Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C. AKOR 10
“Senden hoşlanıyorum ama bu benim elimde değil.
Senden hoşlanıyorum ama o kadar cesaretli değilim.
Bunu sana söylemeliyim,
gece olmadan, gün doğmadan,”
İşim Olmaz - Tarkan
The Night We Met - Lord Huron
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Galiba en sevdiğim günlerden biri de heyecanla yataktan kalkıp hazırlanmak için can attığım günlerdi. Bir kaç saat sonra bahar şenliği resmen başlayacaktı ve ben çok heyecanlıydım, bu öyle bir heyecandı ki midem dakika başı kasılıyor ve ellerim titriyordu. Bu kadar stres ve heyecan yapmanın yasaklanması lazımdı.
Bugün heyecanlı olmamın bir diğer nedeni ise Semina’nın bu bahar şenliği için buraya gelecek olmasıydı ve yaklaşık yarım saate otogarda olacaktı.
Üzerimdeki eteği sanki gerek varmış gibi elimle düzeltirken bacaklarımın ne kadar kalın durduğunu fark ettim. Annem haklıydı, fazlasıyla kilo almıştım ve en kısa zamanda bir diyete başlamam gerekiyordu.
Altımdaki eteği çıkarıp bol beyaz bir kot geçirdim ve hiç vakit kaybetmeden evden çıktım. Otogar eve çok uzak değildi bu yüzden yirmi dakika yürüdükten sonra çoktan varmıştım.
Yaklaşık onbeş dakika bekledim ancak Semina hiçbir otobüsten inmedi. Onun için duyduğum endişenin boyutu çoğaldığında bir kaç kez aradım ancak telefonu açmadı.
Gelmekten vazgeçmiş olabilir miydi?
Vazgeçse illaki bana haber verirdi, yani buradayken hep haber verirdi. Mutlaka bir bahanesi olmalı, belki de otobüsü gecikmişti.
“Hazan,” beklemediğim anda duyduğum sesle endişelerim geriye çekildi onun yerine ağlama hissi aldı. Hızla arkamı döndüğümde sırtında siyah bir çanta ve elinde küçük bir valizle karşımda duran Semina’yı gördüm.
“Gelmişsin!” dedim sevinçle ardından hiç beklemeden ona doğru koştum ve kollarımı boynuna doladım. “Ne ara geldin? Ben otobüsünü hiç göremedim,”
“Salak şoför yanlış yere park etti ve bu yüzden yürümek zorunda kaldım. Yok efendim neymiş bir daha arabayı hareket ettiremezmiş, sanki tır kaldırıyor,” diye söylendi.
“Söylenmelerini bile özlemişim ya!”
“Herhalde kızım, ben özlenmeyecek biri miyim?” kendini beğenmiş tavrına rağmen sesi sımsıcak hissettiriyordu.
Geri çekilip elindeki valizi aldım. “Sen beni hiç özlemedin herhalde,” dedim sahte bir alınganlıkla.
“O ne demek ya!,” koluma girdi ve beni iyice kendine çekti. “Saçlarını bozarım o nasıl söz öyle, seni ne kadar özlediğimi bilmiyormuş gibi konuşuyorsun,”
“Beni o kadar özleseydin gelmen için seni bir hafta boyunca ikna etmek zorunda kalmazdım,” içten içe ona kırgındım yine de buraya geldiğinde niyetim ona bunu söylemek değildi sadece bir anda ağzımdan çıkıverdi.
“Kendimce sebeplerim vardı,” dedi sadece. Kafamı sallamakla yetindim, bu zamana kadar beraber büyüdük diye her şeyini bana anlatmasını bekleyemezdim. Bunun beni kırmaması lazımdı ama kırılmıştım. Ben ona her şeyimi anlatırken o artık benimle hiçbir şey paylaşmamasına içerliyordum.
Evin önüne geldiğimizde valizini ona uzattım. “Ben yarım saate son hazırlıklar için şenlik alanına gideceğim, sende gelmek ister misin?”
“Yorgunum annemlerle gelirim,”
Bozuntuya vermeden kafamı salladım “Peki, o zaman orada görüşürüz,”
Eve girip direkt odama girdim ve zaten dün geceden hazırladığım kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Bahar şenliğine uygun olacak limon sarısı efil efil bir elbise giymiştim, boyundan iple bağlıydı ve önü kısa ama yanları uzundu. Üzerime bir şey almama gerek yoktu çünkü hava zaten sıcaktı bu yüzden açıkta kalan her yerime bir güzel güneş kremi sürdüm.
Elbisenin altına yeni aldığım hasır, önü kapalı sandaletlerimi giydim. Yüzüme hafif bir makyaj yaptım ama highlighter’ı biraz abarttım. Dudaklarıma da şeftali tonlarında bir ruj sürdüm.
Siyah, artık omuzlarımdan biraz aşağıya gelen saçlarım artık bana onları kesmem gerektiğini söylüyordu ama bunu başka bir gün yapabilirdim. Kahküllerimi şekillendirdim ve saçlarımı düzleştirdim ardından gold takılarımı da taktıktan sonra hasır çantamı alıp odadan çıktım.
Yine Eren’in odasına uğradığımda ders çalıştığını gördüm, son zamanlar onun için çok sancılı geçiyordu bu yüzden bugün gelmek istemediğini söylemişti.
“Eren, gelmek istemediğine emin misin?” diye sordum masasına yaklaşırken. Bana döndüğünde gözlerinin altındaki morlukları ve alnından akan soğuk terleri fark ettim. “İyi misin? Ne yapayım söyle bana?”
Hafifçe gülümsedi ama acı çektiğini biliyordum. “İyiyim, sadece yorgunum bu halde gelmesem iyi olur abla,” dedi sesi bile titriyordu.
“Bende yanında kalayım ister misin?”
“Yok, bugün senin günün o yüzden sen git. Aklın bende kalmasın ben evdeyim,”
“Telefonun hep açık kalsın o zaman tamam mı?”
Kafasını salladı “Tamam,”
“Hemen aç,”
“Tamam abla,” biraz bıktırmış olabilirdim ama onun için endişeleniyordum. Başının üzerini öptükten sonra odasından çıktım. Tam evden çıkacaktım ki annemin seslenmesiyle olduğum yerde durmak zorunda kaldım.
“Hazan-” ne diyeceğini bildiğim için bu sözünü kestim. “Anne bari bugün yapma. Anladım kiloluyum, bu şenlikten sonra diyet yapacağım ama bugün lütfen söylenme,”
“İyi,” dedi ama sesinde hala memnuniyetsizlik vardı. Çalan telefonla beraber Çınar Alp’in geldiğini fark ettim ve onu neredeyse bir haftanın ardından görmenin verdiği mutlulukla evden çıktım. Karşımda onu bisikletiyle üzerinde koyu mavi bir gömlek ve altında siyah pantolonla görmek kalbimi hızlandırdı. Her zaman dağınık yaptığı saçları bugün daha düzgündü oysa ben onun dağınık saçlarını da seviyordum.
Beni baştan aşağı süzdüğünde yüzünde her zamanki kocaman gülümsemesi oluştu. Tam önünde durduğum sırada ona daha yakın olmanın heyecanını yaşıyordum aslında.
“Çok güzel olmuşsun. Sarı sana çok yakışmış,” dedi tek seferde.
O konuşana kadar tuttuğum nefesimi fark etmemiştim bile. “Aslında pek sarı giymem ama bu sefer şenliğe uysun istedim,”
“Daha çok giymen gerekiyor bence. Tabi önemli olan senin ne hissettiğin ama bence bu renk sana çok yakışmış,”
“Teşekkür ederim. Sende çok yakışıklı olmuşsun,” dedim.
“Aslında şuan bu gömleği yakmak için can atıyorum,” dediğinde sesli bir şekilde güldüm.
“O kadar mı?”
“O kadar,”
“O zaman itiraf ediyorum. Sanırım kimsenin ne düşündüğünü umursamasam bende eşofman takımımla gelirdim,” aslında bunu o kendini iyi hissetsin diye değil gerçekten öyle bir şey yapma potansiyelim olduğu için söylemiştim.
“İkimizde başkalarının düşüncelerini umursuyoruz galiba,”
Omuz silktim. “Belki bir gün umursamayız,” dediğimde yine gülümsedi. Bir gün bunu yapabileceğimize inanıyordum çünkü Çınar Alp varken her şeyi yapabilirmişim gibi hissediyordum.
Kendisi bisiklete bindikten sonra bir şey söylemedi ama ben ne demek istediğini anladım. Bu sefer önünde değil arkasına oturmam için bana yer açmıştı. Elbisemin uzun olan kenarlarını toparlayıp bisikletin arkasına oturdum ve çekingen bir şekilde tek kolumu beline doladım.
Şenliğin olduğu binaya gelene kadar konuşmadım, aslında anlatmak istediğim bir sürü şey vardı ama şuanlık sessiz kalmaya karar verdim. “Çınar Alp,” dedim bisiklet durduğu sırada. Bisikletten ilk inen ben olmuştum, Çınar Alp bisikleti duvara yasladıktan sonra bana döndü. “İkramlıkların tadına bakmadık ama güzeldir değil mi? Oranın tatlıları nasıl biliyorum ama yine de ya kötüyse? Ya sorun çıkarsa?”
Bana doğru adımlayıp ellerini omuzlarıma yerleştirdi. “Sorun çıkmayacak Hazan. Biraz sakin ol,”
“Sakinim,” dedikten sonra kafamı salladım ama sakin olmadığımın farkındaydım. Her şeyin mükemmel olmasını istiyordum.
Binanın içine girip teras katına çıktığımızda gördüğüm rengarenk şakayıklar sevinçten havalara uçmama sebep oldu. Elim kalbimin üzerine gittiğinde dolu gözlerle Çınar Alp’e döndüm. “Bulmuşsun,”
“Bulacağımı söylemiştim,”
“Bulacağından bir an bile şüphe etmemiştim,” kafamı geriye atıp mutluluktan kahkaha attım. Bütün endişelerim ve korkularım şu an gitmiş gibiydi. Çünkü her yerde şakayık vardı, renkli renkli şakayıklar vardı.
Misafirler gelmeden son kez masaları düzenlemeye başladık. “Semina gelmiş,” dedi Çınar Alp.
Masanın üzerindeki örtüyü düzeltirken kafamı salladım. “Evet bu sabah geldi,”
“Görüşmeniz pek iyi geçmedi galiba,”
“Halledemeyeceğimiz bir şey değil. Biz çok fazla kırgın kalamayız,” lütfen bu seferde öyle olsun, lütfen öyle olsun.
Biz son düzenlemeleri yaptıktan sonra misafirler gelmeye başladı. Çınar Alp ile kapıda durup herkesi karşılarken yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Annem tam karşımda durduğunda önce şenlik yerine daha sonra tekrardan bana baktı. “Daha güzel bir yer bulabilirdin,” diye bir eleştiri de bulunduğunda yüzümü düşürmemeye özen gösterdim.
“Burası da gayet güzel hayatım,” dedi babam annemin arkasından. “Hem daha sıcak bir ortam,” bana doğru yaklaşıp dudaklarını saç diplerime bastırdı ve yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Sevgisi bana değil, susmamaydı.
Midemin kasılmasına rağmen sadece gülümsedim. Onlardan hiç takdir görmeyeceğimi bile bile onlara yaranmak için kendimi paralayışıma bile güldüm.
“Aslında bu yeri seçen bendim,” diye araya girdi Çınar Alp. “Yapay salonlardansa samimi ortamların olmasını ortak karar olarak istedik. Size pek uygun değilse daha sonra daha güzel bir yerde yapabilirsiniz,” sözleriyle beraber annem şaşırırken benim bakışlarımda Çınar Alp’e dönmüştü. Böyle bir çıkışı ondan beklemiyordum.
Annem bir şey söylemeyip sadece yanımızdan öylece geçerken Aslı Hanım, Özkan Bey ve Çınar Alp’in kardeşi Nil’de gelmişti. “Çok tatlı bir ortam yapmışsınız,” dedi Aslı Hanım.
“Teşekkür ederiz,” dedim gülümseyerek.
Nil kollarını abisine doladığında Çınar Alp’te ona karşılık verdi. “Burası muhteşem olmuş,” dedi Nil neşeyle.
“Beğendin mi yani minik fare?”diye sordu Çınar Alp. Nil geri çekilidikten sonra hızla kafasını salladı “Çok beğendim. Çok güzel yapmışsınız,”
Neredeyse bir saatten fazla misafirleri karşıladık ama Semina gelmedi. Onu kırmıştım belkide, aslında buraya gelseydi ondan özür dileyecektim.
Ne tuhaf kızsın Hazan, kendi kırgınlığını yok sayıp başkasının kırgınlığına odaklanıyorsun.
“Galiba gelmeyecek,” dedim yanımda duran Çınar Alp’e.
“Eminim gelecektir,”
“Konuşma yapmamız lazım,” diye konuyu değiştirdim.
“Bu iş kesinlikle sende ben bu konularda berbat biriyim,”
“Sanki ben mükemmelim,” diye homurdandım. Sıkıntıyla nefes verdikten sonra tekrardan konuşmaya başladım. “O zaman sende sahneye gel ve arkamda dur,”
Kocaman bir gülümsemeyle beni onaylarken benimde yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. Kesinlikle onun gülüşü bulaşıcıydı. Beraber sahneye çıktığımızda bütün gözler bizim üzerimizdeydi. Mikrofonu elime aldım ve derin bir nefes aldığımda gözlerim bir kez daha Semina’yı aradı ama yine yoktu.
“Öncelikle hepiniz Yalçıner ailesinin ve bütün Antalya halkının özel geleneği olan bahar şenliğine Hoşgeldiniz,” büyük bir alkış tufanı koptu ama çocukluğum hala eksik hissediyordu. “Bizim aile içinde bu şenliğin ortaya çıkmasına sebep olan canım anneannem Nihan Gültekin, bugün her yerde şakayıklar varken onun da burada olduğunu hissediyorum. Aslında bugün sadece baharın değil baharla beraber gelecek güzel günleri de kutluyoruz. Canım anneannemin anısını yaşatıyoruz, onun hayata bakış açısını görmenizi sağlıyorum. Çünkü burası aslında onun eseri, hepimiz bütün sıfatlarımızdan soyutlaşıp sadece birer insan olarak bir aradayız,”
“Beraber gülüyoruz ve mutluluğumuzu paylaşıyoruz. Bugün burada sadece Hazan olarak buradayım, öyle çok bir esprisi olmayan sıradan üniversiteli bir kızım. Anneannemin anısını yaşatmak için bana bir çok konuda yardımcı ve destekçi olan Çınar Alp’e teşekkür ediyorum,” hafifçe gülümserken ona döndüm. “O olmasa bunları yine yapardım ama çok zahmetli olurdu.” tekrardan misafirlere döndüm. “O zaman açılışı küçük bir dansla yapalım iyi eğlenceler ve teşekkür ederim,”
Arka planda The Night We Met şarkısı çalmaya başlarken sahneden indim ve masaların birinin başına geçtim. Bugün dans etmeyecektim çünkü çocukluğum burada değildi ve onsuz eksik olduğumu biliyordum.
Uzaktan dans etmeye başlayan anne ve babamı gördüm. Annem kafasını babamın omzuna yaslamış huzurla gülümsüyordu ve aynı şekilde babamda yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle annemin yüzüne bakıyordu. Gerçekten bu kadar seviyor muydu? Seven ihanet eder miydi?
Sen yanlış anladın Hazan.
Kendimden bile şüphe ediyordum, ben kendimi sorguluyordum ama doğruları yine de gözlerimle görmüş olmanın verdiği güveni bile yok sayıyordum.
Yanımda dikilen Çınar Alp’in varlığını hissettiğimde ona döndüm. “Dans etmek ister misin?” diye sorduğunda kafamı iki yana salladım. “Semina yokken eğlenmek doğru gelmiyor,” dedim. “Özür dilerim,”
Bana alınmadı ya da söylediğime bozulmadı, onun yerine bana gülümsedi ve bir adım daha yakınıma geldiğinde omuzlarımız birbirine değdi. Serçe parmağım onun baş parmağına tutunduğunda Çınar Alp serçe parmağımı daha sıkı kavradı.
İlk dans şarkısı bittiğinde farklı eğlence müzikleri açıldı ve herkes eğlenmeye başladı. Annemin yanıma doğru ilerlemesiyle parmağımı Çınar Alp’in parmağından çektim.
Annem ikramlıklardan birine ağzına attığında yüzünü buruşturdu ve daha ilk ısırığından masanın üzerindeki peçeteyi alıp ağzındaki tatlıyı çıkardı. “Bu kadar kötü bir tatlıyı nasıl buldun Hazan?” dediğinde ağlama isteği hemen oradaydı. “Çok ekşi,”
“Onlar limonlu diğerleri daha tatlıdır,” diye açıklama yaptım ama bu anneme asla etki etmemiş olacak ki tekrardan konuşmak için dudaklarını araladığında daha fazla kendimi tutamadım. “Bugün sadece eleştirmeden sessiz olur musun anne? Lütfen sadece biraz memnunmuş gibi yapabilir misin?” dedim dayanamayıp.
“Hazan,”
Bakışlarım bu sefer babama döndü. “Yapma, gerek yok,” dedim sadece ikimizin anlayabileceği bir şekilde. Rol yapma, buna gerek yok.
Orada daha fazla durup tartışmak istemediğimden yanlarından ayrıldım ve merdivenlere doğru inmeye başladım. Tuttuğum gözyaşlarım yanağımdan akıp gidiyor göğsüm pervasızca inip kalkıyordu.
“Hazan!” arkamda Çınar Alp’in sesini duydum ama cevap verecek durumda değildim bu yüzden dönmedim. Binadan dışarı çıktığımda ağlamam daha da şiddetlendi ve koluma bir el dolanıp beni kendisine çekti.
“Olmadı,” dedim bana sıcak çikolatayı andıran gözlerine bakarken. “Hiçbir şey istediğim gibi olmadı. Berbat oldu, istediğim böyle değildi,”
“Hazan bana bak,”
Kafamı iki yana salladım. “İstediğim bu değildi, bunu hayal etmedim. Çınar Alp…Gurur duymalarını istemiştim, mükemmel olmalıydı…”
Yüzümü ellerinin arasına aldığında odağım tamamen o oldu. “Nefes al kriz geçireceksin,” dedi ama ben onun dediğini umursamadan ağlamaya devam ettim. “Semina’da gelmedi, ben böyle hayal etmedim ki. Kırdım onu ben böyle hayal etmedim. Çınar…” dedim Alp demeye gücüm yetmezken. “Çınar Alp ben kaldıramıyorum, ben beceremiyorum. Ne yapayım ben? Bu değil…”
“Hallederiz, hallederiz Hazan. Ben varım ben buradayım ya hallederiz,” bunu beni teselli etmek için mi söylüyordu bilmiyordum. “Sen nefes al, benimle al. Söz veriyorum hallederiz. Daha güzelini yaparız,”
“Olmadı,”
“Olur, oldu, olacak,”
“Semina gelmedi,”
“Gelir,”
“Geldim,” diyen sesi duyduğumda ağlamam şiddetlendi ve Çınar Alp’ten bir adım uzaklaşıp bize dolan gözlerle bakan Semina’yı gördüm.
“Geldin,” dedim şaşkın bir sesle.
“Salak mısın Hazan nasıl gelmeyeyim?” hiç beklemeden bana doğru geldiğinde Çınar Alp’e yan bir bakış attı. “Sende daha yeni geldin arkadaşımı teselli falan ediyor yanından ayrılmıyorsun, hayırdır yani ne münasebet?” hesap sorar gibiydi. Çınar Alp böyle bir şeyi beklemediği için şaşkınlıkla kaşını havaya kaldırdı. “Çekil be şuradan!” kollarını bana doladığında bende ona sarıldım.
“Elbise seçimi uzun sürdü sadece,” diye açıklama yaptı. “Ağlayacağını bilsem haber verirdim,”
“Her şey berbat oldu,” diye fısıldadım.
“Berbat olan bir şey yok. Her şey mükemmel sadece kimsenin düşüncesini değiştiremezsin,” haklı olduğunu daha yeni idrak ediyordum. Geriye çekildiğimde tipimin kötü olduğunu Semina’nın tek bakışından anlamıştım. Çantasından makyaj pamuğu ve temizlemeye suyunu çıkarıp yüzümde dağılmış makyajımı sildi ardından tekrardan hafif bir makyaj yaptı.
Bunların hepsi olurken benim ağlamam durmuş, içli içli nefesler alırken Çınar Alp daha da şaşırmıştı. Ne diyebilirdim ki kız arkadaşlar hep kurtarıcı ve iyileştiriciydi. “Bak ne yapalım biliyor musun, şimdi sahile gidip deliler gibi içiyor ve sarhoş oluyoruz,”
“Şenlik…”
“Emin olan Nihan sultanda bunu isterdi,” ardından Çınar Alp’e döndü. “Sende kafadan kırık kuzenin Ertekin’i ve biraları alıp sahile gel,”
“Hazan’da gelsin,” dedi Çınar Alp birden. Şaşkın bir şekilde ona baktığımda çocuk gibi sadece benim fark edebileceğim şekilde omuz silkti.
Semina’nın cevabı oldukça net ve sertti. “Niye? Göbekleriniz bir mi kesildi?”
“Belki kesildi,” diye inat etti Çınar Alp. “Hazan’da benimle gelsin,”
“Çınar Alp,” diye yükseldim bir anda.
Canım arkadaşım derin bir nefes alıp kafasını iki yana salladım. “Tamam sen Hazan’la git bende kafadan kırık kuzenin ve biralarla gelirim,”
“Yok ya,”
“Olur,” ikimizde aynı anda konuştuğumuzda daha fazla Semina’yı sinir etmemek için Çınar Alp’le beraber sahile yürümeye başladık.
“Sana inanmıyorum Çınar Alp!” dedim ona dönerken. “Ne gerek vardı şimdi buna? Çok dikkat çekmiş olduk,”
“Semina’yı her şeyi anlatıyorsun zaten,” dedi rahat bir tavırla. Gözlerim anında kocaman açılırken koluna şamarı vurmuş bulundum. Çınar Alp anında bana dönerken yüzünde hayret eder bir gülüş vardı. “Bana vurdun?”
“Sende şuursuz konuştun,”
“Ne!” ardından gülüşü daha da büyüdü. “Bana gerçek yüzünü mü gösteriyorsun yoksa?”
“Ben sana hep gerçek yüzümü gösterdim zaten,”
“Yani bu da gerçek yüzün?”
“Evet,”
“Korkmalı mıyım?”
“Hayır, sana vurmaya kıyamam zaten,” dedim bir anda ama dediğim anda utandım.
“Az önce vurdun ama?” dediğinde artık vicdanımla oynuyordu. Eren’de her zaman elimin ağır olduğunu söylerdi. Ona biraz daha yaklaştım ve elimi az önce vurduğum kolunun üzerine koydum. “Acıdı mı? Eren hep elin ağır der, çok acıttım,”
“Acıttı desem öpecek misin?”
“Acıdı mı?” diye sordum masum masum.
Dudağının kenarında küçük bir kıvrım oluştu “Acıdı,” rol yaptığını anladım ama onu bozmak yerine dudaklarımı onun lacivert gömleğinin üzerinden koluna dokundurdum. Aynı zamanda dudaklarımdaki ruj açık bir tonda olduğu için koyu renk gömleğinde iz bırakmıştı. “Bak şimdi geçti işte.” dedi rolüne devam ederek.
Bu dediğine kahkaha attım. “Gömleğin ruj izi oldu yalnız,”
Omuz silkti “Olsun,”
“Kaliteli bir marka zor çıkar, hatta belki çıkmaz,”
“Çıkmasın,” dedi yine istifini bozmadan. Bu tavrının hoşuma gittiğini itraf etmeliydim, benimle alakalı hiçbir şeyi sorun etmiyordu.
“Gün sonunda sana bir şey söyleyeceğim,”
Sahile girdiğimizde her zamanki gibi ayakkabılarımı çıkarıp yalın ayak kumlara bastım. “Neden şimdi söylemiyorsun?” diye sordu arkamdan gelirken.
Omzumun üzerinden ona bakıp kocaman gülümsedim ve omuz silktim. “Meraklan istiyorum belki,” dedim ama yalandı. İçersem cesaretim çoğalır, şimdi cesaretim yok Çınar Alp.
Sesli bir şekilde nefes verdiğinde bu durumun onu sinir ettiğini anladım. Sorun değildi biraz bekleyebilirdi. Baharın gelişini kutlayan sadece biz olmadığımız için sahilde şarkı söyleyip dans eden bir grup daha vardı.
Arkamı döndüğüm sırada Semina ve Ertekin’in de elinde şişelerle geldiğini gördüm “Bu tarafa gelsenize!” dedim müzikten dolayı yüksek sesle.
Semina hiç beklemden elindeki bira şişelerini açtıktan sonra koşarak yanıma geldi. Elindeki bira şişesini aldığımda o çoktan çalan şarkıyla dans etmeye başlamıştı bile. “Bugün sadece eğleniyoruz bebeğim!” diye bağırdığında kahkaha attım. “İstanbul’dan buraya senin ağladığını görmeye değil, senin mutlu olduğunu görmek için geldim!”
Bütün kötü düşüncelerimi bir kenara bırakıp en iyi arkadaşımla dans etmeye başladım. Bir yanda da şarkıyı bağırarak söylüyorduk. “Seni özlemek kolay değil!” diye bağırdı Semina. “Yaar!” diye bağırdım ardından beraber söyledik. “Olsun be güzelim olsun, aşkın sağı solu belli olmaz! Ben aklımı sende buldum hiç kimseyle işim olmaz!” Bir ara elimdeki şişeyi bıraktığımda elinde hasır sandaletlerim ile bira içip beni izleyen Çınar Alp’i gördüm. Dudaklarımda kocaman bir gülümseme, alnımdan akan terler ve kırmızı bir yüzle ona doğru ilerledim.
“Sen niye gelmiyorsun?” diye sordum ama çakırkeyif olduğumdan kelimeleri söylemekte biraz zorlanıyordum bu yüzden tane tane konuşuyordum.
“Seni izliyorum,”
Dilimi dudaklarımın üzerinde gezdirip kurumuş dudaklarımı ıslattım. “Şuan söyleyeceğim şey muhtemelen saçma olacak ama açık pizzacı var mıdır?”
“Pizzacı mı?” diye sorduğunda kafamı salladım. “Aslında gecenin bu saati yemem pek doğru değil ama şuan pizza yemek istiyorum,”
“İstiyorsan gidip açık pizzacı arayabiliriz?” bu sorusunu reddetmem imkansızdı. Ben daha cevap vermeden cevabımı anlamış olacak ki Ertekin’e dönüp “Semina’ya sen göz kulak olursun kardeşim,” dedi
“Sakın arkadaşımı kaybetme Ertekin,” diye onu uyardım. Semina’ya döndüğümde Çınar Alp’le beraber gittiğimi anlasın diye bakışları bana döndüğünde elimi salladım. O ise yüzündeki gülümseme silinmeden kafasını salladı ve dans etmeye geri döndü.
“Sandaletlerimi giymeme yardım eder misin?” diye sordum çünkü şu an eğilmem imkansızdı. Çınar Alp eğilip sandaletlerimi ayağıma geçirirken onun omzuna tutundum. “Zahmet verdim,”
Tekrardan diklenip bana baktı. “Vermedin,” dedi ve zor ayakta durduğumu bildiğinden kolunu bana uzattı. Çekingen de olsa yere kapaklanmak istemediğim için kolunu iki elimle sıkı sıkı tuttum.
Çınar Alp açık gördüğümüz ilk pizzacıya girip bana pizza alırken ben kaldırımın kenarında çoktan bağdaş kurup oturmuştum bile. Normalde böyle bir şey yapmazdım ama dans etmekten artık ayaklarım ağrıyordu ve daha fazla dayanamazdım.
Elinde pizza kutusuyla pizzacıdan çıkan Çınar Alp yere oturan beni görünce şaşırdı. “Hazan niye yere oturdun?” dedi birkaç adımda yanıma gelirken.
“Biraz utanç verici oldu değil mi?” dedim mahçup olmuş bir şekilde. Kalmak için yeltendim ama başımın dönmesiyle başarısız oldum. “Kalkmama yardım eder misin?”
“Utanç vericilik ile alakası yok. Hasta olursun diye söyledim, yerde oturup yemek istiyorsan o zaman bende otururum,”
“Gerçekten mi?” diye sordum. Cevap olarak oda karşımda bağdaş kurup oturdu ve pizza kutusunun kapağını açıp bana bana uzattı. İçindeki pizzadan heyecanla bir dilim aldım ve keyifle ağzıma attım. “Yarından sonra diyet yapacağım o yüzden şimdi istediğim kadar yemem lazım,”
“Diyet mi?” diye sordu Çınar Alp.
Ona bakmadan kafamı salladım ve ısırdığım pizza diliminden ona da uzattım. Başta yemez sandım ama beklemediğim bir anda pizzadan kocaman bir ısırık aldı. “Bütün hepsini yedin!”
“Sen verdin,” diye savundu kendini rahat bir şekilde.
Gülünecek bir şey yoktu ama çakırkeyif olduğum için buna da güldüm. “Doğru, ben verdim,” diye onayladım. Pizzadan birkaç dilim daha yediğimde artık midem bulanmaya başlamıştı. “Midem bulanıyor,” dedim yüzümü buruşturarak.
“İstersen poşete kusabilirsin,”
Tabiki de onun yanında asla kusmazdım.
“Çınar Alp,”
“Söyle Hazan güneşi,”
“Ben galiba senden fena halde hoşlanıyorum,” ve birine ondan hoşlandığınızı söyledikten sonra kesinlikle yapmamanız gereken bir şeyi yaptım. Çınar Alp’in elindeki poşeti alıp midemdekilerin hepsini onun gözünün önünde çıkardım.
Lütfen şuan beni yerin dibine sokun.
Normal bir anı yok ki bu
anda normal olsun sndjdhjd
Bahtsız Hazan’ım
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Mükemmel kitapta sonraki bölüm gelip dovebiliyoz mu hazan ın anne ve babasını
YanıtlaSilOkuyan gözlerine sağlık ve evet anne babasına istediğinizi yapabilirsinizzz
Sil