Ana içeriğe atla

Nitelikli

A.22-BAŞLANGIÇ

  “Bütün kayıpların bir anlamı olmalı. Mısır’ın başlangıcı yeniden yazılmalı.” Wahdon - Fairuz The Ritual - Eternal Eclipse İyi okumalar gün Yıldızlarımmm Bölüm sonu yorumlarda buluşalım Karanlık ve aydınlığın arasında çok ince bir çizgi vardır ayağın ne tarafa doğru kayarsa o tarafa çekilirsin. Ben o ince çizgideyim işte. Ne karanlık ne aydınlık sadece ikisinin arasında araftayım.  Yanımda oturan Aris dakikalardır konuşmuyordu ben ise onun yanık izlerine bakmaya devam ediyordum. Bütün çocukluğumuzu, bütün anılarımızı çalan o olayın izleriydi. “Çok canın yandı mı?” diye sordum dakikalar sonra aramızdaki sessizliği bozup. “İlk başlarda çok acımıştı ama artık yanan yerlerde hiç his yok,” dedi hüzünle. “Jasmi’ye bu izlerimi hala gösteremedim. Onu seviyorum ve yaralarımı gördükten sonra bana bir daha eskisi gibi bakmayacağından korkuyorum. Tıpkı senin de bana eskisi gibi bakmayacağından korktuğum gibi. Biliyorum beni hemen affedemezsin ama Milena sen benim çocukluğumsun ve ben sen...

A. 4-BİR SIR, BİR BIÇAK





“Bir sır, bir bıçak

bugün söyle yarın

yan.”



Desert Rose - Sting

Emotional Violin - Rafael Krux



Bu bölümde geçen ve ileride geçecek kartları birer anahtar gibi düşünebilirsiniz ballarım. Girdiğiniz yerlerde bu kartlar sayesinde tanınıyorsunuz. Bu kartlar genelde sadece önemli kişilerde oluyor bir nevi liderlerde de oluyor diyebiliriz ve her kartında bir anlamı var. İlerideki bölümler de farklı kişilerde farklı kartlar göreceksiniz. Bu bölümde gördüğünüz Gümüş Tilki kartı aslında bir anahtar değil şifa kartı. Nadir bulunan ve tek olan bir kart, içinde bir hastalığın şifası yazılıyor. Hastalığı da bir sonraki bölümde öğreneceksiniz. Şimdilik bu kadar umarım anlaşılmıştır.



Bu bölüm göreceğiniz Gümüş Tilki kartı;






Karim Marad’ın Günlüğünden…


Bugün kızım, biricik Milena’m bir yaşına girdi. Ne ara büyüdü bilmiyorum. Onun kız olduğunu öğrendiğim zaman gelmesin istemiştim. Öyle uzun zaman değil sadece bir an, bir an gelmesin istedim. Bu düzenin onu da yok etmesini istememiştim. Sonra hemen kalbim sevinçle doldu çünkü babası bendim, benim bir kızım olacaktı ve ben onu her şeyden korumak için canımı bile vermeye hazırdım.


Bir sürü kitap okuduğumu hatırlıyorum. Ona iyi bir baba olmak için herşeyi yapardım, hala yaparım. O benim tek varlığım, o benim her şeyim, o benim canımdan bile öteydi. Onu kendimden bile sakıncak kadar seviyorum, onu öyle bir yetiştirmeliydim ki zaman geldiğinde bana bile karşı çıkabilmeliydi.


Çünkü biliyorum bu dünyada hayatta kalmak kolay değildi, onun için kolay değildi ve hiç olmayacaktı. Bu düzeni yıkabilseydim sırf onun için yıkardım. Onun için şehri bile ateşe verirdim. O ve güzeller güzeli karım Mina için… Onlar için herşeyi bırakırdım.


Milena’m, güzel bebeğim… Biliyorum bir gün bu satırları okuyacaksın ve ben o gün yanında olmayacağım. Nereden bildiğimi sorma çünkü bilmiyorum ama bunu hissediyorum.O kadar isterdim ki senin büyüdüğünü görmeyi, nasıl ayakta durduğunu izlemeyi, seni yalnız bırakmayıp her an dizinin dibinde olmayı çok isterdim.


Milena, isminin anlamı saf sevgi demek… Benim sana duyduğum duygu buydu, saf sevgi. Saf sevgi ışık verir, sen ışığınla bütün karanlığı bastıracaksın…


Şimdi ve daima seni sevecek olan baban…





⏳️


Bir çukurdaydım,öyle bir çukur ki beni benden başka o çukurdan kurtaracak kimse yoktu. Bir ben vardım, birde hiç bitmeyen hırsım. 


Yine aynı idam masasındaydım, karşımda o vardı Elena… Badem gözleri yaşlıydı, içten içe ona itiraf etmem için bana yalvardığını biliyordum. “Gitme!” diye haykırdığında etraf alev aldı. Yanımda babam belirdi bana sıcak gülümsemesini gönderdi. 


“Baba.” diye fısıldadım özlemle. “Sizi özledim.” 


Babamın eli saçlarımın üzerinde gezindi ve her zamanki şefkatiyle saçlarımı okşamaya devam etti. “Biliyorum.” dedi babam. “Biz hep yanındayız.” bir saniye sonra ip yine boynumdaydı. Sandalye itildi nefesim kesildi. Karşımda Elena’yı gördüm sonra annemi ve babamı. Hepsi asılmıştı bedenleri hareketsiz, kafaları öndeydi. 


“Hayır!” nefesimin kesiliyor olması umrumda dahi değildi. “Hayır!” yattığım yerden fırlarken elim boynumdaydı. Kendime gelmem birkaç saniyemi aldığında koltukta olmadığımı fark ettim. Çift kişilik bir yatağın içindeydim. 


“İstediğin kadar koltukta yat Milena, sonunda yine benim yatağımda uyanacaksın.”  Sesi adeta kulaklarıma dolduğunda içimde bir kıvılcım oluştu. “Manyak işte ne olacak!” diye söylendim yataktan çıkarken ancak fark ettiğim şey ile duraksadım. 


Yaralı olan bileklerim sarılmıştı, bacağımdaki morarmalara da krem sürüldüğüne emindim çünkü artık o kadar da çok ağrımıyordu. Bunu yapacak tek bir kişi aklıma geldi ama bunu kabul etmek istemiyordum. Jasmi yapmış olabilirdi, evet kesinlikle o yapmıştı. 


Dün gece günlükleri okuma fırsatı bulamamıştım ancak bugün kesinlikle okuyacaktım. Çünkü biliyordum o satırarda yazanlar bana kendimi daha iyi hissettirecekti. Derin bir nefes alıp yataktan çıktım ve odadan çıkıp banyoya ilerledim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçaladım ve kendime aynaya bakma fırsatı bile vermeden banyodan çıktım.


Mortis’in odasına tekrardan girdiğimde kesinlikle onu üstü çıplak arkası dönük görmeyi beklemiyordum. Sırtı o kadar genişti ki bir an yutkunmakta zorlandığımı hissettim. “Daha ne kadar öyle sırtıma bakacaksın?” diye sordu keyifli bir sesle.


“Sırtına bakmıyordum.” Diyerek inkar ettim. “Ensene bakıyorum, oradaki dövmenin aynısını hem Jasmi’de hemde Damian’da görmüştüm.” 


Üzerine siyah bir tişört geçirip bana döndü “Bu ekipte olan herkeste bu dövmeden var.”


“Yani bu aslında sizin damganız mı?”


Kafasını salladı “Öyle de denebilir.” 


“Anlamı ne peki?”


“Barış.” 


“Ay ve ağaç dalı?” daha çok sorar gibiydim çünkü bu konu ilgimi çekmişti. Biraz daha yaklaşıp yatağın kenarına oturdum.


“Hilal geceyi temsil ediyor, o dal da zeytin ağacı dalı barış demek. Geceleri barışı biz sağlarız Milena.”


“Çalarak mı barışı sağlıyorsunuz Mortis?” dedim alayla.


“Çaldığımız şeylerin kazançlarını okumak isteyen kız çocuklarına veriyoruz. Onlar için gizli bir okul açtık.” sözleri beni şaşırtmıştı. Kaşlarım havaya kalkarken böyle bir şeyi yapmış olma ihtimalleri bile kalbimi ısıtmaya yetti.


“Ama bu yasak.”


Dudağının kenarı kıvrıldı “Oradan bakınca yasalara uyan bir adama mı benziyorum?” 


“Kesinlikle benzemiyorsun.”


“Güzel.”


Kafamı salladım “Güzel.” oturduğum yerden kalkıp günlükler komidinin üzerinden alma. “Bunları koyabileceğim güvenli bir yer var mı?” diye sordum. Bu soruyu güvenmediğim birine sormam saçmaydı ama başka kime soracağımı bilemiyordum. 


Bana cevap vermezken tam yatağın sağ tarafından kapıya doğru ilerledi ve kapıyı açtı. Gördüğüm manzara ile gözlerim kocaman oldu, Mısır’ın en büyük hırsız çete liderinin bir oda dolusu kitabı vardı. Hayır kesinlikle bir kütüphanesi vardı. Hayran kalmış bir şekilde odaya doğru ilerledim, odada iki pencere ve bir tane üç kişilik koltuk vardı. Geriye kalan her şey ahşap raflarda olan kitaplardı, büyüleyici bir şeydi. R


Elim istemsizce kitaplara doğru gitti, bir çok dilde kitaplar vardı hatta türkçe yazılmış kitaplar bile vardı. “Türkçe de bildiğini bilmiyordum.” 


“Bir çok dil biliyorum.” sesinin yakınlığı kalbimin hızlı atmasına neden oldu. “Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: Bulutlardan değil ,kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.” 


“Milena’ya Mektuplar…” fısıltım aramızda uçup gitti. “Onu bende okumuştum. Adam için üzülüyorum, asla sahip olamayacağı bir kadını sevdi.”


“Belki de onu asıl değerli yapan odur. İmkansız olması.” 


Omuz silkip ondan uzaklaştım, parmaklarım kitapların sırtını okşuyordu  “Madem sen benim sırrımın yerini bileceksin o zaman seninde bana bir sır vermen gerek.” elimi kitaplardan çekip ona doğru döndüm ve buz mavisi gözlerine baktım. “Hadi bana bır sırrını ver.”


Gözleri kısılırken kafasını yana yatırdı “O kadar mı arkandan vurulmaktan korkuyorsun Milena?” kafasını yana eğdi “Olurda seni sırtından bıçaklarım diye benden bir bıçak istiyorsun.”


“Sadece kimsenin bilmediği bir şey söyle.” sesim netti ama kalbim çırpınıyordu. Sadece kimsenin bilmediği bir şey söylemeliydi o zaman içim rahat edecekti. 


“Annem, karnında kardeşim varken zehirlenerek öldürüldü.” Dedi düz bir sesle. Olduğum yerde donakalırken kalbim onun yerine acıdı. Bu yanlıştı, ona üzülmemeliydim ama üzülüyordum. Annesiz kalmanın ne demek olduğunu bilmek onu anlamamı sağlıyordu. 


“Kardeşlerin bilmiyor mu?”


“Bir sır Milena. Sana kimsenin bilmediği bir sırrımı söyledim, daha fazlasını vermeyeceğim.”


“Annen ve kardeşin için üzgünüm.” Dedim bütün samimiyetimle.


“Üzgün olma. Bu günleri görmediği için seviniyorum.” Mortis'in de bir kalbi vardı. Onunla tanıştığım günden beri onun ruhsuz ve kalpsiz biri olduğunu düşünmüştüm ama hayır onunda bir kalbi vardı, onun kalbi sadece sevdikleri için vardı. 


Elimdeki günlükleri rafların arasında bir yere koydum. “Artık ikimizinde bır sırrı var.” dedikten sonra arkamı döndüm. Artık ikimizin elinde de bir bıçak vardı ve hangisinin önce saplanacağı bilinmezdi. Merdivenlerden aşağı inip kahvaltı yapan ekibin masasına oturdum. Masa düne göre daha sessizdi. 


Mortis yanıma oturduğunda konuşmaya başladı “Üç saat sonra bir davete katılacağız. Davet genel olarak tanınmış kişilerin kirli işlerini rahatlıkla yaptıkları bir parti. Herkesin yüzünde maske olacak ve kimse kimseyi tanımayıp bütün kirli işlerini yapacak.” 


“Ne gibi işler?” diye sordum merakla.


“Kumar, bahis, dans, seks. Aklına gelebilecek en çirkin şeyler.” Dedi Omar. “Böyle bir davete sadece bir kere katılmıştık bu seferki alacağımız şey ne?”


Mortis ağzındaki lokmayı yutup geriye yaslandı. “Gümüş Tilki kartı.”


“İyide o kartı ne yapacağız ki?”  dedi Adel anlamamış bir şekilde. 


“Kartta bir ilacın formülü var.”


“O ilacı ne yapacağız?” 


“Şimdilik bir şey yapmayacağız şuanki amacımız sadece o karta sahip olmak. Bugün o davette kartı isteyen tek kişi biz değiliz. Saray ve Adalet de bu kartı istiyor.” 


“İyide Adalet zaten Saray için çalışmıyor mu?” kafam iyice karışmaya başlamıştı.


“Adalet Saray için çalışıyor olabilir ama her Saray’da bir köstebek vardır. Adalet tam olarak Saray’a bağlı gibi görünsede Saray’ın arkasından iş çeviriyor.”


“Neden ilaç yazılı bir kart istesinler ki?”


“Çünkü Kral hasta.” Dedi Jamail. 


İşte bu beklemediğim bir şeydi. Kralın hasta olduğunu biliyorlarsa o zaman hakim beni neden buraya göndersinki. Bana nerede ihtiyaçları olabilir? 


“Bu Gümüş Tilki kartını bulurlarsa Saray’a karşı kullanabilirler ki kullanacaklarından eminim.” kahvesinden bir yudum aldı Damian. “O zaman avantaj onların eline geçer.”


Elimle yüzümü sıvazlayıp saçlarımı geri attım “Anlamıyorum. Kral hasta ve biz bunun tedavisini bulmak için bir kart bulucaz. Bunu Kral’a karşı kullanacağız öyle mi? Ölmesini engelleyeceğiz?”


“Kısmen öyle de diyebiliriz.” Dedi Omar.


“Hayatta olmaz!” diye karşı çıktım. “Ülkeyi boktan bir hale getiren bir adamı kurtarmayağım! Oraya gelir kartı bulmanıza yardım ederim ama tek bi şartla.” ellerimi masanın üzerine koydum. “O adama o kartı vermeyeceğiz.”


“Kral’a bu kadar mı düşmansın?” diye sordu Mortis.


“Ben herkese karşı düşmanım ama özellikle o Saray’daki herkese.”


Mortis oturduğu yerden kalktı ve arkasını dönüp konuşmaya başladı. “Sen bana emir veremezsin Milena. Bu bir rica değil bu bir emir. Bunu yapmak zorundasın çünkü bana ihtiyacın var, bunun farkındasın. O yüzden bütün bu saçmalıkları bırakıp hazırlan, çünkü bir kaç saate çıkıyoruz.”


“Canın cehenneme Mortis!” dedim sinirle.


“Zaten cehennemin tam ortasındayız.” evden dışarı çıkarken sinirle oturduğum yerden kalktım lakin nereye gideceğimi bilemediğim için yeniden Mortis'in odasına girdim. 


“Manyak herif!” diye söylenirken odada volta atıyordum “Aptal, gerizekalı, şerefsiz!”  kesinlikle ona hareket etmek daha çok sinirlenmeme neden oluyordu. Bu adam bir baş belasıydı ama bilmediği bir şey varsa oda benim ondan daha fazla bela oluşumdu. Benimle oynamanın ne kadar zor olacağını daha öğrenememişti bu yüzden ona bunu zevkle öğretecektim. 


Derin bir nefes alıp odadan çıktım ve tekrardan aşağı indim. Temiz hava almak için dışarıya çıktığımda kimseyle muhattap olmadım. Soğuk hava yüzüme çarparken kendime gelmemi sağladı. Gözlerimi kapatıp yere oturdurdum ve bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Anne eğer beni görüyorsan bana bir çıkış yolu göster.



⏳️





Aynadaki yansımama baktım ama kendime yabancıydım. Ben oradaydım kendi yeşil gözlerime bakıyordum ama sanki o ben değildim. Biri vardı köşede ağlıyordu, o kadın ben değildim. Ben olamazdım, bu kadar aciz duruma henüz düşmüş olamazdım. 


Kendini kandırmaya devam et Milena. Bir gün elbet o masken düşecek.


Üzerimdeki haki yeşil ince askılı saten elbiseyi son bir kez düzelttim. Derin bir yırtmacı ve göğüs dekoltesi vardı, yüzümde ise beyaz etrafında inci desenleri olan bir maske vardı. Maske yüzümün yarısını kapattığı için sadece dudaklarıma kırmızı bir ruj sürmüştüm. 


Daha fazla aynaya bakmaya tahammül edemezken Haris’in odaya benim için bıraktığı telefonu aldım ve aşağı indim. İlk görüş alanıma giren Mortis olmuştu, üzerinde lacivert bir takım takımın altında ise beyaz bir gömlek vardı. Yüzündeki lacivert, altın sarısı işlemeli maskeye rağmen onu gözlerinden bile tanıyabilirdim. Buz mavisi gözleri kendini ele veriyordu. 


Damian ve Omar siyah takım giyinip siyah maske takmışlardı. Damian ve Omar arasına oturduğumda kollarımı göğsümde birleştirdim. “Kalbim boş olsaydı kesinlikle seninle flört ederdim.” Damian’ın dediği şey sadece gülmeme sebep oldu.


“Korkarım ki yine de şansın olmazdı.”


“O nedenmiş?”


“Çünkü ben erkeklere güvenmem.” dedim onun gibi.


Elini alnına yaslayıp geriye yaslandı “Tüh!’” 


“Gitmiyor muyuz?” merdivenlerden gelen ses ile bakışlarım oraya döndü. Adel, üzerinde siyah bir elbiseyle aşağı iniyordu. Kırmızı bir maskesi aynı renkte de ruju vardı. Hemen yanında ise Jasmi vardı, onun kıyafeti hemen hemen daha sadeydi. Mavi kumaş bir elbiseydi ancak tam üstüne oturduğu için vücudunun kıvrımlarını belli ediyor bu da onu çekici kılıyordu. 


“Gidiyoruz.” derken ayaklanan Mortis'ti.


“Aris ve Jamail yok mu?” Diye sordum 


“Aris barmen olarak orada. Jamail ise koruma. Bizden önce gittiler.” kafamı sallayıp oturduğum yerden kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Bugün kendime bir kaç kıyafet almıştım ve bunların arasında topuklu ayakkabı ve kabanda vardı. Beyaz ayakkabılarımı ve beyaz kabanımı üzerime giyip evden çıktım.


“Sen benimle geliyorsun.” Dedi Mortis yanımdan geçerken. 


Her ne kadar bu konuşma tarzından nefret edersem edeyim bir şey söylemeden onunla beraber ilerledim. Onunla tartışmak beni sadece daha çok gerecekti. Siyah bir arabanın önünde durduğumuzda bu arabanında bilindik markalardan olmadığını anladım, arabanın önünde aynı motorunda olduğu gibi gümüş yılan işlemesi vardı.


Bunu da büyük ihtimalle o yapmıştı ama bu sefer sormadım, onunla alakalı hiçbir şey beni ilgilendirmezdi. Biz düşmandık, aynı tarafta değildik,  olamazdık. Kapıyı açıp ön koltuğa oturduktan sonra kemerimi bağladım. Şu an  fark etmiştim ki hayatımda hiç araba kullanamamıştım. Çok basit bir eylemdi bu ama yapamamıştım.


“Fazla suskunsun.” Dediğinde sesinde ne olduğunu anlayamadım.


“Seninle konuşmanın bir işe yaramadığını anladım.” bana bakan bakışlarını hissettiğimde ona döndüm “Ha sana konuşmuşum ha duvara hiçbir farkınız yok. İkinizde ruhsuzsunuz.” 


“Bunu diyen kişi de koca yürekli biri olsa keşke. Katilsin sen Milena, ruhlardan bahsetmek için fazla ruhsuzsun.” katil. Üzerimde ömür boyu kalacak bir leke ama sorun değildi, kardeşim iyi olduktan sonra sorun değildi. 


Sorun değilse neden inciniyorsun Milena dedi iç sesim. 


“İçimde hala bir ruh var Mortis. Beni geceleri uyutmayan bir ruh hala var.” bakışlarım camdan dışarı kaydı. Araba çalıştığında ıslak zemine bakıyordum. Yağmur sonrası toprak kokusu çoktan her yere yayılmıştı. Yol boyunca konuşmadık, neredeyse yarım saat sonra lüks bir villanın önünde durduk. Cebinden çıkardığı kulaklığı bana uzattı.


Kulaklığı takıp arabadan indiğimizde Haris yanıma gelip kolunu büktü. Tereddütle gözlerine baktım “Bunu yapmak zorunda mıyız?”


“Bir çift olarak katılıyoruz.” dediğinde sıkıntılı bir nefe verip koluna girdim. Lüks villaya girdiğimizde kapıda duran Jamaill bizi içeri aldı. İçeri de loş bir ışık vardı ve kesinlikle ağır bir alkosu da vardı. Bakışlarım etrafta gezindiğinde etrafta dans eden kadınları gördüm. 


Herkes elindeki alkolle beraber kafayı bulmuş gibiydi. Mortis ile beraber bir masaya otururken bakışlarım hala etraftaydı. “Hoşgeldiniz.” Diyen sesi duymamla bakışlarımı o tarafa çevirdim. Karşımda saçlarına ak düşmüş bir adam vardı lakin yüzünde siyah maske olduğu için kim olduğunu bilmiyordum.


Dudaklarıma sahte bir gülüş yerleştirip “Hoşbulduk.” Dedim. “Bu davetin sahibi siz misiniz?”


“Evet nasıl buldunuz?”


Bakışlarımı etrafta gezdirdim. “Çok hoş.” Ardından Haris’e döndüm “Öyle değil mi?”


Bakışları adamdayken “Öyle.” Dedi düz bir sesle. 


“O zaman partinin tadını çıkarın. Bir şeye ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeter.”


“Teşekkür ederim.” Adam arkasını döner dönmez yüzümdeki gülümsemeyi sildim. Müzikten dolayı Haris kulağıma eğildi “Barın orada Aris’i bul ve orada bekle. Mümkünse alkol tüketme” 


Kaşlarım çatıldı “Sen nereye gidiyorsun?”


“Kartın kimde olduğunu öğrenmeye çalışacağım.”


“Yardım ihtiyaç olduğunda beni çağır.” kafasını sallayıp oturduğu yerden kalktığında bende onunla beraber kalktım. Tam gidecekken kolunu tuttum “Ciddiyim sadece beni çağır.”


“Çağırırım.” Dokunuşumdan kurtulup kalabalığın arasına karışırken bende bar tarafına geçip Aris’i aramaya başladım. Sonunda onun bir kadınla konuştuğunu gördüğümde ona doğru ilerledim “Ne kadar hızlısın?” dedim alayla konuya girerken


Onunla konuşan sarı saçlı kadın bana döndüğünde “Ah tanışıyor musunuz?” diye sordu.


“Hayır ama az önce onu içecek dağıtırken görmüştüm şimdi ise burada.” Kadın dudaklarına küçük bir gülümseme yerleştirildiğinde içeceğinden bir yudum aldı.


“Benim gitmem lazım yakışıklı, belki bu gece tekrardan görüşürüz.” Kadın kalabalığın arasında kaybolurken Aris’e döndüm.


“Resmen kadın seninle yatmak için yeşil ışık yaktı.” 


“Böyle yerler ilgimi çekmiyor.” dedi açık bir sesle Aris. “O güzel bir kadın ama bana göre değil, ben tek gecelik ilişki adamı değilim.”


“Tuhaf.”


“Tuhaf olan ne?” diye sordu.


Omuz silktim “Bana bir votka verir misin sert olsun.”


“Görev anında içmeyiz.”


“Bugün tek görevim burada oturup yük olmamak.” Dedim açıkça. Herkesin kulaklıktan beni duyduğunun farkındaydım. 


“Öyle olmadığını biliyorsun.”


Elimi çenemin altına koydum “Biliyor muyum? Kesinlike bilmiyorum.” kafamı bar masasına yasladım. Aris önüme sek bardağını koyduğunda “Aris.” dedim düşüneli bir sesle.


“Efendim.” 


“Biz daha önce tanışmış olabilir miyiz?” diye sordum. “Gözlerin çok yakından tanıdığım birine benziyor, öldüğünü bildiğim birine…” 


“Milena..”


“Saçma, biliyorum ama ona o kadar benziyorsun ki, hele gözlerin ona o kadar benziyor ki..” kafamı bar masasından kaldırdım ve gözlerinin içine baktım. “Sen o musun? Ar mısın? Benim Ar’ım sen misin?”


“Değilim. Kaybın için üzgünüm Milena ama ben sandığın kişi değilim.”


“Biliyorum.” 


“Hanım efendi benimle bir dans eder misiniz?” bakışlarım sesin geldiği yöne doğru çevrildi. Altın rengi maskeli bir adam bana elini uzatmıştı. 


“Milena bu adamda nereden çıktı?” Diyen sesini duydum Jamail’in


Onu duymazlıktan gelerek bardağımı kafama diktim ve elimi adamın elinin üzerine bıraktım “Zevkle.” adam elimden tutup beni sahnenin ortasına doğru ilerletirken bir eli belime yerleşmişti. Sahnenin ortasında durduğumuzda elimi adamın omzuna koydum. 


Uyumlu adımlarla dans ederken kulağımda Mortis'in sesini duydum. “Hemen o siktiğimin adamından ayrılıyorsun Milena!”  söylediklerini umursamadan adama gülümsedim.


“Gülüşünüz çok güzelmiş.” dedi karşımdaki adam bana otuz iki diş sırıtırken. Gözlerinin rengini bile tam seçemiyordum.


“Dişlerini sökeceğim sesin piç.”


“Teşekkür ederim.” adam belimden tutup beni kendine çekti ve kulağıma yaklaştımı “Ne yapıyorsun ya!” diyerek geri çekilmeye çalıştım. 


“Kulaklığın bir kaç dakikalığına devre dışı bırakıldı.” dedi net bir sesle. “Hakimden mesaj var.” bizi görenler sadece dans edip flörtleşen iki kişi olduğumuzu sanırlardı. “Kardeşin şimdilik güvende ve bize onların amacını söylediğin sürece güvende olacak.” 


“Zaten yapacağımı söylemiştim. Ona dokunmayacak diye anlaşmıştık.”


“Hakim sözünde duracağından emin olmak istedi. Dediğinde öfkem katlandı. Bu cehenneme girdiğim yetmiyormuş gibi birde herkesin keyfini bekliyordum. “O zaman hakime benden selam söyle.” adamın bacağının arasına dizimi geçirdiğimde iki büklüm oldu. “Sikerler seni de hakimini de!” dedim yüksek ama sadece onun duyabileceği bir sesle. “Kardeşimi bırakmazsanız benden tek kelime bile alamayacaksınız. Yemin ederim sizi de yakarım kendimi de. Bu Mısırı ateşler altında bırakırım.” 


Herkes şaşkınlıkla bize dönerken iki büklüm olmuş adamın yüzüne yumruk atıp bağırdım “Bir daha genç hanımlar hakkında bu kadar terbiyesizce konuşmamalısın!” başımı sağa çevirdiğime buz mavisi gözleri gördüm. Gözleri ateş gibiydi lakin dudaklarının kenarında minik bir kıvrım oluşmuştu. 


Adamın önünden geri çekildiğimde boş bir koridora doğru girdim. Sanki duvarlar üzerime geliyomuş gibiydi. Kardeşim benim yüzümden aslanların içindeydi, onu kurtarmak isterken onun başına bela sarmıştım. Yerin sallandığını hissettiğimde duvara tutundum. Nereden tutsam evim başıma yıkılıyordu. Zorlukla yürürken sonunda lavaboları bulabildim. 


Ellerimi soğuk fayansa koyduğumda başımı yere eğdim. “Kardeşimi kaybedemem.” Fısıltımı ben bile zor duyuyordum. “Onu kaybedemem.”


Lavabonun kapısı açıldığında hızla kendimi toparladım ve kapıya yöneldim. “Sanırım bende sizin istediğiniz bir şey var?” karşımda duran tilki maskeli adam bana doğru yürürken.


“Sende kimsin?” diye sordum.


“Milena ne oluyor?” duyduğum ses Morti'sindi ancak şu an ona cevap veremeyecek kadar karşımdaki adama odaklanmıştım. 


“Önemli olan kim olduğum değil.” cebinden bir şey çıkarıp havaya kaldırdı. Adamın elinde Üzerinde Gümüş Tilki işlemesi olan altın rengindeki kart vardı Bu Mortis'in bahsettiği karttı “Beni duyduğunu biliyorum Mortis.” Dedi karşımdaki adam keyifle. “Şimdi anlaşabiliriz.”


“Milena neredesin?” bu telaşlı sesin sahibi Adel’di. Şaşırtıcıydı, çünkü o benim için endişelenmezdi.


“Teklifim gayet basit.” diye devam ettim. “Kızı ver kartı al.” bakışlarım donuklaştığında tek yapmak istediğim kaçmaktı. 


“Milena onu oyala seni bulacağım.”  dedi Mortis ama ben adeta donmuştum.


“Neden beni istiyorsun ki?” diye sordum anlamaz bir şekilde. “Beni nereden tanıyorsun?”


Küçük bir kahkaha attı “Emin ol seni isteyen bir çok kişi var. Kendinin farkında değilsin değil mi?”


“Anlamıyorum.”


“Sen anahtarsın Milena. Senin kanın, bedenin, dokunuşların birer anahtar.” bana bir adım attığında geriye çekildim. “Ne olduğunu bilmiyorsun, neler yapabileceğini bilmiyorsun. Soyunu bilmiyorsun.”  sözleri sadece kafamı karıştırmaya sebep oluyordu.


Sadece seninle oynuyor Milena. Seni önemli görmüyor sadece seninle oynuyor.”


“Sen hem ölüm hem yaşamsın.” 


“Şu an sadece saçmalıyorsun. Kafamı karıştırmak istiyorsun.” çenemi dikleştirip bir adım attım. “Yaşam mıyım bilmiyorum ama senin ölümün olacağım kesin.” elimi ona uzattım “Kartı ver çünkü sana asla boyun eğmeyeceğim.”


“Bulunduğun duruma bakıldığında fazla cüretkarsın. .” Her kelimesinde midem çalkalanıyordu. Korkudan ensemden aşağı soğuk terler akıyordu ama bunu görmesi imkansızdı.


“Bana kartı ver!” dedim “Birazdan buradaa olacaklarının farkındasın, bu yüzden ya kartı ver ve ortadan kaybol. Ya da öl ama biz yine de kartı alalım.” 


Karşımdaki adam sözlerimden hiç etkilenmiyormuş gibi gülümsedi “Ya da,” derken belindeki silahı bana çevirdi. “İkimizde beraber ölürüz.” aynı anda kapı gürültüyle açılırken adam kenara çekildi ve silahı şakağıma yasladı. Kapınının açılmasyla ilk görüş alanıma giren Mortis olmuştu, buz mavisi gözleri direkt olarak yeşillerime tutunduğunda onunda bakışlarında endişe hissettim. 


Arkasında ise Adel ve Omar vardı. Onlarda silahlarını adama doğrultmuşlardı. “Yolun sonu Vlad.” Dedi Mortis.


Vlad dediği adam güldü “Ben bitti demeden bu yol bitmez Mortis.” silahın emniyetini çektiğinde gözlerim doldu ancak ağlamamı engellemek istedim. 


“Üçe karşı bir hiç şansın yok.”


“Onun da yok.” o diye kastettiği kişi bendim. “Gayet basit bir teklif kartı al kızı bana ver.”


Seni verecek Milena. Onun için değerli değilsin seni verecek.


“Anlaşma yok Vlad. Ne kızı ne kartı sende bırakmam.” bir adım geldiğinde soğuk namlu daha sert kafama yaslandı. “Ya kartı verip git canını bağışlayayım. Ya da öl.” elindeki silahi indirdiğinde elini havaya kaldırdı ve tam damarının üzerinde beliren yılan dövmesi göründü.. “Üç, iki,”


Vlad’ın bakışları değişti “Sen…”


Mortis “Bir.” dediğinde Vlad cümlesini devam ettiremeden kafasından bir kurşun geçti. Kafasını delen kurşunun kanı yüzüme ve elbiseme bulaştığında dehşetle yere düşmüş adama baktım. Kurşun kafasının arkasından girip tam alnından çıkmıştı.


“Öldü.” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle.


Bakışlarım Mortis'e çevrildiğinde dolu gözlerimden ilk defa yaş aktı “Öldü.” dedim daha yüksek sesle. “Öldü mü?” tekrardan yerdeki adama baktım. “Mortis öldü mü?”


Ben daha ne olduğunu anlamadan dibimde bitti ve kolumu tuttu “Milena.” Dediğinde ona baktım.


“Öldü mü?” diye sordum bir kez daha. “Öldü!” diye inledim bu sefer. “Adam öldü Mortis!” 


“Biliyorum.” akan gözyaşlarıma bakarken anladı mı bilmiyordum. Şu an doğru düzgün düşünemiyordum. 


Anladı Milena. Senin katil olmadığını anladı.


“Milena.” dedi sert bir sesle. “Kendine gel. Toparla kendini gidiyoruz.” kafamı salladım ama olduğum yerden bir adım bile atamıyordum. Derin bir nefes aldığını işittiğimde ben hala ölen adama bakıyordum. Beyaz fayans çoktan kor kırmızıya boyanmıştı bile. 


“Omar siz burayı temizleyin.” Dediğini duydum ama yine de ona bakmadım. Benim yüzümden ölmüştü, çocukları ailesi var mıydı? Mortis'in eli bileğime dolandı “Bakma.” Derken bir yandan da beni yürütmeye başlamıştI. Bez bir bebek gibi sadece onun arkasından yürüyordum.


Arabanın önüne geldiğimizde Mortis kapıyı açtı, yolcu koltuğuna oturduğumda kemerimi bağladı ve kapıyı kapattı. Elimle yüzümdeki kanı silerken parmaklarıma baktım. “Adam öldü.”


“Sanki birini öldürmemiş gibi davranıyorsun Milena.” Dediğinde sustum.


Çünkü öldürmedim diye haykırmak istedim. 


“Milena.”


“Hm.” 


“Bana bak.” Sesi emredici bir tonda değildi bu yüzden bakışlarımı ona çevirdim. “Siktir!” diye bağırdı bir anda. “Yapmadın değil mi? Kimseyi öldürmedin?” 


“Bunu tartışmayacağım.” Dedim net bir sesle. 


“Kimi koruyorsun Milena?”


“Kimseyi.”


“Yalan söylüyorsun.” Dedi direkt.


“Son olmayacak.” Dedim bakışlarımı çekmeden. “Sorma çünkü sana tek kelime dahi etmeyeceğim. Öldürsen bile sana hiçbir şey söylemeyeceğim.” 


“Ne yapmaya çalışıyorsun?” 


“Yaşamaya.” sesim aramıza bir bomba gibi girmişti. Bakışlarımı ondan çekip cama çevirdim. “Vlad’ın dediklerini duydun değil mi? Ne demek istedi?”


“Duydum.” çakmağın sesini duyduğumda ona döndüm ve dudaklarındaki sigarayı aldım “Sen iyi alıştın benim sigaramı dudaklarımın arasından almaya.”


“Sigaranı değiştir bence.” Dedim onu duymazlıktan gelerek.


“Emrin olur.” kendine de yeni bir sigara yakmıştı.


Sigaramdan derin bir nefes çekip dumanını üfledim “Vlad neden bahsediyordu?” diye sordum.


“Bir efsane. Mısır’ın diriltici tanrısı olarak bilinen İsis’in kanından bahsediyorlar. O kadının kanının ölüleri diriltip, hastalara şifa olduğunu söylüyorlar. Seninde onun soyundan olduğunu düşünüyorlar.” Duyduğum şeyler ürpermeme neden oldu. Ben bir tanrıça falan değildim, sadece hayatta kalmaya çalışan bir kadındım. Kanımda büyü falan yoktu.


“Yani baştan beri bunu biliyordun?” sesimdeki hayreti saklayamamıştım. 


“Dedikodu çabuk yayılır.”


“Sen bu saçmalığa inanıyor musun?” 


“Bilmiyorum. Sonuçta sırf bir kehanet yüzünden ülke bu hale geldi, inanmam benim yararıma olur. Yoksa hepimiz kafayı yeriz.” arabayı çalıştırdığında sıkıntılı bir nefes verdim.


“Ben bir tanrıça falan değilim. Kimseyi hayatta tutamam, kanımda hiçbir şey yok. Bunları nereden çıkardıkları hakkında hiçbir fikrim yok.” camı açıp sigarayı dışarı fırlattım. Kelimelerime kendimi bile inandırmak istiyordum çünkü böyle bir şeyi kabul edemezdim, bu imkansızdı. 


“Bugün seninle dans eden adam sana ne söyledi?” diye sorduğunda sesindeki gerginlik fazlasıyla anlaşılıyordu.


“Hiç. Sadece asıldı o kadar.” Diye yalan söyledim. “Duymadınız mı sizde neden bana soruyorsun ki?” dedim salağa yatarak.


“Kulaklıktan konuşmalarınız duyulmadı Milena.”


“Ne!” dedim yalan bir şokla. “Nasıl duyulmadı?” dediğimde Mortis'in direksiyonu kavrayan elleri sıkılaştı. 


“Ne konuştunuz?”


“Hiçbir şey. Sadece bana asıldı ve bende ona yumruğu geçirdim. Bir şey konuşmadık.” Sesim netti. Sesimin arkasındaki yalanı hissetmemesini umdum. 


“Keşke adamı öldürmeseydiniz.” Dedim sessizce. “Belki ailesi vardı. Beni zaten öldürmeyecekti, gözlerindeki korkuyu gördüm. Öldürmeyecekti.” 


“Öldürecekti Milena. Sen onun gözlerinde sadece görmek istediklerini gördün.” Diyen sesi her zamanki gibi sertti. Araba daha da hızlanırken bakışlarımı ondan geçtim. Öldürmeyecekti biliyordum, gözlerindeki korkuyu görmüştüm. Onun sebebi ben olmuştum, bu sefer gerçekten katildim. Belki ben vurmamıştı ama onun vurulmasına sebep olmuştum. Sebebi olmuştum


“Arabayı kenara çeker misin?” dediğimde beni umursamadı bile. Arabayı daha hızlı sürmeye başladığında kalp atışlarım daha da hızlandı. O kadar hızlandı ki kalbim duracak sanki, kalbim sıkışmaya başladığında nefes alamadım. Ölüyordum, bu sefer ölüyordum.


Tanrım ben yaşamak istiyorum.


Dudaklarımdan tek bir kelime çıkmasını istedim lakin sesim içime kaçmıştı. Korkuyu iliklerime kadar hissediyordum, derimin altından kanıma sızıyordu. “Milena!” beni sarsan bir el hissettiğimde bakışlarım ona çevrildi. “Nefes al Milena.” 


“Kalbim…” dedim zorlukla.


“Kalbin hala atıyor. Yaşıyorsun.” buz mavisi gözlerine bakarken sözlerine inanmadım. “Benimle beraber yap.”  


Elim hala kalbimdeyken geri çekildiğimde arabanın durduğunu fark ettim. Zorlukla kendimi dışarı atarken soğuk hava kendime gelmemi sağladı. Kafamı gökyüzündeki yıldızlara çevirdim ve gözlerimi kapatıp havayı içime çektim. Yaşamak için bu kadar mücadele verirken panik atakla ölemezsin Milena. Sakinleştiğimi hissettiğimde arkamda durduğunu bildiğim Haris’e döndüm.


Ne olacağını umursamadan göğsüne vurdum “Aptal mısın sen!” diye haykırdım yüzüne doğru. “Az kalsın senin yüzünden panik ataktan öleceğim sandım!” bir kez daha onu ittirdim. Vuruşumdan hiç etkilenmiyor ama beni de engellemiyordu. “Sana arabayı durdur dediysem durdur!” bir kez daha vurdum ama bu sefer eskisi kadar sert değildi. 


Gücüm kalmamıştı sanki, bugün o kadar ağır gelmişti ki artık gücüm kalmamıştı “Beni öldürme niyetin varsa hiç kurtarmasaydın.” bu sefer sesim daha düşüktü. Boğazım acıyordu artık bağırmaktan. 


Gözlerini benden ayırmazken bana doğru bir adım attı. Yüzünden maskesini çıkardığında siyah saçları alnına düştü. Tam dibimde durduğunda benimde maskesimi söküp çıkardı. “Seni öldürme niyetim yok Milena, aksine tek niyetim seni yaşatmak.” Dediğinde kalbime bir sancı girdi ama bu sefer öldüren türden değil, yaşadığımı hissettiren türden.


“Neden?” 


Dudaklarının kenarında silik bir gülüş yerleşti “Çünkü yaşamayı seviyorsun.”


Dudaklarım kendiliğinden hareket ederken yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Kafamı yana eğdiğimde ellerim Haris’in koluna sarıldı. Bir şey söyleyeceğim sırada Haris’in arkasında gördüğüm kişi ile gülümsemem donuklaştı. Haris bende bir sorun olduğunu hemen anlamıştı lakin benim odağım tam karşımdaydı. “Elena.”



Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarım. Bu bölümü üç kere baştan aşağı düzenledim ama yine de hatalarım varsa affola.


Sizce diğer bölümde neler olacak?

Elena gerçekte döndü mü?

Mortis ve Milena hakkında ne düşünüyorsunuz?

Adel ve Damian'ı daha detaylı okumak ister misiniz?



Yorumlar

  1. Yeni bölüm ne zaman

    YanıtlaSil
  2. Sen harika felan mısın? O nasıl bölümmmmmmm bu arada arisi kendime istiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senii yerimmmmm Aris içinde anlaştık verdim gitti bbhghg

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar