Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C.AKOR 7
“Tek bir kez bakmam yetti o Hazan vakti gözlerine tutulmama.
Tek bir an yetti gülüşüne hayran olmama”
İçimde Bir Bahar - Duman
Tutun Sen Bana - Yüzyüzeyken Konuşuruz
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
ÇINAR ALP SANCAR
“Hayır biri değil senin hayatına dokunmak istiyorum,”
Bu onun ağzından duyduğum şeylerde favorilerimde ikinci sıraya girerdi. Yine de bir yerde kalbimdeki ağrıyı hissettim, çünkü gerçeğin farklı olduğunu biliyordum.
O sadece kendini sevmek, kendini iyi hissetmek için hayatıma dokunmak istiyordu. Bu sevgi değildi bu bir tür ihtiyaçtı, bunun farkındaydım ama yine de kendimi bu konuda kandırmak istiyordum.
Hayatıma zaten dokunuyordu, onu ilk gördüğüm anda zaten hayatıma dokunmaya başlamıştı bile. Sadece bunun farkında değildi ve belki de hiç farkında olmayacaktı ama yine de bunu da sorun etmedim.
Onun derdi benim için kendimden daha önemliydi. Tek başına mücadele etmek zorunda kaldığı şeylerde yanında olmam gerekiyordu. Bunu bir görev olarak görüyordum çünkü onu seviyordum.
Bakışları uzun süredir sadece denizdeydi sanki kaybolmuş gibi boş ama aynı zamanda da derin gözlerle bakıyordu. “Ben ne yapacağım Çınar Alp?” diye sordu dakikalar sonra içli bir şekilde.
Ona içim gidik bir şekilde baktım, onu kollarımın arasına alıp her şeyin geçeceğini söylemek istedim. “Halledeceğiz Hazan,” dedim sadece yanında olduğumu bilsin diye.
Bakışlarını denizden çekip kafasını bana çevirdi. “Birlikte mi?” diye sordu şaşkın bir şekilde.
“Sende istersen birlikte,”
Bir şey söylemeden tekrardan denize döndü, sonra aklına bir şey gelmiş gibi tekrardan bana döndü dudaklarında yaramaz bir gülüş oluştu. “Sence bu havada deniz çok soğuk olur mu?” diye sorduğunda aklından geçenlerini anladım.
Gözlerimi kısıp bende ona gülümsedim “Yüzmek mi istiyorsun?”
“Unutmak istiyorum,” sesindeki kararlılıkla oturduğu yerden kalktı. “Geliyor musun?”
Oturduğum yerden kalktım “Seni nasıl reddedebilirim ki?” ben üzerimdeki tişörtü tek hamlede çıkarıp kumlara attığımda altımda sadece dizlerime kadar gelen şortum kalmıştı.
Hazan’da üzerindeki tişörtü çıkarıp sadece sporcu atletiyle kaldığında bakışlarımı hızla bedeninden çektim. Ayakkabılarımı da çıkardıktan sonra Hazan denize doğru koştu. Hava kararmaya başladığı için hızla ona yetiştim ve ellerimiz birbirini teğet geçti.
“Hava kararıyor o yüzden yanımdan ayrılma, yakın duralım,”
Hazan bana değil ufuk çizgisine bakıyordu “Şuna baksana Çınar Alp,” dediğinde çoktan bedenlerimizin yarısı suyun içindeydi. Denizin ufuklarında güneş batmaya başlıyordu ve bu batış tam bir görsel şöleniydi. Hafif kahverengi ve sarı karışımı bir renk olmuştu.
Hazan vakti güneşi.
Tıpkı gözleri gibi.
“Hazan güneşi, tıpkı senin gözlerin gibi,” bende olan gözleri doldu. Onun hakkında nefret ettiğim tek şey dolan gözleriydi, gözyaşlarından nefret ediyordum.
“Doğru,” dedi Hazan kafasını sallarken. “Hazan güneşi demiştin gözlerime bu yüzden gözlerimi artık daha çok seviyorum,” kalbim o an duracak sandım.
Bana doğru birkaç adım attığında aramızda çok bir mesafe kalmamıştı. “Ve karar verdim ilk gözlerini çizeceğim,”
“Gözlerimi mi? Neden?” daha doğrusu bunu demesine şaşırmıştım. Sürekli benim değerli olduğumu söylemeye başlamıştı, bunun doğru olmadığını biliyordum yine de Hazan bunu söyledi diye inanmış gibi yapmayı seçtim. Sırf o söyledi diye kendimi kandırmaya bile razıydım.
Çünkü ben onu tanımadan sevmiştim, onun sözlerini bilmeden sadece gözlerine, gülüşüne bakarak sorgusuz sualsiz sevmiştim. Şimdi tek bir sözüne mi inanmayacaktım? İmkansızdı.
Kafasını yeniden güneş batımına çevirdiğinde utandığını anladım. “Gözlerin içimi sıcacık yapıyor aynı sıcak çikolata gibi,”
Kahkaha attım “Sıcak çikolata mı?” diye sordum gülerken.
Daha da utanarak kafasını salladı ve kafasını diğer tarafa çevirdi. “Öyle,” diye mırıldandı.
“Utandın mı sen?” dedim utandığını bildiğim halde.
“Şunu yapmayı kes!” dedi sahte bir kızgınlıkla. Bu tavrına daha çok gülerken yüzüme gelen suyla gülüşüm kesildi ve şaşkınlıkla Hazan’a döndüm.
Bakışlarımdan ne yapacağımı görmüş gibi gözleri kocaman açılırken geri çekildi. “Çınar Alp kesinlikle olmaz!”
“Bittin sen!”
🎸
HAZAN YALÇINER
Suyun içinde yine sudan kaçmaya çalışan ilk insan olabilirdim. “Çınar Alp!” diye bağırdım yüzüme gelen suyla beraber. Benim ona sıçrattığım su ile onun bana sıçrattığı suyun arasında dağlar kadar fark vardı.
Birbirimize başlattığımız su savaşının sonunda ikimizde baştan aşağı sırılsıklam olmuştuk. Yeniden neredeyse batmış olan güneşe döndüğüm sırada belime dokunan bir çift eli hissettim.
Dokunuşu bir o kadar tanıdıktı, bir o kadar da sıcaktı. Kalbim daha hızlı atmaya başladığında ona döndüm, bana bakan gözleri yeniden içimi sıcacık etti.
Onunda benim gibi göğsü hızla inip kalkıyordu, nefes nefese kalmıştı. “Çınar Alp..” dedim mest olmuş bir şekilde.
“Efendim?”
“Senin yüzünden çok ıslandık,”
Kaşları havalandı. “Benim yüzümden mi?”
“Tabiki de senin yüzünden!”
“İlk sen başlattın,” diye savundu kendini. Haklıydı ama bananeydi yani, o bana daha fazla sıçratmıştı.
“Sen daha çok ıslattın,”
“Sende çok ıslattın,”
“Sen devam ettirdin,”
“Gülünce çok güzel oluyorsun,”
“Hayır sen devam ettir-” bir anda dediği şeyi fark edip duraksadım ve heyecandan ne yapacağımı bilemeyip ellerimi onun çıplak koluna yerleştirdim. “Bu haksızlık!” sitemim ona değil onun cümlelerineydi, kendimeydi sitemim. Bu kadar çabuk ona bağlanmayı kabul ettiğim içindi.
“Üşüdün,” dedi Çınar Alp konuyu değiştirerek.
Kafamı sallayıp bir kaç adım geri çekildim ve temasımızı kestim çünkü biraz daha bana dokunmaya devam etseydi kalbim durabilirdi. Heyecandan kendimi kaybedebilirdim.
Kıyıya doğru yüzmeye başladığımda artık çenem soğuktan titriyordu. Antalya genelde soğuk olmazdı ama mart ayındaydık ve kışın emareleri henüz hala geçmemişti.
Kıyıya çıktığımda çıkarıp kenara fırlattığım tişörtümü alıp üzerime geçirdim. Çınar Alp’te tişörtünü giydiğinde ayakkabılarımı ve gitarımı alıp yürümeye başladım.
“Teşekkür ederim,” bugün yanımda olduğu için ona minnettardım. “Bana bugün olan bütün kötü şeyleri unutturduğun için teşekkür ederim. Bundan sonra bugüne dair aklımda kalan tek anı seninle geçirdiğimiz vakit olacak.”
“Daima,” bu kelimeden başka bir şey söylemedi. “Bugün bisiklete binmek istersin diye düşündüğüm için bisiklet ile geldim.”
“Çok isterim.” dedim içim içime sığmayan bir sesle.
Her zamanki gibi Çınar Alp’in önüne oturdum bu sefer yol boyunca konuşmadık aksine beraber sessizliğin tadını çıkardık. Evimin önünde durduğunda ona bir kez daha teşekkür ederek eve girdim.
Hiç vakit kaybetmeden odama girdim ve üzerimdekilerden kurtulup hızlı bir duş aldım. Üzerime civcivli bir pijama takımı giydikten sonra telefonumla beraber odadan çıktım.
Eren’i ne kadar çok merak etsem de şu an onunla konuşmak için hazır değildim. Her ne kadar kendimi suçluyor olsam da kırgındım. Eren haklıydı ben kendime de yetemiyordum ama ona yememeye çalışmıştım bunun için gerçekten çabalamıştım.
Mutfağa gidip ketıla su koyduğum sırada telefonum çaldı. Arayanın annem olduğunu görünce hızla telefonu açtım. “Hazan?”
“Efendim anne,”
“İşlerimiz biraz uzadı bu yüzden yarın akşam geleceğiz,” sesinde anlamlandıramadığım bir duygu vardı. Ağlamış mıydı?
“Her şey yolunda mı? Sen iyi misin?”
“Evet evet iyiyim sadece yorucu bir gün oluyor,”
“Tamam sen bizi merak etme,” telefonu kapattıktan sonra kendime sallama çay yaptım. Odama geçeceğim sırada Eren’in odasından gelen sesle içimi telaş kapladı.
Kapıyı çalma gereği bile duymadan odaya daldığımda komidinin üzerinde duran sürahinin yerde olduğunu gördüm. Eren tam sürahinin dibinde parçaları toplamaya çalışıyordu.
Elimdeki bardağı kenara bırakıp kardeşime doğru yaklaştım. Odaya girdiğimi duymamıştı bile bu yüzden elimi omzuna koydum. “Eren,”
Kafasını hızla bana çevirdi benim geldiğimi fark edince korku dolu bakışlarının yerine hüzün ve pişmanlık aldı. “Abla,” bunu o kadar içli söyledi ki içim sızladı. Tekrardan cam kırıklarına döndü. “Elim çarptı tutamadım, kırıldı her yer cam oldu, su döküldü. Abla ben kırdım. Ben seni kırdım bu cam sürahi gibi paramparça ettim! Abla nasıl toparlayacağım! Berbat ettim!”
Omuzları sarılmaya başladığında hiç vakit kaybetmeden onun yanına çöktüm ve ellerinin kan içinde olduğunu gördüm. “Eren bırak camları!” dedim korkuyla.
Kafasını hızla iki yana salladı. “Olmaz! Kırdım, çok kırdım toparlamam lazım,” Tekrardan bana döndü. “Çok kırdım abla! Öyle demek istemedim, özür dilerim. Ben çok kırdım nasıl toparlayacağım!?”
Yaralı ve kan akan ellerini sıkıca kavradım. Avucumun içinde ince bir sızı hissettim ama bunu umursamayacak kadar Eren için endişeleniyordum. “Ben burdayım ya Eren, senin yanındayım toparlarız beraber. Ablan toparlar seninle,”
Yüzünden akan yaşlarla bana baktı. “Çok kırdım seni. Çok ağır konuştum, özür dilerim. Öyle demek istemedim,” pişman olacağını zaten sözler ağzından çıktığı andan itibaren biliyordum.
“Biliyorum,” ellerinde tuttuğu camları bırakması için avucunu açmasını sağladım. “Sorun değil, öyle söylemek istemediğini biliyorum.” kollarımı ona doladığımda kafasını boynuma gömdü.
“Özür dilerim abla, yemin ederim çok pişmanım.”
“Biliyorum.” ellerimi saçlarından geçirdim. “Halledeceğiz, seni bundan kurtaracağım. Bu illeti bırakacaksın,”
“Annemler öğrenirse mahvolurum,” sesi korku doluydu. “Abla bırakamam bulurlar. Beni bulurlar, seni bulurlar. Olmaz! Yapmamam!”
“Şşş… her şey yoluna girecek Eren. Şimdi hastaneye gidelim elindeki kesik derin gözüküyor onun pansumanını yapsınlar olur mu?”
Sadece kafasını salladı. Oturduğum yerden kalkıp Eren’e de destek verdim ve onu da kaldırdım.
Ellerinden akan kanı durdurmak için hızla ilk yardım çantasını aldım ve üzerine gazlı bez sardım. “Kesik derin hastaneye gitmemiz şart,”
“Hastane olmaz!” dedi hiddetle. “Soru sorarlar olmaz!”
“Eren!”
Eren hızla geri çekildi “Olmaz abla olmaz!”
Ellerimi ona uzattım “Tamam sakin ol,” diye mırıldandım daha fazla panik olmaması için. Hala kendinde gibi durmuyordu.
“Ben şimdi Semina'yı arayacağım o bize yardımcı olur,” bir şey söylemedi ama elimi tuttu. “Dikkatli ol camlara basma,” diyerek dikkatle odadan çıkardım. Oturma odasına girdiğimizde Eren’i koltuğa oturttum. “Burada bekle ben telefonumu mutfaktan alacağım,”
Konuşmak yerine sadece kafasını salladı bende daha fazla oyalanmadan mutfağa girdim ve Semina’yı aradım. “Alo kuşum,” diyerek telefonu açması ağlamak istememe sebep oldu.
“Semi yardıma ihtiyacım var,”sesim istemsizce titremişti.
“Hazan sorun ne?”
“Sen paramedik eğitimi almıştın değil mi?”
“Evet,”
“Dikiş atabilir misin?”
“Hazan,” sesi endişeli çıkmıştı.
“Sorma Semina sadece gel lütfen,”
“Tamam dur on dakikaya geliyorum,”
“Teşekkür ederim,” telefonu kapatıp oturma odasına girdiğimde Eren’in karşı duvara baktığını gördüm. Yanına oturduğumda anlık bir irkildi. “Semina gelecek eline bakacak,”
Kafasını salladı. “Teşekkür ederim,” dediğinde gülümsedim. Bakışları daha normale dönmeye başlamıştı.
Kaç dakika geçti bilmiyorum ama kapı çaldığında hiç beklemeden kapıyı açtım. Kapıda gördüğüm kişilerle beraber gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Semina’nın arkasında Çınar Alp ve onun kuzeni Ertekin vardı.
“Sizin burada ne işiniz var?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Ertekin Tıp okuyor,” dedi Semina. “O yüzden onu aradım o da Çınar'ın yanındaymış. Hep beraber geldik,”
Kafamı sallayıp geri çekildim içeri girmeleri için. Onlar içeri girerken Semina kollarını boynuma doladı. “Geçecek,” diye fısıldadı kulağıma.
“Biliyorum,” dedim ama ağlamamak için kendimi çok zor tutuyordum. Semina geri çekildiğinde beraber içeri geçtik. Ertekin Eren’in eline bakarken hiç vakit kaybetmeden yanına oturdum. “Onlara güvenebilirsin,” diye onu rahatlattım.
“Kesik fazla derin bu yüzden önce uyuşturucu krem sürüp sonra dikeceğiz,” dedi Ertekin. Eldivenleri takıp etrafına krem sürdü ardından dikmeye başladı. İğnenin derisine her girişinde içim acıdığı için daha fazla bakamayıp oturduğum yerden kalktım.
“Ben içeriyi toplayıp geleceğim,” dedim Eren'e doğru.
“Tamam,”
Hızlı bir şekilde Eren’in odasına geçip yerdeki camlara uzandım. Ellerim titriyordu ancak bu sorun değildi. Eren iyi olacaktı ve ben halledecektim.
Hep hallederdim zaten.
Sesinden önce yanımda varlığını hissettiğim kişiyle ağlama isteğim daha da arttı. Burnumu çektim ama ağlamıyordum. “Hazan,” dedi benimle beraber camları toplamaya başlarken.
“Dokunma sen,” dedim sert bir sesle. Başım ona değil yerdeki camlara çevriliydi. “Elini kesersin, yaralanma,”
“Yaralanırsam doktor burada merak etme,” dedi yarı alayla.
Kaşlarımı çatıp ona baktım “Komik değildi, deme öyle şeyler. Allah korusun,”
“Korusun korusun,”
“Eren’i nasıl kurtacağım Çınar Alp?” diye sordum korku dolu bir sesle. “O çok dipte ben nasıl kurtacağım?”
Yerdeki camları bırakıp elimi ellerinin arasına aldı. “Halledeceğiz,” diye teselli etti beni. Ellerime bulaşan ince kanın benim olduğunu anladığında kaşları çatıldı. “Senin elin mi kesildi?” dedi telaşla
Ağlamak istemiyordum ama o böyle ellerimi tutarken yaşlarıma nasıl engel olacaktım? Olmalıydım ama zorlanıyordum.
“Önemli bir şey değil Çınar Alp,” dedim.
“Kanıyor ama,”
Omuz silktim “Kanasın, sorun değil,”
“Halledeceğiz,”
“Buna inanmak istiyorum. Buna o kadar çok inanmak istiyorum ki,” içli bir nefes verdim. “Bana yalvardı, kardeşim ilk defa bu kadar dağıldı Çınar Alp. Onu toparlamam lazım, onu toparlayamazsam bende toparlanamam.”
“Ben toparlarım seni,”
“Hep yanımda olacak mısın ki?”
“Olurum,”
“Bunu söylemek için çok erken,” ellerimi ellerinin arasından çekip oturduğum yerden kalktım. Banyoda ellerimi yıkadıktan sonra bir poşet alıp camları içine koydum. Ben camları çöpe attığımda Çınar Alp çoktan ayağa kalkmıştı.
Çınar Alp bir şey söyleyecek gibi oldu lakin benim halim olmadığını anlamış gibi tekrardan sustu.
Beraber içeri geçtiğimizde Eren’in koltukta yatıp uyuya kaldığını gördüm. “Ağrı kesici verdim,” dedi Ertekin oturduğu yerden kalkarken.
“Teşekkür ederim,”
“Rica ederim. Bir kaç gün ağrısı olabilir normal eğer ağrıları çoğalırsa hastaneye gitmenizi öneririm,” bir şey söylemeden sadece kafamı salladım.
Çınar Alp ve Ertekin'i uğurladıktan sonra Semina bana döndü. “Sana bir şey söylemem gerekiyor demiştim ya,”
“Evet?”
“Şuan hiç yeri değil biliyorum ama ben yarın sabah gidiyorum,” dediğinde algılamam bir kaç saniye sürdü.
“Anlamadım?”
“İstanbul'daki bir üniversiteden kabul aldım. Oldukça iyi bir üniversite ve çalışma imkanı da daha fazla,”
“Semina senin için çok sevindim ama sanki acele bir karar gibi geldi. Bir sorun mu var?”
Kafasını iki yana sallayıp gülümsedi. “Hayır her şey yolunda sadece kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Bu bir veda değil, sadece kısa süreli bir ayrılık.”
İçimdeki hüzün daha da arttı. Her şeyin üst üste gelmesi canımı daha da yaktı. O yüzden gözyaşlarımı serbest bıraktım. Artık bir sebebim vardı. Çocukluğuma veda etmek zorundaydım, artık ağlayabilirdim.
“Hazan, yapma böyle,”
Kollarımı Semina’ya doladım. “Çok mutlu ol Semi, sadece mutlu ol. Kendin için güzel bir hayat kur,”
“Seni seviyorum.”
“Bende,”
“Seni hep arayacağım, benden kurtulman imkansız,”
“Salak, senden kurtulmak isteyen mi var?”
“Yarın erkenden gideceğim,”
“Seni özleyeceğim,” dedim burnumu çekerken. Bugün çocukluğuma veda ediyordum ama sonsuza kadar değil, daha iyi bir hayat için.
Semina’yı uğurladıktan sonra telefonuma bir bildirim düştü.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Eline pansuman yapmayı unutma.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Yaptıktan sonra da bana fotoğraf at göreyim. Atmazsan gece demem kapına dayanırım.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Yapamam diye düşünme yaparım biliyorsun.
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

İyi hoş ama unuversite olmadı beee OGOXYOTYXOOYOCYFO
YanıtlaSilOkumasın mı kız aşkım jnghgybvg
Sil