Ana içeriğe atla

Nitelikli

A.22-BAŞLANGIÇ

  “Bütün kayıpların bir anlamı olmalı. Mısır’ın başlangıcı yeniden yazılmalı.” Wahdon - Fairuz The Ritual - Eternal Eclipse İyi okumalar gün Yıldızlarımmm Bölüm sonu yorumlarda buluşalım Karanlık ve aydınlığın arasında çok ince bir çizgi vardır ayağın ne tarafa doğru kayarsa o tarafa çekilirsin. Ben o ince çizgideyim işte. Ne karanlık ne aydınlık sadece ikisinin arasında araftayım.  Yanımda oturan Aris dakikalardır konuşmuyordu ben ise onun yanık izlerine bakmaya devam ediyordum. Bütün çocukluğumuzu, bütün anılarımızı çalan o olayın izleriydi. “Çok canın yandı mı?” diye sordum dakikalar sonra aramızdaki sessizliği bozup. “İlk başlarda çok acımıştı ama artık yanan yerlerde hiç his yok,” dedi hüzünle. “Jasmi’ye bu izlerimi hala gösteremedim. Onu seviyorum ve yaralarımı gördükten sonra bana bir daha eskisi gibi bakmayacağından korkuyorum. Tıpkı senin de bana eskisi gibi bakmayacağından korktuğum gibi. Biliyorum beni hemen affedemezsin ama Milena sen benim çocukluğumsun ve ben sen...

V. 13.PERDE





BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR.



"Bir gün gelir ve sevdiğin herkes

sana yabancı olur."

Delilik - Cem Kısmet

Flying - Anathema


Bu bölüm normal bölümlerden biraz daha kısa bunu sebebi ise diğer bölümün daha olaylı ve uzun olacak olması ballarım.




 Aynadan kendine heyecanla baktı Ayla. Kırmızı rujunu tazeledi ve kocaman gülümsedi. Bugün kocası Antonio’ya ilk defa onun denemediği bir türk yemeği yapmıştı bu yüzden çok heyecanlıydı. İçi içine sığmıyordu adeta “Anne! Anne!” diye koşarak odaya girdi Sarp. 


Ayla karşısındaki oğluna bakarken içi sıcacık oldu ve onun önünde eğilerek gömleğinin kenarlarını düzeltti. “Nasıl olmuşum?” diye sordu heyecanla Sarp.


“Çok yakışıklısın Matias.” 


“Sende her zamanki gibi çok güzelsin anne.” dedi ardından küçük elleriyle annesinin yüzünü avuçlarının arasına aldı ve yanaklarını öptü. “Babam ne zaman gelecek?” diye sordu bu seferde. Henüz sekiz yaşında olmasına rağmen babasına çok düşkün bir oğlandı. Her konuda babasının örnek alırdı, babası onun rol modeliydi.


Kapının açılma sesini duymasıyla hızla kapıya koştu annesi ise arkasından ona yavaş olması için seslendi. Ayla ve Antonio üniversite zamanlarında İspanya’da tanışmışlardı. Ayla o zamanlar İspanya dil ve edebiyatı Anotinio ise uluslararası ticaret okuyordu. İlk zamanlar Antonio çok Ayla’nın peşinden koşmuştu çünkü Ayla hiçbir zaman kolay bir kadın olmamışı. Başta sürekli Antonio’yu reddetmişti lakin sonradan kalbini ona kaptırınca okulu bittikten hemen sonra onunla evlenmişti. Dokuz senelik çok güzel bir evlilikleri vardı ancak son zamanlarda Antonio çok tuhaf davranıyordu. Çok dengesiz olmaya başlamıştı ve bu durum Ayla’yı içten içe korkutmaya başlamıştı. Yine de çoğu şeyi sineye çekti.


“Baba!” diyerek coşkuyla kapının önünde dikildi Sarp. Antonio’nun sert ifadesi yumuşadı ve tebessüm ederek oğlunu kucağına aldı. “Aslan oğlum.” dedi gür bir sesle. Kendisinden sonra örgütün başına onu geçirecekti onun henüz bundan haberi yoktu ama ileride oda bunu kabul etmek zorunda kalacaktı. En azından Antonio’nun düşüncesi böyleydi. Sinirleri gergin olsa da bunu yansıtmamaya çalıştı, oğlunu yere indirdikten sonra masaya geçtiler. 


Ayla herkesin önüne patlıcan yemeği ve pilav koydu. “Patlıcan yemeğini ilk defa yaptım. Beğenecek misin bakalım?” dedi parıldayan gözlerle kocasına bakarken.


Antonio hala gergin olduğu için konuşmadı ve yemeğin tadına baktı. Yemek tuzsuzdu. “Madem beceremiyorsun neden yapıyorsun ki!” dedi yükseldi bir anda Antonio.


Ayla’nın anında kaşları çatıldı ve kalbi kırıldı “Niye bağırıyorsun ki ilk defa yaptım.” dedi sakin bir sesle. Kafasını iki yana salarken“Antonio artık çok tuhaf davranıyorsun.” dedi kırgınlığını belli ederek ardından masadan kalktı ve  “Artık seni tanıyamıyorum.” dedikten sonra Sarp’a ilerledi “Gel oğlum yemeğine mutfakta devam et.” dedi çünkü kocasıyla oğlunun yanında kavga etmek istemiyordu. Oğluna çok değer veriyordu ve onu etkileyecek ve babasına karşı kötü bir şey besleyecek bir anısı olsun istemiyordu.


Antonio ise bunu umursamadı “ASIL BEN SENİ TANIYAMIYORUM!” diye bağırdı.


“Antonio oğlumuz burada.” dedi lakin o bunu dinlemedi. “BÜTÜN GÜN ÇALIŞTIM VE SENİN YAPMAN GEREKEN TEK ŞEY GÜZEL BİR YEMEK YAPIP OĞLUMA BAKMAK!”


“Benden hizmetçinmişim gibi konuşma. O benimde oğlum Allah aşkına sadece tuzsuz bir yemek.” dedi sakin bir sesle. Sarp’ın yanında bağırmak istemiyordu ki Sarp ise çoktan huzursuz olmuş annesinin bacaklarına sarılmıştı bile. 


Antonio oturduğu yerden kalktı ve sinirle karısını üzerine yürüdü. “BENDE BUNDAN BAHSEDİYORUM ALT TARAFI BİR YEMEK! NE KADAR KÖTÜ YAPABİLİRSİN Kİ!” Ayla olduğu yerde irkilirken gözleri doldu “Matias’ın yanında bağırma.” dedi sadece. Bu kadar kayıtsız kalmasına dayanamıyordu Antonio. Masadaki bütün yemek tabaklarını yere fırlattığında Ayla gözlerini kapatarak oğlunu kendine çekti ve onunda kulaklarını kapattı. 


Sinirden gözü dönmüştü adeta, karşısındaki karısı yada çocuğu olmasını umursamadı. Sarp’ın kolundan tutup çekti “BİRAZ GÜÇLÜ OL! ANNENİN ETEĞİNE YAPIŞMAKTAN VAZGEÇ!” dediğine Sarp kendini ağlamamak için sıktı. 


“Çocuğu bırak!” diye sesini yükseltti Alya. O an ilk defa oğlu için sesi yükseldi ve bu Antonio içn son damla oldu. Sarp’ı kolundan tutup kırılan camların üzerine doğru atarken Ayla’ya ilerledi. Elini kaldırmasıyla karısının yüzüne indirmesi bir oldu. Alya’nı yüzü yana düşerken kulağı çınladı. Sarp’ın ise sırtında cam parçaları yüzünden derin kesikler açıldı. 


O gün Antonio Fernandez ilk defa karısına ve oğluna zarar verdi ama bu hiçbir zaman son olmadı. 


🤧


Çaresizlik insanı içten çürüten bir zehirdir. Seni hemen değil, yavaş yavaş acı çeke çeke öldürürdü. Çoğu zaman ölmeyi dilerdin ama o zehir senin vücudunu ele geçirmeden ölemezdin. Çaresizdim, çaresizliğim sadece ona karşı değildi. Hayatımdaki her şeye karşı çaresizdim ama yinede bu zehrin beni öldürüp bitirmesine izin vermiyordum. Ona boyun eğmek zorunda değildim. Tanrıdan başka kimseye boyun eğmeyeceğim.


Alnı hala alnımda, nefeslerimiz birbirine çarparken dudaklarımı araladım. “Hiç tedavi oldun mu?” diye sordum. 


Acı kahveleri kısıldı ve gözlerimde ifadeyi çözmek istiyor gibi gözlerimin içine daha derin baktı. “Evet. Sen varken tedavi olmaya başlamıştım, senden sonra bıraktım.” dediğinde kalbim kasıldı. Benden sonra kendini de mi bırakmıştı ? Benimle beraber kendinden de mi vazgeçmişti? 


“Neden?” diye sorduğumda cevabı oldukça netti. “Tedavi olmak için sebebim kalmamıştı.” 


“O kadar çok mu sevdin beni?”


“Çok.” diyen sesi netti, tereddüte yer yoktu. Hala seviyor musun diye soramadım ama bu verdiği cevap bile bana yetti. Kafamı salladım “Söz verdim.” dedim ona. “Seni anlamaya çalışacağıma söz verdim ve sözümde duracağım. Anlamaya çalışacağım.” dedikten sonra bütün irademi kullanıp zorlukla geri çekildim. “Peki yine tedavi olur musun?” diye sordum. Bana zarar vermesinden korkmuyordum, bana zarar vermezdi bilirdim. Ama kendine zarar veriyordu ve tedavi olamazsa vermeye devam edecekti.


“Sana asla zarar vermem.” dedi keskin bir şekilde. Biliyorum. 


“Hem sen tedavi olursan bende psikoloğa giderim..” dedim kabul etmesini umarak. “Tamam.” dedi gönülsüz sesiyle. İşin ucunda sen varsın diye kabul etti Deren. Bu bizim için değerli. 


“O zaman gidelim. Hem yemek yaparım bize.” 


“Olur.” dedikten sonra arabayı çalıştırdı. Yol boyunca ikimizde yaşadığımız olayların ağırlığı yüzünden sessizdik. Eve geldiğimizde Sarp odasına çekildi ben ise mutfağa geçtim. Patlıcan yemeği ve pilavı pişirdikten sonra üzerimi değiştirmek için odama geçtim. Üzerime bol kısa kollu toz pembe bir tişört, altıma ise siyah bir eşofman giydim. Odadan çıktığımda Sarp’ta odasından çıkıyordu. “Bende seni çağıracaktım.” dedim karşısında durup “Yemek hazır.” yanından geçtim ve mutfağa ileriedim. Dolaptan iki tabak ve bardak çıkardım tabaklara yemek koyup masanın üzerine koydum. 


“Patlıcan yemeği ve pilav mı yaptın?” diye sordu Sarp. 


“Evet.” deyip ona döndüğümde yemeğe kilitlenmiş bir şekilde bakıyordu. “Sevmiyor musun?” diye sordum. Neyi sevip sevmediğini bilmiyordum bile. “İstersen dışarıdan söyleyelim.” 


“Severim. Sadece…” dediğinde gözlerini kapattı ve zorlukla yutkundu. “Siktiğimin geçmişi!” dedi hiddetle. Bir yemeğin geçmişle alakası olabilir miydi? 


“Kaldırayım.” dedim hemen tabağı çöpe dökerken. Ben daha ne olduğunu anlamadan Sarp mutfağın ortasındaki yuvarlak masayı yere fırlattı. Masa kırılırken onunla beraber üzerinde duran vazoda paramparça oldu. Korkuyla olduğum yerde irkilirken Sarp tezgahın üzerindeki birkaç bardağı da yere attı “ÇIK ARTIK KAFAMIN İÇİNDEN!” diye bağırdı. 


“Sarp!” diye seslendim ona tedirgin bir sesle. O beni duymadı ve bir kaç şey daha fırlattığında yerdeki camlara dikkat edip bir çırpıda onun karşısında geçtim. “Dur!” dedim yüksek sesle. Beni duysun beni görsün istedim.  Elindeki bardağı fırlatacağı sırada gözlerimi kapattım ve kollarımı yüzüme siper ettim. Bana gelecek acıyı bekledim ama o acı hiç gelmedi. “Kolun kanıyor.” diyen sesini duyunca hızla gözlerimi açtım ve ona baktım. 


“Ben yaptım!” dedi hiddetle. “Sikeyim ben yaptım. Zarar verdim sana..” dedi telaşla. “Zarar vermem. Ben babam gibi değilim. Ben sana zarar vermem. Özür dilerim… böyle işi ben sikeyim.” ellerini hiddetle saçlarının arasında geçirdi. 


“Hey!” dedim hızla yüzünü ellerimin arasına alırken. “Sakin ol. Sorun yok.” dedim ama beni duymamıştı sanki. “Gitme…” dedi yorgun sesle. “Sana zarar vermem. Ben babam değilim.” yorgun bir nefes daha verdi. “Tedavi olacağım. Ben babam gibi olmayacağım.”


Kafamı iki yana salladım “Değilsin.” dedim hızla. “Sen baban değilsin Matias.” alnımı alnına yasladım dolu olan gözlerimi saklamadım bu sefer,, aktılar öylece. “Anlat.” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. “Anlat ki bende senin yükünü hafifletebileyim.” 


“Bu yemek bana annemi kaybettirdi. Bu yemeğin yapıldığı gün baba denilen o herif artık eskisi gibi olmadı. Annemin ilk defa dayak yiyiş sesi hala kulaklarımda çınlıyor.” kalbimin içine bir hançer girdiğini hissettim. “O gün ben çocuk olmayı bıraktım Deren. Ben sekiz yaşında çocuk olmayı bıraktım, benim yaşım sekizde bitti.” dudaklarımdan bir hıçkırık koptu. “Benim annem sırf o adamdan kurtulmak için kendi sürdüğü arabayı o adamla beraber uçuruma sürdü.” 


“Sarp.” dedim içli içli. Bu bir çocuk için fazlasıyla ağırdı, taşınamazdı. O nasıl taşımıştı ki bunları? İki cümleyle anlatmıştı, hiç bir çocuğun evinin başına yıkılması iki cümlede anlatılabilir miydi? 


“Sana demiştim ya içimde üç mum daima yanacak diye. Onlardan biri annem için, biri Özer için, biri ise senin için. Kaybettiğim sen için.” onu hızla kendime çektim ve kollarımı boynuna doladım. Kolları belime dolanırken başını boynuma gömdü “Ben seni bırakmak zorunda kaldım ama ben senden gidemedim. Söylesen bana senden nasıl gideyim? Ben seni anneme anlattım, mezarının başında seni anlattım. Senden nasıl gideyim?”


“Özür dilerim.” dedim onu daha sıkı sararken. “Herşey için… Bütün söylediklerim, yaptıklarım için.” 


“Özür dilerim, seni bırakmak zorunda kaldığım, yaptığım ve ileride istemeden yapacaklarım için.”  dedi fısıltı gibi çıkan sesiyle. Kaç dakika orada berabe soluklandım bilmiyorum ama “Bacaklarını belime dola.” dedi en sonunda 


“Ne!” dedim burnumu çekerek.


“Her yer cam kırıklarıyla dolu Deren. Sana daha fazla zarar gelsin istemiyorum.” 


“Seninde elin kesik. Gördüm.” dedim çocuk gibi. Güler gibi oldu “Bu kesik benim için sinek ısırığı.” dediğinde ona dik dik bakmaya devam ettim. “Hadi Deren dola bacaklarını belime.” bu sefer karşı çıkmadım. O beni yukarı çekti bende bacaklarımı onun beline doladığımda baldırımdan tuttu. “Dikkatli ol.” diye homurdandım. “Ayağına cam batmasın.” 


“Böyle söyleyince beni düşündüğünü gösteriyormuşsun gibi geliyor.” dedi alayla karışık bir sesle. O nasıl sözdü öyle tabiki onu düşünüyordum hemde ne olursa olsun. Kollarımı boynuna daha sıkı doladım. “Daha çok kırılan bardakları düşünüyorum. Yazık oldu.” 


Yüzüme gerçekten mi der gibi baktı sonra ise kafasını iki yana salladı ve gülümsedi. Yine sağ yanağındaki gamzesi belirdi. “Beni aydınlattığın için teşekkür ederim.”


Mutfaktan çıkıp oturma odasına ilerledi daha sonrasında beni yavaşça kanepenin üzerine bıraktı. Yine gitti ve elinde pansuman malzemeleriyle geri geldi. Yanıma oturduğunda kolumu tuttu ve kendine çekti. “Önce senin elini temizleyelim.” dedim hemen. Onun elinin durumu daha kötüydü, bunu görmeden akan kandan anlayabiliyordum. 


“Önce sen.” dedi bana direkt. Kolumdan bileğimin biraz aşağısından derin eğil ama uzun olan yaraya odaklanmıştı. Bunun ne ara olduğunu anlamamıştım bile, sıkıntılı bir nefes verip yarayı temizlemeye başladı. Onun elinden akan kan pamuğa bulaştı ama o yinede yaramı büyük bir itinayla temizledi acımasın diye üzerine üfledi ve sardı. Onun işi bitince bu sefer ben onun elini kendime çektim. Yarayı temizlemeye çalışırken bir yandan da elindeki kesiğin ne kadar derin olduğunu anlamaya çalışıyordum. 


“Neyseki dikişe gerek yok.” dedim en sonunda bakışlarımı yarasından ayırmazken. Bir kaç santim daha derine inmiş olsaydı işte o zaman gerçekten dikişe gerek olabilirdi. 


“Yoksa tıpta artık dikiş atmayı öğretmiyorlar mı?” dedi, sesinde alay vardı. Ona gözlerimi devirdim. “Çok komik.” diye söylendim. “Sen bence boksörlüğü bırak ve komedyen falan ol.” 


“Sağol, ben almayayım.” elini dikkatlice sardıktan elimi elinin içinde tutmaya devam ettim. Parmaklarım onun büyük avucunda daireler çizmeye başladı. “Özür dilerim.” dedi tekrardan. 


“Dileme. Sorun değil, önemli bir şey değil.” dedim bende yeniden. Onun benden özür dilemesi gereksizdi. “Annen için üzgünüm.” dedim hüzünle bir sesle. 


“Bende öyle.” 


“Peki baban?” diye sordum çekinerek.


“Ona ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. O günden sonra annemle arabada bulunamadı. Herkes öldüğünü söyledi bir kaç kez onu aradım. İntikam alma hırsıyla tutuştuğum zamanlardı.”


“Şimdi intikam hırsın bitti mi?” 


“Bitmedi ama bir ölüden intikam alabilir misin Deren?” diye sorduğunda sustum. Duvarlarını bana karşı yıkmaya başlamış olması benim için değerliydi artık ona biraz da olsa ulaşabiliyordum. Bu sadece bir başlangıçtı, zamanla daha çok onun içini görecektim.


“Peki sende beni ne olursa olsun anlamaya çalışacağına söz verir misin?” bunu sorma sebebim artık bu işin sonunu göremiyor oluşumdu. Bu yüzden ondan söz almam lazımdı.


“Söz veriyorum.” dediğinde kafamı salladım ve elimi elinden çekip oturduğum yerden kalktım. “Ben mutfağı toparlayayım.” 


“Bırak kalsın.” dedi anında. “Bir yerine cam batar.” 


“Böyle söylediğinde beni düşündüğün fikrine kapılıyorum.” dedim tıpkı onun gibi.


“Düşünüyorum. Hemde her an.”


❤️‍🔥



“Kafayı yedim salak!” diye beni azarlarken kollarını boynuma doladı Şeyma. “Ne kadar korktum haberin var mı?”


“İyiyim.” dedim yatıştırıcı bir sesle. “Hem ben o kadar kolay yıkılacak bir kız mıyım?”


Burnunu çekti. “Değilsin tabi ki deli!” geri çekilirken gözyaşlarını sildi. “Bir daha kendine zarar verecek bir şey yaparsan seni bu sefer ben mahvederim.” 


“Tamamdır.” 


“Deren çok geçmiş olsun.” dedi Işıl çekingen bir tavırla. Yüzünün rengi solmuş gibiydi, yüzü gergindi ne kadar saklamaya çalışsada işe yaramıyordu. “Işıl sen iyi misin?” diye sordum ona.


Hızla kafasını salladı “İyiyim sadece nişanı yarın için düşünüyoruz. Biliyorum çok ani ama daha fazla beklemek istemedik. Nişan ve düğün aynı anda olacak, yani aslında teorik olarak nikah kıyıp yüzükleri takacağız.” dedi.


“Keşke biraz daha önce haber verseydin. Çok ani oldu ne giyeceğim şimdi?” dedim yalandan bir sitemle.


“Bize de biraz ani oldu ama daha fazla uzamasın istedik.” diye araya girdi Berk.


“Ne yani şimdi sen bizden Işıl’ı mı isteyeceksin?” dedi muzur bir şekilde Turan. “Ben vermiyorum canım kızımızı sana. Benim sana verecek kızım yok.” diyerek hemen kız babası moduna geçti. 


“Senden mi isteyeceğim lan kızı!” diye yükseldi Berk. “Sarp’tan isterim.” 


“Ben hiç vermem kardeşim.” dedi direkt Sarp rahat bir tavırla. Onu kız babası olarak hayal ettim direkt. Kalbim sıcacık olurken kafamı iki yana sallayıp güldüm kendi kendime.


“O zaman senden isterim Deren.” diyerek son olarak bana sığındı. Ona “benim sana verecek kızım falan yokk oğlum.” demek vardı ama ona kıyamadım. “Bende biraz nazlanırım o zaman. Kız evi naz evi sonuçta.”


“Aaa saçmalamayın!” diye araya girdi hemen Işıl. “İsteme falan olmayacak. Sadece bir nikah olacak ve yüzükler takılacak bu kadar.” dediğinde herkes sustu.


Bu sessizliği bozan ise ayağı kalkan ben oldum “Benim kıyafet almam gerek. O yüzden.” derken Şeyma’yı işaret ettim. “Seninle elbise almaya gidiyoruz.” dedim 


“Yalnız gitmeniz tehlikeli bizde geliyoruz.” dedikten sonra hemen ayaklandı Sarp. Ona itiraz etmek anlamsız olacağı için sesimi çıkarmadım ve hep birlikte büyük bir avm ye gittik. Yaklaşık on - on beş tane mağaza gezdikten sonra istediğim elbiseyi buldum ve akşama doğru herkes evine dağılmıştı.  


Topuklu ayakkabılarımı zorlukla çıkardıktan sonra otuma odasındaki koltuğa yığıldım. “Eğer ayaklarını acıtıyorsa neden şu çivi ayakkabılarını giymeye devam ediyorsun.” diye sordu ayak ucuma oturup. 


Umursamazca omuz silktim “Çünkü seviyorum.” dedim. “İnsan ne kadar canını yakarsa yaksın sevdiği şeylerden ayrılamaz. Hem alışkınım zaten.” 


“Alışma.” dedi direkt. “Acıya alışma.” 


“Umarım yarın hiçbir sorun çıkmaz.” dedim kaygılarımı dile getirerek. Yarın yine o lant adamın bir şey yapacağından korkuyordum. Benim yüzümden başkalarına zarar gelmesinden korkuyordum. 


“Çıkmamasını sağlayacağım.” 


“Peki sence bu bana yazan ve benim orada duyduğum üçüncü ses kimin?” 


“Bilmiyorum ama yine bu örgütten biri ve çok yakında bir açık vereceğine eminim.” ayaklarını öne uzatıp yatar pozisyona geçti ve kafasını koltuğun başına yaslayıp gözlerini kapattı. “Bize çok fazla yakın davranıyor.” diye sürdürdü konuşmasını. “Bu yakınlık ona hata yaptıracak.”


Kafamı salladım ve ona bakmayı sürdürdüm. “Keşke sende bir şeyler alsaydın.”


“Giyecek bir şeyim var zaten.”


“Olsun.” diye homurdandım. “Ya Işıl önemsenmediğini düşünürse.”


“Yanımda sen olacaksın ya. Sen varken ben dikkatini çekmem bile emin ol.” demesiyle olduğum yere iyice sindim. “Uykun varsa uyu. Ben seni yatağına yatırırım.”


“Sende iyice alıştın beni yatağa taşımayı.” 


“Her zaman alışıktım.”  


🥹



İLAHİ BAKIŞ AÇISI


Salim’in bakışları kurulda gezindi. Aylardır Deren’den haber yoktu ve bu kurulun gözüne batmaya başlamıştı. “Salim hala kızın ortada yok.” dedi Antonio. “Onu bize teslim edeceğini söylemiştin.” 


Salim’in bakışları yorgundu, sadece bu iş değil bu hayat da onu yormaya başlamıştı. Bu işin daha başındaydı ama artık dayanacak gücü kalmamıştı bile. “Edeceğim.” dedi net bir sesle.


“Bana bizi oyalıyormuşsun gibi geldi.” dedi Koray şüpheyle. Aslında oyalamıyordu sadece kızının yerini bulmaya çalışıyordu ve bulmuştu da sadece ona ulaşmak için son bir düzlük kalmıştı.


“Yerini buldum.” dedi hemen. “Yarın bu iş bitecek.” dedikten sonra Antonio’ya ona son bir şans vermesi için yalvaran gözlerle baktı. 


“Son şansın Salim. Bundan sonra daha fazla şansın yok yarın o kız burada olacak ve o bilgileri alacağız daha sonra ise işi bitirilecek.” dedi acımasızca. Bu tek çareydi bundan ötesi yoktu.


Salim kafasını sallayıp oturduğu yerden kalktı ve telefonu kulağından çıkarıp ortağını aradı. “Alo.” dedi telefonun karşısındaki adam. 


“Yarın bu işi bitiriyoruz.” dedi Salim net bir şekilde. O anda vicdan onu çoktan terk etmişti bile. O kendi kızına bile merhamet etmeyen bir adamdı ve hep öyle kalacaktı.


“Anlaşıldı.” 


😔


DEREN SİLDAY


Üzerimdeki açık mavi saten elbiseye baktım son kez. İpi boyundan bağlamalıydı derin bir dırt deklotesi vardı. Son kez elimle sırtıma doğru kayan ipi düzelttim. Saçlarımın önlerinden alıp arkadan tel tokayla tuturmuştum. Göz makyajım mavi tonlarındaydı rujum ise şeftali tonlarında.  Gözlerimin ön plana çıkmasını sevmiştim, bugün kendimi sevmiştim, beğenmiştim.





Odadan çıktığımda Sarp’ı karşımda görmeyi elbette beklemiyordum. Onun acı kahveleri beni baştan aşağı süzerken güçlükle yutkunduğunu gördüm. Onun üzerinde siyah bir takım vardı, her zamanki gibi. Siyah bir adama bu kadar çok yakışabilir miydi? Ona yakışıyordu ve benimde onun karşısında nefesim kesiliyordu. “Gidelim mi?” dedim en sonunda dudaklarımı ıslatarak.


“Yapma.” dedi kafasını anında yana çevirirken. 


Kaşlarım çatıldı “Neyi?” diye sordum anlamaz bir halde. 


“Böyle güzel giyinme, güzel bakma o dudaklarını ıslatma.” demesi ise beni bozguna uğratan şeydi. Böyle konuşmamalıydı. Bana karşı açıktı, artık hep açıktı ve ben hep onun karşısında suspus oluyordum. Bu benim tarzım değildi, hiç olmamıştı.


“Asıl sen yapma. Konuşma böyle.” dedim aksi bir şekilde.


“Nasıl?”


“Böyle işte. Cümle kurmayı bile unutuyorum. Kim olduğumu, neden burada olduğumu, nerede olduğumu bile unutuyorum.” bakışlarımı yere indirdim. “Halbuki ben zaten her şeyi unutmuş biriyim. Bana unuttuklarımı tekrardan unutturuyorsun.”


Elini çenemin altına koyup bakışlarımı ona çevirmemi sağladı. “O zaman bir dahakine hatırlatırım.” 


Kalbim kasıldı ama bu sefer acıdan değil heyecandan, nefesim hızlandı ama bu da heyecandı. “Makyajım akarsa seni mahvederim.” dedim gözlerim anında dolarken. “Yürü gidelim.” dedim onun dokunuşundan kurtulup arabaya giderken. Yol boyunca yine konuşmadık, yollarda konuşacak bir şeyimiz yoktu. Bana sanki yollarda konuşulan şeyler hep acıtır gibi geliyordu. Çünkü yollarda konuştuğun her an canını yaktılar. 


Nikah salonuna geldiğimizde Sarp’ın koluna girdim. “Bugünün kötü olmasını engelleyebilirsen lütfen engelle.” dedim bunu yapmasını dileyerek. Bana bir şey söylemedi ve yürümeye devam ettik. 


Salona girdiğimde herkes çoktan yerini almıştı bile, Işıl’ı gördüğümde ise Sarp’ın kolundan çıkıp ona ilerledim. Üzerinde beyaz uzun sade bir elbise vardı, saçlarını ise yandan topuz yapmıştı. “Çok güzelsin.” dedim ona gülümserken.


“Gerçekten mi? Olmuş mu gerçekten?”


“Tabiki olmuş. Hemde çok güzel olmuş.” 


“Teşekkür ederim.” 


Gülümsedim sadece ve yerime geçtim. Nikah memuru geldi ve dakikalar içinde onların nikahını kıydığında  “Ayağına bas!” diye bağırdı Şeyma.


Işıl gülümseyip Berk’in ayağına bastığına onları kocaman gülümseyerek baktım. Telefonuma düşen bildirimle bakışlarımı telefonuma çevirdim. 

Bilinmeyen Numara ; Artık zamanı geldi


Yüzümdeki gülümseme solarken o an patlayan cam seslerini duydum. Dudaklarımın arasından kısık bir çığlık koparken Sarp direkt üzerime kapandı. Bakışlarım diğerlerini aramaya başladı lakin göremedim. “Sarp!” dedim korkuyla “Diğerleri nerede?” diye sordum.


“İyiler. Ben görüyorum.” dediği anda salon beyaz dumanla dolmaya başladı. Dumanın etkisiyle öksürmeye başlarken Sarp daha fazla üzerime eğildi. Cebinden bir şey çıkardı ancak ne olduğunu tam göremedim. Çıkardığı şeyi dudaklarıma dayarken bu şeyin ilaç olduğunu anladım. 


Üzerimden geri çekilip yüzümü ellerinin arasına aldı “İyi misin?” diye sordu telaşla. Hıza kafamı salladım “İyiyim. Sen iyi misin?” dedim bende onun yüzünü kavrarken.


“Ben iyiyim.” dedikten sonra dudaklarını alnıma yasladı. “Buradan ayrılma hemen geleceğim. Diğerlerine bakmam lazım göremiyorum.” dediğinde yüzünü daha sıkı tuttum. “Bende geleyim.” 


“Seni tehlikeye atamam.”


“Sarp.” dedim yalvarır gibi. “Bende geleyim. Lütfen.” içimde kötü bir his vardı. Ona bir şey olmasını istemiyordum, yalnız kalmak istemiyordum.


“Bana bak.” dedi gözlerini benimkine sabitlerken. “Hemen geleceğim.” dedi net bir sesle. “Sakın buradan ayrılma.” son bir kez daha dudaklarını alnıma yaslayıp geri çekildi ve dumanların arasında kayboldu.


“Dikkatli ol.” diye fısıldadım arkasından ama beni duymadı. Yere eğilmiş şekilde Sarp’ı beklemeye başladım ne kadar oldu bilmiyorum ama duman azalmaya başlarken koluma değen el ile heyecanla o tarafa döndüm. Görmeyi beklediğim Sarp’tı ama gördüğüm başka bir adamdı. 


Çığlık atacağım sırada ağzıma kapanan el ile ağzımdan boğuk bir inilti çıktı. Burnuma gelen metalik kokusundan sonra çırpınmaya başladım ama bu boşunaydı. Bilincim yerinden giderken duyduğum son şey “Kızı aldık.” oldu. 

Yorumlar

  1. Acaba bizi neler bekliyo dört gözle bekliyorum bölüm çok güzeldi bu arada

    YanıtlaSil
  2. Abla yeni bölüm nerde kaldiii sabah aksam burdayim gelsinn artırırken

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar