Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

C. AKOR 8

 



“Kendini öyle bir seveceksin ki,

seni öyle bir sevdireceğim ki 

artık aynada sadece bir değil iki 

kişi göreceksin.

Biri sen olacak diğeri de ben.”


Olur Ya - Yalın

Tatlıyla Balla - Yalın


Umarım bu bölümü okuduktan sonra kendizini sevmek için çabalarsınız 🫶🏻🫂


İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım


 KAZADAN 70 GÜN ÖNCE 


Bir insana veda etmek sana bütün hayatına veda ediyormuş gibi hissettirebilirdi. Çünkü aslında veda ettiğin o insan değil o insanla olan anılardır. Onunla yaşadığınız, paylaştığınız bütün duygularınıza veda etmek zorunda kalırdınız.


Ben sadece bir arkadaşa değil hayatımın yarısından fazlasında benimle beraber olan bir insana veda etmiştim. 


Semina’ya veda etmek sandığımdan daha zor olmuştu, öyle ki on gündür kendi içime kapanmış durumdaydım. Çınar Alp ile mekanlara bakacağımız günü ertelemiştim. Okuldaki devamsızlıklarımın hepsini harcamıştım. İşe gitmiyordum. Hayat durmuş gibiydi, hayat benim için artık ilerlemiyor gibiydi.


Öte yandan her gün en az beş dakika da olsa Semina ile konuşuyordum. Oraya çoktan alışmaya balışmıştı bile, ona bu konuda biraz kırgındım. Benim hayatım durmuştu ama o devam ediyordu, yine de onun için mutluydum en azından birimizin hayatının yoluna gitmesinden memnundum.


Ve bugün, tam on gün sonra yorganı üzerimden atıp üzerime bulduğum ilk siyah askılı elbiseyi geçirdikten sonra okula gidecektim. 


Üzerime deri ceketimi giyip saçlarımı ve kahküllerimi düzeltip hafif bir makyaj yaptım. Siyah rugan ayakkabılarımı da giydikten sonra çantamı alıp odadan çıktım.


Bu on günde yaptığım tek şey olarak yine Eren’i kontrol ettim. Onu hala tedaviye ikna etmeye çalışıyordum ancak annem ve babamdan o kadar çok korkyordu ki bunu şiddetle reddediyordu. 


Bulduğum tek teselli gerçekten artık almayı bıraktığını görmemdi. Zorlanıyordu bunu gözlerinden titreyen, ellerinden, gergin tavırlarından anlayabiliyordum ama yine de kendisi için çabalıyordu.


Odasının kapısını tıklatıp içeri girdim, her zamanki gibi bu saatlerde uyuyordu. Yüzüstü yattığı yatakta yine üzeri açılmıştı, üzerini örtüp saçlarını okşadım. “Beraber halledeceğiz,” geri çekildim ve odadan çıktım. 


“Anne ben çıkıyorum,”


“Akşam geç kalma. Özkan Bey ve ailesi yemeğe gelecek,” diye seslendi annem. Olduğum yerde durup istemsizce kasılırken görmeyeceğini bilsem de sadece kafamı sallamakla yetindim.


Bu akşam Çınar Alp gelecekti, on gün sonra onunla ilk defa yüzyüze gelmek benim için gericiydi. Bu on günde neredeyse ondan köşe bucak kaçmıştım. Aslında kaçmak değildi sadece biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.


Yalnızlığa yeniden alışmaya ihtiyacım vardı.


Kampüse girdiğimde içim yine buruklaştı genzim yandı. Semina’yı gerçekten çok özlüyordum, ona sarılmayı özlüyordum. Amfiye girdiğimde her zamanki gibi köşeme çekildim, okulda çok fazla kimseyle muhattap olmazdım.


Yanıma Erkan oturduğunda bana gülümsedi ve Günaydın der gibi kafasını salladı. Bende ona kafamı salladığımda bir süre sadece bana baktı. “Semina için üzüldüm,” dedi Erkan. “Onunla ne kadar yakın olduğunuzu biliyorum. Açıkcası seni uzun zamandır görmeyince bayağı endişelendim. Sana yazacaktım ama belki biraz alana ihtiyacın olur diye düşündüm.”


“Beni düşündüğün için teşekkür ederim Erkan. İyiyim,” dedim bütün samimiyetimle. 


“Gerçekten iyisin yani?” diye üsteledi tekrardan.


Değilim. Berbatım.


Hafifçe gülümseyip kafamı salladım “Gerçekten iyiyim,”


“Gözlerin doldu,” dediğinde o ana kadar gözlerimin dolduğunu fark etmemiştim bile. 


Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırıp kirpiklerimdeki doluluğu götürdüm. “Alerjiden olmuştur. Bu aralar biraz fazla ders çalıştım ikisi birleşince böyle oldu,” bana inandı mı bilmiyorum ama daha fazla ısrar etmeden kafamı salladı.


Ders başladığında bir türlü kafamı derse veremedim. Bana ne olduğunu bilmiyordum, bir insanın gidişi ne kadar yakınım olursa olsun hayatımı bu kadar etkilememeliydi. 


İkinci derse kalamadan okuldan çıktım, sanki amfi beni boğmaya başlamış gibi hissetmiştim. Önüme bakma tenezzülüne bile girmeden koştura koştura yürüyordum. 


Çarptığım sert bir bedenle geriye doğru sendeledim ama son anda kendimi toparlamayı başardım. “Çok özür dilerim,” dedim kim olduğuna bakmadan yanından geçerken.


Koluma dolanan tanıdık dokunuşla olduğum yere mıhlandım ve ona döndüm. Neredeyse iki haftadan fazla olmuştu sıcak çikolataya benzeyen kahve gözlerini görmeyeli. Çınar Alp tam karşımdaydı, kolumu tutuyor bakışlarında garip bir ifade vardı.


“Çınar Alp?” dedim daha çok sorar gibi, benim okuluma giden sokakta ne işi olduğunu soramadım ama onun gözlerime baktığında bunu anladığını varsaydım.


“Sana geliyordum ben,” dedi direkt konuyu saptırmadan. “Önüme çok odaklanamadım özür dilerim, bir yerin acıdı mı?”


Aslında acımamıştı ama acımış gibi davranıp ağlasam olur muydu?


“Acımadı,” dedim gözlerine bakmayı sürdürürken. “Sen niye bana geliyordun?”


“Benden kaçtığın için,” yine çok açıktı, bu kadar açık olması kalbime zarardı.


“Kaçmıyordum,” diye inkar ettim.


“O yüzden mi bütün mesajlarıma kısa kısa cevaplar verdin, hatta çoğunu görmezlikten geldin?”


Utançla bakışlarımı kaçırdım. “Sadece biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Kaçtığım sen değildin, ben sadece kendime hatırlatmaya çalışıyordum,” 


“Neyi hatırlatmaya çalışıyordun?”


Zorlukla yutkunup bakışlarımı ona çevirdim “Yalnızlığı,” dedim. “Bunu unutmaya başlıyorum ve bu senin suçun. Bana yalnızlığı unutturuyorsun oysa her zaman yanımda olmazsın,”


“Ya olmak istiyorsam?” diye sordu birden.


Gözlerim şaşkınlıkla açıldı “Nasıl yani?” diye sordum.


“Ya her zaman senin yanında olmak istiyorsam? Hep yanında olmak, senin yanından bir an bile ayrılmak istemiyorsam?” dediğinde yine kalbim hızlandı.


Heyecan öyle bir bedenimi istila etti ki ellerimi Çınar Alp’in kollarının üzerine koydum hatta tırnaklarımı hafifçe kollarına geçirdim. Nefeslerim gittikçe hızlanmaya başladı belkide nefes almayı unutmuştum.


“Hazan?” Çınar Alp’in sesi korkulu geliyordu oysa korkmasına gerek olmadığının farkında değildi. “Nefes al hazan güneşi,”


“Sen ne dediğini duydun değil mi?” diye sorabildim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki sonunda duracak gibi hissediyordum. 


“Hazan ilacın var mı?”


“Bu öyle bir şey değil,” kafamı iki yana salladım. “Bu çok farklı bir şey. Kalbim sanki yerinden çıkacak ama korkudan değil heyecandan. Sanki nefesi kesilecek panikten değil sevinçten,”


“Yanına olmak istiyorum,”


“Ya sende bir gün gitmek istersen?” sesimden korkum belli oluyordu.


“Gitmem,”


“Hiç mi?”


“Hiç,”


Gözlerim yine doldu. “Çınar Alp,” neredeyse ağlamak üzereydim. “Sana sarılabilir miyim?” diye sordum titrek bir sesle.


Benim titreyen sesimle beraber onun gözbebekleri de titredi ardından kollarını bana açtı. Hiç beklemeden on gündür bunu bekliyormuş gibi kollarımı onun ince ama kaslı beline doladım. Yüzümü göğsüne gömdüğümde yaşlar benden izin almadan onun göğsünü ıslattı.


“Semina gitti,” dedim boğuk bir sesle. 


Saçlarımın arasında gezinen elini hissetmek ağlamamı daha da şiddetlendirdi. “Şşş, sorun yok Hazan,” dedi teselli eder gibi. “O senden temelli gitmedi. Kısa süreli bir veda bu,”


“Onsuz eksiğim,” dedim titrek bir sesle.


“Ben senin tamamlanmana yardım ederim. Kendi kendini tamamlarsın,” 


Cevap olarak sadece dudaklarımdan büyük bir hıçkırık koptu. “Yapmam, o kadar güçlü bile değilim.”


“Öyle olduğunu biliyorsun,”


Kafamı iki yana salladım “Bilmiyorum çünkü öyle değilim,” bu konuda ne derse desin fikrimi değiştiremeyecekti. Güçlü değildim ama bundan şikayetçi miydim bilmiyordum. Herşeyin altından kalkmak istemiyordum, bazen düşmek istiyordum.


“Hazan-” dediğinde hızla sözünü kestim. “Sadece sarılalım olmaz mı? Sadece bir süre böyle kalalım.”


Çenesini başımın üstünde hissettim aynı anda dudaklarından sıkıntılı bir nefes düştü. “Kalalım. Sakinleş sende,” sesi hafif kızar gibiydi. “Panik atak geçirmeni istemiyorum. Ayrıca bil diye söylüyorum kriz yönetimim hiç iyi değil panik atak geçirirsen arkandan bir ambulansla bende gelirim.” bunu öyle bir ciddiyetle söylemişti ki dudaklarımdan küçük bir kıkırdama çıktı.


“Merak etme geçirmeden önce seni bilgilendiririm,” kafam onun göğsüne yaslı olduğu için sesim boğuk çıkmıştı.


Çınar Alp geri çekilip yüzüme baktığında bende alttan alttan yaşlı gözlerle ona baktım. “Benim yanımda panik atak geçirmek yok, yasak sana,” saçımdaki elini çekip yüzümdeki yaşları sildi. “Ağlamakta yasak,”


Kaşlarımı çattım. “Hadi ya?” dedim. “Her şey yasak o zaman senin yanında?”


Dudaklarında keyifli bir gülüş oluştu. “Hayır, benim yanımda sana her şey serbest,” demesiyle bu sefer dudakları keyifle kıvrılan ben oldum. 


Bulunduğumuz konumu fark ettiğimde birden bedenimi bir ateş kapladı. Boğazımı hafifçe temizleyip geri çekildim ve aramıza bir adımlık mesafe bıraktım. “Bu akşam yemeğe geliyormuşsunuz,” sesimdeki heyecanı gizlemeye çalışıyordum.


“Aslında ben pek geleceğimi sanmıyorum,”


Dudaklarım büzüldü “Yaa,” dedim son harfi uzatarak. “Gelmeyecek misin? Niye gelmiyorsun ki? Sana yine yaban mersinli kek yapardım,”


“Yaban mersinli kek yapacaksan gelirim,”


Gülümsemem daha da çoğaldı. “O zaman kesin geliyorsun çünkü yaban mersinli kek yapacağım,”


Kafasını salladı “Yap o zaman,”


“Yapacağım,”


“Mekanı bakmaya gidelim mi?” diye sorduğunda ona hayır diyemezdim. Benim için buraya kadar gelmişken onu geri çeviremezdim.


“Olur ama çok fazla kalamam çünkü kek yapacağım,”


“Kalmayız,” 


“Gidelim o zaman,”


🎡 


Bakacağımız ilk mekanın önüne geldiğimizde bakışlarım etrafta dolaştı. Sahte çiçeklerle oluşan bir kapısı vardı zaten açık mekan olduğu için direkt çimlerde yürüyordunuz. Etrafta henüz tam açmamış şeftali ağaçları vardı, kocaman beyaz bir sahne ve yine sahnenin arkasında da renkli çiçekler vardı.


“Nasıl beğendin mi burayı?” diye sordu Çınar Alp.


Kafamı salladım “Güzel ama çok çiçek var, sanki biraz boğuyor gibi,” diye fikrimi dürüstçe belirttim.


“Diğer mekanlara da bakalım,”


“Olur,” yan yana yürürken aramızda sessizlik hakimdi. İkinci mekan kapalı bir mekandı, daha doğrusu bir otelin davet salonuydu. Beyaz ayaklı yuvarlak bar masaları, tavanında kocaman bir avize vardı. Oldukça modern ve şık bir yerdi ama aradığım yer burası değildi.


“Çok samimiyetsiz bir ortam,” dedim. “Ben daha sıcak bir ortam arıyorum ama geç oldu,” saat altıyı geçmişti ve ev gidip kek yapmam lazımdı.


“Son bir mekan var oraya bayılacağına eminim,”


“Yarın gitsek olmaz mı geç kalmayalım,” dediğimde Çınar Alp’in eli benimkini tuttu. “Çok uzun sürmez, hızla bakarız. Merak etme yetiştirirsin keki,” dedi sanki kafamdaki düşünceleri okuyormuş gibi.


Gözlerimi kıstım “Aklımı mı okuyorsun?” diye sordum alayla.


“Hayır sadece kafanın içini buradan bile duyabiliyorum,” dedi beni yine lal ederken. “Bence koşmalıyız o zaman yetişiriz,” beni peşinden çekerken adımları hızlandı onunla beraber bende hızlı yürürken en sonunda artık koşuyorduk.


“Çok hızlı koşuyorsun,” dedim nefes nefeseyken ama yorgun değildim aksine gülüyordum.


“Yetişmemiz lazım, yoksa nasıl kek yapacaksın,”


“Sadece kek için geleceğini düşünmeye başladım,”


“Tek gelme sebebim o değil,” hem koşuyor hemde nefes nefese konuşuyorduk.


“Oda var yani?”


“Kekinin lezzetini es geçmek aptallık olur,” sözlerine yine güldüm zaten uzun zamandır sadece ona gülüyordum.


En sonunda büyük bir binanın önünde durduğumuzda Çınar Alp’e döndüm. “Burası değil, değil mi?”


“Ön yargılı olma hemen,” beni peşinden binanın içine çektiğinde merdivenleri hızlı adımlarla çıktık. En sonunda bir teras katına çıktığımızda gözlerim hayranlıkla parladı. 


Renkli ışıklarla aydınlatılmış terasın tavanından çiçekler sarkıyordu. Tavandan sarkan çiçekli ışıklar ortama sıcak bir hava katıyordu. Bar masalarının üzerinde krem rengi çiçek desenli örtüler vardı. Büyük ahşap bir sahnesi hatta bir bar köşesi bile vardı.


“Burası çok güzelmiş,” sesimdeki hayranlığı gizleymeden Çınar Alp’e döndüm. 


“Ön yargılı olma demiştim,”


“Haklıymışsın,” kafamı yana yatırdım “Yine,” 


“O zaman burası mı olsun?”


Heyecanla kafamı salladım. “Burası olsun,” bir elimi kalbimin üzerine koydum “Çok güzel olacak, bunu hissediyorum.”


“Sen varken güzel olmaması imkansız,” dedi.


“Sen böyle bakarken güzel olmaması imkansız,” dedim. 


Onun hayatına dokunmak istiyordum. 

Kendini değerli görmesini istiyordum.


“Eren’in durumu nasıl?” 


“İyi olmaya çalışıyor,” ondan aklımı alamıyor ama yeniden aklıma geldikçe kalbim sızlıyordu. “Sınavdan sonra okul diye tedavi olmaya gidecek,”


“Daha erken gitmeli,”


“Biliyorum ama anneme bunu söyleyemem Çınar Alp. Kardeşimin hayatı mahvolmuş durumda daha fazla berbat olmasını istemiyorum,” dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. “Tedaviye İstanbul'a beraber gideceğiz,” 


“Beraber mi?” sesindek duyguyu çözemedim.


Kafamı sallarken ona bakmaktan kaçtım. “Beraber. Onu yalnız bırakamam kardeşimin bana ihtiyacı var ve ben onu düşünmek zorundayım. Hem orada güzel bir iş bulurum sonuçta o zamana kadar mezun olmuş olacağım.”


Elinin içindeki elimi sıktığında elini tutmaya devam ettiğimi fark ettim ve ona döndüm. Sıcak çikolata kahvelerinde büyük bir hayal kırıklığı vardı. “Kendini ne zaman düşüneceksin Hazan?” diye sorduğunda gözlerindeki hayal kırıklığının benim için olduğunu fark ettim.


Kendimi düşünmediğimi mi düşünüyordu? Haklıydı belki de düşünmüyordum ama o benim için yine bana karşı hayal kırıklığı duyuyordu. 


Beni benden bile fazla düşünüyordu.


Elini hızla bırakıp geri çekildim “Eve gideyim kek yapacağım,” dedim hızla. 


Kafasını salladı ama gözlerindeki neşe artık yoktu, gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Onun gözlerine bakınca kendimi kendime karşı suçlu hissetmek istemiyordum.


Bu haksızlıktı kendini bile bu kadar düşünmediğini fark ettim. Kendin düşünmüyor ama benim için hayal kırıklığı duyuyordu. Bu bencilceydi.



“Çınar Alp,” dedim yumuşak bir sesle. “Ben seni terk etmeyeceğim. Söz veriyorum, gitsem bile seni terk etmiş olmayacağım.” bir gün gitsem bile gitmeden önce sana kendini sevdireceğim, öyle bir sevdireceğim ki aynada bakınca artık iki kişi göreceksin. Biri ben diğeri kendin olacak. Kendini öyle bir seveceksin ki benim gözümden kendini göreceksin. Kendini öyle bir seveceksin ki artık bana ihtiyacın olmayacak. Kendini öyle bir seveceksin ki artık ellerin titremeyecek.


Bana bir cevap vermedi ama bakışlarındaki hayal kırıklığını gölgeleyip bana kocaman gülümsedi. “Kekini yemek için sabırsızlanıyorum,” dedi.


Kafamı salladım ve hızlıca merdivenlerden aşağı indim. Yol boyunca bana söylediği o cümleyi yok saymaya çalıştım. Hayır yok saydım bunu kendime inandırmaya çalıştım. 


Bu sefer ben kendi kendime yol boyunca aynı soruyu sordum ; Ne zaman kendini düşüneceksin Hazan? 


Yine de bu sorunun cevabını bulamadım.


Eve gidip yaban mersinli keki yaptım ama kafamda yine o soru döndü. Ne zaman kendini düşüneceksin Hazan? Düşünmemem gerektiğini biliyordum, hayır gerçekten biliyordum çok fazla düşünmek beni delirtirdi ama düşünmeyi durduramadım. Başkası bana bu soruyu sorsa bu kadar düşünmezdim belki ama başkası sormamıştı ki, Çınar Alp sormuştu bu yüzden düşündüm ama yine cevabını bulamadım.

Keki pişirmeye koyduktan sonra üzerimi değiştirmek için odama girdim. Karamel miyavlayıp bacaklarıma sarıldı hiç düşünmeden onu kucağım alıp öpücüklere boğdum. 


“Seni ihmal ettim değil mi bebeğim?” Karamel bana cevap olarak miyavladı ve iyice sırnaştı. “Özür dilerim, söz sana daha fazla sarılacağım ve daha fazla öpeceğim,” Karamel'i yere bırakıp telefonumu elime aldım ve Semina’yı görüntülü aradım.


Telefon ilk çalışta açıldığında Semina’nın yurt odasındaki koltukta oturduğunu gördüm. “Semi, Çınar Alp ailesiyle yemeğe geliyor,” telefonu açar açmaz hiç konuşmasına izin dahi vermeden konuşmuştum. 


Gözleri kocaman açılırken ağzına atacağı cips elinden düştü. “Ne demek yemeğe geliyor!?” diye adeta haykırdı. 


“Geliyor işte Semina,” dedim dolabımdan bordo rengi yüksek bel bol bir kot çıkarırken. Pantolonu hızla üzerime geçirdim “En fazla bir saate burada olurlar,”


“Oha!” dedi.


“Bencede ve bunu sana haber vermezsem çatlardım,” bordo çizgili, beyaz, üzerime tam oturan gömleği de üzerime geçirdim. Baştan ilk iki düğmesini açık bırakıp yakalarını düzelttim.


“Şimdi bende bütün gece ne oldu niye meraktan çatlayacağım,” dedi ardından ağzına bir cips attı. 


“Sen nasılsın?” 


Omuz silkti “İyi,” dedi.


“Semina bana bir şey anlatmıyorsun ve bu hoşuma gitmiyor,” derken sesim ciddileşmişti. “Bana neden anlatmıyorsun?”


“Hazan şimdi gitmem lazım oda arkadaşım geldi sonra ararım seni,” 


“Peki,” dedikten sonra telefonu kapattım. Sıkıntılı bir nefes verdikten sonra artık omzuma kadar uzanan saçlarımı ve kahküllerimi düzleştirdim. Gözüme kahverengi bir göz kalemi sürdüm, rujumu tazeledim. 


Karamel’i son bir kez daha öptükten sonra odadan çıkıp mutfağa geçtim. Keki fırından çıkarıp fotoğrafını çektim ve Çınar Alp’e attım.


Hazan ; Kek hazır geleceksin değil mi?


Çınar Alp anında çevrimiçi oldu


Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; O keki asla kaçıramam


“Abla ne yapıyorsun burada?” duyduğum sesle irkilip kapıdaki Eren’e döndüm. Elim kalbime giderken kaşlarımı çattım “Ne kadar sessiz geliyosun Eren ya!” diye çemkirdim.


Gözlerini devirdi “Zil takıp oynayarak mı gelseydin?”


“Sus bana cevap verme,” Eren’e doğru adımladım. Üzerindeki beyaz gömleğin kenarlarını düzelttim, altına ise siyah kumaş pantolon giymişti. Saçlarını güzelce geriye doğru taramıştı ve gözlerinin altındaki moruklar azalmıştı. “Kullandın mı?” diye sordum hiç konuyu saptırmadan.


Bakışları yere indi “Fazla değil,” dedi.


“Eren bunu konuşmuştuk,” 


“Bugün bir rezillik çıkarmak istemedim,”


“Bunu kendine yapma,” dedim. “Ben halledeceğiz demedim mi? Sınava kadar biraz kendini sık demedim mi? Sonra beraber İstanbul’a gideceğiz sen temizleneceksin bende hayatımı kuracak sana destek olacağım,”


“Bunu yapmana gerek yok,” dedi mahcup bir sesle.


“Ben senin ablanım.”


“İyi ki varsın,” 


“Eğme başını,”


“Sana söylediklerimden dolayı hala utanıyorum. Sen beni hemen affettin ama ben kendimi affedemedim abla. Bana bağırsan bu kadar canım yanmazdı ama sen sadece sustun ve beni affettin bu benim canımı daha çok yaktı.”


Kaşlarım anında çatıldı “O ne demek öyle ben sana kırılmadım, oldu bitti.” söylediklerim yalandı ama onun bilmesine gerek yoktu. “Hem ne diyorduk. Ablan herşeyi…”


“Halleder,” diye tamamladı sözümü.


“Aynen öyle. Hadi şimdi içeri gidelim misafirler şimdi gelir,” dedikten sonra beraber salona geçmiştik ki kapı çaldı. Kalbim anlamsız bir şekilde çarparken kapıya doğru ilerledim.


Kapıyı açmamla ilk karşıma çıka kişi Özkan Bey ve Aslı Hanım olmuştu. Hemen arkasında ise sarı saçı mavi gözlü aynı Aslı Hanım’a benzeyen genç bir kız ve Çınar Alp vardı.


“Hoşgeldiniz,” dedim ama gözlerim Çınar Alp’te takılı kalmıştı. Onun gözleri ise bendeydi.


“Hoşbulduk,” dedi Aslı Hanım kollarını bana dolarken. “Çok güzel olmuşsun Hazan,” ardından geri çekilip kocasına döndü “Öyle değil mi Özkan? Su gibi duru bir güzelliği var,”


“Öyle, Rabbim bahtını da açık etsin,” derken içeri girdiler. 


Çınar Alp çok kısa bir an önümde durdu ve gözlerime baktı ardından giydiği haki yeşili kumaş pantolonunun cebinden bir şey çıkarıp bana uzattı. Elinde gördüğüm dönmedolaplı kolyeyle beraber gözlerim parladı. “Görünce sana almak istedim. Umarım beğenir ve takarsın,”


“Bana mı aldın?” dedim elindeki kolyeye uzanırken. Çok güzel duruyordu dönme dolabın kenarlarında rengarenk taşlar vardı. 


“Sana dedim ya,”


“Takarım ben,” heyecandan kelimelerim tükenmişti. “Çok sevdim.” beni düşünerek aldığı bir şeyi zaten beğenmemem imkansızdı. Yine ona kızdım, bana hediye aldığı için değil ilk beni düşündüğü için. 


Üzerindeki siyah gömleğe takıldı bakışlarım “Yakışıklı olmuşsun,” dedim.


“Sana layık olmak için,” dedikten sonra Çınar Alp yanımdan geçip masaya oturdu bende onun yanındaki sandalyeye oturduğumda aldığı kolyeyi cebime koymuştum. Yemek boyunca hep işle alakalı şeyler konuşulmuştu, yemekler kalktıktan sonra sıra tatlıya geldi.


Herkese yaptığım kekten dağıtırken en son Çınar Alp’in önüne koyuyordum ki Aslı Hanım araya girdi “Çınar yabanmerisini sevmez Hazan ona verme,” dediğinde olduğum yerde donakaldım.


Sevmiyor muydu?


Sevmediği halde onun için getirdiğim keki yemiş birde yeniden onu yapacağımı söylediğimde kabul etmişti. “Seviyorum,” dedi direkt Çınar Alp.


Bakışlarım kimseye değil Çınar Alp’e değdi “Sevmiyor musun?”


“Seviyorum,” dedi yine hiç tereddüt etmeden.


“Ne zamandan beri seviyorsun abi?” diye sordu kardeşi olduğunu öğrendiğim sarı saçlı kız. Adı Nil'di 


“Hazan bana kek yaptığı günden beri,” dedi ama bu sefer kaşlarımı çattım.


“Sevmiyorsan bana söyleyebilirdin,” dedim sinirle ve tabağı onun önünden çekiyordum ki Çınar Alp hızla tabağı tuttu. 


“Seviyorum dedim ya,” 


“Hayır yeme sen,” sırf ben yaptığım için yemeyecekti. “Sevmiyorsun, sırf ben yaptım diye sevmeyeceksin,” tabağı tekrardan çekmeye çalıştığımda yine izin vermedim.


“Eskiden sevmiyordum ama artık seviyorum. Sadece sen yaptığın için değil gerçekten tadını sevdiğim için. Daha önce kimse bana yabanmersinli kek yapmamıştı tadının nasıl olduğunu bilmiyordum ama şimdi biliyorum çünkü sen bana yaptın ve ben tadını sevdim,”


Anında sözlerine eridim ve çatılan kaşlarım düzeldi. “O zaman ye,” tabağı önüne koydum. Bütün masadaki bakışlar bizim üzerimizdeydi ama umursamadım. Fark ettiğim şeyi ona belli etmemeye çalıştım ama yine de düşünmeden edemedim. 


Çınar Alp’in tabağı tutan eli titremişti ve ben artık bunun neden olduğunu tahmin edebiliyordum. 



Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle








Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar