Ana içeriğe atla

Nitelikli

A.22-BAŞLANGIÇ

  “Bütün kayıpların bir anlamı olmalı. Mısır’ın başlangıcı yeniden yazılmalı.” Wahdon - Fairuz The Ritual - Eternal Eclipse İyi okumalar gün Yıldızlarımmm Bölüm sonu yorumlarda buluşalım Karanlık ve aydınlığın arasında çok ince bir çizgi vardır ayağın ne tarafa doğru kayarsa o tarafa çekilirsin. Ben o ince çizgideyim işte. Ne karanlık ne aydınlık sadece ikisinin arasında araftayım.  Yanımda oturan Aris dakikalardır konuşmuyordu ben ise onun yanık izlerine bakmaya devam ediyordum. Bütün çocukluğumuzu, bütün anılarımızı çalan o olayın izleriydi. “Çok canın yandı mı?” diye sordum dakikalar sonra aramızdaki sessizliği bozup. “İlk başlarda çok acımıştı ama artık yanan yerlerde hiç his yok,” dedi hüzünle. “Jasmi’ye bu izlerimi hala gösteremedim. Onu seviyorum ve yaralarımı gördükten sonra bana bir daha eskisi gibi bakmayacağından korkuyorum. Tıpkı senin de bana eskisi gibi bakmayacağından korktuğum gibi. Biliyorum beni hemen affedemezsin ama Milena sen benim çocukluğumsun ve ben sen...

V. 9.PERDE

 




****

"Ya ölecektim ya da yakacaktım

ve ben ateş olup yakmayı seçtim."

****


Sarı Kurdeleler - Model

Acıtır Gibi Severek - Can Ozan

Skayfall - Adele


BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL

ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR

Ig/ sesimiziduyuramadik

Tt/ sesimiziduyuramadik

X/ sesimiziduyuramadik


İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım


Kanım alkolden mi yoksa o bana yakın olduğu için mi bilinmez bir şekilde kaynarken onun gözlerin odaklandım o ise bu an bozarak yüzüme üfledi “Sarhoşsun sen.” dedi keyifle. 


Kaşlarımı çattım “Değilim sarhoş falan.” işaret parmağımı göğsüne değdirdim “Sensin sarhoş.” ardından yüzündeki yaraları fark ettim tekrardan ve yüzümü buruşturdum. 


“Ne oldu? Miden mi bulanıyor?” senin canın acıyor demek istedim ama onun yerine başımı iki yana sallayıp ondan uzaklaşmayı denedim. Denedim diyorum çünkü ben geri çekilirken buna engel olup kolumu tuttu “Dans ediyordun.” dedi bana hatırlatmak ister gibi. 


Dans mı ediyordum ? “Dans mı ediyordum?” kaşlarımı çattım “Sen gelince dans edesim kaçtı.” dedikten sonra elimi kolundan kurtardım ve kalabalığın arasından çıkmaya çalıştım lakin başım dönüyordu. Altımdaki yerde kayıyor olabilirdi, bence kayıyordu.


Belimdeki elinin sıcaklığını hissedince ona döndüm “Sen ne ara geldin?” dedim huysuz bir sesle.


“Ayakta duramıyorsun.”


“Tabi ki duramıyorum!” diye yükseldim bir anda “Yer kayıyor çünkü.”


Güldü bu dediğime “Sarhoşsun o yüzden.” 


“Taktı ya!” dedim dokunuşundan kurtulmaya çalışırken. Hayır yani niye sürekli sarhoşsun diyorsa. “Sarhoşsan sarhoşum sanane. Sana mı sarhoşum?” 


“Birine mi sarhoşsun?” dedi kaşlarını çatarak.


“Kim dedi onu?” dedim alık alık. Topuklu ayakkabılarım yüzünden dengemi koruyamıyordum. BİRDE YER KAYIYORDU! Allah’ım deprem falan mı oluyor?


“Sen dedin ya kızım sana mı sarhoşum diye.” anlamaz bir şekilde ona baktım.


“Sen şizofren misin Sarp? Öyle mi dedim ben.” 


Kaşları daha da çatıldı “Ya ne dedin?”


“Ne dedim?” unutmuştum. Bir şey söylemesine izin vermeden olduğum yerde durdum. “Yürüyemiyorum.” diye mızlandım “Yer kayıyor Sarp. Sen nasıl yürüyorsun?”


Sabır dileniyormuş gözlerini kapattı ardından geri açtıktan sonra kollarını bacaklarımdan geçirip bir hamlede beni kucağına aldı. “Sarp yer kayıyor nasıl yürüyeceksin? Dur! düşüreceksin bizi!” dedim kucağında debelenirken.


“Ben değil ama sen biraz daha böyle kucağımda debelenmeye devam edersen gerçekten düşeceğiz.” anında durdum.


“Tamam durdum.” kafamı onun omzuna yasladım. Üzerime sakinlik çökerken kokusunu içime çektim yavaşça. Tanıdık bir kokuydu, geçmişten gelen bir kokuydu. 

“Sarp.” diye mırıldandım.


“Efendim.”


“Neden gittin?” diye sordum hüzünle. Normalde böyle şeyler söylemezdim ama artık içimde durmuyordu belik de alkol dilimi açmıştı.


Cevap vermedi. Daha çok boyun girintisine saklandım “Hatırlardım.” diye fısıldadığımda bedeninin kaskatı kesildiğini hissettim “Kalsaydın, hatırlardım.” 


“Deren uyu.” dedi bunları duymaya tahammül edemiyormuş gibi. 


Yanaklarımdan aşağı yaşlar akmaya başladı “Yine mi sesimden rahatsız oldun? Çok konuştum diye mi?” derken sessizce akan gözyaşlarım onun boynuna değdi.


“Olmadım rahatsız. Ağlama.” 


“O zaman neden sürekli susmamı söylüyorsun?” dedim burnumu çekerken.


“Sus demedim uyu dedim.”


Omzumu silktim “Aynı şey işte.”


Eve girdiğimizi hissettim, gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Yatağa yatırıldığımı hissettiğimde bile gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Gözyaşlarım usul usul akmaya devam etti “Çok konuştuğum için mi gittin?” dedim. Gözlerimi araladığımda onun acı bakışlarıyla karşılaştım. Gözleri kızarmıştı, oda mı ağlamıştı? Yoksa çok mu içmişti?


“Uyu Deren.” dedi yeniden


“Niye cevap vermiyorsun?” 


“Verecek bir cevabım yok.” dediğinde yattığım yerden kalktım. Benim kalkmamla hareketlendi “Kalkma.” dedi ama onu dinlemedim. Banyoya ilerlediğimde beni takip etti,  yüzümdeki makyajı temizledikten sonra soğuk suyu birkaç defa daha yüzüme çarptım. Yatağa yeniden yatağımda cenin pozisyonunu aldım o ise üstümü örttü. 


“Biliyor musun?” dedim ona bakarken “Bugün senden bir hatıra daha hatırladım. O kadar güzeldi ki gerçek olduğunu düşündüm.” gözümden bir damla daha yaş akarken kafamı iki yana salladım “Ama o gerçek olmayacak kadar hatıra. Sen aynı adam değilsin, ben aynı kadın değilim. Sen beni istemiyorsun ben ise ne istediğimi bile bilmiyorum. Bir savaşın içine düştüm o savaşta varlığından bile emin olmadığım bir adamın peşine düşüyorum.” 


“Sana geçmişin hesabını vermem.” dedi net bir şekilde “Ama gelecek için bir umut verebilirim.” 


“Beni ardında bıraktın ben geçmişteyim.” sırtımı ona döndüm. “Giderken ışığı açık bırak lütfen.” 


“Zorunda kaldım.” diye fısıldadı. “Yine olsa yine yaparım, bu bir tercih değildi zorunluluktu ama yine olsa yine yapardım.” söylediği şeyler ile durgunlarşırken yattığım yerden kalkıp oturdum. Ona döndüğümde onun ayakta gitmek için hazır olduğunu fark ettim.


Nasıl bir zorunluluk geçmişi unuttururdu ki?


“Dengesiz birisin.” dedim gözlerine bakarak.


“Öyleyim.” diye onayladı.


“Aptalsın.”


“Öyleyim.”


“Korkaksın!” bu sefer daha yüksek sesle söyledim “Zalimsin!” dediğimde bir adım bana doğru geldi “Bana ne yaptığını görüyor musun? Seven insan bunu yapar mı?” bir adım daha bana geldiğinde ben daha çok ağladım “İnsan sevdiğine bunu yapar mı?” 


“Deren…” dedi çaresiz çıkan sesiyle. 


“Sordum, kendime o kadar çok sordum ki. Seni içimde haklı çıkarmak için o kadar sordum ki. Neden dedim Neden gitti. Kendimi suçladım sonra, benden rahatsız olduğunu düşündüm. Sesimden rahatsız olduğunu düşündüm” sözlerimin altında ezildiğini hissettim “Ben bu sorunun cevabını bulamadım. Bu sorunun cevabını kendi kendime bile veremedim. Ben asla yıkılmam ama bunu aşamıyorum. Ben seni aşamıyorum.” dudaklarımın arasından küçük bir hıçkırık kaçtı “Hatırlamıyorum ama hissedebiliyorum. Bu kalbimi acıtıyor.” avazım çıktığı kadar bağırıp ağlamaya başladım. 


Kollarını bana doladığında onu ittim lakin o geri çekilmedi, aksine daha da sıkı sardı bedenimi “Yapma…” diye fısıldadı. “Yapma Deren. Benide çaresiz bırakma. Yapamayız… biz bir daha yapamayız.” Neden?


“Taş kalpli misin sen?” 


“Mecburum.”


Kendimi sakinleştirmeye çalışırken geri çekildim “Anlıyorum.” dedim lakin anlamamıştım. “Benim yalnız kalmaya ihtiyacım var.” dedim zorlukla. 


Kafasını salladıktan sonra oturduğu yerden kalktı ve arkasını döndü “Bir dakika.” dememle olduğu yerde durdu. Yataktan çıktım, dengemi zar zor sağlayıp ona doğru ilerledim. Parmağımdaki yüzüğü çıkardım, o an yüzük parmağıma soğukluk hakim oldu. Tam karşısında durup yüzüğü ona uzattım “Bunu al. Bende kalırsa çöpe gidecek bunun bir anlamı yok.” yüzüme öyle bir baktı ki o an yok olmak istedim fakat onun yerine avucunu elimin içine alıp yüzüğü avucunun içine bıraktım. “Haklısın, biz yapamayız.” 


🤧



YAZAR’DAN


Hastane kapısının önünde dizlerinin üzerine çökmüş oturuyordu Sarp. Bu yıkılmanında bir sebebi vardı. Bir çift gözdü onun çökerten, bir gülüş, bir anıydı. 


Az önce çıktığı kapıdan sevdiği kadının onu hatırlamadığını öğrenmişti. Unutmuştu. Onu, hatıralarını. Zaten böyle bir şeyde nasıl ayakta durulur ki bunun bir dayanağı var mıydı?


Pes etmezdi. Onun kalbi hatırlardı beyni hatırlamasa kalbi hatırlardı ama onu durduran şeyler vardı. Sevdiği kadının canı gibi, onun yaşaması gibi şeyler.


“Bırakmam.” demişti Özer’e “Ben korurum onu ama bırakmam.”


“Yapamazsın Sarp. Yapamazsın oğlum, o unuttu ve sen ona kendini hatırlatırsan her şeyi hatırlama ihtimali var.” 


“Nasıl yapamam lan!” demişti hiddetle Sarp “Özer ben onsuz nefes alamam nasıl yaşayayım.” demişti çaresizce


“Sarp sen beni canımsın kanımsın ama o kardeşim. Kardeşimin canı için seni bile ezer geçerim.” demişti ve dediğini yapardı. Bu kelimeleri söylerken asla tereddüt etmedi. 


“Korurum Özer ben onu korurum.”


“Koruyamadın Sarp. Sen onu koruyamadın ve bunun sonucunda kardeşim içeride yatıyor.”


“Özer….”


“Git.” demişti Özer “Git oğlum. Beni kardeş katili yapma, ondan uzak dur.”


Susmuştu sadece o an. Yapacak ne vardı ki haklıydı zaten Özer. Onu korumuş olsaydı sevdiği kadın şimdi içeride yatıyor olmazdı. Yanında sapasağlam duruyor olurdu.


Sarp o gün herşeyi unuttu tıpkı sevdiği kadın gibi… Bir kalbi olduğunu, sevebildiğini hatta kendini bile unuttu. Mecburiyet ona pahalıya mal oldu, zaten hayat ona asla adaletli davranmamıştı.


🥀



Sabah gözlerimi açmamı sağlayan şey muhteşem bir baş ağrısıydı. Kısık bir iniltiyle yattığım yerden doğrulurken ağzımda acı tat vardı. Bu alkolden miydi yoksa dün olanlarla mı alakalıydı bilmiyordum, alkolden olduğunu düşündüm.


“Sen salaksın Deren.” diye söylendim kendi kendime. Dün çok fazla konuşmuştum ve söylemem gereken şeyler dilimden çıkmıştı. Yattığım yerden kalkıp hızlı bir duş aldım ve banyodaki işlerimi hallettikten sonra üzerime dizimin biraz üstüne kadar gelen bir kot tulum giydim. 


Makyajımı da yaptıktan sonra dudaklarımdan kırmızı ruju geçip ilaçlarımı aldım ve odadan çıktım. Dün olanlar hiç olmamış gibi davranacaktım zira başka türlü bugünü atlatamazdım. Kahvaltı için masaya oturduğumda herkesin çoktan başladığını fark ettim “Ooo bizim sarhoşumuz da uyandı!” dedi Turan elindeki domatesi ağzına atmadan hemen önce.


“Komik mi?” diye huysuzlanırken Şeyma’nın yanına oturdum.


Kahvaltıya başlarken Işıl’ın sesiyle donakaldım “Yüzüğün nerede Deren?” 


Umursamaz davran

Hayır umursamıyorsun


“Dün düşürdüm herhalde.” dedim umursamazca. “Zaten artık rol yapmamıza da gerek yok.” 


“Anladım.” derken son harfinde vurgun yapmıştı. Acı kahveleri üzerimde hissediyordum ama o tarafa bakmadım, dün hiç yaşanmamış sayılacaktı.


Kahvaltıdan sonra herkes bir tarafa dağılırken ben ortak salona geçtim. Bugün diğer günlerden daha sakin geçecekti benim için. “Çok çabuk dalıyorsun.” dediğini duyduğumda kasıldım. O niye gitmemişti ki? 


“Farkında değilim.” dedim düz bir sesle. “Dün ne sana ne söylediğimi pek hatırlamıyorum. Saçmaladım büyük ihtimalle ve yüzüğü nerede düşürdüğüm hakkında hiçbir fikrim yok.” dedim yalana başvurarak.


“Rol yapmana gerek yok.” oturduğum yerde rahatsız olmuş gibi kıpırdandım “Dün neler olduğunu ikimizde çok iyi hatırlıyoruz. Dün yüzüğü bana verdin bunu da biliyorsun.”


“Ben…”


“Dün olanlar doğru ya da yanlış umrumda değil sonuçta yaşandı. Eğer istersen hiç olmamış gibi yaparız.” dedi. Bunu gerçekten istiyor muydum bilmiyordum. Onun beni unutmasını istiyor muydum?


“Olmamış gibi davranmak daha kolay olur.”


“Kim için?” diye sorduğunda bakışları beni anlamaya çalışıyor gibiydi.


Benim için “İkimiz içinde. Durumu kabullenmemize yardımcı olur.” 


Başını salladıktan sonra arkasını dönüp evden çıktı. O gitti ve ben her zamanki gibi arkasında kaldım. Bu durumla nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Henüz herşey için o kadar erkendi ki, o kadar hızlı gelişiyordu ki herşey ben bu hıza yetişemiyordum. Kalbim bu hıza yetişemiyordu, en çokta o zorlanıyordu.


Telefonumun çalmasıyla düşüncelerimde sıyrıldım arayan yabancı numara olunca kaşlarım çatıldı lakin yine de açtım. “Alo?” 


“Alo Deren. Ben Koray.” onun sesini duymamla midem çalkalandı.


“Ah! Evet.” dedim şaşırmış bir şekilde. 


“Yarın akşam yemeği yiyelim diyorum hep beraber. Hem en başarılı adamımı daha yakından tanımak isterim.” dedi neşeyle lakin benim tek hissettiğim tiksintiydi.


“Olur tabiki.” 


“Tamam o zaman ben sana mekanı ve saati atarım.”


“Tamamdır. Teşekkür ederim.”


“Asıl ben teşekkür ederim.” telefon kapandı ve ben midemin ağrısıyla iki büklüm oldum. Hayır ağrıyan midem değildi, kalbimdi ya da her yerim. Bilmiyordum. O adamla nasıl karşı karşıya geleceğimi bilmiyordum. Koltukta cenin pozisyonu aldıktan sonra ağlamamak için kendimi tuttum. Soğukkanlı olmalıydım, kendimi tutmalıydım.


Ne kadar sürede orada öyle durup boş duvara baktım bilmiyorum. Saatler mi olmuştu? Belki de dakikalar? Bilmiyordum işte. 


Kapını açılma sesini duyduğumda gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Işıl ve Berk’in gülüşmeleri doldurdu kulaklarımı daha sonra ise Şeyma ile Turan’ın konuşmaları ama onun sesini duymadım. 


“Deren bugün evden hiç çıkmadı mı?” diye sorduğunu duydum Işıl’ın 


“Çıkmadı.” dedi düz bir sesle Sarp.


Birinin ellerini saçlarımda hissettim bu ellerin sahibini biliyordum. Her zaman narin narin okşardı saçlarımı. “O iyi değil.” dediğini duydum Şeyma’nın. Başımdaki elleri durgunlaştı. “Onun için endişeleniyorum.”


“Yaşadıkları ve öğrendikleri kolay değil biraz zamana ihtiyacı var.” dedi Turan.


Gerçekten zamanla geçer miydi? Çünkü bana sanki bir asır geçsede bu ağırlık geçmeyecek gibi hissediyordum. Ellerimi iyice karnıma bastırırken kendimi tutmaya çalıştım lütfen artık dur.


Gözlerimi hafifçe araladığımda karşımda Şeyma’yı gördüm “Günaydın!” diye şakıdı hemen telaşını gizlemeye çalışarak. 


Yattığım yerden doğrulurken hafifçe gülümsedim “Günaydın.” dedim.


“Bugün hiç dışarı çıkmadın artık iyice babaanne moduna geçtin Deren.” diye alay etti Işıl


“Ne alakası var sadece biraz tembelim. Üşendim dışarı çıkmaya ayrıca yatmak gezmekten daha keyifli.” dedim ona gözümü devirirken.


Sadece yorgunsun Deren


“Ama açım ve bence yemek yemeye güzel bir mekana gidebiliriz. Dans, yemek falan.” 


“Olur.” diye beni onayladı Berk.


“Ben içmem.” diye yüzünü buruşturdu Şeyma. DÜnden sonra ikimizinde içmememiz daha hayırlıydı. Kolumu Şeyma’nın omzuna attım “Bende içmem.” dedim.


“O zaman biz hazırlanmaya gidelim!” heyecanla Işıl yanımıza gelirken bizim kolumuza girip odaya soktu. “Ay ben ne giyeceğim ya!” diye sızlanmaya başladı.


Onun bu tavrına gülüp gözlerimi devirdim “Bir valiz dolusu kıyafet getirdin Işıl.” 


“Evet ama hangisini giysem?” 


“Bir tane sarı çiçekli vardı onu giyebilirsin.” diye fikir sundu Şeyma. 


Ben ise o sırada çoktan beyaz mini bir kabarık etek ve üzerine ise askılı bir bustier çıkarmıştım bile. Onun üzerine ise delikli bir yaz hırkasın kapattım. Kıyafetlerimle banyoya girip üzerimi değiştirdim odaya geri döndüğümde kızların çoktan üstlerini değiştirmişti bile. “Ne ara değiştirdiniz üstünüzü?” diye sordum şaşkınlıkla.


İkiside aynı anda omzunu silkti. Makyajlarımızı yaptıktan sonra ise artık hazırdık. Şeyma beyaz mini fırfırlı bir elbise giymişti. Işıl ise Şeyma’nın dediğ sarı çiçekli elbiseyi giymişti ve bu halleriyle ikiside su gibi gözüküyordu. 


“Sizin nişan ne zaman Işıl?” diye sordum. Abimden sonra onlarda bir sürü şeylerini ertelemişlerdi. İstese yapmayabilirlerdi ama buradaki insanlar abimi gerçekten önemsiyorlardı, ona değer veriyorlardı. 


“Bilmem. Bu ara ortam nişan için pek uygun değil.” dedi. Belli etmesede içinde bir burukluk vardı, bunu hissedebiliyordum.


“O zaman neden bir kaç hafta sonra yapmıyoruz?” diye fikir sundum “Sonuçta bu olaylar ne zaman durulacak bilmiyoruz. Her anımız kıymetli”


Bakışları mahcup bir şekilde bana baktı “Yani.. öyle ama daha Özer’in yılı bile dolmadı.”


Burukça gülümsedim ona “Emin ol abim burada olsa oda bunu isterdi.” dedim kendimden emin bir şekilde.


“Berk’le konuşurum o halde.” dediğinde kafamı salladım ve odadan çıkmak için kapıya yöneldim. Hep beraber dışarı çıkarken bizimkilerin hazır olduklarını fark ettim. Işıl direkt  Berk’in önünde durdu ve “Çok yakışıklısın.” dedi aşık aşık. Onların sevgisi gerçekti ve bu sevgi insanın kendisini iyi hissettiriyordu. Onların sevgisi etrafa huzur veriyordu. Daha fazla özellerine girmemek için kafamı çevirip bizim kıza baktım. O ise Turan’a bir şeyler söylüyordu, ondan hoşlandığı çok bariz belliydi ve bence Turan’da ondan hoşlanıyodu. İyi olan şey ise ikiside bunu gizlemiyordu.


En sonunda bakışlarım onu bulurken üzerinde siyah bir gömlek ve siyah kumaş bir pantolon olduğunu gördüm. Onun bakışları ise bende takılı kalmıştı. Bir şey söylemek istiyormuş gibi baktı ama dudaklarının arasından hiçbir şey çıkmadı. 


Hep beraber evden çıkıp güzel bir açık mekana girdik. Buranın havası  insanı rahatlatmaya gerçekten yetiyordu. Masada geçen sohbeti tam olarak kavrayamamıştım, kafam çok doluydu ve bir türlü konuşulanlara odaklanamıyordum. 


“Çok iyi düşünmüşsün Deren.” diyen sesini duydum Turan’ın.


Bakışlarım direkt olarak ona kaydı “Kaçırdım galiba. Neyi iyi düşünmüşüm.” derken sesim biraz çekingendi. 


“Işıl ve Berk’in nişanı diyorum. İyi düşünmüşsün.” 


“Doğru olan buydu zatenn. Evet çok talihsiz şeyler oldu ama onlar mutlu olmayı hak ediyor.” bakışlarım birbirlerine aşk ile baka iki kişiye takıldı “Ayrıca bundan sonra benim favori çiftim onlar. Tabiki de artık mürvetlerini görmek istiyorum.”


“O zaman bunun şerefine biraz pistlerin tozunu attıralım!” dedi hevesle Şeyma. Bazen bu kızın içinden bu kadar bitmeyen enerji nasıl çıkıyor hiç anlamıyordum. Yani benim içimde bu kadar enerji olsaydı herşey daha kolay olabilirdi. Yine de o gülmeyi en çok hak eden kişiydi. 


Şeyma’nın hemen arkasından Turan’da piste gitti “Ondan gerçekten çok hoşlanıyor.” dedi Işıl.


“İkiside birbirinden çok hoşlanıyor.” 


ŞEYMA TEPE


Kendimi pistin ortasına atarken adeta kafayı yemiş gibi gözüküyor olabilirdim ama aslında sadece aşırı enerji dolu bir insandım. Benim arkamdan hemen sahneye Turan’ın geldiğini gördüm. 


Bu zamana kadar biri bana ilk görüşte aşka inanır mısın deseler asla derdim. Şimdi ise bu aşk mıydı bilmiyordum ama ondan çok hoşlanıyordum, hemde gördüğüm ilk andan beri. İşte bu bildiğim tek şeydi. 


“Sende hiç böyle dağıtacak bir adam tipi yok.” dedim Turan tam önümde dururken.


Her zamanki çapkın gülüşünü sundu bana “Aslında bakacak olursak pek değilim.” 


“O zaman niye buradasın?” dedim. Gözlerimi kısarken bir adım daha ona yaklaştım. “Çünkü sen buradasın.” demesi kalbimin teklemesine sebep oldu. 


“E madem  buradasın hakkını verelim değil mi?” dedikten sonra elini tutup pistin tam ortasına çektim onu. Bana hiç karşı çıkmadan benimle beraber pistin ortasına geldi. Onunla beraber dans etmeye başlarken yüzündeki gülümseme iyice yüzüne yayıldı. 


“Biliyor musun?” dedim kalbim heyecandan yerinden çıkacakmış gibi atarken. Elleri bel oyuntuma yerleştiğinde “Neyi?” diye sordu.


“Ben kimsesiz biriyim, kalbimde kimseye yer vermem ama seni ilk gördüğüm andan beri sen kalbimin kapılarını zorluyorsun.” diye itiraf ettim. 


Bakışlarında şaşkınlık hakim olurken devam ettim “Bunun adı ne bilmiyorum ama ben galiba senden çok hoşlanmaya başladım.” dedim. Yüzüme bir kaç dakika öyle alık alık bakarken elimi yüzünün önünde salladım. 


Adamı kalpten götürdün Şeyma.


“Bir şey söylesene be adam!” dedim bir anlık isyanla.


“Ne diyeyim. Şey yani beynim durdu lan!” dedi anlık yükselirken. Belimdeki elleri daha sıkılaştı “Bende hoşlanıyorum galiba. Galiba değil bayağı hoşlanıyorum, hayvan gibi hoşlanıyorum.” bu şapşal haline gülümserken “Utanınca saçmalıyorsun.” dedim onun gibi “Bunu sevdim.” 


DEREN SİLDAY


Berk ve Işıl’da oturdukları yerden kalkıp piste doğru gittiğinde ikimiz tek kalmıştık. “Koray bizimle yemek yemek istiyormuş.” dedim düz bir sesle. “Bizi daha iyi tanımak istiyormuş. Özelliklede seni.”


“Ne zaman?”


“Yarın.” kelimeler dudaklarımın arasından ifadesiz bir şekilde çıkıyordu. “Sence benim bildiğimi biliyor mu?” 


“Sanmıyorum.” dedi “Öyle senin karşına çıkmazdı.”


“Belkide oyun oynamak istiyor bizimle. Her ihtimale karşı dikkatli olmalıyız.” dedim.

Kendimi nasıl tutacaktım? 


Onun ismini duymak, söylemek bile midemi bulandırırken nasıl onunla aynı masada yemek yiyecektim ki? 


“Ben yanında olacağım.” dedi yine kafamın içindekilerini duyuyormuş gibi. “Beraber yarın geceyi atlatıcaz merak etme.”


“Ya kendimi tutamazsam?”


“Tutarsın.” dedi net bir şekilde. Sesinde hiç tereddüt yoktu, sanki kendimi tutacağıma benden daha çok güveniyor gibiydi. Bana bende daha çok güvenir gibiydi. “Ben halledicem. Bana güveniyor musun?”


“Abime güveniyorum.”


“O zaman bu işi bana bırak ben yanındayken hiçbir aksilik olmayacak.” 


Kafamı salladım. “Yarana pansuman yaptın mı  bugün?” diye sordum. Bütün gün sabah dışında hiç konuşmamıştık ve yarasına pansuman yapılması gerekiyordu.


“Evet.” dedikten sonra cebinden bir kutu çıkarıp masanın üzerine koydu “Aslında yarın verecektim ama bugün vermek daha uygun olur diye düşündüm.” kaşlarımı çatıp kutuya baktım.


“Bu ne için?” dedim anlamayarak.


“Deren, yarın senin doğum günün.” dediğinde kaşlarım düz bir çizgi halini aldı. Yarın doğum günüm müydü? Kendimden o kadar çok vazgeçmiştim ki yarın doğum günüm olduğunu bile fark etmemiştim. 


Masanın üzerindeki kutuyu alıp içini açtım. İçinde ortasında beyaz bir taş olan altın bir yıldız kolyesi vardı. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken kolyeyi parmaklarımın arasına “Bu…” dedim mest olmuş bir şekilde.





“Sevdin mi?” diye sordu merakla “Görünce sen aklıma geldin. Yıldızlarda ne olursa olsun parlamaktan vazgeçmiyor. Sende ne olursa olsun parlamaktan vazgeçmiyorsun, bazen senin parıltın gözlerimi bile alıyor.” 


Bakışlarım ona dönerken başımı sola yatırdım “Bu çok özel.”


“Biliyorum. Bu özel hediyeyi özel birine verdiğim için içim rahat.” 


“Takar mısın?” kolyeyi ona uzattım. Elimdeki kolyeyi benden alırken sırtımı ona döndüm. Saçlarımı nazikçe boynumdan çektikten kolyenin ucu gerdanıma yerleşti ve Sarp arkadan onu taktı. Parmakları ensemde asılır kalırken nefesimi tutmak zorunda kaldım. Bu yakınlık iyi değildi, hemde hiç iyi değildi.


“Taktın mı?” diyebildim en sonunda.


“Taktım.”


“Ellerin…” dedim lakin bunu duyduğundan bile emin değildim. Ellerinin hissi giderken üperdiğimi hissettim. Bakışlarım boynumdaki yıldız kolyesine kaydı “Bunu son nefesime kadar takacağım. Ne olursa olsun.” dedim yemin eder gibi.


“Yarın ne olursa olsun doğum gününe dair bu anı aklına gelsin.” dediğinde kocaman gülümsedim. Belkide uzun zaman sonra bu bir ilkti, gülüşüm samimiydi. Yüzümü ona döndüm “Ben hiçbir şey yokmuş gibi yapamam.” dedim içimdeki yangını dillendirerek “Senden nefret etsem bile yapamam.” 


Gözlerinin koyulaştığında şahit oldum herşey çok ani oldu. Ve ben artık onun kollarının arasındaydım, bana öyle bir sarıldı ki nefesim keselecek sandım ama o bana nefeste oldu. “Dibimdeyken her şeyi daha da zorlaştırıyorsun Deren.” dediğini duydum. “Uzaktayken dayandım ama ben sen bana bu kadar yakınken nasıl sende uzak durayım.” derin derin kokumu içime çekti “Sikerler bu işi!” dedi isyan eder gibi.


“Sarp…”


“Bunun ne kadar zor olduğunun farkında değilsin değil mi?” kollarını gevşetirken geri çekildi ancak uzaklaşmadı hala dipdibeydik. Sandalyem onun sandalyesine yapışıktı adeta “Anlamıyorsun Deren. Zorunluluklarımı anlamıyorsun, seni korumak zorundayım. Gerekirse benim getireceğim tehlikelerden bile korumak zorundayım.” 


“Korunmaya ihtiyacım yok.” dedim sakin bir şekilde.


“Ben can dostuma, kardeşim dediğim adama söz verdim Deren. Şimdi ise sen buradasın ve bütün dengemi bozuyorsun. Ezerbelediğim her şeyi bana bir anda unutturuyorsun.” 


“Anlamıyorum” 


Eliyle yüzünü sıvazladı “Senin canını korumak için kendimi bile ezerim Deren. Senin için kendimi, sevgimi neyim varsa herşeyi siktir ederim!” bakışları tekrardan beni buldu “Yeterince açık mı?”


“Açık.” dedim onun gibi lakin bilmediği bir şey vardı ki ben hiçbir zaman birinin aklına saklanan bir kadın olmamıştım. Bu zamana kadar hep kendi başımın çaresine kendim bakmıştım ve şimdi yine öyle yapabilirdim. “Benim önümde durmana gerek yok. Yanımda dur olmaz mı? Beni korumak istiyorsan yanımda durarak yap bunu. Beni o yolda tek bırakarak değil.”


❤️‍🔥



O gün gelip çatmıştı.


Aynadan son kez kendime baktım. Üzerimde kadife, kolları uzun derin göğüs dekolteli koyu kırmızı bir elbise vardı. Sağ tarafta belimin olduğu hizada büzgüsü vardı ve derin bir yırtmacı da mevcuttu. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapmıştm. Makyajım ağırdı dudaklarımda ise kırmızı bir ruj vardı.





Dayanabilirsin.

Maskeni tak ve sahneye çık


Siyah topuklu ayakkabılarımı da giydikten sonra odadan çıktım. Sarp beni kapının eşiğinde bekliyordu. Bakışları beni baştan aşağı süzerken yutkundu. Onun üzerinde ise siyah klasik bir takım vardı takımına aykırı olan şey ise elbisemin renginde olan kırmızı kravatıydı. 


Cebinden bir şey çıkarıp bana uzattı. Bu iki gün önce ona geri verdiğim nişan yüzüğüydü. “Nişanlıyız biz.” dedi hatırlatma yaparak.


Kafamı sallarken yüzüğü elinden aldım ve parmağıma taktım. Bakışlarım onunkilere kenetlendi “Galiba yapamayacağım.” dedim titrek bir sesle. Midem dünden beri bulanıyordu ve her an ağlayacak gibi hissediyordum. Bunu yapamazdım. “Sarp ben yapamam.” dedim başımı iki yana sallarken.


Sarp’ın elleri omuzlarıma yerleşirken beni kendine çekti, çenesi başımın üstüne yerleştiriken konuştu. “Birlikte yapacağız.” dedi güven vererek “Yanına olacağım. Sen kendin söyledin yanımda ol dedin ve ben senin yanında olacağım.” 


Burnumun direği sızladı ama ağlamadım. Geri çekilirken bakışlarımı acı kahvelerine çevirdim. “Olacaksın değil mi?”


“Olacağım.” 


Kafamı salladım ve evden çıktık. Hiçbir sorun çıkmayacaktı.


Arabaya bindiğimde yol boyunca hiç konuşmadım. O kadar gergindim ki konuşursam kusarmışım gibi hissediyordum. 


Abi beni bugün yalnız bırakma olur mu?

Abi bana varlığını hissettir olur mu?

Allah’ım sen bana güç ver.

Bugünü sağ atlatmaya ihtiyacım var.


Beynimin içindeki düşünceler benim sonum olabilirdi. İçimdeki bu acı benim ya sonum olacaktı ya ateşim ve ben yeniden ateş olmayı seçtim. Koray’ın bize attığı  restoranta geldiğimizde ikimizde arabadan indik. Sarp arabanın anahtarını valeye verirken yanıma geldi ve koluna girmem için bana uzattı.


Hiç tereddüt etmeden koluna girerken kolunu sıkı sıkı tuttum. Bütün gücüm ona bağlıydı sanki, onu bıraksam düşecekmiş gibiydim. Lüks restoranta girdiğimizde direkt onu gördüm.


Bana baktı, bana gülümsedi. 

O bana baktı ben ölsün istedim.

O bana güldü ben nefesi kesilsin istedim.


İçimdeki ateş iyice harlanırken Sarp’ın koluna daha sıkı sarıldım ve ilk defa ona şu iki kelimeyi fısıldadım “Sana güveniyorum. Benim bugün buradan sağ çıkmaya ihtiyacım var.” 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar