C. AKOR 14
“Senden vazgeçeceğimi düşünüyorsan
kesinlikle delirmiş olmalısın,”
Ey Aşk - Sezen Aksu
Aşk Yok Olmaktır - Mabel Matiz
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalımmm
Her kapı eşiğinin ardından adım attığınız, yemek yediğiniz, uyuyup uyandığınız yer eviniz olmayacağı gibi aynı evi paylaştığınız insanlarda aileniz olmayabilirdi.
Aile olmak için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ki. Aile ne demekti? Nasıl olunurdu ben bunları bilmiyordum. Oysa çok isterdim ailenin nasıl bir şey olduğunu, nasıl hissettirdiğini…Bunu öğrenmeyi öğretmeyi o kadar istiyordum ki.
Kapının önünde dikilirken anneme bakıyordum. Elinde örgüsü ile beraber televizyon izliyordu. Beni merak etmediğini düşünüyordum, aynı rutinine devam ediyordu. Beni aramamış merak dahi etmemişti.
Artık gerçekten sorun değil Hazan. Sorun olacak bir şey kalmadı.
Kapının sesini duymuş ama buna rağmen bana dönmemişti bu yüzden ben onun yanına gittim. Çantamı kenara bırakıp annemin yanına oturdum. Benim olduğumu bilmesine rağmen yine sesini çıkarmadı hatta bana dönüp bakmadı bile.
“Anne sen benimle hiç gurur duymadın bunu biliyorsun değil mi?” dedim ama sesimde herhangi bir duygu yoktu. “Sen hiç benim ne hissettiğimi, benim ne istediğimi bir kere bile sormadın. Sen sadece babamı çok sevdin onu o kadar çok sevdin ki o ne derse onu yaptın. Onun seni kırdığı günlerde bile özür dilemeye gittin, o bizim için ne diyorsa onu yaptın. Sen sadece kabul ettin ne kendin ne de çocukların için savaştın.”
Anneme değil sadece orta sehpaya bakıyordum. “Sen bu hayatta bir tek babamı o kadar çok sevdin ki onun seninle aynı duygulara sahip olmadığını bile göremedin. O seni seviyor ama senin sevdiğin gibi değil. Babamın sevgisi senin kadar büyük değil anne.” Sözlerimle beraber annemin kafası hızla bana çevrildi ama ben ona bakmayı reddettim.
“Ne biçim laflar bunlar Hazan? Sen baban hakkında nasıl böyle konuşursun? Ya benim hakkımda? Seni ben doğurdum Hazan, senin için her şeyi yaptım. Seni büyüttüm, senin için işimden vazgeçtim.”
Kafamı salladım sadece. “Biliyorum. Bunu o kadar çok söyledin ki artık ezberledim. Benim için kendinden vazgeçtiğini o kadar kafama vurdun ki artık anladım anne ve ben artık bu yükle yaşamak istemiyorum. Artık sürekli senin yaptığın seçimlerin sorumluluğunu omuzlarımda taşımak istemiyorum.”
“Hazan,”
“Bir dinle. Anne ben gideceğim, Eren ile beraber üniversite zamanında gideceğim. Bir kaç haftaya sınavlarımı vermiş ve mezun olmuş olacağım iyi bir iş bulurum kendime. Bence böylesi hepimiz için iyi olacak, biz bir aile olamıyoruz anne. Biz yapamıyoruz.”
“O çocuk için mi?” diye sordu annem.
Anında kaşlarım çatıldı. “Ne?”
“Özkan Bey’in oğlu Çınar için mi? O yüzden mi böyle konuşuyorsun?”
Kafamı anneme çevirirken anneme ilk defa bu kadar keskin bir şekilde bakıyordum. “Niye her zaman Çınar Alp’i katıyorsun anne? Neden onun için yapayım bunu, ben kendim için bir şey isteyemez miyim?”
Annem kafasını iki yana salladım. “Bu hataya düşmene izin vermeyeceğim, kendi yaptığım hatayı sana yaptırmayacağım.”
“Anne beni dinliyor musun? Çınar Alp’in bu konuyla ilgisi yok,”
“İzin vermem!” diye yükseldi birden. “Bundan sonra o çocukla görüşmek yok, ol-”
“Anne!” Bağırışımla annem kendine gelmiş gibi irkildi. “Çınar Alp ile ilgili değil. Anne bu benimle ilgili, yemin ederim öyle,”
“Baban gitmenize izin vermeyecek,” dedi çenesini dikleştirerek.
“Anne babam artık senin sevdiğin adam değil. Anne-”
“Sus!” Hızla oturduğu yerden kalktı. “Akşam baban gelince birde ona söyle bunları, ben bunları kabul etmiyorum.” Kendi odasına giderken dudaklarımda küçük bir gülümseme vardı. Biliyordum bu sefer ben hayallerime ulaşacaktım.
“Abla?” Eren’in sesiyle kafamı kaldırıp ona baktım. Her gün daha da kötü hale geliyordu. Saçları o kadar dağınık, mavi gözleri o kadar soluktu ki gün geçtikçe kalbimde korku daha da çoğalıyordu.
Oturduğum yerden kalkıp ona doğru ilerledim. “Her şey yolunda,” dedim sakin bir sesle. “Ne yaptın bensiz?”
Gözlerini devirdi “Sadece dün akşam yoktun,”
Kaşlarımı çatıp elimi belime yerleştirdim. “Ne yani bu beni özlemene engel mi?”
Tekrardan gözlerini devirdiğinde dudaklarında küçük bir gülümseme yerleşmişti. “Sence bu akşam olay olacak mı dersin?” dedi yarı alayla.
Omuz silktim. “Bilmem bence olmaz. Ders çalışacağım, mezun olmama az kaldı.”
“Yirmi yaşında iş hayatına mı atılacaksın yani? Çok sıkıcısın,”
“Yirmi bir olacağım canım,” dedim bilmiş bilmiş.
“Yine de sıkıcısın.”
Yanından geçerken dilimi çıkardım. “Çok biliyorsun sen eğlence profesörü,”
“En azından senden eğlenceliyim,”
“Nasıl hissediyorsun kendini?”
“İyi olacağım abla. Söz veriyorum iyi olacağım,”
Kafamı salladım. “İyi olmanı istiyorun Eren. İyi ol istiyorum, biraz daha sabret az kaldı. Bir ay sonra gideceğiz biraz sabretmeni istiyorum.”
Sadece kafasını sallarken odasına girdi. Derin bir nefes alıp bende odama girdiğimde Karamel hemen bacaklarıma dolandı. “Kızım,” eğilip kucağıma aldım ve tüylerini okşadım. Karamel bana iyice sırnaşıp mırlamaya başlayınca başının üzerini öptüm.
Karamel’i yatağın üzerine bıraktıktan sonra üzerimi değiştirdim ve evden çıktım. Bugün önemli bir sınavım vardı. İşletme bölümünün ana derslerinden birinin finalleriydi ve kalma ihtimalim yoktu.
Oyalanmadan direkt kampüse girdiğim sırada telefonuma bir mesaj düştü.
Sesi Güzel Adam; Sınavında başarılar
Sesi Güzel Adam; Stres yapma, başaracağını biliyorum.
Dudaklarımda aptal bir gülümseme oluşurken telefonun kamerasını açtım ve dudaklarımı öne büzüp çektim. Fotoğrafı ona gönderdikten sonra altına da mesaj yazdım.
Hazan ; Teşekkür ederim ve buda senin şans öpücüğün.
Sesi Güzel Adam ; Artık bütün gün şansın benimle olacağına eminim.
Hazan ; Kaçtım ben sınavdan sonra sana yazarım.
Cevap vermesini beklemeden amfiye girdiğimde her zamanki yerime geçtim. “Hazan selam,” yanıma oturan Altay’ı gördüğümde hafifçe gülümsedim.
“Selam,” dedim bozuntuya vermeden. Altay iyi bir çocuktu ama bana ilgisini olduğunu fark ettiğimden beri ondan uzak durmaya çalışıyordum. Ona karşı hissettiklerim arkadaşlıktan öte değildi ve nedense içimde onun her konuştuğumuzda konuyu başka yere getireceğini düşünüyordum.
“Bayağıdır seninle denk gelemiyorduk,”
Kafamı salladım. “Öyle,”
“Benden kaçıyorsun sanırım?” bunu söyleşiyi yarı alaylıydı.
“Sınav başlayacak birazdan,” diye kaçamak cevap verdim.
Benden sana yar olmaz Altay. Anlasan keşke artık.
“Okuldan sonra seninle konuşma fırsatımız var mı?”
“Yok,” dedim beklediğim daha sert çıkan sesimle. “Bak Altay sen gerçekten çok iyi bir adamsın ama bizden olmaz. Ben sana arkadaştan farklı bir gözle bakmıyorum, bakamam.”
Altay bir anlık şoka uğramış olsa da heme toparladı. “Anlıyorum. Sadece acaba haddimi aşmayacaksam sebebini sorabilir miyim?”
Onu tersleyebilirdim ama böyle bir insan olmadığım için direkt lafı uzatmadan “Ben başka birini seviyorum.” dedim. Bu onun için ikinci şok olmuş olacak ki birkaç dakika ne diyeceğini bilemedi ardından kafasını salladı ve yanımda oturduğu yerden kalkıp başka bir yere oturdu.
Duygularımı çok mu sert dile getirmiştim?
Bunun üzerine çok düşünmeyip tamamen hocanın önüme bıraktığı kağıda odaklandım. Soruları çözdükten sonra bir kaç kez daha kontrol ettim. Kağıdı teslim edip amfiden çıktığım sırada kampüsün kapısında beni bekleyen Çınar Alp’i gördüm.
İçimde bir sürü kelebek aynı anda uçuşurken kendimi dizginleyemeyip neredeyse koşar adımlarla Çınar Alp’e doğru yürüdüm. Tam karşısında durduğumda ona sarılmak onu öpücüklere boğmak istedim ancak bu kadar cesaretim olmadığı için sadece olduğum yerde heyecanımı gizlemeye çalışarak durdum.
“Bu kadar çabuk mu özledin yani?” dedim içimdeki heyecanı saklamaya çalışarak.
“Ben her an seni özlüyorum sen bilmiyor musun?”
“Yaa!” Son harfi istemsizce uzatmıştım.
“Yaa!” dedi beni taklit ederken.
“Daha yeni ayrıldık işin vardır. Sürekli benim yanıma gelmene gerek yok biliyorsun değil mi?” Her ne kadar benimle ilgilenmesi, benim üzerime titremesi hoşuma gidiyor olsa da kendi hayatını bırakmasını istemiyordum.
“Benim işim sensin. Senden önemli hiçbir işim olamaz benim.” Sözleriyle beraber keyiften dört köşe olurken yürümeye başladım. “Üç hafta sonra mezuniyetim var, seni de orada görmek isterim. Tabiki sende gelmek istersem.”
“Orada olacağım, bu anı kaçıracağımı mı düşünüyorsun?” Beni kolunun altına alırken saç diplerime derin bir öpücük kondurdu. “Bugün ne yapmak istersin bakalım?”
Omuz silktim. “Bilmem, ders çalışmam lazım,” bu durumdan bende memnun değildim. Bende onunla daha fazla vakit geçirmek istiyordum ama bu şuan için zordu. Bunlar son sınavlarımdı ve geçmem gerekiyordu.
“Tamam o zaman sınavlarından sonrası için plan yaparız bizde olmaz mı?” dedi hiç bozuntuya vermeden.
“Olur,” kolumu onun beline sardım. “Kendimi kötü hissediyorum, sana değer vermediğimi düşünme. Bende beraber birşeyler yapalım istiyorum ama bu sınavlar önemli anlıyor musun?”
Yürümeyi kestiğinde benden bir adım uzaklaştı ama hemen o mesafeyi kapatarak yüzümü ellerinin arasına aldı. “Anlıyorum,” burnumu öptü. “Sen bunları düşünme tamam mı? Ben hep buradayım sen sınavlarını hallet ve asla suçlu hissetme,” tekrardan burnumu öptü. “Çok tatlısın,”
Gözlerimi kıstım. “Sana vurduğumda da aynı şeyi düşünüyor musun?” diye sordum.
Kahkaha atarken kafasını salladı. “O zamanlar daha da tatlısın.”
Sözlerinden zerre etkilenmiyormuş gibi davranmaya çalıştım ama bu saatten sonra artık bunu yapamazdım. Ben bu adama abayı fena halde yakmıştım.
“Sabah annenlerle alakalı bir sorun çıktı mı?” diye sordu sanki içimdeki durgunluğu anlamış gibi. Omuz silkip umursamaz görünmeye çalıştım. “Bu konu hakkında konuşmak istediğimden emin değilim. Bu anı mahvetmek istemiyorum,”
“Seni her zaman dinlerim Hazan, bunu biliyorsun. Bu konu hakkında konuştuğun için kendini bana karşı kötü hissetmene gerek yok,”
“Beni dinleyeceğini biliyorum ama bu sefer anlatmak istemiyorum. Her şeyi kendi içimde çözdüğümde anlatırım,”
“Çözmeden anlat ki beraber halledelim,” diye ısrar etti.
Derin bir nefes alıp Çınar Alp’e döndüm. “Bana yardım etmek istediğini biliyorum ama bunu yapma Çınar Alp. Anlatmak bana iyi gelmeyecek. Bazı şeyleri anlatmaktansa sadece susmak daha da iyidir bunu sen benden daha iyi biliyorsun,” dediğimde son söylediğim şeylere anında pişman oldum. Ona ima yapıp onu gücendirmek istemememiştim. “Çınar Alp…” Sesim bu sefer mahcuptu.
Oda bana bakarken sadece hafifçe gülümsedi. “Haklısın sadece seni böyle sıkıntılı görmeyi sevmiyorum. Sınırlarını ihlal etmek istemedim,”
“Sınırlarımı ihlal etmedin, gerçekten. Seni gücendirmekte istemedim sadece-” burnumu tekrardan öptüğünde sözüm yarıda kaldı. “Biliyorum,” dedi yatıştırıcı bir sesle. “Seni anlıyorum belki de alana ihtiyacın var buna da saygı duyuyorum. Kendini düşündüğün zamanlarda kötü hissetmene gerek yok. Bana anlatmak sana iyi gelmeyecekse anlatma, eğer sonunda iyi olacaksan bu sana iyi gelecekse ben gücenmem.”
Bu kadardı işte. Birkaç cümlesiyle içimi ısıtabiliyordu, beni anladığını gösteriyordu ve içten içe bende bunu hissediyordum. Beni anlıyordu, sadece bir bakışımdan, bir kelimemden sadece bana bakarak beni anlıyordu. Bir gün tıpkı onun beni anladığı gibi bende onu anlamayı diledim.
Geri çekildiğimde beraber kütüphaneye kadar yürüdük. Ben ders çalışmaya başlarken o çoğunlukla beni izledi. O ders çalışmaya başladığında bu sefer onu izleme sırası bendeydi.
Elimi çenemin altına yerleştirip hülyalı hülyalı bir süre onu dikkatle ders çalışırken izledim. Ders çalışırken o kadar ciddi bir yüz ifadesi takınmıştı ki bu kadar ciddi olduğu zamanlarda benim tanıdığım Çınar Alp ile aynı kişi olmadığını düşünüyordum. Tıpkı onu bir kaldırımın kenarında sigara içerken gördüğüm gibi.
İyiyim maskesinin altındaki kişiyi görmeyi istiyordum. Hepimiz hayatımızın belirli döneminde iyiymiş gibi yapıyorduk. İyi olduğumuzdan değil böylesi daha kolay geldiği için.
Ona baktığımı fark edip ders çalışmayı bırakmasın diye bende ders çalışmaya devam ettim. Titreyen telefonumla beraber oturduğum yerden kalktığım Çınar Alp bana dönmüştü. “Gitar dersi verdiğim yerin müdürü bunu açmam lazım. Hemen gelirim,” dediğimde bana bir an tereddütle baktı.
“İstersen seninle gelebilirim,” dedi ama kafamı iki yana salladığımda daha fazla üstelemedi.
Kütüphanenin bahçesine çıkıp telefonu açtım. “Alo Hakan Bey buyrun?” Sesimi oldukça nazik tutmuştum.
“Merhaba Hazan, seni rahatsız ettiğim için kusura bakma ancak seninle bir konu hakkında konuşmam gerekiyor,”
“Tabiki yarın ders vermek için geleceğim zaten o zaman konuşabiliriz,”
“Gelmene lüzum yok bende bu konu hakkında konuşacaktım. Biliyorsun seni öğretmene ihtiyacımız olduğu için almıştık. Bugün yeni kadrolu öğretmen aldık artık gelmene gerek yok, bütün yardımların için çok teşekkür ederim.” Söylediklerini idrak etmem epey zaman aldı. Dakikalarca süren sessizliğim Hakan Bey’in tekrardan konuşmasına sebep oldu. “Hazan orada mısın?”
“Buradayım,” dedim düz bir sesle. Canım yanıyordu, bunu kimin yapacağını biliyordum ama yine de sanki bütün sinirlerim alınmıştı. “Anlıyorum tabiki asıl ben teşekkür ederim,”
“Rica ederim. İyi günler,”
“İyi günler,” dedikten sonra telefonu kapattım. Ağlamam gerekirdi çünkü canım yanıyordu. Kalbim sızlıyordu sırtımdaki kambur çoğalıyordu.
Ağlamam gerekirdi, hayallerimi kendimi kaybediyordum. Ne ağlayabildim, ne de haykırabildim. Sadece öylece dikildim, bütün hayatımı gözden geçirdim. Yaşamayı seçmem lazım diye kendi kendime tekrarladım.
Şimdi ne yapmalıydım? İçeri dönüp hiçbir şey olmamış gibi mi yapsaydım? Ya da her şeyi bırakıp eve gidip ortalığı mı yıkmalıydım?
Sakin olmalıydım. Yapacağım her ters hareketin ucu Eren’e dokunabilirdi. Sakin olacak hiçbir şey olmamış bu yerden nazikçe kovulmak beni hiç etkilememiş gibi davranacaktım. İstanbul’a gidecektim, kendime ve Eren’e yeni bir hayat kuracaktım. Çınar Alp’te olacaktı onunla da mutlu olacaktım.
Bütün hayal kırıklarımı toparlayıp kütüphaneye geri döndüm. Çınar Alp’in yanına oturduğumda onun bakışlarıyla içim titredi. Ağlama hissi yine benimleydi. Onun yanında sadece ben olabiliyordum. Onun yanında hiçbir kalıba ihtiyacım yoktu sadece Hazan olmam yeterliydi.
“Hazan Güneşi ne oldu?” diye sordu anında bende bir şeylerin ters gittiğini tabiki hemen anlamıştı.
Not aldığım defterime bakmaya devam ederken omzumu silktim. “Gitar dersleri verdiğim kurstan resmen nazikçe kovuldum ve bunu yapanın annem ve babamın olduğundan eminim. Bu sabah anneme İstanbul’a gideceğim dediğimde resmen çıldırdı. Kesinlikle onun işi. Aslında sorun değil İstanbul’a gidince işletme değil bir müzik okulunda işe girmek istiyorum. O yüzden sorun değil…”
Yüzümün önüne gelen saçlarımı kulağımın arkasına itti.”Sorun olmasında sorun yok biliyorsun değil mi? Üzülebilirsin.”
Kafamı salladım. “Biliyorum ama sorun değil. Vereceğim hiçbir tepkinin ucunun Eren’e dokunmasını istemiyorum bu yüzden bu konuda konuşmak anlamsız,”
“Eren asla senin yaptıkların yüzünden cezalandırılmaz Hazan,”
“Anne ve babamı tanımıyorsun Çınar Alp. Bizim ailenin içini bilmiyorsun o yüzden lütfen bu konu hakkında beni teselli etme.” Söylediklerim ağzımda acı bir tat bıraktı. Sinirimi sürekli ondan çıkarmaktan nefret ediyordum. Bugün bunu ikinci kez yapışımdı ve bu yüzden kendimden nefret ediyordum.
“Özür dilerim. Haddimi aştım,” diyerek kendini geri çekti. İşte şimdi gerçekten daha çok ağlamak istiyordum. “İstersen ilk tanıştığımız zaman gittiğimiz o kafeye yeniden gidebiliriz,”
Niye bunu yapıyordu?
Onun yerinde başka biri olsa şu an çoktan onu terslediğim için giderdi. Hemde bunu bugün ona ikinci yapışım olduğunu düşünürsek kesinlikle giderdi ama o gitmiyordu. Çınar Alp ben ona kızsam terslesem de gitmiyordu ve ben buna alışmaktan da korktuğumu anladım.
Ya bir gün gitmek isterse?Peki o zaman ne yapacaktım?
Bu düşünce gözlerimin dolmasına yeter de artardı bile. Bu kadar kısa sürede ona nasıl bu kadar bağlanmıştım bilmiyordum ama onun bir gün artık benden bıkacağı düşüncesi canımı yaktı.
“Çınar Alp ben seni hak etmiyorum,” dedim ona bakmaya çekinirken. Daha fazla konuşup insanları rahatsız etmemek için eşyalarımı topladım ve ayağı kalktım. “Rahatsız olacak insanlar,” diye açıklama gereği duydum.
Kütüphaneden dışarı çıktığımda Çınar Alp’de peşimden gelmişti. “Hazan o ne demek öyle?” diye seslendi arkamdayken ama cevap vermedim. Adımları benden büyük olduğu bir kaç adımda yanımda bitmişti. “Hazan,” dedi sesi daha ciddi çıkarken.
“Ne duyduysan o işte. Ben seni hak etmiyorum, ben senin ilgini hak etmiyorum Çınar Alp. Bana böyle davranmanı hak etmiyorum,”
“O nasıl söz öyle,” dedi. “Geri al hemen sözlerini ve kendinden özür dile,”
“Ne?”
“Bunları kendine söylediğin için kendinden özür dile Hazan. Kendine karşı çok acımasızsın. Sen hak ediyorsun, sen bu dünyadaki bütün güzellikleri hak ediyorsun. Asıl seni hak etmeyen benim bu yüzden çabalıyorum sana layık olmaya çalışıyorum. Sende burada gelmiş bana seni hak etmiyorum diyorsun kendine yazık ediyorsun,”
Beni olduğum yere mıhlayan benim için değil de kendisi için söyledikleriydi. Kaşlarımı çatık bir şekilde ona döndüm. “Sende kendinden özür dile o zaman. O nasıl söz? Sen ne diye beni hak etmeyecekmişsin?”
Yüzünü bir çocuk gibi yere eğdiğinde kalbimi deşti. “Çok fazla hata yaptım da ondan,”
“Nihayetinde sende insansın Çınar Alp. Hata yapabilirsin buna hakkın var. Hepimiz hata yapıyoruz,”
“Ne yaparsam yapayım mı?”
Kafamı salladım ama artık gözyaşlarım akıyordu. “Ne yaparsan yap,”
Kafasını yerden kaldırdığında gözlerinin dolduğunu ama ağlamamak için kendini sıktığını fark ettim. “Duyduklarından sonra benden uzaklaşmak istersen seni anlarım. Sana kızmam ama unutma beni senden daha fazla hak edecek kimse yok Hazan Güneşi. Seni seviyorum, beni sevmesen bile beni hiç sevmeyecek olsan ve benden nefret etsen bile seni sevmeye devam edeceğim,”
Burnumu çektim. “Böyle bir ihtimal yok. Senden nefret etmeyeceğim.”
“Beş yıldır alkol bağımlısıyım. İki hafta önce tedaviye başladım ve geçen gördüğün yara da kriz anında oldu. Yoksunluk krizi geçirip duvarı yumrukladım. Haftada iki kez grup terapisine gidiyorum ve bu bağımlılıktan kurtulmaya çalışıyorum.” Hepsini tek nefeste söylemişti.
Açıkcası ne hissedeceğimi bilmiyordum çünkü bundan öncesinde de bunu tahmin etmiştim. Elleri sürekli titriyordu, bazen günler modu daha düşüktü. Bu yüzden ona detoks suları yapıyordum.
“Aslında dediklerine çok şaşırmadım çünkü bunu tahmin etmiştim,”
Kafasını salladı. “Biliyorum,”
“Tedaviyi bırakmayacaksın değil mi?” diye sordum.
“Asla,” dedi hemen. Bana doğru bir adım atmak istiyor ama tereddüt ediyordu. “Sana asla zarar vermem Hazan, yemin ederim bırakmayı deniyorum. Bırakacağım sadece gitme. Gitme, benden kaçma. Sana layık olmak için her şeyi yapacağım sadece beni bırakma. Ben bir kere daha terk edilmeyi göze alamam,”
“Gitmeyeceğim ama sende tedaviyi bırakmayacaksın,”
Kafasını hızla aşağı yukarı salladı. “Yemin ederim,”
Kollarımı açtım gelsin diye. Sıkı bir sarılmanın iyileştiremeyeceği şey yoktu. Kolları belime dolanırken bende kollarımı onun boynuna doladım. “Beni senden daha fazla kimse hak etmeyecek,” diye tekrarladı. “Kendini suçlama kendini zorlama, beni kovma. Bırak sana iyi geleyim,kendime iyi gelemiyorum belki ama iyi gelmek için her şeyi yaparım,”
“Kendini artık küçük görme. Sende en iyisini hak ediyorsun. Seni kovmuyorum seni nasıl kovabilirim ki? Asıl sen benden bıkarsın diye korkuyorum Çınar Alp. Bir gün benden sıkılacaksın diye çok korkuyorum, sende katlanamayacaksın bana diye korkuyorum,”
“İmkansız. Senden uzaklaşmam imkansız,”
“Emin misin?” diye sordum. “Ben zor biriyim,”
“Değilsin. Bana zor değilsin, senin o sorun dediğin şeyleri ben öpüp başımın üstüne koyarım Hazan. Senden bana ne gelirse öpüp başımın üstüne koyarım,” geri çekilip yüzümü avuçlarının arasına aldı ardından yanaklarımı öptü. Yetmedi alnımı öptü, yetmedi burnumu öptü. Oda yetmemiş olacak ki bu sefer saçlarımdan öptü.
Eğer her öpüşünde kalbimin nasıl teklediğini bilseydi beni bu kadar içten öpmezdi. Kalbim onun elleri altında adeta heyecanla çırpınıyordu.
“Sende bana zor değilsin,” dedim. Ellerim onun yüzünü bulurken alnımı alnına yasladım. “Seni kurtaracağım. Daha iyi olacaksın, bu bağımlılıktan kurtulacaksın,”
Gülümsedi bu dediğime. “Biliyorum. Çünkü sen varken her şeyi yapabilirmişim gibi hissediyorum.”
“Artık eve gitmem lazım,” dedim geri çekilirken.
“Seni bırakayım,”
“Bu sefer kendim gitsem iyi olur. Bunun seninle alakası yok, kendini kötü hissetme,” itiraz etmek yerine sadece kafasını salladı ve bana gülümsedi.
“İhtiyacın olursa ben buradayım tamam mı? Beni ara, senin için her zaman orada olurum,”
Kafamı sallarken arkamı döndüm ve evin yolunu tuttum. Çınar Alp’le daha fazla görünürsem annem iyice çıldırırdı ve ben bunun olmasını istemiyordum. Daha fazla huzursuzluk çıksın istemiyordum.
İstanbul’a gidince her şey yoluna girecekti.
Eve girdikten sonra üzerimi değiştirdim ardından anneme masayı kurmasına yardım ettim. İkimizde tek kelime etmedik birbirimizin yüzüne bile bakmadık ama babam eve geldiğinde aynı masaya oturduk.
Eren yine beni yanımda oturuyordu. Artık akşam yemeklerinde ya da beraber olduğumuz hiçbir anda aile olduğumuzu hissedemiyorum. Sanki zaman bizi öyle bir hale getirmişti ki artık aynı evin içinde yaşayan dört yabancıydık. Birbirimize tanıdık ama bir o kadar da yabancı dört insandık.
“Sınavların nasıl geçti Hazan?” diye sordu babam sanki bunu her zaman soruyormuş gibi. Oysa benim derslerim hakkında hiç konuşmazdı.
“İyi,” dedim çorbamı karıştırıken. “Bu sene mezun olacağım. Son sınavlar haftaya o zamana sıkı çalışmayı düşünüyorum,”
“Gitar dersleri nasıl gidiyor?” Rolünü o kadar iyi oynuyordu ki babamı sırf bu yüzden ayakta alkışlayabilirdim.
“Aslında iyi gidiyordu. Hakan Bey beni bugün aradı yeni kadrolu müzik öğretmeni gelmiş,”
“Aa öyle mi?”
“Aynen neyse ki zaten bende yakında ayrılmak zorunda kalacağımı söyleyecektim,”
“Niye ayrılmak istiyorsun ki? Orayı çok sevdiğini düşünüyordum.”
“Eren ile beraber İstanbul’a gideceğiz baba. Biraz değişiklik bütün ailemize iyi gelecek,”
Babamın alnı kırıştı. “Bu konuda bize danıştığını hatırlamıyorum,”
“Danışmadım zaten. Çünkü size kalsa ben hiçbir şeyi beceremem. Her şey gereksiz ve ben yoruldum. Ben artık devam edemeyecek kadar yorgunum. Bizim Eren’le yalnız olup dinlenmeye ihtiyacımız var. Her şeyden uzaklaşmaya ihtiyacımız var,” kelimelerimin hepsini tane tane ve yavaş yavaş söylemiştim.
“Böyle bir şey olmayacak Hazan,” dedi babam net bir sesle.
Onunla tartışmak yerine sadece yemeğimi yedim. Tartışmak bundan sonra bir şey kazandırmayacaktı. Sadece kendime odaklanıp hayallerimi gerçekleştirmem lazımdı. İstanbul’a gidecek ve yeni bir hayat kuracaktım.
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
Yorumlar
Yorum Gönder