Ana içeriğe atla

Nitelikli

A.22-BAŞLANGIÇ

  “Bütün kayıpların bir anlamı olmalı. Mısır’ın başlangıcı yeniden yazılmalı.” Wahdon - Fairuz The Ritual - Eternal Eclipse İyi okumalar gün Yıldızlarımmm Bölüm sonu yorumlarda buluşalım Karanlık ve aydınlığın arasında çok ince bir çizgi vardır ayağın ne tarafa doğru kayarsa o tarafa çekilirsin. Ben o ince çizgideyim işte. Ne karanlık ne aydınlık sadece ikisinin arasında araftayım.  Yanımda oturan Aris dakikalardır konuşmuyordu ben ise onun yanık izlerine bakmaya devam ediyordum. Bütün çocukluğumuzu, bütün anılarımızı çalan o olayın izleriydi. “Çok canın yandı mı?” diye sordum dakikalar sonra aramızdaki sessizliği bozup. “İlk başlarda çok acımıştı ama artık yanan yerlerde hiç his yok,” dedi hüzünle. “Jasmi’ye bu izlerimi hala gösteremedim. Onu seviyorum ve yaralarımı gördükten sonra bana bir daha eskisi gibi bakmayacağından korkuyorum. Tıpkı senin de bana eskisi gibi bakmayacağından korktuğum gibi. Biliyorum beni hemen affedemezsin ama Milena sen benim çocukluğumsun ve ben sen...

A. 13-BİR YALANA KANMAK





“Bir yalan söyledim, 

ona önce kendim sonra herkes kandı.” 


The World Is Not Enough - Royal Philharmonic Orchestra

Adagio In C Minor - Nicholas Britell


HARİS BADH İSMİ MORTİS BADH OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞTİR SEBEBİNİN AÇIKLAMASINI YAPMIŞTIM


İyi okumalar bal kuşlarım




Hayatın herkese eşit davranmadığını çok küçük yaşta öğrenmesi gerekmişti Mortis’in. Henüz dokuz yaşındaydı ama yaşındaydı ama ruhu sanki otuz yaşındaymış gibi hissediyordu. Odasında yerde otururken elinin acısından dolayı ağlamamak için kendini sıkıyordu. 


Çünkü ağlarsa daha çok cezalandırılırdı, babası ağlamanın hep zayıflık belirtisi olduğunu düşünürdü. Bu yüzden ne zaman ou cezalandırsa - her zaman farklı cezaları oluyordu - ağzından küçük acı iniltileri dışında hiçbir şey çıkmazdı. Odasına geri döndükten sonra bile ağlamamak için direnir yasak olmasına rağmen bir süre sonra annesinin yanına giderdi. 


Annesinin dizine yatıp gözlerini kapatınca bütün acıları gidiyormuş gibi hissederdi. Yakalanma ihtimaline rağmen yine de oturduğu yerden kalktı ve sessizce odasından çıkıp annesinin odasına ilerledi. Kapının önüne gelince sessizce tıklatıp içeri girdi ve yine annesini her zamanki gibi camın kenarında ayı izlerken gördü.


Annesi bunu çok sık yapardı saatlerce camın önünde oturup ayı izlerdi. Athena oğlunu gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Hala uyumadın mı sen?” diye sordu oturduğu yerden kalkarken.


Omuz silkti Mortis “Damian çok sesli horluyor sesi ta benim odama kadar geldi,” Damian daha beş yaşındaydı ve o yaştta bir çocuğun o kadar horlamayacağını kendi de bilmesine rağmen annesinin yalanına inanmasını umdu.


Athena küçük bir kahkaha atıp oğlunu kucağına aldı “Demek öyle,” derken onunla beraber az önce oturduğu koltuğa doğru ilerledi. Bir an gözü oğlunun elindeki yanığa kaydığında içi sızladı “Mortis.”


“Hım,” diyerek çocuksu bir mırıltı çıkardı. 


“Eline ne oldu?” sesi anında titremişti. Bu soruyu bile sormasının saçma olduğunu biliyordu çünkü oğluna bunu yapan adam ile aynı yastığa başını koyuyordu.


“Mutfakta yaktım,” diye yalan söyledi. Aslında babası elinin üzerine kızgın demiri bastırmıştı, çünkü Mortis akşam yemekte babasıyla saygısız konuşmuş ona karşı çıkmıştı. 


Athena’nın gözünden birkaç damla yaş aktığında Mortis hemen annesinin yaşlarını sildi “Ağlama anne hem o kadar da acımıyor ki,” buda yalandı. Kafasını annesinin boynuna gömdü. “Anne iyi kalpli olmak kötü bir şey mi?” diye sordu uykuya dalarken.


“Bu dünya da iyi kalpli biri olmak cesaret ister ve sen çok cesur bir çocuksun.” dedi Mortis’in saçlarını okşarken. Mortis o gece korkak olduğunu düşündü çünkü kalbinin yeterince iyi olmadığını biliyordu. Henüz dokuz yaşındaydı ama bu hayatın ona adil davranmadığını düşünüyordu. 


“O zaman babamda korkak biri anne, çünkü o hiç iyi kalpli biri değil.”


🏺






Yalan


Bu hayatımın her anında bana eşlik eden yegane şeydi, ben fark etmemiştim, görmemiştim ama oradaydı. Her anımda bana sadece bir adım uzaklıkta duran ve zamanı geldiğinde ortaya çıkan bir belaydı. İnsan yalana alışır mı mıydı? Alışıyordu. İnsan bir zaman sonra sadece kendi yalanlarına değil herkesin yalanlarına da alışıyordu


Saat gecenin biri içimde bir tufan var. Kendi vicdanımla büyük bir savaştaydım, aslında ona karşı hiçbir zaman kazanmayacağımın farkındaydım benimki sadece boşuna bir savaştı. Sadece başka türlüsünü bilmiyordum bu zamana kadar yaptığım en iyi şey savaşmaktı bende bundan daha fazlası yoktu.


Belki de bu yüzden içimde bu kadar nefret vardı, savaşmak için nefretini diri tutman gerekirdi. Bu yüzden kalbim bu kadar can çekişiyordu göğüs kafesimin altında. “Kaldıramazsın”  demişti bana Mortis bilmediği şey ise kalbimin zaten bu nefretin altında çoktan ezildiğiydi.. Ben çoktan ezilmiştim, ruhum ezilmişti bedenim ise savaşmaya devam etmek zorundaydı. 


Herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra sessizce odadan çıkıp aşağı indim. Mortis’in koltukta uyuduğunu fark ettiğimde ise suçluluk yine kendini gösterdi. Uykusunun hafif olduğunu düşündüğüm için adımlarımı sessizce atmaya başladım. 


Peçemi yüzüme kapatıp sessizce kapının kulpunu aşağı çektim, şanslıydım ki kapı sessizce açılmıştı. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım ve kapıyı aralık bıraktım, geri döndüğümde kapıyı vuramazdım sadece kapının rüzgardan çarpmamasını umdum.


Hakimin adamı olan kişinin bana verdiği adrese hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Bu evde kaldığımı biliyor muydu emin değildim ama verdiği adres buraya onbeş dakika uzaklıktaydı. Yine de her ihtimale karşı takip edilip tamamen yerimi deşifre etmemek için yolu uzattım. 


Beyaz iki binanın arasında duran adamı fark ettiğimde hızla oraya gittim, sakin olmam gerektiğinin farkında olmama rağmen belimdeki bıçağı karşımdaki adama saplamamak için kendimi zor tutuyordum. “Ne öğrendin?” diye sordu direkt konuya girerken.


“Hastanede bizi tuzağa düşürdükten sonra size bir şey söyleyeceğimi gerçekten düşünüyor musun?” dedim sert bir sesle.


“Buna mecbursun,” dedi sadece. Bunu yapmadıkları inkar etmediğinde kendi kendime oluşturduğum senaryolarda boşuna çıkmış oldu. Bir çocuğun ölümüne sebep olduğumun doğrulanması yine midemin çalkalanmasına sebep oldu. 


Değilim. Artık değilim.


“Masum bir çocuk öldü!” dedim yüksek ses ile. “Size zaten bilgi getiriyordum, bu tuzağa gerek yoktu,” karşımdaki adamın üzerine yürüdüm. “Bundan sonra yokum! Benden tek kelime bile alamayacaksınız! Evin Ray ile anlaşma ha?” güldüm alayla. “Benim kardeşimin bıçakladığı, kapıma gelip öldürdüm diyen Elena’nın eski sevgilisi Evin Ray! Benim idam edilmeme sebep olan adam! Siz beni ne sanıyorsunuz aptal falan mı!” kafamı iki yana salladım “Bundan sonra sizin kuklanız değilim! Kardeşimi de size bırakmam, kendimi de hain durumuna düşürmem!”


“Onların çok masum olduğunu sanıyorsun değil mi?”


“Sanmıyorum en azından çocukları öldürmüyorlar! En azından bu kadar şerefsizlik yapmıyorlar, siz insan bile değilsiniz!” belimdeki bıçağı çıkarıp karşımda tanımadığım maskeli adam ile aynı hizaya getirdim. “Sizin yanınızda olup size çalışacağıma düşmanımla aynı safta olurum daha iyi.” 


Karşımdaki adam keyifle güldü “Onlardan biri olacağını mı düşünüyorsun? Kendini kandırıyorsun Milena,” dedi alayla. “İhanetini öğrenince seni yanlarında tutarlar mı sanıyorsun? Şu an seni buradan aldırıp tekrardan o idam sandalyesinin üzerine otutturamam mı sanıyorsun?” dediklerini yapacağını biliyordum ama ilk defa ölmekten korkmadım, ölüm gördükten sonra artık ölümden korkmaz olmuştum. “Bitti.” dedim ifadesiz bir şekilde “Bundan sonra size bilgi vermeyeceğim.”


“Kardeşinin parçalarını sana teker teker yollamamızı mı istersin?” kalbim kasıldı. Yine ve yine bana İhanet etmiş olsa bile onun zaafım olduğunu biliyorlardı. Bu riski almak zorundaydım ama bu riski alırken sonuçlarını görmeye hazır mıydım? 


Bir yanda masum bir çocuk?

Bir yanda bana ihanet eden kardeşim.


Artık hiçbir açıklama onu aklamayacaktı biliyordum ama ondan vazgeçemiyordum. Tıpkı masum bir çocuktan vazgeçemeyeceğim gibi. 


“Sana bir hafta süre Milena, iyi düşün öyle tarafını seç. Bir tarafta düşmanların, diğer tarafta kardeşin seçim senin. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim kardeşinin çok iyi olduğunu söyleyemem, sen ne kadar iyi olur, itaat eder bize bilgi verirsen bizde kardeşine o kadar iyi davranırız.” 


“Sakın!” dedim bıçağımı onun boynuna yaslarken diğer kolumla da göğsüne baskı yaptım. “Onun tek tel saçına kimseyi görmem, yapamam sanıyorsunuz ama yaparım. Yemin ederim ateşe veririm her yeri!” 


Pis pis sırıtmaya başladı “Tik tak Milena. Bir haftan var.” 


Geriye çekilip bir adım uzaklaştım, kendim için değil Elena için yaptım. Bir hafta benim için yeterince iyi bir süreydi. Arkamı döndüğümde dudaklarımda küçük bir tebessüm vardı, bu sadece zaman kazanmak için onlara oynadığım bir oyundu. 


Bir yalan söyledim onu ortaya attım kendimi bile inandırdım ve onları kandırdım. Ben bir yalana kandıysam herkesin ona yalana kanmasını sağlardım. Ben yanarsam herkes yanmayı mahkum olurdu, bu oyun kirli oynanacaksa elimi kana bulamışken daha fazla bulamaktan hiç gocunmazdım. 


Eve doğru yaklaştığımda kapıda Mortis’i görmeyi beklemiyordum, kapının önünde durmuş bakışları tam üzerimdeyken dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefes çekti, iki yanağında mezardan bir çukur oluştu. Bakışlarımı onun buz mavisi gözlerinden ayıramazken ona doğru yürümeye devam ettim oda  sigarasını dudaklarının arasından uzaklaştırıp iki parmağının arasına aldı ve dumanını üfledi.


Tam karşısında durduğumda ilk onun konuşmasını bekledim. “Neredeydin?” dediğinde sesinde hala uykunun eserleri vardı.


“Hava almaya çıktım.”


“Neredeydin?” diye yeniledi sorusunu.


Kuruyan dudaklarımı ıslatıp bakışlarımı gözlerinden çekip elindeki sigaraya uzandım. Sigarayı bana vermek yerine geri çekti. Kaşlarım anında çatıldı “Dolaşıyordum.” dedim yine. “Duvarlar üzerime geliyormuş gibi hissediyorum.” tekrardan sigarasına uzandım tekrardan elini benden uzaklaştırdığında kaşlarımı çatıp tekrardan onun gözlerine döndüm. “Niye sigarayı kaçıyorsun Mortis?” 


“Çünkü yalan söylüyorsun.” dedi Mortis. “Yalanı sevmem Milena ve sen bana yalan söylüyorsun.” 


“Yalan söylemiyorum. Hava almaya çıktım çünkü…” onun bakışlarından koparak kafamı yana çevirdim. “Öğrendiklerime hazır değildim. Düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Ne olursa olsun kardeşimden vazgeçemiyorum ona bunu konduramıyorum, belki de bu yüzden doktoru öldürmek istedim. Haklısın işimize yarayacak ama…” sustum bir süre devam edemedim. “O ölürse gerçekler ortadan kaybolur sandım, şimdi daha ağır geliyor. Bir yalan uğruna savaşıyorum artık yaşamak isteyip istemediğimden bile emin değilim.”


Elini çenemin altına yerleştirildiğinde yüzümün ona dönmesini sağladı. Yüzündeki ifadesi her zamanki gibi sert ve kaşları çatıktı. Siyah saçları alnına düşmüştü ve sigaranın dumanı ince ince aramıza sızıyordu. “Yaşayacaksın.” diyen sesi netti. “Bana herkes ölüm der. İsmimim anlamı bu ama bana böyle demelerinin sebebi ismimim anlamı değil. Ben radarıma gireni yaşatmam Milena, bana ters yapanı affetmem öldürürüm hemde acı çektire çektire. Bir yılan gibi vücudunda dolanırım, nefesini keser kanını zehirlerim.” sözleri adeta birer bıçaktı ama bir yandan da ilk defa bana kendini bu denli açıyordu “Ama Milena ben sen yaşa istiyorum. Herkesi öldüren kimsenin yaşamasını istemeyen bu adam senin yaşamanı istiyor.”


“Neden?”


“Yaşamayı seviyorsun. Daha önce benim etrafımda yaşamayı seven kimse olmamıştı.” kalbim sızladı onun için. 


“Seni bu hale ne getirdi Mortis?” diye sordum bütün samimiyetimle. Onu merak ediyordum, içimdeki onu merak etme duygusunu bir türlü söküp atamıyordum. 


Dudaklarının kenarı kıvrıldı ama bu sefer keyiften değildi, sigarayı aramıza getirdi ve dudaklarıma yaklaştırdı. Sigarayı Mortis’in elinden almak yerine dudaklarımı araladım ardından sigaradan derin bir nefes çektiğimde Mortis sigarayı geri çekti. “Acı ve merhamet,” diye sorumu cevapladı.


Dudaklarımın arasında duman aramızda dolaşırken “Mortis,” diye fısıldadım.


“İçeri girelim,” dediğinde daha fazla bu konuda konuşmak istemediğini anladım. “Gün doğunca şu heykelin olduğu odada bulduğumuz işaretlere bakalım. Hala sende duruyor değil mi?”


Eve girerken kafamı salladım “Sence o simgeler bir işimize yarayacak mı dersin?”


“Mısır’da gördüğün hiçbir şekil ve amblem boşuna değildir, hepsinin bir anlamı vardır. Bunu unuttun mu?”  


“Unutmadım, sadece artık neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu bazen bilemiyorum.” kahverengi koltuğa oturduğumda Mortis’de hemen yanıma oturdu. Her şeyini kaybetmiş bir kadına dönüşmüştüm ve bu kaybetmiş kadın düşmanıyla aynı koltuka yan yana oturuyordu. “Ben kötü biri miyim?” diye sordum ona.


Bu soruyu sormam gereken en son kişiydi bu adam ama zaten kimsem yoktu ki. “Bana ihanet etmesine rağmen, onlar ile çalışmasına rağmen hala kardeşimi kurtarmak beni kötü biri mi yapar?”


Ben yere bakarken onun kafasının bana çevrildiğini hissettim “Bunu soracağın en son kişi benim gün yıldızı,” dedi yarı alaylı bir sesle. “Ben iyi biri değilim ama kötü biri olmak ne demek biliyorum ve sen onun yakınından bile geçmiyorsun. Ben kardeşim için bütün Mısır’ı yakardım, o yaşıyor olsaydı yapardım ama şimdi Damian ve Omar içinde yakarım.” 


“Tek ailem o kaldı, beni sırtımdan bıçaklasa bile onu bırakamam. Eğer bir kere onu dinlemeden onu kaybedersem o zaman bu sefer gerçekten ölürüm Mortis. Yaşamayı seviyorum ama onun için ölürüm bile, onun yolunda ölürüm. Benim kimsem kalmadı, bir tek Elena var. Annemi kendi ellerimle gömdüm ben, mezarını unuttum onu rahatsız etmesinler diye. Babamı verdim bu sisteme, bana yalan söylemiş olsa bile o benim babam. Ona kızgın ve kırgınım ama olmayan birine kırılmak kızmak hiçbir şey ifade etmiyor.” ona kendimi ilk defa anlattım ki ihanetimi anlasın. Bir kere de olsa bir insan beni anlasın.


Bunu düşmanımdan beklemek benim zayıflığım oldu. 


“Bu yolda beraber olacağız ama sanma ki senin için. Bende en değerlilerimi kaybetiim onlara bunu borçluyum, onların intikamına adadım hayatımı.” kafamı yerden kaldırıp ona döndüm. Buz mavisi gözlerinde hüzün yoktu sadece öfke vardı.


“Sigaran var mı?” 


“Sende hep sigaralarımı çalıyorsun.” diye söylendi ama bundan rahatsız olduğunu hissetmediğim için ciddiye almadım.


Gözlerimi devirdim “Koskoca hırsız çetesi liderisin onca şey çalıyorsun ben senden sigara çalınca söyleniyorsun. Hayret bir şey!” 


Ceketinin cebinden sigarayı çıkarırken sabır dilenir gibi bir nefes aldı “Kızım sürekli göz devirmesene bana!” bunu yapmamdan gıcık olduğunu bildiğimden daha çok yapasım geliyordu. 


“Kızım mı?” dedim kaşlarımı çatarken “Hayırdır Mortis iki yüz verdim diye hemen kızım falan.”


“Sen mi bana yüz verdin güldürme beni Milena,” sigarayı uzattı “Ayrıca sana özel değil ben genel derim öyle,”


“Yani herkese kızım diyorsun.”


“Bu evdeki herkese derim.”


“Damian’a da mı?” Mortis sorumun saçmalığından dolayı cevap vermeyip bana sigaraya uzattı. Benimkini yaktıktan sonra kendisininkini de yaktı. İkimizde sigara bitene kadar konuşmadık. 


“Doktoru ne yapacağız?” diye sordum merakla.


“Bakacağız. Zamanı geldiğinde öğrenirsin.” diyerek bana güvenmediğini belli etti. Kafamı sallayıp dizlerimi kendime çektim. 


“Sen kendi odanda uyu ben burada uyurum.” dedim net bir sesle. Daha fazla benim yüzümden rahatsız uyumasını istemiyordum.  


“Ben burada rahatım,”


“Ben değilim ama,” dedim bir anda. Mortis’in kaşları havaya kalktığında hızla boğazımı temizledim “Yani yatağın rahat değil, rahatsız yatağın. Sen yat rahatsız yerde, koltuk daha rahat sen git rahatsız yatağında yat.”


“Yatağım rahatsız?” daha çok buna inanmaz gibiydi. Tabiki inanmıyordu kendi yatağının rahatsız olmadığını biliyordu. 


“Odana git Mortis.” 


“Sana ilk geldiğin gün ne dediğimi hatırlıyor musun? Nerede uyursan uyu sonunda yine benim yatağımda uyanacaksın,” 


“Çok beklersin,” dedim aynı o zamanki gibi. “Sana dedim ben sana uyacak bir kadın değilim, olmayacağım.”


Oturduğu yerden kalktığında merdivenleri tırmandı ardından omzunun üzerinden bana baktı “Ben sabırlı bir adamın Milena. Bana meydan okuman sadece hoşuma gidiyor, ayağıma geleceğin günü dört gözle bekliyorum.”


Kafayı yemiş olmalıydı.

Ona asla uymazdım.

Onun ayağına asla gitmezdim.

Bir erkeğe teslim olmazdım.


“Bende senin benim önümde diz çökeceğin günü dört gözle bekliyorum.” 


🏺



Sabaha kadar kafamda dönen tilkiler yüzünden koltukta dönüp durmuştum, en sonunda uykuya yenik düşüp bir kaç saat uyuyabilmiştim. Sabah yine ekip ile heykeli bulduğumuz odada ki  şekiller üzerine konuşmak için erken kalkmıştık. 


Mutfaktaki ada tezgahın etrafında toplandığımızda tezgahın üzerinde telefondaki fotoğrafların birer kopyası vardı. “Her halttan nasıl bir şey çıkabilir anlamıyorum,” diye söylendi Jamail.


Aslında biraz haklıydı. Elimize neye atsak onun altından daha farklı şeyler çıkıyor bizi sürekli başka yerlere götürüyordu. Asıl sorun hiçbir şeyi tam anlamıyla bilemiyor oluşumuzdu, elimizde bir ip vardı ama yarımdı diğer ucunda ne olduğunu göremiyorduk.


“Bunlar ayin sembolüne benziyor,” dedi Adel. Herkes bir anda ona döndüğünde “Ne bakıyorsunuz öyle?” diye kızdı.


“Güzelim sen bunu nereden biliyorsun?” diye sordu Damian.


Adel umursamaz bir şekilde omuz silkti “Küçükken yetimhane de buna benzer şeyler gördüm. Benim yan yatağımda yatan kız böyle şeylere fazlasıyla inanıyordu.” 


“O kızı bulabilir miyiz?” bunu soran Omar olmuştu.


“Kızın ben yetimhaneden çıkmadan önce ruh sağlığı sorunları vardı” derin bir nefes alıp devam etti. “Bana bunları sürekli anlatıyordu o yüzden neyin ne olduğunu az çok biliyorum.” dedikten sonra elini yuvarlağın etrafında gezdirdi. “Bu yuvarlak düzeni temsil ediyor,” ardından üçgenin üç köşesini gösterdi “Üçgen, üç büyük günahı temsil ediyor. Yalan, İhanet ve lanetli kan. Onların ucundaki ateş ise onların yok olması gerektiğini söylüyor. O arkadaşıma göre lanetli kan günahların en büyüğü ama en seçemediğin olanıymış. Soyun senin yerine kötülüğü seçmiştir ve sende buna itaat etmek zorundasındır.” elini dairenin ortasında belirli belirsiz olan şekilde gezdirdi. “Bu çizgi barışı temsil ediyor, ayini yapmak için saf kan lazım. Ancak o zaman dünya üzerindeki lanetin kalkacağını düşünüyorlardı.” eliyle ilk başta yıldıza benzettiğim ama sonrasında güneş olduğunu anladığım kenarlarda gezdirdi “Ama bu güneşin ne anlama geldiğini bilmiyorum.”


 







Kayors, Kayora.


“Hepsi birbiri ile bağlantılı.” dedim yüksek sesle “Kayors, Kayora. Ölüm ve yaşam. Kayors’un soyu biterse dünya üzerindeki bütün kötülüğün yok olacağını düşündüler. Babam onların arasına bir şekilde katılmış olması lazım, günlüğüne yazmıştı. Kanımızda bir şey olduğunu ve peşimize düşeceklerini, ilaç bulduğunu sanıyordu ama aslında bulduğu şey zehirdi.” 


“Herkes bunun bir ilaç olduğunu düşünüyordu.” dedi Aris.


“Bir efsane için…” diye fısıldadı Jasmi. “Bütün bu düzen her şey, sadece bir varsayım için. Bu yüzden kadınların ortaya çıkmasını istemiyorlar. Kayora’nın kanı bütün bu laneti kaldırabilir ve Kayora’nın soyu erkekten değil kızdan devam ediyor.” son kelimeleri söylerken sesi titremişti. 


“Yani anlamadım?” diye araya girdi Omar.


“Hiçbir şeyin değişmesini istemiyorlar,” dedim net bir sesle. “Bazı boşluklar var ama kesin olan şey soyu devam ettirmek istedikleri. Zehirli kan güç demek, gücü devam ettirmek istiyorlar. Şifalı kan onları engelliyor yaşam ve ölüm aynı anda olmaz. Ya yaşam olacak ya da ölüm. Bir tarafın daha baskın gelmesi lazım ve onlar kendi soylarının baskın gelmesini istiyorlar.”


“Peki ilaç?”


“Bilmiyorum,” dedim çaresizce. “Anlamıyorum.” ellerimi kısa olan saçlarımdan geçirdim. “Boşluk var. Babamı bulursam belki bize yardım edebilir.”


“Yaşadığından emin misin?” diye sordu Jamail.


Kafamı iki yana salladı “Harika o zaman yine elimizde bir şey yok. Bakın bu düzenden bende memnun değilim ama bunun için ölmeye değmez.” dedi Jamail.


“Sizi bilmem ama ben bu işin peşini bırakmayacağım.”


“Sana bol şans o zaman.”  derken Jamail çoktan geri çekilmişti bile. 


Jamail’in benim peşimden gelmesini beklemediğim için onu umursamadan Adel’e döndüm. “O kız hala yurtta mı diye bakabilir miyiz?”  


“Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum, hem o kızın ruh sağlığı bile yerinde değildi.” diye açıkladı. Bunu beni geri döndürmek için yapıyordu ama bir kere ipin ucunu tutmuştum bir daha bırakamazdım. 


“Gitmek istiyorum, sadece bana adres ve isim ver,” 


“Mortis sen niye bu kadar sessizsin? Bunun sadece boşuna bir uğraş olduğunu bir tek ben mi düşünüyorum?” Jamail bunu söylerken sesini yükseltmişti. Onlardan bir şey istememe rağmen neden bu kadar yükseldiğini anlamamıştım. 


Mortis’in sesi aramıza bir taş gibi girdi. “Jamail yeter,” sesindeki otoriterlik bu durumdan hoşlanmadığını belli ediyordu. “Düşünüyorum ve o zamana kadar hepiniz burada kalacaksınız.” 


“Oraya tek başına mı gitmeyi düşünüyorsun?” diye sordum sert bir sesle. Bunu asla kabul etmeyeceğimi biliyor olması lazımdı. Beni geride bırakıp öylece gidemezdi, ona güvenmiyordum gidip o kıza zarar verip bir şey yapmayacağını bilemezdim. 


“Düşüneceğim dedim Milena ve ben bir karar verene kadar kimse bir yere gitmeyecek!” 


Hemen oturduğum yerden kalktım “Senin düşünmeni bekleyeceğimi sanıyorsan çok beklersin. Ben gidiyorum.” kararlıydım ve bu kararımdan dönmeyecektim.  


“Araba sürmeyi bile bilmiyorsun!” diye bağırdı arkamı döndüğüm sırada. “Nasıl gideceksin! Sadece kendini yakalatacaksın!” sözleri kanımın kaynamasına sebep oldu.


Hızla arkamı dönüp ona doğru adımladım “Eğer bu aşağılık sistem izin verseydi bende araba sürmeyi öğrenirdim!” bende onun yüzüne bağırdığımda bakışlarından söylediklerine pişman olduğunu anladım. “Sürekli eksiklerimi yüzüme vurmana gerek yok! Benim yaşadığımı kimse yaşamasın diye uğraşıyorum zaten!” 


“Milena,” Omar’ın sesini duydum ama ona bakmadım. 


“Hepiniz aynısınız! Sadece bir an değiştiğinizi ve gerçekten bana yardım edeceğinizi bu işe beraber olduğumu düşünmüştüm, azcık düşündüm ama yanılmışım!” içimdeki öfke belki onlara değildi ama bunu umursamadım. Her zaman konuşurken on kere düşünen ben bu sefer düşünmedim.


“Milena haksızlık ediyorsun,” dedi Damian. “Hepimiz senin kadar bu düzeni değiştirmek istiyoruz ama duygularımız ile hareket edemeyiz. Mantıklı karar vermeliyiz ki kaybeden değil kazanan olalım.” oturduğu yerden kalkıp benim ile Mortis’in arasına girdi. “Bize bağırmak içini soğutacaksa durma bunu yap ama bunun kimseye faydası yok. Mortis bizim ekibin beyni o bir şey için düşünüyorsa daha büyük oynamak içindir.” 


İçimde bir yer buna hak veriyordu ama ben o yeri asla dinlemezdim. “Ben…” derin bir nefes aldım. “Özür dilerim öyle demek istemedim sadece…” kelimeler ağzımdan çıkamadı.


“Biliyorum.” diyerek beni anladığını gösterdi. “Başka türlüsünü bilmiyorsun belki ama sadece bazen beklemek gerekir,”  kafamı salladım. Sandalyeme geri oturduğumda diğer bir yalanıma onların da kanmasını sağladım.


Karşındakine zayıf olduğunu gösterirsen senin aciz olduğunu düşünür ama asıl bilmediği şey bütün iplerin senin elinde olduğudur. Onların vicdanı ile oynamak gurur duyduğum bir şey değildi ama buna mecburdum, bana güvenmelerini sağlamam lazımdı. Elena’yı kurtarmak için herşeyden herkesten vazgeçerdim, kendimden, kalbimden bile vazgeçerdim. 


Tanrı bunu yaptığım için beni asla affetmeyecek biliyordum ama başka şansım yoktu. Onları zayıf olduğuma inandırmaktan başka çarem yoktu. Kardeşimi bulmak için onları kullanmaktan başka şansım yoktu. 


Bir yalan söyledim, ona önce kendim sonra herkes kandı. 


🏺




“Ben yetimhaneye gideceğim sizde beni bekleyeceksiniz,” evet geceye kadar düşünüp Mortis’in bulduğu çözüm buydu. Tek başına yetimhaneye gitmek, bunun saçma fikir olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğunu düşünüyordum.


“Tek başına gidemezsin bende geleceğim.” dedim kapıya doğru ilerlerken. 


“Tanınma ihtimalini riske atamayız.” dedi Mortis.


“Biz niye gelmiyoruz ağabey?”


Cevabı yine oldukça netti “Çünkü kalabalık gitmek dikkat çeker, siz uzaktan izleseniz yeter.” 


“Tamam işte onlar uzaktan izlesin ben geleyim.” hala gelmekte ısrarcıydım. 


“Milena-” devamını getirmesine izin vermeden sözünü kestim “Gerekirse arabadan çıkmam, yanından ayrılamam. Peçe takarım sen gider gelirsin bu yüzden tanınmam.” buz mavisi gözlerime bakarken ifademden asla taviz vermedim. “Biliyorsun her halükarda  peşinden gelmenin bir yolunu bulurum.” 


“Gerçekten başımın belası oldun iyice,” 


“Bunu iltifat olarak algıladım,” dedim zaferle. bana karşı hiçbir zaman kazanamayacaktı bunu biliyordum. Ben her zaman kazanırdım, kaybederken bile kazanmanın bir yolunu bulurdum. 


“Arabanızı arkadan izleseydik bari,”


“Gerek yok Aris. Sanki daha önce hiç yapmamışım gibi davranmayın. Koskoca çete lideriyiz evham yaptığınız şeye bakın.” bunu yarı alayla söylemişti. “Size haber vereceğim, sıkıntı yok. Mortis Badh’ı yenecek adam daha anasının karnından doğmadı,” dudaklarında tehlikeli bir kıvrım oluştu. 


Seni bir kadın yenecek Mortis. 


Beraber evden çıktığımızda Mortis motoruna doğru ilerlemişti, kaskı takmadan motoruna yaptığı ön taraftaki bagaj kısmından iki tan peçe çıkardı. Birini bana uzatırken diğerini de kendi başının etrafından doladı şuan gözüken tek şey buz mavisi gözleriydi. 


“Araba ile gideceğimizi sanıyordum?”


“Böyle daha az dikkat çekeriz,”


Kafamı sallayıp bende kendi peçemi taktıktan sonra elindeki kaskı aldım. “Motordan iki tan ürettiğini söylemiştin. Neden iki tane?” bu detay birden aklıma gelmişti. 


Kendi kaskını taktıktan sonra tekrardan bana döndü “Çünkü onun da sahibinin bir gün geleceğini biliyorum.”


“Peki o motorun sahibi kim olacak dersin?” 


“Diğeri benim olanın olacak. İki motor ürettim çünkü biri benimse diğeri de benim olanın olmalı, hemde sonsuza kadar.” bu konuda kendine güvendiği kesindi.


“O kadar eminsin yani birinin senin ile sonsuza kadar olacağına?” 


“Eminim. Çünkü biri benim olursa bende onun olurum. Ben benim olanı bırakmam, bir parçamı verdiğim kişinin gitmesine izin vermem.” derken sesi netti.


Kaşlarımı hayretle havaya kaldırdım “Onu da kendine mahkum edeceksin yani?” dedim yarı alayla.


“Kendimi de onu mahkum edeceğim.”  dedikten sonra motora bindi ve bende beklemeden arkasına oturdum.


Kendini birine mahkum etmek. Bunlar büyük sözlerdi, kendimi birine mahkum ettiğim bir hayatı düşünemiyordum. Özgürlüğümden olup beni kendine esir edecek bir ilişkinin içinde olma düşüncesi nefes almamı engelliyordu. Motor çalıştığında kendime geldim “Bence,” dedim onun duyabileceği bir sesle. “Eğer birinin senin olduğunu düşünüyorsan onu kendine mahkum etmemelisin. Bu sadece o insana eziyet verir, onu bırak ki dönüp dolaşıp günün sonunda yine sana gelsin.”  


Bana bir şey söylemezken Adel’in bize verdiği yetimhaneye çoktan varmıştık bile. Mortis kaskını çıkarıp motordan inerken bende onunla beraber indim. Kaskı motorun koltuğuna koyduktan sonra cebinden bir silah çıkarıp bana uzattı “Bunu al ve burada bekle.”


Elini geri iterken bende kaskımı çıkardım “Seninle geliyorum ayrıca silah kullanmayı da pek iyi bilmiyorum. Yani biri bana saldırmak isterse yapabileceğim tek şey bıçak fırlatmak olur ki bu karanlıkta onu yapabilir miyim emin değilim.” kısa süre bana baktıktan sonra ikna olmuş olacak ki silahını geri beline koydu.


“Sakın yanımdan ayrılma arka kapıdan gireceğiz.”


Dudaklarımda küçük bir zafer gülümsemesi oluştu “Ayrılmam.” dedim.


Sessiz adımlar ile binanın etrafını dolaşırken güvenliğe yakalanmamak için normalden daha dikkatli oluyorduk. Mortis önden ilerlerken bende onun arkasındaydım. Arka kapıya vardığımızda cebinden bir maymuncuk çıkardı ve büyük bir ustalıkta tek seferde maymuncuğu kapı deliğine sokup çevirdi. Kapı sessiz bir clik sesiyle açıldığında yine önce Mortis girdi. 

 

“Diğerlerini uyandırmadan ona nasıl bulacağız


“Kızın odası bu katta,” diye fısıldadı Mortis. “Adel’in dediğine göre tek kalıyormuş hala şanslıysak yine tektir.” kafamı sallarken iyice ürpermeye başlamıştım. Koridorun tamamen karanlık olmasını engelleyen tek şey arada sırada yanan floresan lambaydı. “Burası sadece bana mı ürkütücü geliyor?” diye sordum fısıltıyla. Bu sırada korktuğum için biraz daha Mortis’e yaklaşmıştım.


“Korkuyor musun?” 


“Hayır,” aynen Milena şuan herkes buna inandı. Kesinlikle yalan söylüyordum şuan en ufak ses bile duysam korkudan bayılabilirdim. 


Eli anında bileğime sarılırken beni daha da yakınına çekti “Korkma ben burdayım sana bir şey olmasına izin vermem.” sözleri korkumun azalmasına yetmedi ama içim bir nebze olsun sakinleşti. Koridorun sonundaki odanın kapısını açtığında camın önünde durup dışarıyı izleyen kızı görmek korkumu iyice artırdı. 


Ani bir refleks ile bende Mortis’in koluna sarıldım. Bu kız neden burada deccal gibi durup dışarıyı izliyordu bilmiyordum ama bu beni daha da korkutuyordu. “Sonunda geldiniz demek,” kızın sesini duymam ile olduğum yerde irkildim.


“Siktir!” diye fısıldadım korkuyla. “Geleceğimizi nasıl biliyor olabilir?”


Mortis soruma cevap vermezken odanın ortasına doğru ilerledi. O sırada kız camın önünden çekilip bize doğru döndüğünde bakışları ilk olarak bana döndü “Biraz tuhaf oldu biliyorum,” diyen sesi yumuşaktı. Yüzünü tam olarak seçemiyordum sadece ay ışığının gösterdiği kadarını, yüzünün yarısnı görüyordum. “Aslında yanındaki bu adamın geleceğini bahçeden gördüm ama senin geleceğini biliyordum.”


Korkum yerini meraka bıraktığında Mortis’in arkasından çekilip bir adım öne çıktım. “Nasıl?”


“Rüyamda gördüm.” derin bir iç çekti “Bir kadın gelecek…” bana doğru bir adım attı “ve Mısır’ın kıyameti olacak.” bana biraz daha yaklaştığında ancak o zaman elinde bir kitap tuttuğunu fark ettim. “Sen Mısır’ın kıyameti olacaksın.” elindeki kitabı bana uzattı. “Bunu al ve buradan git.”


“İyi de neden bunu bana veriyorsun ki?” diye sordum anlamayarak. “Ayrıca seninle konuşmak istiyordum.”


Kafasını iki yana sallarken kitabı ısrarla bana uzattı “Bana deli diyorlar. Deli değilim ben!” kitabı tekrardan alamam için uzattı “Al ve git.”


Kitabı elinden alırken “Deli değilsin,” dedim ona. “Bana anlatırsan ben dinlerim seni. İnanırım sana.”


“Gelecekler, onlardan kaçmalısın. Savaşırsan kazanamazsın!” bunu daha çok sayıklar gibi söylemişti.


“Onlar kim?”


“Git!” diye inledi ellerini kulaklarıyla kapatırken. “Kaç ya da savaş!” 


“Onlar kim?” diye yeniledim sorumu. 


“Git!” 


“Lütfen bana yardım et! Kardeşimi bulmam lazım! Onlar kim!” diye adeta yalvarırken aniden durdu. Ellerini kulaklarından çekip bakışlarını bana değdirdi. 


“Kahinler.” 


“Ne biliyorsun? Bana anlatabilirsin,” 


“Olmaz görmen lazım! Bir kurbana ihtiyaç var! Kaç bu ülkeden!” bu sefer adeta haykırmıştı. 


“Kim var orada?” dışarıdan gelen ses ile beraber Mortis bileğimi çekti “Gidiyoruz!”


Ne kadar gitmek istemesem de başka şansımız yoktu, yakalanmayı göze alamazdık bu yüzden Mortis’e uyup onun peşinden gittim. Ayak sesleri odaya doğru gelirken Mortis kızın camını açtı ve oradan atladı, zaten giriş kat olduğu yer alçaktı. 


“Atla hadi ben tutacağım seni,” dediğinde kitaba daha da sıkı sarılıp onun kollarına atladım. Elleri belimi sıkı sıkı kavrarken dikkatli bir şekilde beni yere bıraktı. “Az önce orada ne oldu?” dedim dehşetle motora doğru ilerlerken.


“Bir deliye inanmayı seçtik.”


“Deli olduğunu düşünmüyorum.” dedim kaskı takarken.


“Bende,” diye onayladı beni.


“Ama az önce-”


“Kafam sik gibi Milena, bunu sonraya saklayalım.” ne diyeceğimi bilemediğim için sustum sadece. Eve dönüş yolu her zamankinden daha sessiz geçti. Ekibin kaldığı eve gelmek yerine Mortis’in kaldığı eve geldik. “Ekibin yanına dönmeyecek miyiz?”


“Biraz düşünmem lazım, şuan soru kaldıracak kafam yok.” dediğinde kafasını meşgul edenin ne olduğunu merak ettim. Kitabı iyice göğsüme çektiğimde onunla beraber binaya girdik ardından asansöre girip düğmeye bastım. Mortis düşünceli bir şekilde asansör kapısına bakıyordu ve ben onu ilk defa bu kadar düşünceli bir şekilde görüyordum.


“Mortis, her şey yolunda mı?” diye sordum kısık bir sesle. 


Bana cevap vermedi hatta bana kalırsa beni hiç duymamıştı bile. Asansörün kapısı açıldığında önden o çıktı sonra ben çıktım. Evin kapısını açtığında içeri girdi bende peşinden girdim ancak o banyoya doğru ilerlediğinde daha fazla bir şey sormadım.


Bir anda ne olduğunu anlamıştım ama oradaki bir şeyin onu etkilediğini anlamıştım. Kapıyı kapatıp oturma odasına girdiğimde elimdeki kitabı orta sehpanın üzerine koydum ve koltuğa oturup dizlerimi kendime çektim. Kitap kahverengi deri ama bir o kadar da eski bir kitaptı. Kenarlarında sarmaşığa benzeyen işlemeler, tam ortasında ise görkemli ve iyi işlenmiş bir gül duruyordu. 



 Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordum ama Mortis alnına düşen ıslak saçları ile odaya girerken kafamı kitaptan kaldırdım ve ona döndüm. Dolaptan bir bira aldı ve kafasına dikledi. 


“Her şey yolunda mı?” koltukta yanıma otururken bakışları karşısındaki tuvallere çevrildi. “Mortis?”


“Senlik bir şey yok,” dedi kuru bir sesle.


“Ama bir şeyler var.”


“Seni ilgilendirmiyor.” birasından birkaç büyük yudum aldı.


“Sen bilirsin.” dedim sadece. Anlatmak istemiyorsa onu zorlamayacaktım. “Bu kitapta ne olduğuna yarın bakacağım ama oradaki kızda bir şey vardı.”


“Milena,” dedi bıkkın bir sesle. “Sonra.”


Kaşlarım çatıldı “Ne oluyor şimdi böyle birden bire,” diye yükseldim bir an.


“Olan bir şey yok şuan kafam kazan gibi daha fazla ses duyma istemiyorum.” kelimeleri netti açıkça bana sus diyordu. Bir sorun vardı ve bu yüzden bana duvarlar örüyordu. 


Sağ elinde tuttuğu biraya uzandığımda bir an elinin üzerindeki doku içimi ürpertti. Ona ne olduğunu sormak istedim ama yine sustum. “Peki, bu gece sessizlik oyunu oynuyorsan sana eşlik edeceğim.” biradan bir yudum alıp ona şişeyi geri uzattım ardından kafamı çevirip onun yan profilini izledim “Yarın normale dönsen iyi edersin.” yine bir şey söylemedi bakışları karşıdaki annesinin yaptığını söylediği tablolardayken tamamen uyuşana kadar sigara ve bira içti. Ben ise onu izledim. 


Umarım bölümü beğenmişsinizdir haftaya tekrardan bölümde buluşalım


Sesini Duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle






Yorumlar

  1. Sjsjsjsjdjd sabah erken saate okudum bı an diyomki mortis kim aq
    Yine mükemmeldi💖

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar