “İyi misin?”


Elimi hemen arkaya alıp kafamı salladım “İyiyim,” dedim ama Mortis’i sormadım. Beni odasında istemeyen bir adamın nasıl olduğunu sormayacaktım çünkü umursamıyordum. “Jasmi iyi mi?” diye sordum onun yerine. 


“İyi ağrı kesici verdim bir kaç saat uyur. Abimde öyle, yarası çok derin değil ama kanaması biraz fazlaydı bu yüzden biraz dinlenmesi iyi olur,”


Telefonumu tutan elim yumruk oldu “Merak etmiyorum,” 


“Milena,” tabiki abisini savunacaktı ama buna ihtiyacım yoktu.


“Umursamıyorum Damian. Umrumda değil,” 


“Peki,” dedikten sonra oturma odasına girdi. Bakışlarım diğerlerini aradı, herkes oturma odasındaydı ve benim bir an önce kimseye fark ettirmeden bu evden çıkmam gerekiyordu. 


Mortis’in odasının kapısını hafifçe aralayıp uyuyor mu diye baktım. Gözleri kapalıydı, üzerindeki yorgan boynuna kadar çekilmişti. Gerçi Damian ağrı kesicilerin onu uyutacağını söylemişti bu yüzden biraz daha rahattım. Bakışlarım hemen komidinin üzerindeki araba anahtarı gözüme çarptı. Bu bir kumardı ve ben bile bile o masaya oturmaya hazırdım.


Arabanın anahtarını alıp hızla odadan geri çıktım ve dış kapının kulpuna uzandığımda Aris’in banyoya doğru fark ettim “Sigara içmeye çıkıyorum gelmek ister misin?” gelmemesi için dua ettim. Dikkat çekmeden evden anca böyle çıkabilirdim.


“Hayır, Jasmi’nin yanına kalacağım,” diye cevap verdiğinde kafamı salladım. Evden rahatlıkla çıkarken hızlı adımlarla aşağı indim. Mortis’in arabasını açtığımda hiç vakit kaybetmeden Mortis’in dediklerini hatırlayıp arabayı çalıştım. 


Gaza basmadan önce Hakim’in köpeğine mesaj attım ve ardından attığı konuma girdim.


Milena ; Kardeşim orada olmazsa ölsem dahi tek kelime etmeyeceğim.


Gaza basıp bana atılan konuma doğru sürdüm, hala acemi olduğum için bir kaç kez kaza yapacak gibi oldum ancak son anda kurtuldum. “Bugün ölmeyeceğim, kardeşimi tekrardan görmeden bu olmayacak,” dedim kendi kendime. 


Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama en sonunda bir barın önünde durduğumda Damian’ın ceketinin kapşonunu kafama çektim ve yüzümü gizledim. Arabadan inip bara girdiğimde kalbim ağzımda atıyordu, barın içi o kadar karanlık bir ışıkla kaplıydı ki önümü dahi zor görüyordum. 


Her adımda midem bulanıyor sırtımda soğuk soğuk terler dökülüyordu. Bunun sebebi heyecan mıydı korku muydu bilmiyordum. Barın orada gördüğüm maskeli adam ile sırtımı dikleştirdim, bakışlarım keskinleşti ve adımlarım hızlandı. 


Bundan sonra dönüş yok diyordu iç sesim. Ezileceksin, ruhunun altında ezileceksin. Ruhun seni affetmeyecek, o çocuk seni affetmeyecek. 


Bunların hepsini biliyordum, ben onun için kendimi yaktım derken yalan söylemiyordum, ben gerçekten onun için kendimi yakmıştım. Ellerimin üstünden hala ince ince kanlar sızıyordu ama bunu da umursamadan elimi maskeli adamın yanındaki masaya vurdum. 


“Sonunda geldin demek,” kollarını iki yana açtı. “Doğru tarafı seçmene çok sevindim.”


“Kardeşim nerede?”


“Sadece gelelim diyorsun?” sesi hala keyifliydi. Oturduğu yerden kalktı “Beni takip et.” kalabalığın arasından ilerlerken bende onu takip ediyordum. Bir odanın önünde durduğunda bana kapıyı açtı “Beş dakika,” ve o an onu gördüm. Elena.


Üzerinde beyaz bir elbise vardı, saçları dağınık gözlerinin altında yorgunluktan mor halkalar vardı. Zaten küçücük olan bedeni iyice küçülmüştü. Hiç beklemeden onu kollarıma alacakken bir adım mesafe kala karşısında durdum, yine bıçaklanmak istemedim tekrardan sırtımdan vurulmak istemedim.


“Abla…” sesi titrediğinde gözlerim doldu ama yaşlarımın akmasına izin vermedim.


“Bu sefer elinde bıçak yok değil mi?” diye sordum. Kelimelerim acımasızdı.


Elena’nın gözlerinden yaşlar akmaya başladığında içim sızladı ama istifimi bozmadım. “Abla özür dilerim… ben, ben böyle olmasını istemedim.” dedi sesindeki korkuyla. “Canım yanıyor abla, açıklayacağım sana her şeyi ama lütfen beni kurtar,” gözlerimin önünde çırpınmasını izlemek kalbimi deşti. Onu şuan alabilsem alırdım.


“Bana ihanet etmedin değil mi? Buna inanmadım, bana ihanet etmediğini biliyorum ve seni kurtaracağım,” sesim netti. “Bana ihanet etmiş olman umrumda değil, etmedin biliyorum ama etmiş olsan bile seni kurtaracağım.”


“Abla karanlıktan çok korkuyorum, bana sarılır mısın?” dediğinde ipler artık tamamen benim için kopmuştu. Hiç beklemeden kollarımı ona doladım. “Çok korkuyorum abla, ben öleceğim diye sana bir şey olacak diye çok korkuyorum!” 


“Şşş,” dedim titreyen sesimle, bir yanda da saçlarını okşadım. “Ölmek yok, gerekirse kendi canımı veririm senin için. Seni burada bırakır mıyım? Bırakmam, söz geleceğim seni kurtaracağım.”


“Senden karşılığında ne istiyorlar?”


Yapamayacağım bir şey değil,” diyerek yalan söyledim. “Ne olursa olsun onların dediklerini yapma, beni de düşünme geleceğim. Lütfen Elena kendini bırakma,”


“Bırakmam, çünkü sen varsın,” diye fısıldadı. 


Kokusunu derin derin içime çektim. “Çünkü ben varım,” bu özlemi nasıl tarfi edecektim bilemiyordum. O benim sadece ruhumun değil bütün hayatımın bir parçasıydı. Onsuz eksik, yarımdım bu yüzdendi gurursuzluğum, bu yüzdendi ona karşı bu acizliğim. O benim kimsemdi, insan kimsesini nasıl bırakırdı?


Arkamdaki kapı açıldığında ayrılma vaktinin geldiğini fark ettim. Geri çekildiğimde yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve gözlerinden, yanaklarında, alnından öptüm. “Korktuğunda yıldızlara bak, ben ordayım.”


“Ya yıldızları göremeyecek kadar karanlıktaysam?” sorusu içimi titretti.


Elimi kalbinin üzerine götürdüm “O zaman içindeki ışığa bak, ben ordayım.” kafasını salladığında geri çekildim ve kalbimin bir parçasını orada bırakıp odadan çıktım. 


Hakim’in adamı karşımdaydı. “Çok acıklıydı?” dedi alayla kalbini tutarken.


“Ne istiyorsun?” 


“Liderlerinin kimliğini? Tam kimlik ve o çetenin ismini istiyorum,” yüreğime bir vurgun daha geldi. 


Bunun bir gün olacağını biliyordun.


Yüzümdeki ifade bir milim bile oynamadı, bunu bekliyordum ve kendimi hazırlamıştım. Kimsemi almak için benim için hiçbir şey ifade etmeyen adamın ismini verecektim. Gayet adil bir anlaşmaydı ama içimde göğüs kafesimin içinde bir sorun vardı. 


Olmaması gereken bir histi bu, bunu yaparsam artık hiçbir şeyin geri dönüşü yoktu bunun farkındaydım. Zaman ağır işlemeye başlamış gibiydi, elimden ince ince akan kan artık canımı yakıyordu. Yaralar ince olmasına rağmen canımı çok yakıyordu.


Tanrım beni kurtar! 

Yalvarıyorum engelle bunu!

Beni kurtar!


Beni kimse kurtarmadı, sanki Tanrı bile bana kulaklarını tıkamış, bakışlarını üzerimden çekmişti. Artık o bile yoktu, günahlarımda boğulmam için beni bırakmıştı.


“Mortis,” dedim kendime daha fazla düşünme müsadesi vermeden “Mortis Badh. Liderleri o. Ekibin bir ismi var mı bilmiyorum ama bir dövmeleri var. Hilal şeklinde aya dolanmış zeytin ağacı dalı,”


“Aferin Milena. Gelişme kaydediyorsun, onu tamamen bize teslim ettiğin gün artık özgürsün,” 


Söyleyecek bir şeyim olmadığından arkamı dönüp hızla çıkışa doğru ileredim, ağlayıp haykırmak istedim ama bunu yapamadım. Ruhum ve duygularım çekilmiş gibiydi. Artık gururumun da altında ezilmeye başlamıştım. Arabaya bindiğimde nereye sürdüğümü bilmiyordum, sadece öylece sürüyordum. Direksiyonu o kadar sert kavradım ki yaralarım daha fazla kanadı. En sonunda yanan evimin önünde durdum. 


Arabadan inmeye cesaret edemedim bu yüzden bir süre uzun uzun sadece arabadan izledim. Bir kaç dakika sonra arabadan indiğimde yanan eve doğru sarsak adımlarla ilerledim. Yangından sonra ilk defa evime geliyordum, yaptığım onca şeyden sonra beni kimse kabul etmeyecek en sonunda yine buraya gelecektim.


Yanık, kırık, dökük evime.


“Kapın bile yok,” diye fısıldadım eve doğru. “Senin kapın bile yok sen nasıl evsin? Dört duvarın bir çatın yok,” titrek bir nefes aldım “Dört duvarı bir çatısı bile olmayan ev mi olur?” 


Olmazdı, dört duvarı bırak bir kapısı bile olmayan bir yer ev olamazdı


“Milena,” arkamda duyduğum ses bütün bedenimin kasılmasına neden oldu. “Burada ne yapıyorsun?” arkama dönmeye cesaretim yoktu. Mortis’in arabasını alıp kardeşim için ona ihanet ederken bulduğum cesaret şimdi tam bir kaç adım arkamda olduğunda yok olmuştu. 


Buraya gelmemesi lazımdı. Vurulmuştu bu yüzden gelmemeliydi.


“Evime geldim,” bunu çok sakin ama ruhsuz bir şekilde söylemiştim. Arkamı dönüp yüzüne karşı bütün gerçekleri haykırmak istedim. Keşke haykırabilseydim. 


“Ev neresi Milena?” 


Karşımdaki yanıp kül olmuş eve bakmaya devam ettim “Ev burası,” dedim ama yalandı. Evim yoktu, kimsesizdim, evsiz, yurtsuz, sadece sürgündüm.


Adım seslerinin yaklaştığını hissettiğimde arkama bile bakmadan kaçmak istiyordum. Yine de durdum, bu gece artık yolun sonuysa öyle olsun bitsin istedim. “Milena,” sesi sorgulayıcıydı. “Kiminleydin?” 


“Benimleydi,” ikinci ve farklı bir sesle birden transtan çıkarak arkamı döndüm. Mortis’in arkasında, benim ise ona yüzüm dönüktü. Karşımdaki adam sarı saçlı, aynı benim gibi yeşil gözlü, oldukça geniş omuzlu ve yapılı bir adamdı. Kalkık burnu, düz dudakları ve yıllar geçse de onu tanıyacağım boynundaki bıçak izi. 


Karşımdaki adam Aron Marad’ı.

Karşımdaki adam yıllardır görmediğim, hatırlamanın bile yasak olduğu ama Elena için yalvararak aradığım ağabeyimdi. 


Burada karşımda tek parça halinde duruyordu, benim yok saydığım kişi burdaydı ve benim yalanıma ortak oluyordu. Buna sevinmem gerekirdi, burada olduğuna mutlu olmalıydım ama değildim. Gururumu hiçe sayıp ezdikten sonra ihanetimden sonra mutlu değildim.


Kulaklarım uğuldamaya başladı. Oysa kardeşim için gururumu hiçe saysam acımaz onun altında ezilmem sanmıştım. Mecburiyetim beni rahatlatır sanmıştım, yanılmıştım.


Sen kimseyi değil, kendini ezdin Milena. 

Sen bu hayatta en çok kendini ezdin.


Bedenim artık bana itaat etmeyeceğini düşündüğümde ayakta kalamam sandım ama kulaklarımdaki uğultu azaldı, çenem daha da dikleşti, bakışlarım keskinleşti. “Niye buraya geldin?” diye sorduğumda sözlerimin hedefi Aron’du. “Konuşmamız bitmişti,”


“Ben bitirmedim,” dedi Aron net bir sesle. 


Dişlerimi sıktığımda bu sefer Mortis’e döndüm “Sen niye geldin?”


“Arabamı alıp ortalardan kaybolduğun için olabilir mi?” dedi Mortis. “Aris’e sigara içeceğim deyip ortadan kaybolduğun için peşinden geldim.” 


“Gördüğün gibi, önce onunla konuştum daha sonra evime geldim.” 


Ondan beklediğim cevap senin evin mi var Milena? oldu ama o beni şaşırtırak aksini söyledi. “Şimdi de benim evime gidiyoruz,” dedi Aron’u adeta yok sayarak


“Bu adam kim Milena?” diye sordu Aron.


Dudaklarımdan alaycı bir gülüş kaçtı “Bilmiyor musun gerçekten? Siz zaten onunla tanışmıyor muydunuz?” bu sefer Mortis’e döndüm. “Hani abimi tanıyordun?”


“Söylemediğim kelimeleri önüme söylemişim gibi getirme, ben abinin varlığını bildiğimi söyledim, onu tanıdığımı değil,” haklıydı, böyle bir şey söylememişti ama ben sanmıştım ki… her neyse. 

“Seninle konuşmamı bitirmem lazım Milena,” dedi Aron kelimelerin üzerine basarak. 


İtiraz etmenin benim zararıma olacağını düşündüğüm için sadece kafamı salladım ve Mortis’in yanından geçtim. “Mortis seni evine kabul ederse gel, yoksa başka zaman belki konuşuruz.” 


Arabanın kapısı açıp ön koltuğa oturduğumda Mortis’in de arabaya doğru geldiğini gördüm. Şoför koltuğuna oturduğunda kapıyı sert bir şekilde sinirle kapattı. Arabanın anahtarı zaten kontakta takılıydı ama yine de arabayı çalıştırmadı. 


“Bana neden söylemedin?” diye sordu en sonunda.


Ona bakmak yerine camdan dışarı Aron’a bakmaya devam ettim. Oda yanmış evin karşısında öylece dikiliyordu, belki de yanan çocukluğuna bakıyordu. Kaybettiği, hiç yaşayamadığı ama yaşamak istediği yıllara bakıyordu.


“Ağrı kesiciler yüzünden uyuyordun,” 


“Başka birine söyleyebilirdin,”


Bakışlarımı ağır ağır ona çevirdim. “Gerçekten söyleyebilir miydim?” bunu iğneleyerek değil samimiyetle sormuştum. “Bunu yapamayacağımı biliyorsun ki zaten kimseye hesap vermek zorunda değilim.” 


“Sen var ya adamı çıldırtırsın,” dedi dişlerinin arasında.


Ona cevap vermeye bile tenezzül etmeden sadece gözlerine baktım, ardından yaptığım şeyi hatırlayıp bakışlarımı kaçırdım. Sen yanlış yapmadın Milena, yapılması gerekeni yaptın.


“Gözlerin kızarmış,”


“Soğuktan, üşüdüm çünkü,” 


“Abin eve gelecek,” dedi.


“Sizin için tehlikeli değil mi?”


“Bizi sırada bir aile zannedecek, sen ise bir gece kapımızda uyandın. Seni kimin kurtardığını bilmiyorsun.” 


Kafamı sallamakla yetindim. “Neden bana bakmıyorsun? Hala sinirli misin?” sorularına şaşırmamak tepki vermedim. “Benimle konuşmayacak mısın?”


“Konuşmak istemiyorum. Konuşacak bir şeyimiz yok,”


“Ellerine neden baktırmadın şu haline bak,” ona döndüğümde elime kaşları çatık bir şekilde baktığını gördüm. 


“Sadece bir kaç kesik, eve gidince hallederim,” verdiğim kısa cevapların onun sinirini bozuyordu farkındaydım ama konuşacak bir şeyleri açıklayacak halim kalmamıştı.


Arabayı çalıştırdığında kafamı cama yasladım ve kayıp giden yolu izledim. Yarasının nasıl olduğunu sormak issstedim ancak aklıma beni odadan kovduğu geldi bu yüzden sesimi bile çıkarmadım. 


“Arabamı çaldın,” dedi Mortis sanki bunu yeni kavrıyormuş gibi. 


“Desene senden bir şeyler kapmışım,” 


“Bu araba benim en değerlim,” 


“Bir dahakine haberli alırım,” bana yandan bir bakış attığını biliyor ama dönüp ona bakmıyordum. Her Şey normalmiş gibi davransamda hiçbir şeyin yolunda olmadığını farkındaydım. Araba evin önünde durduğunda Mortis tek hamlede arabayı park etti.


Aron’da arkamızdan geldiğinde beraber eve çıktık. Mortis cebinden anahtarları çıkarıp kapıyı açacakken kapı birden açıldı ve telaşlı bakışlarla Damian ilk bana baktı. Bakışları arkamdaki Aron’a kaydığında kaşları çatıldı. “Mil canım bu kim?” dedi hoşnutuz bir ifadeyle.


“Mil mi?” dedi arkamdan Aron. 


Derin bir nefes alıp Damian'a döndüm “Bu Aron,” diye tanıttım. “Benim abim,”


Gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı “Ne?!” 


Mortis bir adım önde çıkıp Damian’ın kolundan tuttu “İzin verde geçelim Damian dikildin ağaç gibi kapıda,” Damian aynı şokla geri çekilirken diğerlerinin meraklı bakışlarının da bizim üzerimizde olduğunun farkındaydım. 


“Milena?” dedi Damian cevap beklediğini belli ederken. “Bize bir şey söylemeyecek misin?”


Suçlu bakışlarım önce Damian’a ardından arkasındaki ekibe değdi. “Sonra açıklasam olur mu? Önce abimle konuşmam lazım,” dedim ama sesimde hiçbir ifade yoktu. Cevap vermesini bile beklemeden Mortis’in yatak odasına girdiğimde abim de arkamdan içeri girdi ve kapıyı kapattı. 


“Bunlar kim Milena?” diye sordu sesinin altında yatan şüpheyle. 


Yüzümü ona döndüm ve ifademi toparladım. “Neden şimdi geldin? Bir anda ortaya çıktın?” abimin bakışları anında yumuşadı. “Gelmen yasaktı, gelmemeliydin. Neden geldin ki?”


Bana doğru bir adım attı “Çünkü sen kardeşimsin ve gelmemi istedin, gelmemi istersen gelirim Milena,” gelmesini çok önce istemiştim. “Şu haline bak kocaman olmuşsun, o eski tanıdığım küçük kız gitmiş yerine kocaman bir kadın kalmış. Seni başta tanıyamadım bile Milena, o evin önünde olmasaydın seni yine tanımazdım. Önce eve uğrayacak daha sonra seni bulmaya gelecektim. Bana bıraktığın sesli mesajı duyunca yardıma ihtiyacın olduğunu anlayıp hemen geldim.” bana doğru bir adım daha attı. “Elena nerede Milena?” 


Bir sürü şey söylemek istedim, dilime bir sürü isyan edici, kırıcı, hatta bütün günahlarımı itiraf edecek kelimeler geldi ama bunları söyleyemedim. “Beni bulmamalıydın, beni bulman hataydı. Gelmemeliydin, sen…. gelmemeliydin.”


“Gelmemi sen istedin! Beni çağırdın!” sesi yükselmeye başlamıştı.


“Gelmezsin sandım!” diye patladım. “Zaten yoktun, belki de çoktan ölmüşsünüdür ya da beni unutmuşsundur sandım,” ellerimi saçlarıma daldırdım. “Onca yıl gelmeni bekledim, babama haber vermeni bekledim ama sen yoktun. Bundan sonra seni arasam bile yok olmaya devam edersin sandım.”


“Minik yıldızım…” bu kelimeyi şu an karşımda duran adam değil geçmişte bir çocuğun bütün dünyası olan abim söylüyordu. “Ben bilemedim, çocuktum bende çocuktum Milena. Babam beni o Saray’ın içine soktuğunda bende çocuktum. Ne yapacağımı bilmiyordum, öfkeliydim, kırgındım, kızgındım, kalbim paramparça olmuştu ama nihayetinde sadece çocuktum.” her bir kelimesinde bile hala ne kadar canının yandığını görebiliyordum. 


“Görevim Kral’ın muhafızlarından biri olmaktı, babam bunu istiyordu daha sonra ise onu çökertecekti. On yaşında bir çocukken bunun ne demek olduğunu bilmiyordum bile sadece babamı memnun etmeye çalışıyordum. Beş altı yıl babama her gün mektup yazdım. Saray’da ne olup ne bitiyor bütün olanları yazdım ama işler babamın planladığı gibi olmadı, beni Kral’ın değil en ortanca prensin muhafızı yaptılar ve bir süre sonra babam artık mektuplarımı cevaplamadı. Beni almasını istediğimde bana cevap vermedi, kapıya geldim kapıyı açmadı,”


Her duyduğum kelime biraz daha şaşırıyordum, babam daha ne kadar tanımadığım bir adama dönüşebilir dedikçe daha da kötüsü oluyordu.  


“Biliyorum,” dedim bütün samimiyetimle. “Biliyorum ama bende çocuktum abi, seni beklerken bende çocuktum. Gittiğinde babam ismini söylemeyi bile yasakladığında bende çocuktum. Seni günlerce kapıda bekledim gizli gizli mektuplar yazdım. Bu cehennem gibi sistemde büyüdüm, sadece ben değil Elena’da öyle büyüdü, ona ben baktım babam sürgüne gönderildi annem öldü. Yanında ben vardım gelirsin diye düşündüm en azından cenazesine gelirsin diye düşündüm çünkü ben gidemedim,” ikimizinde gözlerindeki acı daha da katlandı. “Beni almadılar cenazeye, yerini söylemediler. Tek başıma kaldım yanımda Elena vardı, küçük bir çocuktum on yedi yaşındaydım hem anne hem baba oldum ona. Geceleri çalıştım iğrenç insanlara şahit oldum,” içimdekileri söylemek beni rahatlatmadı.


“Sen çocuktun biliyorum, bunun için seni suçlamıyorum ama bir kere gelseydin. Bir kere omzumu sıvazlayıp arkandayım deseydin yemin ederim seni yok saymazdım. Varlığına tutunurdum. Ama sen yoktun ben hep tek mücadele ettim.Beni astılar,”


“Söyleme…” dedi acı çeker gibi. Bunu bilmediğini o an anladım, asıldığımı bile bilmiyordu oysa bütün televizyonlar bunu canlı yayın yapmıştı.


“Elena elinde bir bıçakla geldi, katil oldu onyedi yaşında oysa o benim için o kadar temizdi ki, ben üstlendim suçunu yine olsa yine yapardım. On kere olsa, yüz kere olsa yine yapardım.” bu sefer bir adım ben attım, aramızda sadece bir adımlık mesafe vardı. Kollarını bana dolasa ve beni göğsüne çekse karşı koyamayacağım kadar bir mesafe vardı.  “Beni astılar abi, o ipi boynuma geçirdiler son kez konuş dediler. Yaşamayı delice seven bana ölüm günümü söyledier, son an dediler. Nefesim kesildi, nefesimi kestiler, canım gitti, canımı aldılar. Sen yoktun, sen beni kurtarmadın ama o içeride gördüğün insanlar beni kurtardı,” bunu söylemeliydim ama yine de kelimeler bir kere ağzımdan çıkmıştı.


“Abi,” dedim acı çeker bir sesle. “Sen neredeydin? Bir ömür gitti hayatımdan, yaşım yirmi iki ama ruhum öldü. Sen yoktun, biliyorum sende çocuktun yemin ederim anlıyorum ama sende anla hepimiz çocuktuk. Seni beklerkende, Ar gittiğinde de, annem öldüğünde de, babam sürgün edildiğinde de hatta ben suçu üstlendiğimde de çocuktuk.” 


Gözlerime büyük bir yıkım ve acıyla baktı, gözlerimde tam olarak ne gördü bilmiyordum. Gözlerimde bir sürü farklı duygu vardı. Gözlerimde acı, ihanet, öfke, umut, adalet vardı.


“Özür dilerim,” dedi abim. “Milena, benim en parlayan yıldızım özür dilerim. Özür bir şeyi değiştirmez farkındayım ama ne olur beni affet. Küçüktüm, bilmiyordum büyüdüm bensiz daha iyi olduğunuzu düşündüm bensiz daha iyi olduğunuzu beni bıraktığınızı düşündüm.” ses gittikçe daha da titriyor her kelimede gözleri doluyordu. “Beni affet lütfen, telafi etmeme izin ver,” yıllar sonra yüzleştiğim abim bana onu affetmem için yalvarıyordu.


Boğazımdaki yumru yüzünden zorla yutkundum. “Ben kendimi bile affedemiyorum ki, seni nasıl affedeyim?”


“Sana yardım etmek istiyorum. Elena nerede şimdi?”


“Yok,” diyebildim. “Onu benden aldılar, o yok. Ben onu kurtaramıyorum, her şeye gücüm yetiyor ama ben onu kurtarmıyorum,”


“Kimden kurtarmıyorsun?” diye sorduğunda sustum. 


Artık abimin gelmesinin bir anlamı yoktu çünkü ben zaten geri dönülmeyecek bir yoldaydım, o yola tam olarak bugün adım atmıştım.


“Önemi yok,” dedim düz bir sesle.


“Milena,” sesindeki uyarılı tonu biliyordum.


“Büyük ihtmalle adaletin yanında, o kadar çok oyun dönüyor ki,” kafamı iki yana salladım gerisini devam ettiremedim. 


“Sen neye bulaştın?” 


“Önemi yok,” diye kestirip attım yeniden. “Önemli olan Elena’yı kurtarmak, en azından ona yardım et. Benim için belki geç ama sen onun yanında ol,” artık sadece yalvarıyordum. Daha fazla yükün altına girmek istemediğim içindi belki de bu ısrarım.


“Milena, kardeşim…” kardeşim deyişine içim gitti. Uzun zamandır bu anı bekliyordum ama dünyanın en mutlu insanı olmamıştım hatta mutlu olmuş muydum emin değildim. “Böyle yapma, böyle durma bu kadar sakin olma. Daha fazla bağır beni daha fazla suçla, böyle susma, sakin olma, benden bir şeyler gizleme sadece söyle,”


“Sadece şuan yorgunumun ve uyumak istiyorum. Bence bugünlük bu kadar yeter, diğerlerine bir şey söyleme ve teşekkür ederim. Benim için yalan söylediğin için,”


Hafifçe gülümseyip kafasını yana eğdi. “Sizin için herkese yalan söylerim ben,” biliyorum çünkü bende çok söylüyorum. “Sizin için canımı bile veririm ben,” boynundaki yarayı gösterdi. “Sizin için bu izden yüz tane daha olmasına sesimi çıkarmam,” bunu yapacağını biliyordum çünkü o yara da beni korumak içindi. “Sarılayım mı bir kere minik yıldızıma?” dedi kollarını bana açarken.


Bir ona birde benim için açtığı kollarına baktım ardından kafamı iki yana salladım ama artık ağlamanın eşiğindeydim. “Bunca zamandır kolların olmadan yaşayabildim, bundan sonrada yaşarım.”


“Abini mi kovuyorsun kalbinden?”


“Kovmuyorum, sadece yerinin daimi olmadığını bilip kendimi umutlandırmıyorum. Sen yine gideceksin ben yine arkada kalacağım,” 


“Seni bir daha asla bırakmayacağım söz veriyorum,”


“Ben artık sözlere inanacak o kız değilim. Ben büyüdüm, tek başına hayatta kalan kadın oldum,” sözlerimin keskin olması elimde değildi. Karşımdakinin abim olduğuna yarasını görsem asla inanmazdım ama burada olduğunu kabullenmek zordu.


“Sana ne oldu? Benim kardeşime ne oldu?” kolları hayal kırıklığıyla yana düştü. “Benim biricik parlayan yıldızıma, hayat neşesi olan kardeşime ne oldu?”


“Yaktılar, öyle bir yandım ki kül oldum, yeniden doğmak için. Yandım daha fazla parlamak için,” dedim dürüstçe. 


“Milena,” kollarını bana dolayacakken bir adım geri gittim.


“Git,” abi demeye cesaret edemedim, gözlerimden yaşlar aktı. “Git lütfen,” git canım yanıyor, kalbim acıyor abi. Varlığın beni yakıyor. 


Yabancı mı olacaksın bana?” diye sordu sitemle.


“Tanıdık mıyız ki?” kafamı iki yana salladım “Biz uzun zamandır sadece tanıdık rolü yapan iki yabancıyız Aron Marad,” 


“Benim kardeşim bu kadar kalpsiz değildi. Onun merhametli bir kalbi vardı,”


Ne yani şimdide kalpsiz olduğumu mu iddia ediyordu? 

Bunu yapan ilk kişi değildi.


Herkes aynı söylüyordu ama kimse kalbime dokunmayı istemiyordu, çünkü onlara göre yoktu. Öfkem hep diriydi ve yine saklandığı yerden çıkmıştı. Bakışlarım yeniden alevlendi, gözyaşlarım durdu. 


“Çünkü senin kardeşini yaktılar!” diye bağırdım en sonunda. İçeridekilerin duymasını umursamadım, istedikleri kadar duyup bana acıyabilirlerdi çünkü ben bana acımayan kimseye acımıyordum. “Anlattım o kadar hiç mi anlamıyorsun!? Öldüm diyorum! Çırpınıyorum! Tek başımayım diyorum! Görmüyor musun abi?!”


Tepkime şaşırmıştı bu yüzden bana doğru geldi ama elimi öne uzattım. “Milena,” dedi kısık sesle.


Milena….Mİlena…Milena..


“Git!”


“Milena,” sanki sesini bana duyurmaya çalışıyordu.


“Senin aradığın kız burada değil! Gelmen hataydı, git ve dönme! Bir daha dönme! Elena’yı bul onu götür ama karşıma çıkma!” 


“Milena iyi değilsin!” 


Güldüm alayla “İyi değilim?!” yaşaran gözlerimi sildim. “Yaşamayı seven benim nefesini kestiler! Sence iyi olabilir miyim!?” bana delirmişim gibi bakıyordu. Belkide haklıydı delirmiştim artık, yaptıklarım ve olanlar beni delirtmişti. 


Kapının sert bir şekilde açıldığını duydum ama o tarafa dönmedim “Ne oluyor burada!?” diye bağırdığını duydum Mortis’in. 


“Git!” dedim tekrardan abime döndüm. “Sonra gelirsin ama şimdi git,”


“Mi-” onun sözünü yarıda kesen Mortis’in bedeni oldu “Geri bas,” sesi düz ve netti.


“Sen kimsin kardeşimle arama giriyorsun?” diye sordu abim sinirle.


“Onun hayatını kurtaran adamım, peki sen kimsin? Yıllar sonra kardeşinin karşısına çıkan kahraman abi mi?” 


“Sen ne cürretle benimle böyle konuşuyorsun?”


Mortis’in arkasından çıkıp abimin önüne geçtim, başım zonkluyo midem bulanıyordu yine de kendimden taviz vermedim. “O benim hayatımı kurtaran adam,” dedim üzerine basa basa. “Şuan burada karşında duruyorsam ve hala nefes alıyorsam onun sayesinde,” Jasmi dışında kapıda dikilen ekibe baktım. “Burada duran adam olmasaydı, kapıda duran, içeride vurulan kız olmasaydı nefes almıyor olacaktım. Mezarım bile olmayacaktı, oysa sen mezarının olmamasının ne demek olduğunu bilmiyorsun. Ben biliyorum.” 


“Geçmişi değiştiremem Milena ama gelecekte elini tutan el arkandaki dağ olurum.” dedi abim kendimden emin bir şekilde.


“Ben kendimin dağıyım zaten,” önce yüzüme daha sonra arkama baktı en sonunda bakışları kapıda duran ekipte durduğunda ise sadece kafasını salladı ve arkasını döndü. 


Sırtımda büyük ve sıcak elin dokunuşunu hissettiğimde ürperdim midem daha da bulandı. Bugün benim önümde duran adamı tamamen ifşalamıştım, ekibini ifşalamıştım. Bugün benim arkamda duran adama ihanet etmiştim. Kapıda benim için duran insanlara ihanet etmiştim Ne yaparsam yapayım asla silinmeyecek bir günahtı.


Yaptığım şeyin farkına daha yeni varıyor gibiydim. Kapıdaki insanlara bakınca başım daha çok ağrımaya başladı. İtiraf etsem affedilir miydim diye düşündüm. Oysa affetmezlerdi biliyordum.


Mortis’in dokunuşundan kurtulmak için bir adım attım, ikinci adımı atmak için zamanım kalmamıştı. Başımdaki zonklama daha artmış gözlerimin bulanık görmesine sebep olmuştu. “Milena?” arkamdaki ses sorgu doluydu. 


Cevap vermek istedim lakin dudaklarım oynamadı oysa söylemek istediğim çok şey vardı. Bacaklarım artık hissizleştiğinde öne doğru gittim kafamın yere vurmasını ve artık aklımın başına gelmesini bekledim. Onun yerine arkadan bir kol belime dolandı. “Milena!” diyen sesi telaşlıydı.


Hani her şeyle başa çıkabilirdin?


Kendi vicdanın, gururun altında ezildin.


Vicdan mahkemeden suçlu çıktın 


Bundan sonra hep enkazsın. 



Umarım bölümü beğenmişsinizdir bölüm hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum 



Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle

Yorumlar

  1. Mükemmmelll duyguları o kadar net hissettimkii🥹💖

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuyan gözlerine sağlık balımmm duyguları hissettirebildiysem ne mutlu bana🥹🫂

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar