Ana içeriğe atla

Nitelikli

A.22-BAŞLANGIÇ

  “Bütün kayıpların bir anlamı olmalı. Mısır’ın başlangıcı yeniden yazılmalı.” Wahdon - Fairuz The Ritual - Eternal Eclipse İyi okumalar gün Yıldızlarımmm Bölüm sonu yorumlarda buluşalım Karanlık ve aydınlığın arasında çok ince bir çizgi vardır ayağın ne tarafa doğru kayarsa o tarafa çekilirsin. Ben o ince çizgideyim işte. Ne karanlık ne aydınlık sadece ikisinin arasında araftayım.  Yanımda oturan Aris dakikalardır konuşmuyordu ben ise onun yanık izlerine bakmaya devam ediyordum. Bütün çocukluğumuzu, bütün anılarımızı çalan o olayın izleriydi. “Çok canın yandı mı?” diye sordum dakikalar sonra aramızdaki sessizliği bozup. “İlk başlarda çok acımıştı ama artık yanan yerlerde hiç his yok,” dedi hüzünle. “Jasmi’ye bu izlerimi hala gösteremedim. Onu seviyorum ve yaralarımı gördükten sonra bana bir daha eskisi gibi bakmayacağından korkuyorum. Tıpkı senin de bana eskisi gibi bakmayacağından korktuğum gibi. Biliyorum beni hemen affedemezsin ama Milena sen benim çocukluğumsun ve ben sen...

AKHET 1-İPİN SOĞUK DOKUNUŞU

 


“Zincirlerini kır,
ruhunu özgür bırak.
Bugün yan yarın 
yeniden parla.”


A Vampire's Heart - Peter gundry
Who Is She ? - I Monster

İyi okumalar bal kuşlarım 
Oy verip yorum yapmayı 
unutmayın lütfen 


Bu kurguda geçen ve geçecek olan sistem, mısır mitolojisi ve bazı kavramlar tamamen benim kendi bulduğum bir şey olup şahsıma aittir

İyi okumalar bal kuşlarım

HARİS BADH İSMİ MORTİS BADH OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞTİR GÖZÜMDEN KAÇAN VARSA AFFOLA

Hepimiz öyle ya da böyle yaptığımız her şeyin bedelini ödüyorduk. Bu bedel bazen hafif bazen ağır oluyordu, ya da artık bedel ödemeye alıştığımız için bize en büyük işkence bile ağır gelmiyordu. Bir tercih yapmıştım ve bedelini canımla ödeyecektim. Bunun için pişman olduğumu söylesem yalan olurdu, ölüm bile artık benim için daha huzurluydu. Ölüm deyince kalbimin kasılmasına neden olan tek şey arkamda bıraktığım minik kardeşimdi. 


Elena benim minik yıldızım ben her daim seni koruyacağım.


“Milena Marad.” diye seslendi karşımdaki hakim denen adam. Artık mahkeme bile değişmişti hatta mahkeme diye bir şey dahi yoktu. Sadece bir adam vardı seni bir odada sorgular daha sonrasında kendi içinde sözde yasalara uyarak hüküm verirdi. “Dün gece saatlerinde Kahira’nın güneyinde olan Garza çarşısında Evin Ray’i öldürdüğünü itiraf etmişsin.” 


“Evet.” dedim sesimin yorgun çıkmamasını umarak, buraya daha dün gelmiştim ki - bana göre daha uzun zaman olmuştu- yemek yememiş su içmemiştim ve şimdiden askerler yüzünden bir kaç yerimde çizikler vardı. Hakim denen adam zihin oyunları oynamayı ve insanların kendi akıllarından bile şüphe etmesini sağlayabilirdi ama bunlar bende işlemezdi.


“Sebep?”


“Kardeşimi rahat bırakmıyordu ona bir hastalık gibi yapışmıştı. Elena’ya onu çağırmasını istedim benim onu öldüreceğimi bilmiyordu sadece konuşacağımı söylemiştim. Onunla buluştum ve kalbimin ortasında hançeri sapladım. Benim için zor olmadı.” dediğimde yalanın tadı ilk defa acı gelmedi. 


Hakim eliyle bir işaret yaptığında askerler bizi kayıt altına alan kamerayı kapatıp odadan çıktı. “Dersine iyi çalışmışsın Milena.” ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “Sana bir teklifim var..”


“Siz bana ne gibi bir şey teklif sunabilirsiniz ki, zaten bugün yarın idam edilmiş olacağım.”


“Haklısın ama sen öldükten sonra kardeşine ne olacak dersin? Senin onun aleyhine bir ifade verdiğini söylersem onu içeri atmam bir saniyemi bile almaz.” bakışlarından alaycı bir parıltı geçti “Sence kime inanırlar? Ölü bir kadına mı yoksa benim gibi makam sahibi bir adama mı?”


Sikerler senin makamını!


Kanım damarlarımın içinde öfkeyle kaynarken bileğime takılı olan zincirleri umursamadım ve hakimin yakasından tutup kendime çektim.. “Sakın!” dedim dişlerimin arasında. “Kardeşime kılını bile sürersen ölü dahi olsam sana musallat olurum. Seni bitiririm.” 


“Anlaşma yapalım.” dedi benim aksime sakin bir sesle. 


Yakasını bırakıp geri çekildiğimde kelepçeler yüzünden kesilen bileklerim sızlamaya başlamıştı. “Ne anlaşması?” diye sordum.


“Son zamanlarda adı çıkan bir hırsızlık çetesini duymuşsundur. Liderlerinin ismi Mortis Onların arasına sızıp sana güvenmelerini sağla, ne işler karıştırdıklarını ve bunları neden yaptıklarını öğren en sonunda ise onları bize teslim et.” bu çeteyi bu aralar çok duymuştum. Kral Alber için önemli olan bazı tarihi eserleri aldıklarını söylüyorlardı.


“Peki neden bunu benden istiyorsun, istesen kendinden bulabilirsin.” dilimin kurumuş dudaklarımın üzerinde gezdirip rahatça arkama yaslandım “Tabi ki sende onların istediği şeyi istemiyorsan.”


Dudaklarına şeytani bir gülüş yerleşti. “Akıllı kızsın.”


“Peki beni neden aralarına alsınlar ki?”


“Sana ihtiyaçları var. Bu yüzden senin ölmeni göze alamazlar.” dediğinde kaşlarım iyice çatıldı. Böyle bir çete de bana ne gibi bir ihtiyaçları olabilirdi ki? 


“Benden ne istiyorlar?”


“Onu da senin bulman gerekiyor Milena.” oturduğu yerden kalkıp üzerindeki cübbeyi düzeltti “Anlaştığımızı düşünüyorum Milena. Sen hayatta kalıp kardeşini koru ben ise büyük bir suçluyu yaklayayım. Bence gayet adil bir anlaşma.” arkasını döndüğünde rahatsızca yerimden kıpırdandım. Onların bana ihtiyacı olduğundan nasıl bu kadar emin olabilirdi?


“Ya gelmezse?” 


Güldüğünü omuzlarının sarsılmasından anladım “O zaman Milena hayatının son anlarını güzel geçir.” 



⏳️



Kendimi bildim bileli bu sistemin içindeydim. 

Kadınların okuması yasak, rahatça nefes alması yasak  hatta bazen evleneceği kişiyi seçmesi bile yasak. 

Mısır ve çoğu ülkeye göre bu böyleydi, teknoloji gelişmiş olabilirdi ancak insanların zihinleri hala geriydi. Bir kadın olarak hayatta kalmak burada büyük bir sınavdı. Adalet diye bir kavram vardı ama adalet denilen şey sadece kadınları öldüren erkeklere ise tolerans gösteren bir kelimeydi. 


Karanlığın içinde kaç gün kalmıştım kavrayamıyordum ama aklımda tek bir kişinin sesi yankılandı. “Onlara asla boyun eğmeyeceksin Milena” derdi babam. Her gece yatmadan önce bunu kulağıma fısıldardı, o mükemmel bir adamdı ve benim için her zaman öyle kalacaktı.  Bana asla bu dünyaya boyun eğmemmm gerektiğini söylemişti, kendisi de asla eğmemişti. Ceza almayı göze alıp bana okuma yazma öğretmişti, bana kendimi korumayı öğretmişti. Bu zamana kadar gelen her talibi reddetmiş bana hiçbir zaman bir erkeğin emri altına girmeyeceğime dair yemin ettirmişti. 


Onu yıllardır görmemiştim, o sürgüne gönderilmişti sırf evden kaçtığımı Adalete bildirmediği için. Kral onu herkese ibret olsun diye sürgün etmişti. Onu özlüyordum, onu hep özleyecektim. Yaşıyor muydu? İyi miydi? Bunların hiç birini bilmiyordum. Bilmek istemiştim ama saray bunu engellemişti. 


“Abla!” duyduğum sesle hızla oturduğum yerden kalktım ve demirlerin arkasında bana bakan minik kızıma baktım. 


“Elena!” sesim benden istemsiz şekilde azarlayıcı çıkmıştı “Burada ne işin var? Buraya gelmemeliydin.” sözlerime rağmen ellerimi demirlerin arasından ona uzattım. Elena ellerimi hızla tutarken gözlerinden yaşlar firar etmeye başladı.  


“İtiraf etmeme izin ver sana yalvarıyorum!” dediğinde ellerini bırakıp yüzünü avuçlarımın arasına aldım. 


“Bana bak.” dedim net bir sesle. Badem gözleri benim koyu yeşil gözlerime çevrildi “Bu bir veda değil tamam mı? Bunu senin için yapıyorum ama pişman değilim tamam mı?” alnını yenilgiyle demirlere yaslandığında bende onun gibi alnımı demirlere yaslayıp gözlerimi kapattım. “Her şey yoluna girecek.” diye fısıldadım.


“Özür dilerim.”


“Sorun değil minik yıldızım. Sorun değil bebeğim.” saçlarını son bir kez daha okşadım. “Eğer beni özlersen sadece yıldızlara bak. Onlarda beni göreceksin. Eğer yolunu kaybedersen yıldızlara bak onlar sana yolunu gösterecek.”  babamın bana son defa söylediği sözlerini bu sefer ben ona söyledim. 


“Milena Marad. Zaman geldi.” duyduğum sesle gözlerimi açtım ve bakışlarımı Elena’ya çevirdim 


“Ona son bir kez sarılmak istiyorum.” dediğimde asker itiraz etmedi. Zaten birazdan ölecektim o yüzden bu dileğimi yerine getirmek zorundaydı. İkimizde geri çekildiğimizde asker kapıyı açtı ve Elena benim çıkmamı bile beklemeden kollarını boynuma doladı. Kollarımı onun bedenine sardığımda gözümden bir damla yaş aktı, saçlarından öptüm son kez olduğunun bilincine vararak. “Gitme.” dedi bana hıçkırıklarının arasında. “Bu dünyayla tek nasıl başa çıkılır bilmiyorum.”


“Her şey yoluna girecek Elena.” dediğimde geri çekildim “Sakın orada ağlama başını dik tut. Onlara bu hazzı verme tamam mı?” kafasını salladı ancak yine de gözlerinden yaşlar akmaya devam ediyordu. 


Ellerimi öne uzattığımda asker bileklerime demir prangaları geçirdi, prangalar sıkı olduğundan dolayı daha yeni kapanmaya başlayan kesikler tekrardan kanamaya başlamıştı bile. Ellerimde zincilerle başım dik bir şekilde ilerlerken bakışlarım bir an olsun bile beni izleyen kalabalığa çevrilmiyordu. Askerler beni sandalyenin üzerine çıkarttıktan sonra başıma ipi geçirdiler. 


İpin soğuk dokunuşu irkilmeme sebep olurken hakim suçumu ve cezamı ilan etti ardından bana döndü “Son söylemek istediğin bir şey var mı?”


Bakışlarım ilk defa karşımdaki kalabalığa kaydığında bazılarının bana iğrenek bakıyordu. Bazıları ise acıyarak, bazıları ise bunun haksızlık olduğunu düşünerek gözlerinde nefretle bakıyordu. Dudaklarıma minik bir gülümseme yerleştirdim. Ben bir direnişçi ya da halkı ayağa kaldıran önder bir kadın değildim. Öyle çok havalı sözlerim falan da yoktu ben sadece yaşamak için mücadele eden bir kadındım. Yaşamak için her şeyi yapan bir kadındım. “Her gününüzü son gününüz gibi yaşayın çünkü son gününüzün ne zaman olacağını bilemezsiniz.” sözler dudaklarımda çıkarken hüzünle çıkmıyordu, sadece biraz sitem vardı. 


Bu zamana kadar hep yaşamak için mücadele etmiştim ve yaşamak istiyordum belki garip gelecekti ama bu boktan sisteme rağmen yaşamayı seviyordum. Çünkü nefes aldığım her an umut benim için vardı, yaşadığım her an devran dönebilirdi. 


Tanrım ben yaşamak istiyorum. 


Altımdaki sandalye devrildiğinde nefesim kesildi, dudaklarımda silik bir tebessüm kalırken ciğerlerime nefes gitmez oldu. Öleceğim. Tanrım ölmek istemiyorum. Sadece bir kez çırpındım, ciğerlerime nefes alamazken sadece bir kez nefes almak için çırpındım. O anda ise beklemediğim bir şekiilde ip kesildi. Ciğerlerime tekrardan nefes dolarken dizlerimin üzerine düştüm, bir an dizlerim o kadar acıdı ki kırıldıklarını düşündüm. Kalabalık arasında çığlık sesleri duyulurken ben deli gibi öksürüyordum ve gözlerim bulanıklaşmıştı. 


Birinin beni kucağına aldığını fark ettim lakin ne buna karşı gelebildim ne de kim olduğunu görebildim. “Yaşıyorsun.” diyen sesini duyabildim. Sesi o kadar güzeldi ki… O sesin sahibini görme dürtüsünü durduramadım. Bulanık gören gözlerimi netleştirmek için bir kaç defa kırpıştırdığımda sonunda onu görebildim, hayır sadece gözlerini görebildim çünkü yüzü bir peçeyle kapalıydı.


Buz mavisi gözler.


O hızlı hızlı yürürken sonunda bir sokağa girdi ve durdu. Göğsü hızla inip kalkarken bakışları bana döndü “Hala nefes alıyor olman güzel.” derken sesinde alay vardı. Öksürüğüm artık durduğunda dudaklarıma alaycı bir gülüş yerleştirdim. Ellerimin çözüldüğünü fark ettim ancak hala azda olsa kan sızıyordu.


“Nefes alıyor olmak hala güzel.” dedim bende onun gibi. Kurumuş dudaklarımı yalarken kucağında kıpırdandım “Kendim yürüyebilirim.” 


“Emin misin?”


Kafamı salladım “Sanırım..” dediğimde beni yavaşça kucağından indirdi. Bir an dengemi kaybeder gibi oldum ancak hemen toparladım. “Sen kimsin?” diye sordum ancak az çok kim olabileceğini tahmin edebiliyordum.


“Mortis.” 


Mortis….

Hayatım kurtaran adam.

Mortis…

Hayatını mahvedeceğim adam.


Sen osun.” diye fısıldadığımda bana bir adım yaklaştı ve gözlerini kıstı. “Kim?”


“Herkesin konuştuğu hırsız çetesinin lideri.” güldüğünü kısılan gözlerinden fark ettim.


“Zeki kız.” 


“Neden beni kurtardın?” diye sordum. Çünkü bunu ben bile tam anlamıyla bilmiyordum. Bana ihtiyacı vardı ama neden? 


“Belki de ölmeyi hak etmediğin içindir.” dediğinde gülümsedim bu dediğine ancak şu an her yerim ağrıyordu. Bileklerim sızlıyor, gözlerim acıyor ve ayakta durmaya zorlanıyordum. 


“Acaba yanında bir bez parçası gibi bir şey var mı?” anlamsız bir şekilde bana baktı “Bileklerim acıyor, kanın akmasını durdurursam belki geçer.” bakışları anında kesilmiş bileklerime gittiğinde ağzının içinden bir küfür savurdu. Ben daha ne olduğunu anlamadan yüzündeki peçeyi çıkardı ve bez parçasını sağ bileğime sarmaya başladı.


Bakışlarım onun yüz çehresinde dolaşırken yüzünü büyük bir dikkatle inceledim. Üçgen bir çene, belirgin elmacık kemiği saçına düşen saçları ve sağ kaşının kenarında duran belirgin bir iz. O diğer bileğime de bez parçasını bağladıktan sonra tekrardan bana döndü. “Gitmeliyiz.” dedi net bir sesle. “Bizi yolun başından alacaklar, o zamana kadar dayanmanı istiyorum.”


Yorgun bir şekilde kafamı sallarken Mortis kolunu bana destek vermek için belime doladı. “Söylesene beni gerçekten neden kurtardın?” diye sordum bir kez daha. Bakışları bende değil önümüzdeki yoldaydı, bana cevap vermeyeceğini anladığımda sıkıntılı bir nefes verdim. Her yerim o kadar sızlıyordu ki, yere düşmek üzereydim. “Galiba kusacağım.” dediğimde olduğum yerde durdum. Midem her haraketimde öyle bir çalkalanıyordu ki yürümem imkansızdı. 


“Geldik zaten. Birazdan burada olurlar, sonra seni tedavi ederiz.”


“Kim gelecek?” diye sordum ayık kalmaya çalışarak. Uyumam benim için iyi olmazdı, bu adamı tanımıyordum bana bir şey yapıp yapmayacağını hatta beni öldürmeyeceğini bile bilmiyordum. Seni öldürecek olsa neden kurtarsın Milena? dedi iç sesim ve haklıydı. Beni öldürecek olsa beni kurtarmazdı, bana ihtiyacı vardı. Vardı değil mi?


Benimkiler.”


“Kaç kişiler ki?”


“Yeteri kadar.” dediğinde kafamı salladım. 


Bir kaç adım geri çekilip Mortis'in dokunuşundan kurtuldum ve duvara yaslandım. Dizlerimin beni taşıyacağımı düşündüğümde sırtımı duvardan kaydırdım ve yere oturup kafamı duvara yasladım. Karşımda duran kişi ise mavililikleriyle bana bakıyordu, beni çözmek istiyormuş gibi bana bakıyordu ancak beni çözmesi imkansızdı. Çünkü ben kendime bile yalanlar söyleyen bir kadındım, bir yalan söylerdim ve o yalana kendimi inandıırp o yalanı kendi gerçeğim yapardım. 


Bundan sonra ise yanımda olan herkese aynısını yapacaktım, bunu yapmak zorundaydım. Kendim için Elena için bunu yapacaktım hemde herkesi mahvetme pahasına bunu yapacaktım. Gözlerimi kapattığımda bu sefer gördüğüm gözler sadece anneminkilerdi. Dudaklarımda silik bir tebessüm oluşurken annemin bana her gece söylediği ninini doldurdu kulaklarımı sonra tekrardan onunla beraber uykuya daldım.


Kapat gözlerini minik yıldızım.

Ruhun etrafındaki zincirlerden kurtul.

Kapat gözlerini yıldızım.

Yarın güneş bizim için doğacak.

Ruhunu serbest bırak yıldızım.

Çölün derinliklerinde onu bulacaksın.


Kapat gözlerini minik yıldızım.

Yarın güneş gibi parlayacaksın.


🏺



Bazı konuşma sesleri duyduğum gözlerimi zorlukla araladım. Bakışlarım mavi tavanla karşılaştığında başımın zonklamasına rağmen yattığım yerden doğruldum. Ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttığımda yerin soğukluğu karşısında bedenim ürperdi. Üzerimde sadece büyük bir gömlek olduğunu fark ettim, bileklerimde sargılar vardı bacaklarımın çoğu yerinde morluklar ise morluklar


Bu sefer fena batırmıştım. Tamamen boka batmış durumdaydım.


Ayağa kalkıp odadan çıktığımda konuşma sesleri daha net gelmeye başladı. “Sence gerçekten buna değecek mi?” diyen bir erkek sesi duydum. Bu sesi daha önce hiç duymamıştım. 


“Deneyip göreceğiz.” dediğinde bunun Mortis’in sesi olduğunu seçebilmiştim. 


“O kız için az kalsın götümüzü ele verecektik.” dedi bir kız. 


“Ama vermedik. Bu konu burda kapandı kimse kızın yanında bunlarda bahsetmeyecek.” dediğinde merdivenlerden inmeye başlamıştım. Ayak seslerimi duymuş olacaklar ki aynı anda içeride olan dört kişinin bakışları da bana dönü. 


Merdivenlerden indikten sonra herkesin yüzünü teker teker incilemeye başladım. Sadece onlara bakıyor tek kelime dahi etmiyordum ve onlarda etmiyordu. Kuruyan dudaklarımı yalayıp boğazımı temizledim “Sigarası olan var mı?” diye sordum bir anda sessizliği bozarak. 


İçlerinden bir kız bana doğru yaklaştığında tam karşımda durdu, mavi gözleri beni baştan aşağı süzerken yuvarlak çenesini yukarı kaldırdı. Siyah saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı, üzerindeki siyah dar kot ve siyah crop mükemmel olan fiziğini tamamen ortaya çıkarmıştı.


“Bench önce yemek yemelisin.” aralarından bir kız çıkıp bana doğru yürüdü ve hafifçe koluma girdi. Hafif kızılımsı kıvırcık saçları gözlerinin önüne geliyordu. Küçük bir burnu ve sevimli bir yüz tipi vardı, kahve gözleri aynı Elena’nın gözlerine benziyordu. Saçını kulağının arkasına ittiğinde kulağının altında duran ay ile birleşik yaprak dalı dövmesini gördüm “Bu arada ben Jasmi.” derken beni mutfağa doğru ilerlemişti.


“Milena.” dedim ona karşılık olarak yumuşak bir tavırla.


“Biliyorum.” mutfağa girdiğimde kolumdan çıktı. Büyükada tezgahın etrafında duran bar taburelerinden birine oturduğumda Jasmi dolaptan bir şeyler çıkardı. “Bu arada karşında duran Adel’di. Onun öyle sert göründüğüne bakma, ailesi olmayan herkese karşı tavrı böyle. Seninle bir alakası yok.” önüme bir kase çorba bıraktığında karşıma oturdu ve konuşmaya devam etti. “İçeridekilerden bana benzeyen kızıl dalgalı saçlı, kahve gözlü uzun boylu adam benim ikizim Jamiel. Kumral saçlı, yeşil gözlü biraz iri yarı olan ise Aris.” duyduğum isimle içtiğim çorba boğazımda kaldı. 


“Hey iyi misin?” dediğinde hemen elime bir bardak tutuşturdu. Bir eliyle sırtıma hafifçe vuruyordu, suyu tek dikişte kafama dikerken onun bu anaç tavırları içimi ısıtmayı başarmıştı.


Kendine gel Milena.


“İyiyim teşekkür ederim. Sadece ismi tanıdık geldi.”


“Eski bir arkadaş mi?”


Burukça gülümsedim “Asla geri gelmeyeceğini düşündüğüm bir arkadaş.” 


“Yaralarının iyileşmesi biraz zaman alabilir ama merak etme boynundaki iz yakında geçecek.” dediğinde elim istemsizce boynuma gitti.


“Hiç aynaya bakmadım. Ne kadar kötü?” 


“O kadar da değil.”


“Bok gibi.” ikimizde de aynı anda arkamıza döndü arkamda duran ise Adel’di. Dudaklarındaki sigarayı eline alırken masaya doğru ilerledi ve tam Jasmi’nin yanına oturdu. “Adel!” dedi uyarıcı bir sesle Jasmi. Bu kızda kesinlikle annelik ruhu vardı.


“Eğer gerçekçi bir yorum istiyorsun benimkini dikkate almanı öneririm.” sesindeki iğnelemeyi duymamak imkansızdı. 


Görevin basit Milena sadece onlarla iyi geçen planlarını öğren ve bu işi bitir kimseyle uğraşma. “Neyse ki tanımadığım insanlardan öneri almamayı erkenden öğrenmiştim.” dediğimde kendimi kesinlikle durduramamıştım. Elimde değildi benim doğam buydu bir lafının altında kalamazdım. 


Bakışlarındaki öfkeyi hissetsem de onu umursamadan Jasmi’ye döndüm “Çorba çok güzel olmuş, ellerine sağlık.”  oturduğum yerden kalkıp tekardan ilk geldiğim odaya geldim.


“Beni neden buraya getirdiniz?” sesim net ve düzdü. 


“Mortis çıktı birazdan gelecek onunla konuşman daha iyi olur.” diyen kişi muhtemelen Aris denen adamdı. 


Kafamı sallayıp kahverengi kanepeye oturdum, bakışlarım evin duvarlarında gezindi, kırık beyaz gibi bir renkti. “Burada mı yaşıyorsunuz?” diye sorduğumda Adel ve Jasmi çoktan odaya girmişlerdi. 


“Hayır.” diyen ses ise daha önce merdivenlerde duyduğum sesti. Bu da Jamail olmalıydı, kardeşinin aksine sesi daha düz ver sertti. 


“Gerçekten kimse ne olduğunu lideriniz gelmeden anlatmayacak mı?” bacağım benden istemsiz bir şekilde gerginlikten sallanmaya başlamıştı bile. Herkes sessiz kalıp beni yok saymaya karar verdiğinde oturduğum yerden kalktım ve az önce çıktığım odaya geri dönmek için merdivenlere yöneldim. Kimse bir şey sormadı ya da söylemedi açıkcası buda benim işime geldi. Odaya girdiğimde az önce uyandığım yatağın ucuna oturdum. Duş almam lazımdı ama şu an sarılı olan yaralarıma iyi gelmeyeceğinin farkındaydım. 


Bakışlarım karşımdaki aynaya kaydığında bir kez daha kendimle yüzleştim. Boynumda ipin izi mor bir şekilde belli oluyordu, ipin nefesimi kestiği anı tekrar yaşadığımı hissediyordum. Elim istemsiz bir şekilde boynuma gittiğinde bu sefer dikkatimi sarılı bileklerim çekti. Sarı saçlarım dağılmıştı, koyu yeşil gözlerim solmuştu, sağ yanağımda ne zaman olduğunu bilmediğim hafif bir morluk vardı. 


Hala yaşıyorsun Milena. Tanrı sana bir şans daha verdi, kardeşine kavuşman için bir şans daha.

Hayatını doyasıya yaşaman için bir şans daha verdi.

Tek bir şans, daha fazlası yok


Elena’yı düşündüm, benim minik bebeğimi… 

Ona bir şekilde iyi olduğumu göstermem lazımdı, onu iyi görmem lazımdı. O hayatında ilk defa yalnız kalıyordu, karanlıkta korkardı. Her gece bir bahaneyle benim yanıma gelir ve benimle uyurdu çünkü biz sadece birbirimize sahiptik. 


Kapının çalınma sesiyle olduğum yerde irkilirken elimi boynumdan çektim ve bakışlarımı kapıya çevirdim. Kapı açıldığında onu gördüm. Siyah saçları ıslak ve alnına düşmüştü, üzerindeki siyah gömlekte hafif nemliydi. Elindeki poşetlerle bana doğru ilerlerken buz mavisi gözleri benimkilerden asla ayrılmıyordu.


“Daha iyi misin?” diye sordu ama bu sorusu beni sadece güldürmüştü. Bu benim hayal ettiğim adamdan çok farklıydı bu benim hayal ettiğimin tam tersiydi. Ya da sadece rolünü çok iyi oynuyordu ve ben her zaman ikinci seçeneğe inanmak için kendimi zorlayacaktım.


Erkeklere güvenemezsin Milena.

Bir erkeğe güvenemezsin.


“İyiyim.” dedim yine de “Yani en azından hala yaşıyorum. Bence bu da iyi bir şey.” yatağın kenarına benim yanıma oturduğunda elindeki poşeti bana uzattı “Bir kaç kıyafet ve pansuman için krem falan aldım..”


“Bunu neden yapıyorsun?” diye sordum bir anda.


“Neyi?” diye sordu anlamıyormuş gibi ki bana kalsa neden bahsettiğimi gayet iyi anlıyordu.


“Beni kurtardın, yaralarımı sardın şimdiyse bana bir şeyler alıyorsun?” tek kaşım şüpheyle ayağı kalktı. “Sence bu sana çok normal mi geliyor? Kafamda milyonlarca soru var ve sen hiç birini cevaplamyorsun.”


“Daha bir şey sormadın.” 


“Aslında sordum.” diye yanıtladım hemen. “Beni neden kurtardın? Benden ne istiyorsun? Ve neredeyiz?” her birini nefes bile almadan sormuştum. 


“İlk hangisini cevaplamamı istersin?” 


“Hepsini aynı anda cevaplamanı tercih ederim.” bakışlarımı bir an olsun gözlerinden ayırmıyordum. Ne düşündüğünü anlamak fazla zordu. İyi bir oyuncu.


“Öncelikle seni kurtardım çünkü yaşamayı seviyorsun. Giyecek kıyafetlere ihtiyacın olduğu için sana yeni kıyafetler aldım ve yaraların var. Son olarak şuanlık geçiçi bir evdeyiz.” 


“Peki ne istiyorsun?” diye sordum.


“Gerçekten güvenmediğim birine öylece ne istediğimi söyler miyim sanıyorsun?” derken sesinde alay vardı.”Senin daha zeki bir kız olduğunu düşünmüştüm.” kaşlarım anında çatılırken bakışlarım keskinleşti. 


Neler yapabileceğimizi bilmiyor Milena. dedi içimdeki ses. Kim olduğumuzu bilmiyor.


Bu sefer alayla gülen bendim. “Sence bu boktan sistemin içinde birbirlerine güvenen insanlar olduğunu mu sanıyorsun?” sesimde alay vardı ama doğru noktaya basmış olacağım ki bakışları anında değişti ve yüzüme yaklaştı. 


“Sen kardeşine güvenmiyor musun Milena?” sorusu gülüşümün solmasına sebep olurken “Sakın.” dedim dişlerimi sıkarken. Biliyor! Tabiki beni araştırmıştı ve tabiki kendimden bile koruduğum kardeşimin zaafım olduğunu anlamıştı. 


“O bu işe asla karışmayacak.” bu bir uyarıydı ne kadar dikkate alacağı beni ilgilendirmezdi ama eğer ona elini uzatırsa o eli bir saniye bile düşünmeden keserdim. 


“Sen benim yanımda, benim için çalıştığın sürece kardeşin ilgimi çekmez.” geri çekildiğinde oturduğu yerden kalktı “Yani benimle beraber misin?” cevap vermedin onun yerine eşyaları alıp banyoya girdim. Eşyaları yere adeta fırlattığımda ellerimi sinirle saçlarımdan geçirdim. 


Harika yine tutsaktım ayrıca artık sadece tutsak değil aynı zamanda bir idam kaçağı da olmuştum. Özgürlük, şu ana kadar savaştığım tek şey özgürlüğümdü. Ruhumda ve bileğimde zincirlerim olmadan yaşamaya çalışmıştım, bunun için yaşamıştım. En başından beri dediğim gibi ben bir direnişçi değildim, sadece yaşamak ve özgür olmak için mücadele eden bir kadındım. 


Erkeklerin kendini üstün görmediği bir dünyanın var olacağı günü bekleyen bir kadındım şimdi ise bütün kapılar sanki benim üzerime tekrardan kapanmıştı. Teslim olamazdım, mücadele etmek zorundaydım böyle görmüştüm böyle doğmuştum.


Hala nefes alıyorsun Milena. Hala hayattasın, umut hala senin için var. Umut hala bütün kadınlar için var. 


Üzerimdeki kıyafetleri yırtar gibi çıkardığımda sargılarımı hiç umursamadan sıcak suyun altına girdim. Sıcak su vücudumu gevşetirken aynı anda da zihnimin yavaşlamasına sebep oluyordu. Saçımı üçten fazla şampuanladım, vücudumu üç kez lifledim. Yalnızca yaşadığımı hissetmem lazımdı, bileğimdeki sızılar bana yaşadaığmmı hissettiriyordu derime değip beni yakan su yaşadığımı hissettiriyordu. Suyun altından çıktıktan sonra üzerime bornozu geçirdim ve az önce kenara fırlattığım kıyafetleri alıp içini karıştırdım. Kıyafetler genel olarak benim tarzımda olan kıyafetlerdi ve açık olmak gerekirse buna şaşırmıştım. 


Önce iç çamaşırlarını daha sonra mavi derin bir yakalı tişört ve altına da siyah taytı geçirdim. Poşetin içindeki malzemelerle sargılarımı değiştirdim ardından bakışlarım aynaya çevrildiğinde dikkatli bir şekilde ip izi olan boynuma krem sürdüm. Dolabın kapağını açıp tarak bulduğumda büyük bir özenle saçlarımı tarayıp kuruttum. 


Banyodan çıktığımda ise Mortis’in odada olmadığını gördüm büyük ihtimalle aşağı inmişti. Derin bir nefes alıp düşüncelerimi zihnimden uzaklaştırmaya çalıştım fazla düşünürsem yenilirdim ve bundan sonra yenilmeye hevesli değildim. Merdivenlerden aşağı indiğimde onun koltukta yayılmış bir şekilde sigara içtiğini gördüm, sigarayı görmek dişlerimin kamaşmasına sebep olmuştu.


Tam karşısında durduğumda kafasını kaldırıp bana bakmadı sadece sigarasını içti o an ben bile kendimden bekleyemeyeceğim bir şey yapıp dudaklarının arasında duran sigarayı ağzından alıp kendi dudaklarımın arasına aldım ve derin bir nefes çektim. Buz mavisi bakışları benim gözlerimi esir aldığında sigaranın dumanları dudaklarımın arasından dışarı sizdi. “Kabul ediyorum.” dedim kararlı bir sesle “Bu işte seninleyim, senin için çalışacağım ama şunu net söyleyeyim senin tutsağın ya da esirin değilim. Hiçbir zamanda olmayacağım.”


Derler ki;

Bir kadın gelecek…


O kadının gelmesini bekleyemezdim, artık bunun için zamanım yoktu bu savaş yerinde o kadının kendisi olmam gerekiyordu. Tutsak olmamak için herkesi yakmam gerekiyorsa yakmam lazımdı. Gerekirse mısırın kıyameti olmam lazımdı. 





VE İLK BÖLÜMÜN SONUUUU

NASIL BULDUNUZZZZ???

Ben yazarken çok yükseldimmmm. Bu kurgunun bölümleri daha uzun olacak bunu söyleyeyimm.

Her hafta Cumartesi günü saat 15.00'da yeni bölüm gelmiş olacak sizi seviyorum kocaman öpüyorum


Şu ana kadar kurgu hakkında neler düşünüyorsunuz?


İlk hangi karaktere ısındınız?


Son olarak sizce Mortis son olan şeye nasıl tepki verecek?

Yorumlar

  1. Gerçekten çok güzeldi diğer kurgularınıda okudum ve tek kelimeyle bayıldım! Bunuda çok iyi olacağına eminim , kelime sağlık☺️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa çok teşekkür ederim balım okuyan gözleri ne sağlık 🥹🫶🏻

      Sil
  2. Çok iyiiiiiiiiiiiii

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar