Yine seni severim - Tolga Ayaz
"Bana anlat istedim ama
sen hep susmayı seçtin."
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR.
Bölümlerden haberdar olmak için Instagram hesabımı takip edebilirsiniz.
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ ruhunlasavas
Bölüm sonu yorumlarda
buluşalım bal kuşlarım ❤️🩹
Bir rüyadaydım sanki biri bana dokunsa asla uyanmak istemeyeceğim türden bir rüya. Bir hastane yatağındayken Sarp'ın ellerini saçlarımda hissetmek, bu kesinlikle bir rüya olmalıydı. Çünkü bir adamın dokunuşu beni kendimi güvende hissettiremezdi yani en azından şu ana kadar böyle sanırdım. Ben hep taştım, kayaydım, duvardım, dikendim. O hayatıma girmişti bir kez daha ve ben yine ona karşı savunmasızdım. Herkese karşı yine diken ama ona güldüm, neden bunu yapıyordum bilmiyordum. Sadece onun yanında kendimi savunma ihtiyacı duymuyordum.
Başım çok fazla ağrıyordu ama sanki o bile hafiflemeye başlamıştı. Ya da ben kafamı yere çarptığım için saçmalıyordum. Neyseki sinirlenince ona kafamı çarptığım için ona izin verdiğimi söylebilirdim. Bunu kesinlikle yapacaktım. “Bir terapiste gitmen gerektiğini düşünüyorum.” dedi uysal bir sesle.
Anında kaşlarımı çattım “Niye deli miyim ben?” dedim huysuz bir sesle. Yattığım yerden oturur pozisyona geçtiğmde saçımın üzerindeki eli kenara düştü.
“Öyle bir şey demedim.” dedi aynı sakinlikle. “Deren çok az yemek yiyorsun, çok fazla kilo verdin. Ayrıca sürekli kusuyorsun, fiziksel olmasada ruhsal bir hastalığın var.”
“Gerek yok ben böyle iyiyim. Bu zamana kadar bununla baş ettiysem bundan sonrada baş edebilirim. Sadece…” omuz silktim “Abim gittikten sonra kendimi bıraktım.”
“Hep böyle olduğunu biliyorum. Bu zamana kadar baş ettiğini de biliyorum.” diye yine bütün gerçeği yüzüme vurdu. Tabiki de biliyordu, o benim geçmişimdi. Farkında değildi ama sürekli yaramı deşiyordu, bu duruma alışamıyordum ve oda alışmam için çaba sarf etmiyordu.
“Koray ve Lara’nın bir kızı var. Adı İdil.” dedim konuyu değiştirerek. “Bugün onunla çarpıştık, benimle arkadaş olmak istedi bende kabul ettim. O zaman tabikide onlarınn kızı olduğunu bilmiyordum.” dedim ama bilseydim bile yine o kızı kırmazdım. Onun hiçbir suçu yoktu.
“Bu Koray bu savaşta herkesi yakıp geçmekten hiç çekinmeyecek, hemde kim olursa olsun.” elini çenesine götürdü ve yavaşça sıvazladı. “Çünkü bir savaşta zaafların olursa o zaman önüne gelen herkesi ezersin.” dediğinde bakışlarından tehkilkeli bir parıltı geçti.
“Senin bu savaşta zaafın var mı?” diye sordum ona. Bakışlarını bana doğru kaldırdı “Benim bu savaşta ki zaafım en başından beri sensin.” dediğinde direkt bakışlarımı kaçırdım.
“Masum kişilere zarar gelmesini istemiyorum.”
“Merak etme zarar görenlerin hiç biri masum olmayacak.”
Başıma ağrı girmesiyle başımı tekrardan yatağa koydum. “Başım gerçekten çok ağrıyor.” diye sızlandım. “Yani kimse mi tutmadı kafam yere çarparken.” kendi kendime söylenmeye devam ettim. “Hepsi senin yüzünden. Aptal aptal konuşmasaydın bende sinirle arabadan inmezdim.”
“Ben doktoru çağırayım.” dedi oturduğu yerden kalkarken.
“Kaç tabi suçlusun ya. Ben senin için canım tehlikeye atayım sen hep kaç. Her zaman kaç.”
Olduğu yerde donakaldı ve hemen dibimde bitti “Ne dedin sen?” dedi şaşkınlığı yüzünden okunurken. “Hiç.” dedim konuyu kapatarak.
“Sen niye buraya geldin? Sana ne dediler?”
“Boş ver.” dedim.
“Deren.” dedi birazdan patlayacağının işareti olan bir sesle.
“Ne Deren!” dedim bende onun gibi.
“Söylesene kızım!”
“Ben senin kızın falan değilim.” işaret parmağımı ona uzattım. “Ayrıca başım ağrıyor beni rahatt bırak.” elimle başım tutup gözlerimi kapattım “Ah başım ağrıyor! Git bana doktoru getir.”
“Bu iş burada bitmedi.” diyen sesini duydum.
“Aynen canım, bencede.” kapının kapanma sesini duymamla ellerimi başımdan çektim ama gözlerimi açmadım Uyumak istiyordum, yorgundum ama bir yandan da uyumaya korkuyordum. Korkularımın üzerine gittim ve gözlerimi kapattım.
Sonra onu gördüm abimi, arkasında ise babam vardı. Eli abimin omzunun üzerindeydi. “Bu bir hata.” dedi babam bana bakarken. Ne için dediğini anlamadım ama abim anlamış gibi “Hiç olmadı.” dedi.
Hata olan neydi?
“Ne hatası?” diye sordum onlara, babam bana öfkeyle bakarken abim şefkatle bakmaya başladı. “Herşey olması gerektiği gibi.” dedi bana gülümseyerek. “Sen oradasın ben burada.”
“Burası neresi?” dediğim an her yer karanlığa gömüldü. Etrafımı göremezken hızla gözlerimi açtım elim boynuma giderken bir bardak su uzatıldı. Bardağı bir dikişte kafamı diktim “Serinlemişsindir.” diyen sesi duymamla kaskatı kesildim. Bakışlarımı yana çevirmeye korktum. “Aferin.” diyen sesi kulağıma vurdu. “Dönmemen gerektiğini biliyorsun.”
“Sende benden korkuyorsun.” dedim düz bir sesle. İçimde olan korkuyu ona yansıtmadım. “Yoksa direkt gözlerime bakardın. Öldürdüğün adamın kız kardeşinin tam gözlerinin içine bakardın.”
“Ben bakarım da bakalım sen bakabilecek misin? Abinin ölümünü benim gözlerimden görmeye dayanabilecek misin?”
“Seni öldüreceğim.” dedim hiddetle. “Hayır. Ölmeyi dileyeceksin ama ölüm sana ödül olacak, o yüzden ölmeyeceksin. Sürünecekin.”
“Zamanı geldiğinde birimiz ölmeyi diliyecek ama emin ol o kişi ben olmayacağım. Hiçbir zaman olmadım.” tüylerim diken diken olurken aniden yanımdaki komidinin üzerinden sürahiyi alıp yanımdaki katilin kafasına geçirdim. Katil acıyla inlerken hızla oturduğum yerden kalktım. Serum kolumdan sökülürcesine çıkarken kapıya koştum kulpunu çevirdiğimde kapı açılmadı. “İyi denemeydi.” diyen sesini duydum.
Sarp nereye gitmişti?
Buradan çıkmam lazımdı ama nasıl çıkacağımmı bilmiyordum, bu yüzden yine tek çarem olan sesime sığındım. “Kimse yok mu!” diye bağırdım kapıya doğru. “Biri yardım etsin!” kolumda bir elin varlığını hissettiğimde çığlık attım. “Sakın dokunma bana!”
Sonra onun sesini duydum. “Deren buradayım, aç gözlerini güzelim.” gözlerim korkuyla açılırken kendimi geri çektim. Karşımdaki katile bakmamak için gözümü kapattım bu sefere. “Senden korkmuyorum!” dedim keskin bir şekilde.
“Deren aç gözlerini ben buradayım. Sarp ben. Buradayım.” gözlerimi hafifçe araladığımda onu gördüm ama içimdeki korku gitmedi. “Buradaydı!” dedim hiddetle. “Az önce buradaydı Sarp. Onu gördüm yüzünü gördüm benn…” dilim devamına dönmedi.
Sarp yüzümü avucunun arasına aldı “Kabus.” dedi beni inandırmaya çalışarak. “Sadece kabustu. Bak ben buradayım, hep buradaydım. Kimse gelmedi, ben hep senin yanındaydım.”
İçim rahatlık hissiyle dolarken kafamı iki yana salladım. Kafayı yiyecektim, kesinlikle deliriyordum. Toparlanmam lazımdı. İyi değildim ve toparlanmam lazımdı, kendimi toparlamalıydım.
“Tamam.” dedim sakin olmaya çalışırken.
“İyi olacaksın.” dedi bana güvence verirken. Yine kafamı salladım ve yatağa geri yattım. Sarp’ın elleri saçlarımı buldu ve yavaş yavaş okşamaya başladı.
“Sarp.” diye mırıldandım.
“Söyle.”
“Işığı kapatma olur mu?” dikenlerim yine geri çekilmişti.
“Olur.” dedi ellerinin varlığı daha fazla saçlarımda hissederken.
“Sarp.”
“Söyle püsküllü belam.” dedi bu sefer. Bunu lakabı sevmiştim, onun püsküllü belası olmayı sevmiştim.
“Ben uyuyana kadar yanımda kal olur mu?” diye sordum bu sefer.
“Uyuduktan sonra da kalırım.”
“Matias.” dedim uykunun kıyılarındayken. Elinin saçımın üzerinde durduğunu hissettim.
“Söyle chica guerrera.”
“Hiç ismini söylemek istedim.” bir süre sonra bir şey söyledi ama anlamadım çünkü çoktan güven hissiyle uykuya teslim olmuştum.
🫂
ŞEYMA TEPE
Bir gün bir yabancı gelir ve o yabancı sizin herşeyiniz olabilir.
Yani en azından bana öyle olmuştu, sanırım. Turan’la tanıştığım ilk an kabimde bir yer edinebileceğini hissetmiştim ama böyle çabuk olacağını bende bilmiyordum. Böyle olacağını ben bile tahmin etmemiştim.
Annecim, babacım onu bana siz mi gönderdiniz? Artık daha fazla yalnız kalmayayım mı istediniz?
Elimde artık soğumaya yüz tutmuş yeşil çayımı yudumlayıp derin bir nefes aldım. “Ne düşünüyorsun bakayım bal yanaklım?” diye yanıma gelen Turan’ın sesini duyduğumda yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştu.
Bakışlarımı onun en sevdiğim yeşillerine çevirdiğimde o koltukta benim yanıma oturdu. Zaten geldiğimden beri onunla aynı evde kalıyorduk. Bunun sebebini ilk ona sorduğumda güvenlik için demişti ama şimdi ikimizinde farklı sebepleri vardı, sadece şu anlık dile getirmiyorduk.
“Hiç.” deyip omzumu silktim.
“Bu bakış hiç bakışı değil.” diye hemen karşı çıktı. Bu kadar kısa zamanda hemen bütün ifadelerimi ezberlemiş olamazdı. Sen bile ezberlemeye başladın Şeyma. Benimki ayrı bir konuydu.
“Sadece öyle düşünüyordum.”
“Neyi?”
“Sevilmenin nasıl güzel bir şey olduğunu. Unutmuşum bu hissi.” dememle kolunu arkadan geçirip bana doladı ve beni göğsüne çekti. “Bizde hatırlatırız o zaman.” dedi.
Telefonun zil sesiyle anın büyüsü bozulurken Turan oflayarak telefonu açtı. Karşı taraftaki kimse hemen bakışları değişti. Oturduğu yerde dikleşince bende telaşla ona döndüm. Bir şey olmuştu.
“Hemen geliyoruz.” dedi Turan. Bir süre daha karşıyı dinledi. “Sarp.” dedi sanki yalvarır gibi. O an kalbime bir şey oturdu, hissetim o an. Deren’e bir şey olmuştu. Anında gözlerim doldu ama sesimi çıkarmadım.
“Bizi haberdar et.” dedikten sonra telefonu kapattı Turan.
“Ne oldu?” dedim telaşla. “Deren’e bir şey oldu değil mi?” gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı.
“Deren kriz geçirmiş. Hastanedeymiş.” başımdan kaynar su döküldü sanki. Hızla oturduğum yerden kalktım. “Hadi kalk bizde gidelim!”
Turan karşıma geçip ellerini omzuma koydu ve yüzlerimizi hizaladı. “Şuan durumu iyiymiş tamam mı? Hastaneden çıkınca biz onu görmeye gideceğiz.”
“Bana yalan söylemiyorsun değil mi?” diye sordum titrek sesimle.
Baş parmaklarıyla göz yaşlarımı sildi “Ben sana hiç yalan söyler miyim?” dedi bana içimin gittiği sesiyle. “Kıyamam sana ağlama. Kötü olsa sana söylerdim.”
“Bana asla bu konuda yalan söyleme.” dedim net bir şekilde. “Bana anne babamın öldüğünü bir hafta söylemediler. Ben onların cenazesine bile gidemedim, ben onların toprağını sevemedim. Bana yala söylediler ve ben bir hafta gece gündüz o evin kapısında anne babamı bekledim.” gözlerim daha hızlı akmaya başladı. “Sakın…” dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında hızla beni göğsüne çekip sıkı sıkı sardı beni. “Asla.” dedi günvence vererek. “Sana bu konuda asla yalan söylemem.”
Burnumu çekip güldüm. “Hep sümüklerim bulaştı tişörtüne.” dedim
“Olsun.” dedi oda benim gibi. “Başım gözüm üstüne.”
🫂
IŞIL EKİN
Ben ne zaman bir şeylere geç kaldım desem hayat hep önüme daha güzelini getirdi. Kendimi kaybettiğimi düşündüğüm zaman Berk elimden tuttu, beni kaybolduğum yerden çekip çıkardı ve bana aile oldu. Aile sıcaklığını onun kollarında hissettim.
Bu sefer yine geç kalmış gibi hissediyordum ama yinede bundan şikayetçi de değilim. Bazı şeylerin zamanı gelmemişti belki de.
Nişan hazırlıklarına başlayacaktık ama aklım şuan Deren’de kalmıştı. Hastanede olduğunu öğrendiğimde hemen onun yanına gitmek istemiştim ama Sarp ve Berk karşı çıkınca daha fazla ısrar etmemiştim.
Onu kardeşim gibi görüyordum Özer’in bir emanetiydi. Ona değer veriyordum hep vermiştim. Taşan çorbanın sesini duymamla telaşla ocağı kapattım. “Al işte Işıl!” diye kendi kendimi azarladım. Çorbanın dibi tutmuştu. Ocak ve tezgahın bir kısmı hep çorba olmuştu.
“Hayatım.” diyerek içeri giren Berk’in sesini duymak kalbimin sıkışmasına sebep oldu. Bu aralar sürekli yemeklerde bir şey kötü oluyordu. Ya çok tuzlu, ya tuzsuz ya da yanıyordu. Normal zamanda elim lezzetliydi ancak bu nişan olayı kafamı karıştırıyordu.
“Çorbayı yaktım.” dedim yenilgiyle omuzlarım düşerken. Normalde böyle olmazdı.
Arkadan kollarını belime doladı. Sırtım onun göğsüne yaslıyken kafamı geriye atıp dudağımı büzdüm. Şakağıma bir öpücük kondurdu. “Sorun değil birtanem. Olabilir böyle şeyler.” dedi anlayışla.
“Bu aralar yaktığım kaçıncı yemek acaba?” dedim sinirle gülerken. “Ben galiba artık beceriksiz bir kadın oldum.”
Beni kendine döndürünce dolu dolu gözlerle ona baktım. “Sen hayatımda gördüğüm en yetenekli ve becerikli kadınsın.” dedi net bir sesle. “Stresli bir zamandan geçiyoruz ve emin ol bu zamanlar da geçecek.”
Aklımdan tek bir soru geçti Nişan için uygun bir zaman mı ?
“Korkuyorum.” diye itiraf ettim. “Bir şeyler ters gider diye korkuyorum. Özer vefat edeli daha çok az zaman oldu doğru zaman mı bilmiyorum. Kafam karışık ne yapmam gerekiyor bilmiyorum.”
“Işıl…” devam etmesine izin vermeden devam ettim. “Bildiğim tek şey seninle bir ömür geçirmek istediğim. Her gece seninle yatıp seninle kalmak istiyorum. Senin karın, çocuklarının annesi olmak istiyorum. Huzurlu bir ailemiz olsun istiyorum.” tek nefeste söylediğim şeyler onu bozguna uğratmış gibiydi. Göz bebekleri titredi ve hafifçe gülümsedi. “Seni aklının alamayacağı kadar çok seviyorum ve hiçbir şeyin bizim mutluluğumuzu bozmasına izin vermeyeceğim.”
“Yinede korkuyorum.”
Yüzümü ellerinin arasına alıp saçlarımı geriye attı. “Sevgilim. Benim kızıl saçlı prensesim. Söz veriyorum bize bir şey olmasına izin vermeyeceğim.”
🫂
Eve geleli bir kaç gün olmuştu kafamda beş dikişli bir yara vardı. Aynadan görmem zor olduğu için pansumanları Sarp yapıyordu. Onun yarası çoktan iyileşmeye yüz tutmuştu bile.
Elimde pansuman setiyle onun odasının kapısını çaldım, bir ses gelmeyince kapıyı açıp içeri girdim. Sarp balkondaydı ve sigaranın dumanını kapının eşiğinden görebiliyordum. Onu hiç sigara içerken görmediğimi fark ettim o an. Kapıyı onunda geldiğimi duyması için biraz sesli kapattım. Acı kahveleri anında bana dönerken elindeki sigarayı bir çırpıda balkonun demirine bastırıp söndürdü ve balkonun kenarına attı.
“Eğer müsait değilsen dah-” sözümü bitirmeme izin vermeden konuştu “Müsaitim.” dedi. Elimdeki pansuman malzemlerini alıp eliyle koltuğu işaret etti. Usulca koltuğa oturdum ve bakışlarımı balkona sabitledim. Sarp’ın ellerini saçlarımda hissettim oda tam sağ tarafımda oturuyordu. Saçlarıma yapışmış olan bandı yavaşça çıkardı ve yarayı temizledi. Hafif bir sızı hissettim ama bunu umursamadım.
“Onu seviyor musun?” sorusu aramızda bomba gibi düştü. Omuzlarım gerildiğinde istemsizce sırtımı dikleştirme isteği duydum.
“Bunu önemli değil.” dedim umursamazca.
“Sorumun cevabı bu değil.” dediğinde hala pansumanı yapmaya devam ediyordu.
“Söylediğim şey içini rahatlatacak mı sanıyorsun?” dedim yorgun bir şekilde. “Onu sevdim evet. Senin yokluğunda onu sevdim, seni hatırlamadığım zamanlarda onu sevdim. O gitti ve bende onu geride bıraktım. Şuan hayatımda bir yeri yok ve olmayacak.” saçlarımın arasındaki eli durdu. “Bana sürekli seni unuttuğum zamanda yaptıklarım için sorgulama. L seni beni neden bıraktığın zamanlar için seni sorgulamadım. Seni, beni bırakıp gittiğin için bile sorgulamadım.”
Gerçi sorgulasam bile cevap vermiyordu.
Pansumanı bitirince oturduğum yerden kalktım. “Gerçekten bazen ne istediğini anlamıyorum. Sana karşı ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Bu his ikimizinde sonu olacak.” dedim odadan çıkmadan önce. Kapıyı kapattığımda beni durdurmadı zaten bende bunu ondan beklemedim. Kapının çalmasıyla kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtım. “Buyrun.” dedim karşımda elinde bir kutu ile duran kuryeye.
“Turan Yılmaz’dan adınıza bir kargo var.” dedi kurye.
Kafamı sallayıp kağıda imza attım ve elindeki kutuyu açtım. Kutuyu salona götrüdüm ve kapağını açtım. İçinde yepyeni beyaz pointler vardı pointlerim eskise bile onları atmaya kıyamıyordum, onlara bağlanmıştım. Bu pointler ise bana yepyeni bir başlangıç yapmam gerektiğini hatırlatıyordu. Yeniden başlangıç yapmak bana her zaman korkutucu geliyordu. Haksız da sayılmazdım aslında, her şeye sıfırdan başlamak korkutucu bir şeydi bana göre.
Pointleri kutudan çıkardım ve tabanlarını kırdım ardından elime bir makas alıp tabanlarını çizdim. Pointlerimi yere vurdum ve giyebileceğim bir hale getirdim. Pointleri ayaklarıma giyip oturduğum yerden kalktım ve parmak uçlarımda yükseldim. Kesinlikle tam ayağıma göreydiler.
“Yeni ayakkabıların yakışmış” diyen sesini duymamla bakışlarımı kapıya yaşlanmış bir şekilde çarpık bir gülüşle beni izleyen Sarp’a döndü.
“Ayakkabı değil,” dedim huysuz bir sesle. “Point.” yaslandığı yerden çekildi ve bana doğru yürümeye başladı. “Olsun yine de yakışmış.” dedi.
“Teşekkürler.” normal bir şekilde yere bastım ve pointleri ayağımdan çıkarıp kutusuna geri koydum.
“Şu lavuğun mesleği polismiş ve bil bakalım kimin dosyasına bakıyor.” dedi gergin bir sesle. Başta kim olduğunu anlamadım lakin sonradan kafamda ışık yandı “Eray mı?” dedim şaşkınlıkla.
“Alma o itin ismini ağzına.”
“Eray ne alaka?” dedim onun dediğini duymazlıktan gelirken. Her gün bu işin içinden çok farklı kişiler çıkıyordu.
“Özer öldükten sonra onun dosyasını istemiş. Şuan bizim çözmeye çalıştığımız şeyin oda peşinde.”
“O zaman ondan yardım isteyelim.”
“Hangi safta olduğunu bilmiyoruz bile. Hem o sadece bize ayakbağı olur.”
“Eray kötü biri değil böyle bir şey yapmaz. Onlarla iş birliğine girmez.” dedim direkt. Eray beni terk edip ilişki boyunca bazen bana tam bir şerefsiz gibi davranmış olabilirdi. Lakin bu kadar ileri gidecek şekilde kötü birine dönüşmesi. İnsanlar değişir Deren.
“Bunu bilemezsin.” dedi Sarp hemen.
“Onunla konuşacağım.” dedim net bir şekilde ama Sarp yine öküzüğünü konuşturdu. “Bu söz konusu dahi değil.” dedi
“Fark ettiysen sama sormadım Sarp.” dedim
“Yinede olmaz.”
“Konuşacağım.”
“Hep inada gitmek zorundasın değil mi?” dedi bıkkınlıkla.
Otuz iki diş sırıtarak güldüm. “Kesinlikle.” dediğimde bu sefer onunda ciddiyeti bozuldu ve gülmeye başladı. Oturduğum yerden kalkıp onun karşısında durdum. “Biliyor musun Eray ile benziyorsunuz. Oda beni öylece bıraktı sende beni öylece bıraktın. Belki de bu yüzden ikinizden de kopamıyorum. Belki de bu yüzden hayat sürekli geride bıraktıklarımı karşıma çıkarıyor.”
Bir adım bana yaklaştı. “Aslında benzemiyoruz. Ben seni bırakmak zorunda kaldım o seni terk etti. Ben seni terk etmedim ben buna zorunda bırakıldım ve sen beni unuttun. Onu hala hatırlıyorsun.”
Hayretle kaşlarımı kaldırdım. “Şimdide suçlu ben mi oluyorum?” dedim sinirle. Resmen dönüp dolaşıp hatasını bana çevirmişti. Sanki ben ona demiştim beni bırak diye. Sanki ben hafızamı kaybetmeye bayılıyordum.
“Sen suçlusun demedim.” sesindeki sakinlik beni iyice deli ediyordu. “Sadece biraz benim yerime koy kendini biraz düşün. Bana kırgın olma demiyorum, bana kırgın ol, bana nazlan ama beni yok sayma. Bana duvarlar örme.” sıkıntılı bir nefes verirken benim içim gitti. “Kırgınsan toparlarım. Nazlanırsan bir tek senin nazını çekerim ama Deren eğer sen bana kör olursan ben sana renkleri anlatamam.”
“Dediğin kadar kolay değil. Keşke o kadar kolay olsaydı. Bu kırgınlık geçsin isterdim. Senin yerine kendimi koymaya çalışıyorum bu yüzden sana kızgın değilim. Ama kırgınım sende biraz benim yerime kendini koy.” bakışlarım onunkilere sabitlendi. Beni anlasın, beni görsün istedim. “Benimle yaşadıklarından pişman olduğunu düşündüm ve hala düşünüyorum sana bunu defalarca söyledim. Defalarca kırgınlığımı dile getirdim ama sen her seferinde mecburdum diyerek sustun. Özür dilerim bu mecburdum kelimesi bana yetmiyor.”
Belkide bazen bazı şeyler herşeye yetmezdi. Sevgi gibi, aşk gibi, kırgınlık, kızgınlık gibi. Ben eskiden bende bir yeri olan adama kırgındım. Artık eskisi gibi bende olmayışına kızgındım.
“Ne yapayım?” dedi çaresizce “Söyle nasıl düzelteyim?”
“Zamanı geri alabilir misin Matias?” dediğimde sadece sustu. “O zaman sadece zamana bırakmak lazımdır belki.
“Zaman herşeyin ilacı mıdır?” diye sordu.
“Zaman sadece yara bandıdır.”
Kafasını salladı sadece. “Anladım.” kafasını daha hızlı salladı. “Anladım zamana bırakmak lazım.” sesi öncekinden daha sertti. “Zaman geçirecek mi peki bunu?”
“Bilmiyorum.” bakışları alev gibiydi ve ben bu bakışları biliyordum. Bu bakışlar patlamanın habercisiydi. “İstersen birlikte yine winnie poho izleyebiliriz?” dedim sorar gibi.
Alev olan bakışları bir anda durgunlaştı ve soğudu. Bir süre bana baktı cevap vermeyince ortamı daha da tuhaflaştırmamak için koltuğa oturdum. Televizyondan çizgi filmi açıp oturması için ona da yet bıraktım. “İstersen gelebilirsin.”
Yine bir şey söylemedi ama yanıma oturdu. Bakışlarını yüzümde hissettiğimde kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Televizyona bak, bana değil.”
Şaşırtıcı bir şekilde dediğimi yaptı ve televizyona döndü. İnşallah kafamıza taş yağmaz Deren. “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.
“Hiç kavga etmeden sen televizyona döndün. Başımıza taş yağar mı diye düşünüyordum.”
“Şansını zorluyorsun.”
“Her zaman.”
❤️🔥
Gözlerim kapalıyken bedenimin havalandığını hissettim. Gözlerimi açmak bir hayli zordu çünkü fazlasıyla yorgundum. “Gözlerimi açamıyorum.” diye sızlandım.
“Açmaya gerek yok. Seni yatağına yatıracağım.”
Belli belirsiz kafamı salladım. “İyice zayıflamışsın.” diye hazırlanan sesini duydum. “Sana kilo aldırmamız lazım. Artık hiç bir öğünü atlamayacağız.” dedi. Yine kafamı salladım. Yatağın yumuşak hissini tenimde hissettim. “İyi geceler chica guerrera.” uykuya dalmadan önce duyduğum tek şey buydu.
Tekrardan gözlerimi açtığımda ise hava daha yeni aydınlanmaya başlıyordu ve benim odamın ışığı açıktı. Hayal meyal akşam Sarp’ın beni buraya getirdiğini hatırlıyordum büyük ihtimalle ışığıda o açık bırakmıştı.
Telefonuma düşen bildirim sesiyle komidinin üzerinde duran telefonumu aldım.
Bilinmeyen Numara : Deren ben Eray
Bilinmeyen Numara : Konuşmamız lazım.
Bilinmeyen Numara : Yüz yüze.
Bilinmeyen Numara : Yarın 15.30'da okulun bahçesinde buluşalım.
Bilinmeyen Numara : Lütfen gel.
Deren : Peki.
Telefonu kenara bıraktıktan sonra yattığım yerden kalkıp odadan çıktım. Mutfağa girip kahvaltı hazırladıktan sonra Sarp’a seslendim. “Kahvaltı hazır!” büyük ihtimalle o çoktan uyanmıştı. Sabahları antrenman için ya koşuya çıkıyor ya da balkonda ki kum torbasını yumrukluyordu.
Ben masaya oturup kahvaltımı yapmaya başlarken Sarp’ta mutfağa gelip yanıma oturdu. “Eray yazdı.” çayımdan bir yudum aldım. “Bugün okulun bahçesinde konuşmak istiyormuş.”
“Bende orada olacağım.” dedi direkt.
“Gerek yok.”
“Hangi adam nişanlısının eski sevgilisiyle tek konuşmasına müsade eder ? Bu onu şüphelendirir, gerçekçi olmamız lazım.” dedi ama sesindeki ifadeyi çözemedim. Bana bizi kıskandı gibi geldi. Kapa çeneni!
“Eray bunu sorun etmeyecektir.” dedim. Bana attığı yan bakışla ellerimi kaldırdım. “Aman be geliyorsan gel. Ama şunu bil ki olay çıkarırsan olay çıkarırım” bu açıkça bir tehditti ve beni ciddiye alsa iyi olurdu.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra evden çıktık. Sarp beni okula bıraktıktan sonra gitti ben ise üstümü değiştirip çalışma salonuna girdim. Dünkü gibi önce vücudumu ısıttım daha sonra dans etmeye başladım lakin aklım başka yerde olduğu için dansı erken bitirmek zorunda kaldım. Eray ile konuşacaklarımız yüzünden gergindim ve bu gerginlik bana sadece sinir katıyordu.
Dans etmeyi bırakıp soyunma odasına geçtim. Hızlı soğuk bir duş aldıktan sonra kafeteryaya çıktım. Lara’nın kızıyla beraber oturduğunu görünce onlara doğru ilerledim.
“Deren abla!” İdil beni görünce hızla bana koştu. Eğilip ona kocaman sarıldım. Ne olursa olsun o bir çocuktu ve onun bu oyunda hiçbir günahı yoktu. Eğildiğim yerden doğrulup İdil'in elini tuttum ve Lara’nın karşısına oturdum.
“Sana çok çabuk ısındı.” dedi Lara gülümseyerek.
Yüzüme sahte bir gülümseme taktım. “Bende ona çok çabuk ısındım.”
“Kahve içer misin?” diye sordu.
“Birazdan bir arkadaşımla görüşmem lazım. Akşam hep beraber dışarı çıkmaya ne dersin?”
“Bu akşam İdil Koray ile baba kız günü yapacak. Yarın olsa olur mu?”
“Olur tabiki.” dedi sevecen bir şekilde. O güldükçe benim midem bulanıyor, içimde ağlama hissi uyanıyordu.
“Ben şimdi kalkayım.” dedikten sonra İdil ile vedalaştım ve kafeden çıktım. Rol yapmaktan şimdiden ziyadesiyle yorulmuştum.
Deren : Müsaitsen şimdi konuşalım mı?
Eray : Olur.
Eray : Okulun köşesindeki kafedeyim.
Deren : Geliyorum.
Telefonu kapatıp hızla binadan çıktım ve koşar adımlarla kafeye girdim. Cama yakın bir masada oturduğunu görünce hemen karşısına oturdum ve ellerimi masanın üzerinde birleştirdim. “Dinliyorum.” dedim buz gibi sesle.
“Aslında sana ilk zaman söyleyecektim ama beni dinlemedin.” dediğinde “Doğal olarak.” diye araya girdim.
“Abinin dosyasına ben bakıyorum. Özer Abinin ölümünü duyunca çok üzüldüm ve bu işin arkasında kimin olduğunu öğrenmek için dosyayı almak istedim.”
“Neden?”
“Çünkü bunun bir infaz olduğunu düşünüyorum. O operasyonda çatışma sırasında şehit olduğu söylendi. Haberlerde sadece yirmi saniye gösterildi. Ben buna inanmıyorum ve bana sorarsan istihbarat da inanmıyor.” önüme bir dosya bıraktı. “Bu onun otopsi raporu tek kurşun oda direkt karına. Kan kaybından öleceğini biliyorlardı. Ceseti isimsiz ihbarla bulundu. Ve yanındaki silahında tek bir mermi kovanı bile eksik değildi. Sence bu normal mi?” dedi. Ona abim kollarımda öldü demek istedim. Onun son anında gözlerine baktım demek istedim ama sustum.
“Eray abimden sanane.” dedim direkt. “Bu dosyayı başkasına da devredebilirsin sonuçta abim öldürüldüyse sana da aynısı olabilir. Neden bu riske girmek istiyorsun ki?”
“Ben bir polisim Deren. Benim görevim bu.” dediğinde ona inanmıyordum. Yıllar sonra karşımda olan bu adamı tanımıyordum.
“Sana güvenmiyorum Eray.” dedim direkt. “Benim abim şehit oldu ve bu işi deşme.”
“Bana güvenmemekte haklısın. Sana hiçbir şey söylemeden seni bırakıp gittim. Yıllar sonra tekrardan döndüm ve abinin dosyasını aldığımı söyledim. Ama bana inanmalısın” önüme bir dosya daha koydu. “Ayrıca şu an nişanlı olduğun adamın geçmişi pekte güzel değil. Dikkatli olsan iyi olur.”
Anında kaşlarım çatıldı “Senin derdin ne!” dediğimde sesim bir tık yüksek çıktı. Bir kaç kişinin bakışları bize döndü fakat umursamadım. “Yıllar sonra geçmişsin karşıma yok abinin dosyasını aldım. Yok nişanlın tekin değil dikkat et! Sanane Eray!” elimi masaya vurdum. “Bunlardan sanane! Ben senin kiminle olup olmadığından ya da tekin olup olmamasıyla ilgileniyor muyum?”
“Sadece seni korumaya çalışıyorum.”
“Ben senden beni korumanı istedim mi? Benim korunmaya ihtiyacım yok.” dedim hiddetle. “Korunmaya ihtiyacı olursa ben buradayım komiser sana gerek yok.” arkamda duyduğum sesle oturduğum yerden kalkıp ona döndüm. Üzerinde siyah gömlek altında ise siyah kumaş pantolon ile bütün heybetiyle karşımda duruyordu.
Bir sen eksiktin zaten.
Eray'da oturduğu yerden kalktı ve Sarp’ı görmezlikten gelip bana döndü. “Dediklerimi düşün Deren.” eliyle dosyayı işaret etti. “Ve bu dosyaya da bak.”
Ağzımı açarken Sarp bileğimden tutup beni arkasına aldı. “Bana bak Eray mısın Diyar mısın nesin, ben buradayken bana bakacaksın. Nişanlım değen gözlerini oydurtma bana. Göz ucuyla dahi ona bakmayacaksın!”
“Kendine layık gördüğün adam bu mu Deren?” dedi yine bana bakarken. Eray gerçekten canına susamış olabilirdi çünkü Sarp şuan ona öldürücü bakışlar atıyordu. Hayır sadece bakış atmıyordu şu anda gerçekten onun boynunu kırmak istiyordu.
Sarp aniden Eray'ın yakasına yapıştı. “Seni gebertirim lan! Sen mi layıksın ona he! yavşak it seni!”
“Öfke kontrol sorunun için tedavi olmalısın Çeliker.”
Sarp’ın öfke kontrol sorunu mu vardı?
Tamam çabuk parlıyordu ama bunun hiç psikolojik bir rahatsızlık olduğunu düşünmemiştim bile. Çünkü bende çabuk parlayan bir insandım.
“Sen artık ölüsün oğlum!” yumruğunu Eray'ın yüzüne geçirdi. Bütün herkes bizim etrafımızda toplaşırken ben Sarp’ın kolunu tuttum. “Gidelim.” dedim sadece net bir sesle.
Bu sefer ikiletmedi ve geri çekildi. Eray kaşını tutarken Sarp’ın önüne geçtim ve Eray'ın karşısında dikildim. “Deren.” diyen sesini duydum Sarp’ın. Elimle bir dakika işareti yaptıktan sonra biraz daha Eray'a yaklaştım.
“Bu kadarına şerefsizlik denir Eray” dedim tükürür gibi. “Ben seni artık hiç tanıyamıyorum. Bu kadar alçalacağını düşünmemiştim. Bu dosyaları da al ve git. Bu işin peşinde bırak.”
Arkamı dönüp Sarp’a “Gidelim.” dediğimde parmaklarını direkt benimkilere kenetlendi. Arabaya gidene kadar konuşmadık. Arabaya binerken ellerimiz ayrıldı. Koltukta yan dönmüş bir şekilde ona baktım. Göğsü sinirden hızla inip kalkıyordu. “Bana söyleyebilirdin.” dedim sesimdeki kırgınlığı gizlemeye çalışarak. Aslında kırgın olmaya hakkım yoktu sonuçta ben onun kimsesi değildim. Bir zamanlar öyleydin.
“Deren şimdi değil.” diye geçiştirdi yine.
“Sana kalırsa hiçbir zaman zamanı değil. Sürekli kaçıyorsun benimle bir şey paylaşmıyorsun ama ben sürekli sana ayak uyduruyorum.” kafamı iki yana salladım. “Bıktım bundan tamam mı daha fazla yapamam” parmağımdaki yüzüğe uyandığımda “Sakın!” dediğinde bu sefer benimde kanım kaynadı.
“Ne Sakın ya!” diye patladım en sonunda “Sanki bu nişanlılık gerçekmiş gibi davranma bana! Ben senin hiçbir seyin değilim ve sende benim…” devamını getirmeme izin vermeden sertçe alnını alnıma yaslayıp beni susturdu.
“Bir zamanlar gerçek olacaktı.” dedi sadece. “O gün o kaza olmasaydı sana evlenme teklifi edecektim. Nişan yüzlerimizi çoktan almıştım bile.”
“Sen…” dedim titreyen sesimle.
“Anlamıyorsun Deren. Nelerden vazgeçmek zorunda kaldım bilmiyorsun.”
“Anlat,” dedim güçsüz bir sesle “Anlat da bileyim o zaman. Ben artık bu bilmecelerden çok yoruldum.” ellerimi onun yüzümü saran ellerinin üzerine koydum. “Sana yalvarıyorum susma. Sarp bak ben yapamıyorum, ben böyle yapamıyorum, ben yapamam.”
“Anla.” dedi sadece. “Ben anlatmadan anla.”
Ben onu anlamadım o bana anlatmadı. O beni anlasın diye yalvardım anlattım ama o beni yine anlamadı. Biz birbirimize iyi gelmiyorduk belki ama yinede kopamadık. Çünkü bizi bir araya getiren zorunluluklarımız vardı. Bir gün o zorunluluklar ortadan kalktığında yine beraber olacak mıydık onu zaman gösterecekti.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarımmmm. Haftaya cumartesi yeni bölümde görüşmek üzereee
Derenin bu davranışlarından o kadar bunaldimki ve ayrıca konuların okadar karmaşık ki bazen bòlümü okuduktan sonra ben ne okudum ya diyorum bide haftada bi bölüm gelmesinden sonra önceki bölümü unutuyorum ve onuda okunamk zorunda kalıyorum bence olayların gidişatını akıcı şekilde olmalı ki okurken anlamalı ve sıkılmamalıyız bu bi kötüleme yorumu değil okuyucunun gözünden eleştiri yorumudur
YanıtlaSilÖncelikle yorumun için
Silçok teşekkür ederim
balım. Konular biraz
karışık evet farkındayım
ama bütün kitabın
konusu bir bölümde de
açıklayamam. Ilerleyen
bölümlerde zaten çoğu
şey açığa çıkacak ama
yinede buna da dikkat
edeceğim. Ayrıca hafta
da bir bölüm bence gayet
iyi yani bir haftada bütün
herşeyin unutulacagini
sanmiyorum ki bende
insanım bölüm uzunluğu
4-5 k arası ve normal
hayatım içinde anca
yetiştirebiliyorum. Son
olarak ise biraz Deren ile
empati yapmanı
istiyorum, tabiki kafası
karışık olacak tabiki de
herşeyin sorgulayacak bence bu tamamen doğal bir şey.